hans fallada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hans fallada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2024 Pazar

22 ARALIK


1808 ludwig van beethoven'ın 5. senfoni, 6. senfoni "pastorale", piyano, koro ve orkestra için fantasia ve 4. piyano konçertosu'nun dünya prömiyerleri viyana yakınlarındaki theater an der wien'de dört saat süren bir konserle gerçekleştirilmiş; bestecinin piyanonun başında oturduğu performans, orkestradaki müzisyenlerin yeterince prova yapmamış olması ve tiyatronun ısıtılmaması nedeniyle tatsız geçmiş

1894 empresyonizmin müzik alanındaki ilk önemli eseri olan claude debussy'nin prélude à l'après-midi d'un faune adlı orkestra eserinin dünya prömiyeri paris'te gerçekleştirilmiş

1965 boris pasternak'ın romanından uyarlanan, david lean'in yönettiği ve ömer şerif ile julie christie'nin başrollerinde oynadıkları doktor jivago filmi gösterime girmiş

1967 mike nichols'un yönettiği, başrollerinde dustin hoffman ve anne bancroft'un oynadıkları the graduate gösterime girmiş

1984 madonna'nın like a virgin single'ı altı hafta boyunca bir numarada kaldı

2013 hamburg'da thalia theater hamburg yapımı, luc perceval'in yönettiği ve hans fallada'nın kitabından uyarladığı jeder stribt für sich allein'i seyrettim



16 Mart 2021 Salı

belçika'nın faşizmle valsi

[Bu yazı 14.03.2021 tarihinde Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.]


1957 doğumlu Belçikalı tiyatro yönetmeni Luk Perceval’in ülkesinin karanlık geçmişi hakkında yaptığı ve başlık olarak her birine Belçika bayrağının renklerinden birini verdiği üçlemesinin ikinci bölümü Yellow – The Sorrows of Belgium II: Rex (Sarı – Belçika’nın Acıları: Rex) geçtiğimiz hafta NTGent (Gent Şehir Tiyatrosu) yapımı olarak çevrimiçi dünya prömiyerini yaptı.
Perceval Belçika’nın, ilkinde sömürgesi Kongo ile ilişkisine odakladığı üçlemesinin ikincisinde özellikle Flaman kesimin II. Dünya Savaşı sırasında Faşizm ile olan flörtünü ele alıyor. Başka birçok metinle zenginleştirilmiş Peter van Kraaji’nin yeni oyunundan yola çıkan gösteri sadece o dönemle sınırlı kalmayıp, kısa ve biraz örtük de olsa günümüze bir olta atmayı ihmal etmiyor. Çok da isabetli yapıyor, çünkü Avrupa’da uzun zamandır tekrar güçlü filizler vermeye başlayan faşizmi anlamanın yollarından belki de en doğrusu tarihe dalmak ve faşizmin köklerine inmek.

2013’de Hamburg’da canlı seyretme şansına erdiğim, prestijli Faust ödüllü Thalia Tiyatrosu yapımı, Hans Fallada uyarlaması Jeder stirbt für sich allein (Herkesin Ölümü Kendine) adlı gösterisini unutamadığım Perceval Yellow (Sarı)’da da protagonistlerin psikolojik dünyalarına dalan ve gerek sahne tasarımı gerekse oyunculuk anlamında yalın ama etkili benzer bir sahnelemeyle beni yine derinden etkiledi. 
Flaman bir ailenin fertlerinin Avrupa’da şiddetle esen Nasyonel Sosyalizm rüzgarına kapılmasını anlatan gösteride; Hitler’in Rusya’yı sömürge yapma vaadinin peşinden savaşa giden oğul Jef’in, cephedeki -Hitler hayranı- bir Avusturyalı askerle mektuplaşan kızkardeş Mie’nin ve faşizm rüzgarına karşı durmaya çalışan amca ve Yahudi sevgilisi Channa’nın başından geçenleri takip ediyoruz. Gösterinin ana karakteri Jef hiçbir zaman gözükmüyor, gerek savaşa gitme kararı verirken, gerekse de gittiğinde. Jef kaçınılmaz kaderine doğru ilerlerken, oyundaki fiziksel yokluğuyla da Flamanya’nın faşizm sevdasının hezimetini cisimleştiriyor adeta.



Gösteri tek mekanda geçiyor ve merkezinde geniş, kalın ayaklı, yeşil çuha kaplı bir masa var. Üzerinde mektupların, gazete küpürlerinin, belgelerin olduğu masa, hikayesi anlatılan ailenin evi kadar Avrupa’daki faşist politika(cı)ların oynadıkları kirli kumarın simgesi belki de. Yeşil çuha masanın etrafında ve zaman zaman üstünde hareket eden, dans eden aile fertleri ve bir sahnede onları ezercesine sırtlarında yükselen, Nazi işbirlikçisi politik hareket Rex’in kurucusu popülist Léon Degrelle bana uzaktan da olsa Kurt Joos’un ölüm dansı temalı ünlü anti-militarist dans tiyatrosu başyapıtı Der grüne Tisch (Yeşil Masa)’yı anımsattı. Gösterinin ikinci yarısından itibaren, karlar altındaki Sibirya cephesinden gelen acı haberlerin, masayı ve etrafında gittikçe durağanlaşan aile fertlerini örtercesine yağan karla örtüştürülmesi görsel olduğu kadar anlamsal olarak da etkili idi. 

Luk Perceval çevrimiçi gösteriyi seyirciye, bu sezon -bizde de örneklerini gördüğümüz üzere- Avrupa’daki tiyatro topluluklarının tercih ettiği gibi sahneden naklen yayın olarak ulaştırmadı, bunun yerine, tiyatro sahnesindeki icra sırasında farklı açılardan ve uzaklıklardan kaydedilmiş ve ardından kurgudan geçmiş bir tiyatro filmi olarak sundu. Yine ülkemizde de gösterilerini bu sezon seyirciye bu şekilde ulaştıran tiyatro toplulukları var. Yellow (Sarı) bir tiyatro filmi olarak sinemanın olanaklarından sakin ve minimal düzeyde faydalanan bir yapım. 
19 Mart 2021 Perşembe akşamı NTGent’in internet sitesinden tekrar yayınlanacak Yellow (Sarı)’yı Perceval seyirciyle, pandemi açısından her şey öngörüldüğü gibi giderse 2021’in Mayıs ayında Gent’te, filmdeki mizanseni farklılaştırarak buluşturmayı planlıyor. Yellow (Sarı) bu son haliyle 2021’in güz aylarında Avrupa’nın birçok başka şehrinin yanısıra, yapımcılarından biri olan Aşağı Avusturya Devlet Tiyatrosu’na (Landestheater Niederösterreich) da turneye gidecek.



 

 

28 Aralık 2013 Cumartesi

NRW078 faşist rejime başkaldırı hikayesi: "jeder stirbt für sich allein"




noel sırasında köln’den kuzeye, bremen’e kadar uzanınca, bir akşam da hamburg yapıp; 2013’de hem alman tiyatroları buluşmasında hem de faust ödüllerinde en iyi yapım ve en iyi sahne tasarımı ödüllerini almış “jeder stirbt für sich allein” adlı oyunu izleme imkanı yarattım kendime.
almanya’nın en iyi tiyatro topluluklarından hamburg thalia theater yapımı olan oyun, yönetmen luk perceval tarafından hans fallada’nın romanından uyarlanmış.

fallada ikinci dünya savaşı dönemi almanyası’nı bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren romanlarıyla ünlü; bunlardan en tanınanı “küçük adam ne oldu sana” istanbul sahnelerinde de oynandı. “jeder stirbt für sich allein” (herkesin ölümü kendine) almanya’da yakın zamanda eksiksiz (fallada’nın hayattayken içinden çıkardığı bölümler eklenerek) yeniden yayımlanmış; perceval’in uyarlaması da bu versiyondan.

fallada’nın yaşanmış bir hikayeden esinlendiği romanın konusu kısaca şöyle: önceleri hitler’e güven duyan bir karı-koca, oğullarını savaşta kaybettikten sonra, gerçekleri görmeye başlarlar ve berlin’in kritik yerlerine insanların görüp okuması ve yaymaya devam etmesi için kartlar bırakmaya başlarlar. kartların üzerinde örneğin: “hitler benim oğlumu öldürdü, sıra sizinkinde” gibisinden sözler yazmaktadır. polis harekete geçer, bir cadı avı başlar ve sıradan bir vatandaşın ihbarı sonucunda karı-koca yakalanırlar, hapse atılırlar ve sonunda da idam edilirler.

255 dakika süren oyun sadece tek bir masa ile oynanıyor; sahne bomboş!
en geride, yukarıya doğru gözden kaybolacak kadar büyük bir yüzey asılı; biraz dikkatli bakınca bunun bir şehir maketi olduğunu, eğer tanıyorsanız da berlin’in maketi olduğunu anlıyorsunuz; ancak makette bir gariplik de fark ediyorsunuz; zemine dayandığı noktada küçük ev eşyaları yığılmış; her yeni perdede de bu eşya yığını çoğalıyor.
oyun broşürünü okuyunca tahminimde yanılmadığımı anlıyorum: maketteki binalar için maket malzemesi (karton, ahşap, vb.) değil, insanların gündelik hayatlarında kullandıkları eşyalar kullanılmış.

bu yüzey dışında, dediğim gibi sahnede hiç bir dekor yok; bir masa dışında. ve tabii, o masa her şey ve her mekan oluyor: masa, büro, tuvalet, pencere, kapı, hastane, hücre, orman, at arabası, hapishane,…
tabii, bu “dekorsuz” sahnelemede ışık ve müzik tasarımı çok önemli. Işin ilginç yanı, yönetmenin bu iki öğeyi de çok minimal kullanmış olması. ışık ve müzik sadece gerekli anlarda, duyguların altını çizmek, atmosferi güçlendirmek için kullanılıyorlar.

luk perceval’in mizanseninde, tiyatroyu tiyatro yapan bütün “yan” öğeler en aza indirgenmiş ve en temel iki öğe en ön plana çıkarılmış: metin ve oyuncular.

başroldeki dört oyuncu dışında diğer oyuncular bir kaç rolü birden oynuyorlar.
dekor olmayınca sahnede sadece “oyuncuları” izliyorsunuz! hepsi birbirinden iyiler! salon, öyle bir kara kutu veya depodan dönüştürülmüş bir mekan değil; anlı şanlı, 1000 kişilik thalia tiyatrosu, yani büyük bir salon; ancak hiç bir oyuncu salon büyük diye “bağırarak” oynamıyor! hatta, bazı sahnelerde özellikle kısık sesle, sakince, yavaşca oynuyorlar.

“jeder stirbt für sich allein” tam bir tiyatro şöleni.