nietzsche etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nietzsche etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2024 Salı

15 EKİM


1581 ilk bale, catherine de' medici tarafından sipariş edilen ballet comique de la reine paris'te sahnelenmiş

1886 modest mussorgsky'nin müzikal fantezisi çıplak dağda bir gece'nin dünya prömiyeri rusya'nın st. petersburg kentindeki kononov salonu'nda gerçekleştirilmiş

1888 friedrich nietzsche 44. doğum gününde otobiyografisi ecce homo'yu yazmaya karar vermiş

1905 claude debussy'nin la mer adlı senfonik eskizinin dünya prömiyeri paris'te gerçekleştirilmiş

1924 andre breton sürrealist manifesto'yu paris'te yayınlamış 

1940 charlie chaplin'in yönettiği ve başrolünde oynadığı the great dictator gösterime girmiş 

1991 jean genet'nin hizmetçiler oyununu ilk defa seyrettim; istanbul devlet tiyatrosu yapımını reha erdem yönetiyordu, başrollerde nurinisa yıldırım ve gönen bozbey oynuyorlardı

2005 tord gustavsen'i trio'suyla ilk defa konserde dinledim; cemal reşit rey konser salonu'ndaydı

2009 aya irini müzesi'nde vassilis tsabropoulos konserine gittim

2015 tiger lilies'in martin tulinius rejisiyle sahnelediği tiger lilies performs hamlet'i istanbul zorlu psm'de seyrettim


 

29 Aralık 2022 Perşembe

on soruluk sohbetler 85: christian lollike

Fotoğraf: Emilia Therese

Yeni Metin Festivali kapsamında bu yıl ilk ayağı yapılan Nordic Focus (İskandinav Odağı)’nın katılımcıları arasında Danimarkalı oyun yazarı ve tiyatro yönetmeni Christian Lollike da vardı. Danimarka Büyükelçiliği, Danimarka Kültür Enstitüsü, Danimarka Dışişleri Bakanlığı, Danimarka Kültür Bakanlığı, Danimarka Konsolosluğu, İsveç Başkonsolosluğu, İsveç Araştırma Enstitüsü ve İsveç Sanat Konseyi tarafından desteklenen etkinlik kapsamında Lollike’ın Kozmik Korku Ya Da Brad Pitt’in Paranoyaya Kapıldığı Gün adlı oyununun okuması da gerçekleştirildi. Sahne ve enstalasyon sanatıyla tiyatrolarda, kamusal alanlarda ve sanal platformlarda çalışmış olan Lollike, birçok tiyatro metni üretmekte. Oyunları Avrupa içinde ve dışında sahnelenmeye devam ederken, yönetmen olarak; bale, opera enstalasyonu ve bir siyasi parti yönetti. Danimarka’nın yenilikçi oyun yazarı ve sanatçılarından biri olarak gösterilen Lollike, ülkesinde çok sayıda sahne sanatları ödülü kazandı. Christian Lollike, Sort/Hvid'de Sanat Yönetmenliği görevini sürdürüyor.

İyi bir oyunun/oyun yazarlığının özü sizce nedir?
Dünyamız hakkında bilmediğimizi bilmediğimiz bir şeyi söyleyebilmeniz. Çoğu zaman bunu nasıl anlattığınızla ilgili.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Okulda projelerimi bilen birçok insanla tanıştım. Onları nasıl etkilediğini anlatıyorlar. Bu bence bir dönüşüm. Ayrıca performanslarımdan bazılarının insanların bir şeyler hakkındaki düşüncelerini değiştiren bir tartışma yarattığını düşünüyorum. Bu bana yeter.

Bir metin üzerinde çalışırken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
Geleceğe dair hayallerimle ve umutlarımla iş üretiyor ve neden böyle olduklarını anlamaya çalışıyorum. Hangi fikirler üzerine inşa edildiklerini anlamaya...

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Yazmaya başlamadan önce veya bitirdikten çok sonra olabilir ve bazı oyunlar asla doğru başlığı bulamayabilir. Ve bundan nefret ediyorum.

Size ilham verdiğini düşündüğünüz bir yazar, sanatçı veya biri/leri var mı, varsa kimler?
Etkilendiğim çok kişi var. Sanırım David Bowie ilkti. Bir şekilde bana yazar olarak tek bir iç sesin olmadığını öğretti. Farklı maskelerle çalışabilindiğini ve bu şekilde stili değiştirebileceğinizi. Søren Kiekegaard aslında aynısını yaptı. Dostoyevski ve Nietzsche ise hayata ve sanata yaklaşımımda üzerimde en fazla etkiye sahip olan iki yazar.

Geri kalan beş soruyu ve cevaplarını merak ediyorsanız tıklayın.

19 Temmuz 2013 Cuma

"do the people in this town know how to love?" / kabaret warszawki, krzysztof warlikowski

sahneye bir adam gelir, bir çocukluk anısını anlatır: "kız gibi dans etme" demiştir bir kız arkadaşı, o ise "kız gibi değil kendim gibi dans ediyorum, olduğum gibi" diye cevap vermiştir. dedesi ise ona ginger’ın nerede diye sormuştur bir keresinde. çok sonraları, büyüyünce dedesinin ne demek istediğini anlamıştır adam; nihayet ginger'ını bulmuştur. 
o ana kadar sol profilinden gördüğümüz bıyıklı adam 180 derece döner bize sağ profilini gösterir: yüzünün sağ tarafı bir kadın gibi makyajlıdır.
adamın bir yanı fred bir yanı ginger’dır..



avignon festivali'nde bu akşam kryzsztof warlikowski'nin "kabaret warszawski" adlı son yapımı sahnelenmeye başlıyor. oyun, festivalin son 10 yıldır artistik direktörleri olan hortense archambault ile vincent baudriller bu görevden ayrılmadan önce festivale kazandırdıkları 600 kişilik çağdaş gösteri sanatları merkezi La FabricA'da gerçekleşecek. binanın mimari maria gdlewska da, warlikowski gibi leh.

"kabaret warszawski" beş saatlik bir oyun. iki bölümden oluşuyor. ilk bölüm iki saat, daha sonra yarım saat ara veriliyor ve ikinci bölüm 2.5 saat sürüyor.
ilk bölüm mayıs ayında varşova'da topluluğun mekanı nowy teatr'da sahnelendi. iki bölüm birlikte ilk defa gdynia'daki açıkhava müzik festivali open'er kapsamında gösterildi. topluluk bu gösterileri garip bir şekilde "polonya prömiyeri" olarak adlandırdı, ama aslında "dünya prömiyeri" idi, çünkü oyun ilk defa bütün haliyle open'er'de seyirci karşısına çıkmış oldu.

"kabaret warszawski" varşova kabaresi demek, ancak oyunun geçtiği yerlerin varşova ile direkt bir alakası yok. ilk bölüm berlin'de, ikinci bölüm new york'ta geçiyor. iki bölüm zaman olarak da farklılar: ilk bölüm ikinci dünya savaşı'nın hemen öncesinde, ikinci bölüm dünya ticaret merkezi saldırısının öncesi ve sonrasında.
warlikowski zaman ve mekanı aşarak; cinsellik, tabular, ırkçılık, özgürlük ve sanat üzerinden yeni çağın varşovası'ndaki -ve bence dünyanın herhangi bir metropolündeki- atmosferi, ortamı resmediyor sahnede.






ilk bölüm john van druten'in "i am a camera" adlı oyunundan uyarlanmış. çoğumuzun bildiği ünlü "cabaret" müzikalinin de teksti olan oyun, yine çoğumuzun bildiği gibi aslında christopher isherwood'un "goodbye to berlin" adlı romanından uyarlama.
warlikowski'nin druten'in oyununu kullanmasının nedeni, "cabaret"nin yayın hakkı sahiplerinin müzikalin hiç bir şekilde değiştirilmesine izin vermiyor oluşuymuş. tahmin edileceği üzere warlikowski "kabare"yi oldukça sivridilli, keskin gözlem içeren ve lafını sakınmayan bir hale çevirmiş.
"cabaret"nin müzikleri yerineyse, örneğin başka bir amerikan müzikalinden, "sweet charity"den ünlü "hey big spender" şarkısı gibi, "my funny valentine" gibi standartlar, ve ayrıca gainsbourg'dan cohen'e arıza şarkılar kullanılmış.

başroldeki clifford karakterinin -isherwood'un romanının otobiyografik öğeler taşıması dolayısıyla meraklısının zaten bildiği, ancak "cabaret" müzikalinde üstü örtülmüş olan- biseksüelliği; cliff ile sally'nin -"cabaret"de de bir nazi'ye dönüşen ernst karakterinin serbest bir yorumu olan- zengin aristokrat alman ernst'in "kapatma"ları olma girişimleri; ernst'in annesinin wagner hayranlığıyla belirginleşen faşizm; sally'nin cliff'i terk ettikten sonra kelli felli kabare müdürü ile birlikte olmaya başlaması ve müdürün zaman içinde görsel olarak hitler'e dönüşmesi; ve en sonunda sally'nin oscar ödülleri benzeri bir törenle kadın oyuncu ödülü alması gibi sahneler warlikowski'nin "kabare"sinin faşizmin izini neredeyse günümüze ve amerika'ya kadar sürdüğü benzersiz ve sıkı bir dramaturjinin nefeskesici ipuçları..

"kabaret warszawski"nin ikinci bölümü bu sefer bambaşka bir ortama götürüyor bizi; ilk bölümde faşizmin izlerini sürerken, ikinci bölümde cinsellik ve tabular üzerinden günümüz metropol insanının tatminsiz, iktidarsız ve sevgisiz ilişkilerine odaklanıyoruz. tabii ki iki bölüm de özgürlük ve bütün bu temaların sanat ile olan ilişkisini sorgulamaktan geri kalmıyor. örneğin, ilk bölümde karakterlerin tartıştığı wagner ve müziği, ikinci bölümde 9/11 saldırılarının radiohead müziği eşliğinde sergilenmesi.
sahne tasarımı iki bölümde de aynı, çünkü aslında uyarlanan iki yapıtın da kalbinde kabare-kulüp mekanları var: ilk bölümde bütün olaylar sally'nin çalıştığı kabarenin etrafında dönerken, ikinci bölümün uyarlandığı filme adını veren mekan, cinsel özgürlüğün keşfedildiği ve kazanıldığı gizli yeraltı kulübü "shortbus".
"kabare" zaten bütünüyle gizli saklı duyguların, yasak fikirlerin özgürce ortaya döküldüğü, tabuların özgürce yaşandığı, sıkı bir refah toplumu, burjuvazi, konformizm eleştirisi yapılan bir gösteri mekanı değil midir..






ikinci bölüm john cameron mitchell'in 2006 tarihli "shortbus" adlı filminden uyarlanmış. mitchell'i en iyi, transeksüel bir punk rock şarkıcısının hikayesi anlattığı muhteşem, hiperaktif, zıpır ilk filmi "hedwig and the angry inch"ten ve çocuğunu kaybeden ailenin ağırbaşlı psikolojik draması nicole kidman'lı "rabbit hole"den hatırlıyordum, ama "shortbus" hiç bir şey ifade etmiyordu benim için. youtube'da filmi bulunca nedenini anladım; pornoya yaklaşan cesur ve cüretkar sahneleri ve bütün rahatlığıyla eşcinselliği konu alan bu film sadece bizim buralarda değil, dünyanın genelinde öyle pek bir genel dağıtım şansı bulamadı herhalde. tavsiye ederim youtube'dan bütününü sansürsüz izleyebilirsiniz.

ve tabii oyundan sonra, filmi merakla arayıp bulup izleyince, bir kere daha warlikowski'nin ne kadar inanılmaz ve büyük bir tiyatro adamı, sahne büyücüsü, duygu yaratıcısı olduğuna kanaat getirdim.
mitchell'in filmi her ne kadar merkezine aldığı cesur eşcinsellik teması ve görüntülerin cüretkarlığıyla prim toplasa da, film son tahlilde hiç inandırıcı olmayan, herkesin sonunda mutlu mesut olduğu bir amerikan filmi havasından farklı bir seviyeye ulaşamıyordu. belki, "cinsel özgürlüğü kazanma" uğruna böylesine abartılı bir heyecanla umut pompalayan bir son kabul edilebilir, bilemiyorum.






warlikowski'nin "shortbus"ı ise had safhada şiirsel ama sapına kadar da gerçekçi; büyülü olduğu kadar melankolik; parıltısıyla göz aldığından daha fazla yürek burkan; cilveli ve haşin bir uyarlama.

örneğin; warlikowski hikayenin akışını radikal bir şekilde kesintiye uğratıp, yaklaşık yarım saat süren bir sekansta, kasttan sadece iki dansçının koreografisi, arka arkaya radiohead'in "kid a" albümünden müzikler ve sahneyi kaplayan yoğun duman eşliğinde ikiz kulelere yapılan terorist saldırının duygusunu yaşattı bize.
ardından dansçılardan biri sahnenin ortasındaki kırmızı kadife kaplı tabuta girdi ve tepeden durmamacasına parıltılı kağıtlar yağmaya başladı; sanki, o 9/11 görsellerinden hatırladığımız havada uçuşan kağıt parçalarının başkalaşmış halleriydiler o parıltılar.
o sırada yan taraftaki upuzun koltukta oturan oyunun diğer karakterlerinin hepsi -gerçek- joint tüttürmekte başlamışlardı bile (oyuncular sahnede birbirlerine "ister misin" diye seslenerek joint'ı elden ele uzatırlarken seyircilerden birinin elini kaldırıp "buraya da" demesi oyuna ayrı bir katman eklemedi değil).
ardından hep beraber, tabutta üstü bütünüyle parıltı kaplanmış bedenin cenazesini düzenlediler. tabutu hep birlikte kaldırıp sahnenin en gerisine gidip, hızlanarak biz seyircilere doğru taşıdılar defalarca; nihilizm ile çoşku arasında bir yerlerde asılıydık o anda hepimiz!




ve herhalde beş saatlik bir oyun bu kadar şiirsel, dingin, içli ve melankolik bir sekansla; seyirciyi "düşürmeden", umutsuzluğa sevk etmeden, seyircinin içine oturtmadan; ancak yine de, iyice kabarmış yoğun duygularla ağlatmaktan da geri kalmayan bir sahne ile bitirilebilirdi; ancak warlikowski gibi bir usta bu bıçak sırtı dengeyi, ince dozu ayarlayabilirdi.
ikinci bölüm sırasında tanıdığımız karakterler geniş ve derin sahnenin her bir noktasına dağılmışlari hepsi kendi mekanlarını yaratmışlardır bulundukları noktalarda. hiç biri özgürleşememiş, bazıları ölmüş, bazıları yitmiştir. ve sahneyi çevreleyen duvarlardan ikisine yansıtılan rüyamsı bir deniz içi (belki de göl içi, durgun bir su altı, herşeyin gömülü olduğu, akıntısı olmayan) görüntüsü bütün bu karakterleri başka bir dünyada bir araya getirdi, birleştirdi. o dünya maalesef yaşadığımız bu dünya değildi.. 

sadece van duren'in oyunundan ve mitchell'in filminden değil ingmar bergman, tony kushner, nietzsche, patti smith, justin vivian bond, jonathan littell ve john maxwell coetzee'nin metinlerinden de yararlanan ve bunlarla zenginleştirilerek katmanları çoğaltılan (ve burada ancak çok azını aktarabildiğim) "kabaret warszawki" hakkındaki izlenimlerimi burada noktalarken sizleri oyunun fragmanı ile başbaşa bırakıyorum: