20 Eylül 2018 Perşembe

niye "hayatımda gördüğüm herhalde en uyduruk sergi"?



1990 yılında londra'da bir müzik mağazasında ganimet bulmuş gibi sevindiğim ve kucak dolusu aldığım leyla gencer cd'lerinden "macbeth"i koydum şu anda; bir yandan dinliyor bir yandan bu satırları yazıyorum.
geçen hafta blogumda; bu sonbaharda istanbul'da bence kaçırılmaması gereken 5 etkinlik sıralamıştım, aralarında leyla gencer şan yarışması'yla birlikte iksv'nin düzenlediği "leyla gencer - primadonna ve yalnızlık" sergisi de vardı. sergiyi henüz gezmemiştim ama konusu: leyla gencer, küratörü: yekta kara, düzenleyicisi: iksv iştahımı, gezmeden tavsiye edecek kadar kabartmıştı.
dün borusan müzik evi'ndeki sergiye gittim.
ne yazık ki; hayatımda gördüğüm herhalde en uyduruk sergiydi!

şimdi, bu yorumumun gerekçelerini açıklayacağım:

1.
herhangi bir serginin öncelikle mutlaka bir konsepti olur. bu serginin de var: "primadonna ve yalnızlık". küratör yetka kara şöyle yazmış tanıtım yazısında: "... Her gerçek primadonna gibi o parıltılı dünyanın gerisinde, fevlakale yoğun bir çalışmaya, sahnede durmaksızın verilen sınavlara karşı dayanıklı olma çabasına, evde ya da otel odalarında, hep araştırarak, öğrenerek geçirilen yalnız günlere, gecelere dayalı bir yaşam sürdü..."
kara'nın da yazdıklarından görüldüğü üzere, primadonna'lık sözkonusu olunca "yalnızlık" sadece leyla gencer'e özgü bir durum değil.
kara şöyle devam ediyor: "Vatanından, ailesinden, dostlarından, eşinden uzaktaydı. Leyla Gencer'in hayatında her şeyden önce sanatı vardı. Kendini ona adamıştı."
evet, belki her primadonna vatanından leyla gencer kadar ayrı kalmak zorunda kalmamış ama, müzik dünyasında zirvede olmanın büyük fedakarlıklar gerektirdiği, zirvede de ancak yalnız olunabileceği çokça bilinen ve her büyük sanatçı sözkonusu olduğunda sıklıkla dile getirilen bir durumdur, hepimiz biliriz. dolayısıyla daha baştan keşke biraz daha özen gösterip, leyla gencer'e özgü, ancak sadece onu tarif eden "unique" bir konsept bulunsaymış.

2.
serginin mekansal düzenlemesinin, sergilenen objelerin, belgelerin serginin konseptine uygun seçilmesi, bir araya getirilmesi ve tasarlanması gerekir. bu sergide maalesef durum böyle değil.

2a.
leyla gencer'in eşyalarından seçilmiş bir gözlük, bir yelpaze, bir koltuk, iki sehpa, bir ayaklı lamba, bir ayak sehpası, bir piyano, bir sandalye, bir paravan, sayfası açık bir nota kitabı, diğer bazı nota kitapları ve kitaplar.
bütün bu objeler herhangi bir mekana yerleştirilmiş gibi borusan müzik evi'nin giriş katındaki boş mekana serpiştirilmişler. piyano ile paravan birbirlerine yakınlar, koltuk-sehpa-lamba üçlüsü onlardan uzak.
neden bunlar seçilmiş, neden o şekilde yanyana getirilmişler herhangi bir anlam vermek imkansız. kitaplar sehpada üstüste ve yanyana konmuş; alttakilerin hangileri olduklarını görmek mümkün değil, ya da çok zor.




2b.
iki eşya grubunun ortasında; mekana girildiğinde ilk anda fark edilen, serbest hareketi engelledikleri ve en çok onların farkında olunarak hareket edilebildiği için mekan düzenlemesinin en baskın öğeleri mevcut: zemine farklı açılarda yerleştirilmiş dört ekran. mekana girer girmez sizi karşılayan ve dikkatinizi çeken, basmamak için gayret gösterdiğiniz bu ekranlarda ne var diye bakıyorsunuz merakla? dünyadaki çeşitli opera evlerinden fotoğraflar: borusan'ın ertuğ & kocabıyık yayınlarından "palaces of music - opera houses of europa" adlı kitaptan alınma görseller bunlar. kitap da oraya bir köşeye konmuş ayrıca.
sanki sergi o kitabın tanıtımı için yapılmış, leyla gencer bahane! muhtemelen leyla gencer'in sahneye çıktığı operalardan seçilmiş olmalı bunlar ama, bu kadar ön planda ve dikkat çekici olmaları serginin ana öğesinden rol çalmalarına neden oluyor.




2c.
mekanın en gerisinde devlet dairesi grisi renginde, iki tarafından üçer basamakla çıkılan demirden geniş bir platform var. bu da anlamsız çünkü gereksiz. demirci ustası para kazansın diye mi acaba? (biraz sonra bahsedeceğim ekranlardaki görüntüler daha iyi izlensin diye ziyaretçiler bu platforma çıksınlar amacıyla yapıldıysa ise, çok abes; hem korkuluğu yok, hem de ekranlardaki görüntüler zeminden rahatça görülebiliyorlar.)
bu platformun ön yüzünde leyla gencer'in la scala'daki temsillerinin afişleri var. ama düşünün, üç basamak; 50 bilemedin 60 cm eder. o kadar alçağa ve o kadar dar bir alana koyduğunuzda afişlerin hiç bir detayını düzgün bir şekilde görmek mümkün değil. ya da illa da görmek, afişlerin üzerinde leyla gencer'in adını okumak istiyorsanız, tesadüfen ben oradayken gezmekte olan gencin yaptığını yapmalısınız: iki büklüm olmak!
halbuki la scala operası'nın balkonlarına çıkan penceresiz, kapısız seyirci merdivenlerinin her bir duvarı büyük boyutlarda eski afişlerle kaplıdır. la scala'dan 5-10 afiş istenemedi mi? demirciye verilen paraya gelirdi o afişler.

(fotoğraf: la scala operası - milano, mehmet kerem özel, eylül 2015)



2d.
demir platformun arkasındaki duvarda altı ekrandan oluşan üçgen şeklinde, koltuk-lamba-sehpa grubunun arkasındaki duvarda da dört ekrandan oluşan dikdörtgen iki büyük görsel yüzey hazırlanmış. bunlarda fotoğraf, video ve yazılı bilgiler geçiyor.
bütün o fotoğrafları zeynep oral'ın kitaplarında bulmak, videolara youtube'dan, yazılı bilgilere yine oral'ın kitaplarından ulaşmak mümkün.
e o zaman diyorsunuz, bunların biraraya getirilişlerinde bir anlam, bir fikir var. seyrettikçe anlıyorsunuz ki, yok öyle bir şey. üçgen içindeki altı ekranda görüntüler rastgele dolaşıyor; aida temsili videosuna bir ara ikinci sıradaki sol ekranda, sonra üçüncü sıradaki orta ekranda rastlıyorsunuz. leyla gencer'le yapılmış söyleşi videosu da aynı şekilde rastgele dolaşıyor.
bu görüntüler arasında biri sanırım bu sergi için özel yapılmış (hazırlanmakta olduğu ve aralık ayında gösterileceği açıklanan leyla gencer belgeseli için de hazırlanmış, burada kullanılıyor olabilir). videoda bir metronom var ve çubuğunun ucunda da bir göz. leyla gencer'in gözü. metronom düz mantıkla müzisyenler, müzik ve zaman hakkında taşıdığı anlamlar dışında bu sergi için, leyla gencer için, primadonna ve yalnızlık teması için ne anlam işaret ediyor? çok zorlarsam bir şeyler "çıkarırım", ama zorlamayacağım!



3.
serginin bence anlamlı, değerli, leyla gencer'i hissettiğim tek bir öğesi vardı. gözlüğü, yelpazesi falan değil; o gözlük ve yelpaze herhangi birine de ait olabilirlerdi, anneanneme mesela. kitaplar, koltuklar, paravanın üzerine serpilmiş fularlar hiç değil. evet, leyla gencer'in fular kullanmayı çok sevdiğini yaşarken onunla karşılaştığım anlarda ve fotoğraflarından dikkat ettiğim kadarıyla biliyorum, ama fularlar da değil beni etkileyen.
ne mi: piyanonun notalığında açık şekilde yerleştirilmiş nota kitabı. sayfaların üzerine leyla gencer'in kurşun kalemle, kırmızı kalemle aldığı notlarla..




ve borusan müzik evi'nden hayal kırıklığıyla ayrılırken kafamda dolanan sorular:
iksv'nin illa bu sergiyi yapması gerekiyor muydu? zaten ölümünün 10. yılına rastlayan uluslararası şan yarışması ve bu yılı anma nedeniyle hazırlandığı açıklanan belgesel yeterli olmaz mıydı? iksv yöneticileri, kurumlarının mirasçısı olduğu dünyaca ünlü bir sanatçıya bu sergiyi nasıl yakıştırdılar? aşağıdaki fotoğrafı çektirirken hiç mi utanmadılar?


12 Eylül 2018 Çarşamba

2018 sonbaharından 5 öneri

blogumu takip eden ve post'larımın altına yorumlarını paylaşan -neredeyse- tek kişinin, hayal kahvem'in geçenlerde yanlış anlama sonucunda da olsa, bir ricası oldu: sezondan 5 etkinlik önermemi istedi.

istanbul'da gösteri sanatları mekanlarının programları yurtdışında olduğu gibi önceki sezonun sonunda veya yaz başında açıklanıp, sezonluk abonman biletleri satışa çıkmıyor (istanbul'da abonman bilet satan tek etkinlik borusan istanbul filarmoni orkestrası). ödenekli ve özel tiyatroların, klasik müzik ve diğer türlerde sanatçıları ve toplulukları misafir eden kurumların programları genellikle son dakikada açıklanıyor. şimdi hele bir de dövizin ani yükselişiyle birlikte, belki bir çok konser ve etkinlik daha açıklanmadan iptal olacak.
şehrimizin kültür-sanat hayatı için yadırganmayacak bir şekilde şu ana kadar ne işsanat'ın, ne cemal reşit rey konser salonu'nun, ne istanbul devlet senfoni orkestrası'nın, ne babylon'un, ne kukla festivali'nin, ne atta gençlik ve çocuk oyunları festivali'nin programları açıklandı; açıklayan da ağırlıklı olarak sadece eylül-ekim programını açıkladı. bu nedenle istanbul'da sezon başlamadan sezonun geneline bakıp konser ve yabancı gösteri önerilerinde bulunmak çok zor.
tiyatro, dans ve opera önerilerinde bulunmaksa yapımları seyretmeden yapmayı tercih etmediğim bir şey çünkü kağıt üzerinde vaatkar bulduğum ve bana heyecan veren pek çok yapımı seyredince genellikle hayal kırıklığına uğruyorum. isterseniz geçen sezonki değerlendirme listeme bakıp, devam eden yapımlardan merak ettiklerinize gidebilirsiniz.

ezcümle şu ana kadar açıklanmış sonbahar ayları etkinliklerinden 5 önerim şunlar:


hamlet - collage, robert lepage
22-23 kasım 2018
bence 22. istanbul tiyatro festivali'nin en önemli konuğu robert lepage; dünya tiyatrosunun uzun yıllardır mihenk taşlarından biri olan, sahneye koyduğu yapımların sadece biçimiyle, sadece mizanseniyle değil, içeriğiyle de yoğun bir şekilde uğraşan çok özel bir tiyatro insanı. onun hakkında blogumda bir çok paylaşım yaptım. ondan seyrettiğim hiç bir yapım beni hayal kırıklığına uğratmadı. lepage'ı daha iyi tanımak isterseniz, onunla yapılmış bir söyleşi-kitaptan yaptığım çeviriyi tavsiye ederim, şu linke tıklamanız yeterli.


borusan istanbul filarmoni orkestrası, katia & marielle labéque, sascha goetzel
20 aralık 2018
borusan filarmoni'nin bu sezonki programı bana göre müthiş, ancak sezonunun ikinci yarısındakiler, yani 2019'dakiler çok daha heyecan verici; 12 konserden 9'u 2019'da zaten. 2018'de istanbul'da sadece üç  konser verecekler, çünkü aralık ayında avrupa'nın -bu sefer gerçekten- çok önemli konser salonlarına konuk olmak üzere turneye çıkacaklar.
2018'in bu son konserine ise; hem goetzel'in yedi tül dansı'yla yapacağı kıvraklıkları görmek, hem borusan filarmoni'nin başka dört orkestrayla birlikte labéque'ler için çağdaş bir besteciye ısmarladığı yapıtın prömiyerine tanık olmak, hem de yeni yıla girmeden önce beethoven'in en çoşkulu senfonisiyle havalanmak için mutlaka gidilmeli.


tarkovsky quartet
22 ekim 2018
iyi bir caz dinleyicisi olduğumu iddia etmiyor olsam da, akbank caz festivali'nin 28 yıldır çizgisini düşürmeden ve caza bakışını sulandırmadan devam eden istanbul'un tek damardan caz festivali olduğunu iddia edebilirim. ama dediğim gibi modern caza pek meraklı olmadığım için, her sene en fazla 2-3 konser ilgimi çekiyor akbank caz'da. tarkovsky quartet'in ise hiç bir albümünü dinlemedim, programa göz atana kadar da bu quarteti tanımıyordum bile. ama dört üyesinin adlarını okuyunca, üçünü diğer albümlerinden çok iyi tanıdığımı ve yaptıkları müzikleri çok ama çok sevdiğimi fark ettim: françois couturier, anja lechner ve jean-louis matinier bu sanatçılar. dolayısıyla bu konserden beklentim ve heyecanım çok yüksek!


celui qui tombe
11 kasım 2018
fransız kültür merkezi 1990'lı yıllarda her sezon bir-iki enfes gösteri sanatları işi getirirdi istanbul'a. uzun zamandır bu alışkanlığı bırakmışlardı, bu sezon muhteşem bir dönüş yaptılar: fransızların son yıllarda ünü gittikçe artan yeni-sirk/performans/dans sanatçısı yoann bourgeois'nın eski tarihli ama klasikleşmiş bir işini getiriyorlar:"celui qui tombe". bourgeois geçen sonbaharda paris odeon katedrali'nde bir ay boyunca sergilediği üç yere-özgü işiyle büyük övgü aldı, bu hafta başında paris'te açılan yeni gösteri mekanı la scala'ya özel hazırladığı ve bir ay boyunca sahnelenecek açılış gösterisine imza attı. "celui qui tombe" kesinlikle kaçırılmamalı!


9. leyla gencer şan yarışması final konseri
28 eylül 2018
gerçekten uluslararası başarı ve saygınlık kazanmış ender şancılarımızdan leyla gencer ne şanslıyım ki son yıllarında da olsa konserlerini izleyebildiğim, bir keresinde aya irini'nin kulisine gidip imza aldığım çok büyük bir sanatçı. bu yıl onun 10. ölüm yıldönümü. iksv biraz tökezleyerek de olsa onun adına, o hayattayken başlattığı şan yarışmasını düzenlemeyi sürdürüyor. şimdilerde dünya opera dünyasında yer alan nice yetenek leyla gencer şan yarışması'nda keşfedildi; biz istanbul seyircisi bu yarışma sayesinde dünyanın en ünlü opera kurumlarında sahneye çıkan şancılara, kariyerlerinin başlangıcında tanık olduk. işte yine elimizde böyle bir imkan var, kaçırmamak lazım. şehrimizde, hatta ülkemizde düzenlenen en prestijli uluslararası yarışma; seyirci olarak desteklemek lazım!

11 Eylül 2018 Salı

milo rau’dan tiyatro sanatı üzerine beyin fırtınası: “la reprise”

"la reprise. histoire(s) du théâtre (1)" başlamadan önce, 2 eylül 2018, schaubühne - berlin (fotoğraf: mehmet kerem özel)

milo rau’yu 2016’daki 20. istanbul tiyatro festival’indeki “hate radio” (nefret radyosu) işiyle tanıdım. genel olarak belgesel tiyatro olarak tanımlanabilecek işler üreten rau’nun tiyatrosunda beni çarpan; ele aldığı konunun yakıcı içeriği ve konuya hakimiyeti kadar (bu bakımdan rau benim için tiyatronun haneke’si), tiyatro sanatının temelinde var olan mimesis olgusunu gerçek-taklit ikilemi üzerinden sorgulaması ve tabii ki bu sorgulamayı yapış biçimiydi. uzun zamandır içeriği ve biçimiyle bu kadar çarpıldığım, tüylerimin dehşetten diken diken olduğu, bu kadar güçlü bir iş seyretmemiştim; istanbul tiyatro festivali’ne beni rau ile tanıştırdığı için minnettarım..

o zamandan beri bir şekilde denk getirip başka bir milo rau işi, hatta işleri seyretmek istiyordum. diğer işleri ve kendisi hakkında okuduklarım, onun diğer işlerini seyreden arkadaşlarımın anlattıkları her seferinde beni oldukça heyecanlandırıyordu.
rau da son yıllarda daha ünlendi; schaubühne ve bir çok diğer önemli avrupalı toplulukla işbirliği yapmaya başladı, kendi topluluğu international institute of political murder'in direktörlüğü dışında, “avrupalılık” kavramını ispatlarcasına bir isviçreli olarak belçika’da bir ödenekli tiyatro kurumunun, bir şehir tiyatrosunun, nt gent’in başına getirildi.
rau hakkında çok taze bir haber ise; dün (10.09.2018) açıklanan dünyadaki en prestijli tiyatro ödülü olan 17 yıllık avrupa tiyatro ödülü çerçevesinde 15 yıldır verilen "tiyatral gerçeklikler" başlığında ödül alan beş sanatçıdan biri olması.

kişisel olaraksa ne mutlu bana ki, "hate radio"dan iki yıl sonra nihayet başka bir milo rau işini yakalama şansım oldu ve 2018-2019 tiyatro sezonumu onun işiyle açtım: 2 eylül’de berlin-schaubühne’de seyrettiğim “la reprise. histoire(s) du théâtre (1) / tekrar. tiyatronun tarih(ler)i (I)” ile.

"la reprise" mayıs ayında théâtre national wallonie-bruxelles yapımı olarak brüksel'de prömiyer yaptıktan sonra yazın avignon festivali dahil olmak üzere bir çok gösterim yaptı ve 2018-19 sezonunda nt gent yapımı olarak turne yapmaya devam ediyor; örneğin eylül'deki duraklardan biri paris güz festivali. (flamanca ve fransızca oynanan "la reprise"in tamamını bu linkten seyredebilirsiniz)

manifesto
yapıtlarının içerikleri nedeniyle ben onu ne kadar michael haneke’ye yakıştırsam da, rau biçimle de oynamayı seven bir tiyatro insanı; zaten bu yüzden bu yeni dizisinin alt başlığını, ünlü avant-garde sinemacı jean-luc godard’ın sinema sanatını masaya yatırdığı “histoire(s) du cinéma”sından esinlenerek “tarih”i çoğullaştırıp, “tiyatronun tarih(ler)i” olarak atmış ve tabii ki godard’a sadece başlıkla atıfta bulunmayı değil, onun sinema sanatı için yaptığının izinden giderek tiyatro sanatını masaya yatırmayı amaçlıyor. “la reprise” aynı zamanda, rau’nun yeni evi nt gent’te 1 mayıs 2018’de açıkladığı, avrupa’daki ödenekli şehir tiyatrosu kurumlarının sahneledikleri yapımların mantığını tartışmaya açtığı gent manifestosu’nun kurallarının uygulandığı ilk çalışması.
akla lars von trier’in dogma95’ini getiren, zaten basın açıklamalarında ve kendisiyle yapılan söyleşilerde bu referansın dile getirildiği gent manifestosu’nun 10 kuralı var. bunlardan bazıları: klasik metinlerin kullanılmaması, kullanılacaksa özgün metinden sadece %20’sinin kalacak şekilde tekrar yazılması, her yapımın kadrosunda en az iki amatör oyuncunun bulunması, sahnede en az iki farklı dilin konuşulması, yapım sürecinin en az dörtte birlik bölümünün tiyatro mekanı dışında gerçekleşmesi, her yapımın en az üç ayrı ülkede on farklı mekanda sahnelenmesi, bir yapımın dekorlarının en fazla 20m3'lük alan tutması ve normal ehliyetli bir sürücünün kullanabildiği bir kamyonete sığması, her yıl en az bir yapımın savaş bölgelerinden birinde prova edilmesi veya sahnelenmesi gibi. (gent manifestosu'nun tamamına bu linkten ulaşılabilir)

tekrar
gent manifestosu'nun birinci ilkesi "[tiyatro] artık sadece dünyayı tasvir etmek hakkında değildir, onu değiştirmek hakkındadır. amaç gerçeği göstermek değil, temsilin/canlandırmanın/göstermenin kendisini gerçek kılmaktır." (ingilizcede representation kelimesinde re- ön ekinin olması, kelimenin yapısı içinde doğal olarak "tekrar" fikrinin barınmasını sağlıyor, yani kelimenin anlamına "tekrar" fikrinin sinmiş olmasını beraberinde getiriyor; birebir çevrildiğinde "sunumun/sahnelemenin tekrarı" anlamına gelen representation'ın türkçe karşılığı olan "temsil" veya "canlandırma" kelimelerinin yapılarında tekrar fikrinin izini görmek imkansız)

la reprise”nin ana fikri manifestonun ilk ilkesi üzerine kurulu: tiyatro sanatının varoluş şekli “mimesis”i, yani “taklit”i, “miş gibi yapma” halini, yani "temsil etmeyi" "[gerçeği] yeniden sunmayı" sorgulamak, onunla “oynamak” ve hesaplaşmak. oyun, genel olarak bir sanat ürünü (mesela bir roman, bir film, bir müzik parçası), özel olaraksa bir tiyatro yapımı söz konusu olduğunda çok temel birer soruyla başlıyor ve bitiyor: “bir oyuna nasıl başlanır/girilir?” ve “bir oyun nasıl biter?”.
başta ve sonda oyuncular arasından birer kişi (başlangıcı yapan oyunun tecrübeli profesyonel oyuncularından biri, sonda söz alan ise oyunun amatör oyuncularından filmlerde figüran rollerine çıkanı idi) bu soruları soruyor ve sorular hakkında düşündüklerini seyircilerle paylaşıyorlar.
bıraktım 100 dakikalık yapımın genelini, sadece başta ve sonda bu iki temel soru ve bu sorulara verilen cevaplar bile müthiş zihin açıcı ve heyecan verici.

peki bu epilog ile prolog arasında neler oluyor? rau ve ekibi bizlere yaşanmış bazı olayları canlandırıyorlar, yani “tekrar”lıyorlar. oyunun göbeğinde trajik bir olay var: 2012 yılında belçika’nın liege kentinde eşcinsel ve arap bir erkeğin öldürülmesi. ancak “tekrar”lanan sadece o olay değil, aynı zamanda bu yapımın, yani “la reprise”in hazırlık aşamasındaki oyuncu seçmeleri sırasında yaşananlar da “tekrar” canlandırılıyor.
rau oyunun merkezini oluşturan trajik olayı aslında tiyatroyla olan derdini ortaya koymak için araç olarak kullanıyor. tabii ki bu olay üzerinden; kapitalist dünya düzeni yüzünden liege ve liege gibi bir çok işlevsiz bırakılmış eski sanayi kentinin işsizlik başta olmak üzere toplumsal ve ekonomik sorunları, genel olarak kötülük, ve zamanımızın cinsiyet ve ırk ayrımcılığı gibi başat dertleri ortaya serilebiliyor ve bu sayede yapım bir çok anlamda derinlik kazanıyor, ancak rau’nun esas derdi, yukarıda belirttiğim gibi, tiyatro sanatının yapaylığıyla.

rau, yazılanlardan öğrendiğime göre son yıllardaki işlerinin strüktürünü hep altı bölüm halinde kuruyormuş. açıkçası, ben daha sade bir şekilde, bu yapımın yukarıda prolog ve epilog diye tanımladığım kısa kısımları dışında, kabaca iki bölümden oluştuğunu düşünüyorum: 1- oyuncu seçimi sırasında yaşananların tekrarı, 2- eşcinsel arap gencin öldürülmesi olayı etrafında yaşananların tekrarı.

rau ilk bölümde bize, yani seyirciye genel olarak tiyatro sanatının bir çok “miş gibi yapma” trüklerini/tekniklerini/araçlarını "gösteriyor", özelde ise bu yapımda oynayan amatör oyuncuların kişisel özellikleri/zevkleri/seçimleriyle tanıştırıyor.
ilki için örnek vermem gerekirse: bir kaç çeşit ses efekti (kuşlu orman sesi, gece vakti kent sesi, yağmur sesi vb…) dinliyoruz, sis gibi etki efektleri birebir deneniyor, profesyonel bir oyuncu amatör olanına sahnede karşındakine onu acıtmadan ama etkili bir şekilde nasıl vuracağını gösteriyor.
ikinci durum için bazı örnekler vermem gerekirse: dj’lik yapan amatör oyunculardan birinin en çok sevdiği müzik parçasının, hem melankolik hem de kesintisiz yükselen bir enerji içerdiği için alpex twin’in “polynomial c”si, figüran rolleri oynayan diğer bir amatör oyuncununkinin ise henry purcell’in “cold song”u olduğunu öğreniyoruz. afrika kökenli olan aynı amatör oyuncu, onu çoğunlukla arap rollerine çıkardıklarından bahsediyor, bir filmde rol kapabilmek için bilmediği (danca, bengalce gibi) dilleri taklit ettiğini örnekler vererek bize gösteriyor. dj'lik yapan amatör erkek oyuncu profesyonel kadın oyuncuyla öpüşmeyi deniyor. geçkin kadın amatör oyuncuya sahnede çırılçıplak kalıp kalamayacağı soruluyor.
bütün bu genel ve özel bilgiler ve durumlar bize; oyuncu seçmelerinin tekrar canlandırılması sırasında profesyonel oyuncular tarafından seçmelere katılanlara yöneltilen sorular ve alınan cevaplar yoluyla çok doğal, oyun metninin içine çok ustaca yedirilmiş olarak veriliyor.


benim basit çözümlememe göre ikinci olarak tanımladığım bölümde ise; trajik olayın kendisi oldukça ayrıntılı olarak tekrarlanıyor. ama onun dışında da bu olayla ilgili yan olaylar ve durumlar seyirciye aktarılıyor; ekibin bu yapım için liege’de yaptığı saha araştırmalarından, kişilerle birebir görüşmelerden, mahkeme kayıtlarından öğrendikleri şeyler bunlar. örneğin; oyunun oluşum sürecinde katillerden birini oynayan amatör oyuncunun o katille cezaevinde yaptığı görüşmedeki izlenimleri, öldürülen eşcinsel erkeğin sevgilisinin olaydan uzun bir süre sonra yaşadığı ve eski sevgilisini ona hatırlatan bir olay gibi..

rau bütün bu ikinci bölümde bize ilk bölümde “gösterdiği” tiyatronun “miş gibi yapma” trüklerini/tekniklerini/araçlarını ve yapımda oynayan oyuncuların kişisel özelliklerini/zevklerini/seçimlerini “kullanıyor”.
eşcinsel erkek dövülürken gerçekten yumruk ve tekme yemediğini, arabanın bagajında arapça sayıklarken onu oynayan afrika kökenli amatör oyuncunun aslında arapça bilmediği halde uydurduğunu biliyoruz artık. gece sahnesinde şehir sesi, orman sahnesinde kuş sesi, alphex twin’in “polynomial c”si, purcell’in “cold song”u, tepeden yağdırılan buğulu bir yağmur (eğer yağmur  için ses efekti aynı işi görüyorsa neden ayrıca bu fiziksel yağmur efektinin kullanımına gerek duyuldu anlamış değilim), her şey ama her şey ya “mış gibi”ydi, ya da özneldi.
peki eşcinsel erkek öldürülesiye dövülüp, yerde yüzükoyun çırılçıplak bırakıldığında, alacakaranlık bir ışıkta katillerden birinin penisini çıkarıp onun üzerine işediği sahnede o penis ve çiş de tiyatronun trüklerinden, miş gibi tekniklerinden biri miydi, yoksa o penis çıkarma ve işeme sahnesi “gerçek”leşti mi? işte bence “la reprise”in tiyatro sanatının mimesisiyle “oynarken” tüylerimi diken diken yapan, beni seyirci olarak ikircikli bir halde bırakarak dehşete düşüren doruk anı buydu! aynı, “nefret radyosu”nda soykırımcıları galeyana getirmek için radyo istasyonunda çaldığı müzikle çılgınca dans eden ve seyircileri de kendiyle birlikte dans etmeye teşvik eden radyocuya eşlik etmeye başlayan seyircileri gördüğüm andaki gibi.

video
yukarıda uzun uzun anlatmış olmamdan anlaşılacağı üzere oyundan çok etkilenmeme rağmen, bence “la reprise”, “hate radio” kadar pür ve net bir yapım değildi. rau tiyatroyu tiyatronun araçlarıyla zaten müthiş bir şekilde sorgulamayı başarırken, yapımının içine video kullanımını da katmayı tercih etmesine anlam veremedim; verdim aslında, ama bu haliyle iş bana "fazla" ve "oyuncaklı" geldi.
sahnenin en gerisindeki büyük perdeye; bazen sahnede gerçekleşenlerle birebir aynı [ama mesela bar sahnesinde perdedeki görüntülerde daha fazla insan var, ama gerçek (ve hatta liege’de) bir barda da değil, aynı karşımızdakine benzeyen siyah bir sahnede çekilmiş kayıtlar], bazen seyircinin de karşısında/sahnede seyretmekte olduklarının birebir naklen görüntüleri, bölüm başlarında başlıklar, liege’den “pastoral” görüntüler, başlangıç ve bitiş jenerikleri yansıtılıyordu.

videonun bu şekilde kullanımı oldukça heyecan verici ve hiç kuşkusuz ki rau bu yolla sahnede görülen ile görüntüde görülenin farklılıkları üzerinden hayatın ve sanatın doğal olarak ihtiva ettikleri boşluklu ve parçalı/fragmantal olma halini, gerçek-sahte ikilemini ve tekrar fikirlerini sorguluyor.

örneğin oyunun trajik olayla ilişkili iki ayrı sahnesinde şöyle bir mizansenle karşı karşıyayız: sahnenin arka tarafında bir eşya aydınlatılmış (birinde yatak diğerinde koltuk), sahnenin ön tarafında ise sandalyede oturan ve göz ucuyla perdedeki görüntüye bakmaya çalışıp oradakiyle senkronize olmaya çalışan iki oyuncu ve onları yakından çeken (veya çekiyormuş gibi yapan) bir kamera ve kameraman (çünkü perdeye yansıyan, kameranın canlı olarak çektiği görüntü değil) var, perdede ise önceden kaydedilmiş görüntü sesiyle birlikte oynuyor ve orada sahnedekiyle aynı iki oyuncuyu sahnedekiyle aynı yatakta/koltukta yatmış/oturmuş konuşurken ve öpüşürken seyrediyoruz. yani, seyirci olarak aynı duruma dair, o durumu parçalayan, boşluklandıran, bütünleyen üç ayrı nitelikte görüntüyle eşzamanlı olarak karşı karşıya bırakılıyoruz; hepsi birbirini tamamlıyor, kopya ediyor, tekrarlıyor.

başka bir örnek: gösterinin eşcinsel arap gencin onu öldürecek olanların arabasına binmesinden ölümüne kadar olan uzunca bir kısmı biz seyircilere sahnedeki kameraman tarafından yapılan çekimle perdeden canlı olarak da gösterildi.
arabanın içindekileri dışarıdan çeken görüntüde sanki araba otoyolda ilerliyormuş hissi vermek için, oyunculardan o sırada repliği olmayan biri elindeki küçük fenerden gelen ışığı arabanın ön camını üzerinden, eğer kameraman arkadan çekiyorsa arka camının üzerinde, yandan çekiyorsa yan camın üzerinde eşit zaman aralıklarıyla yalatıp geçiriyordu. sahnede bunu görüyor, perdedeki görüntüde ise otoyolun kenarındaki lambalar eşit aralıklarla arabanın camlarında beliriyormuş gibi olduğundan arabanın gece vakti otoyolda ilerlediğini seyrediyorduk.
ancak tabii bu teknik tiyatro sanatına dair bir mış gibi yapma tekniği değil, stüdyoda çekilen az bütçeli filmlerde kullanılan sinema sanatına dair bir mış gibi yapma tekniği. ama hani bu oyun tiyatro sanatının mimesisini masaya yatırmıştı, hani rau “seyirci ne zaman rahat koltuğundan kalkıp sahnedeki olaya müdahele eder?” diye soruyordu!

perdedeki görüntülerden sadece biri, o tiyatroda o anda seyirci olarak oturduğumuz koltuklardan görüş açımızdan dolayı göremeyeceğimiz bir görüntüydü: arabanın bagajında yüzü kan içinde arapça dua etmekte olan eşcinsel adamın yüzüne yapılan yakın-plan çekim.
bu görüntü dışında diğer hiçbir görüntü rau’nun “la reprise”deki temel amacına hizmet etmiyordu; tersine fazlalık olarak kalıyor ve işin manyeristleşmesine neden oluyordu. bu da bence seyircinin kafasını karıştırıp dikkatini dağıtarak, oyunun mesaj(lar)ını muğlaklaştırdığı gibi zayıflatıyordu da!

9 Eylül 2018 Pazar

2017-2018 İstanbul Çağdaş Dans Sezonuna Bir Bakış

Bu makale benden kaynaklanmayan hatalarla; "İstanbul Dans Sahnesi" başlığı, eksik fotoğraf ve yanlış fotoğraf kadrajı ile TEB Oyun dergisinin 2018 Yaz sayısında yayınlanmıştır. Eksik fotoğraf kullanımı ve kullanılan fotoğrafın sahibine sorulmadan kadrajlanması dolayısıyla özür dilerim. Makalenin özgün şekli aşağıdadır.


2017-2018 İstanbul çağdaş dans sezonunun en üretken koreografı Tuğçe Tuna’ydı. Çoğunlukla yere-özgü (site-specific) işler üreten Tuna, sezonu “iyi bir komşu” temalı 15. İstanbul Bienali kapsamında Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda sergilediği “Beden Damlaları” ile açtı. “Beden Damlaları” bir maraton misali 1.5 aylık festival boyunca her Cumartesi iki seans olarak seyircilerle buluştu. Tuna, sezon içindeki ikinci yere-özgü işini Pera Müzesi’nde “İz takibi” adıyla sahneledi. “İz takibi”, Tuna’nın “Bana Bak! La Caixa ÇağdaşSanat Koleksiyonu’ndan Portreler ve Diğer Kurmacalar” sergisinde yer alan; Roni Horn, Gilian Wearing ve Christian Boltanski’nin fotoğraf işlerinin bulunduğu alanlara özel olarak ürettiği bir yapıttı. Dans edilen mekanların arkasındaki duvarlarda asılı olan görsellerle biçimsel değil, kavramsal ve anlamsal bir ilişki kuran yere-özgü “İz takibi” zor bir işi başararak; aslında yer fikrini alaşağı ederek silen, günümüzün beyaz küp niteliğindeki yersiz müze/sergi mekanlarına, sergilenen yapıtlar ve onlarla kurulan ilişki vasıtasıyla, gösteri süresiyle kısıtlı da olsa tekrar “yer” niteliğini geri kazandırıyordu. 
Tuğçe Tuna, bu iki yeni çalışması dışında, sabit bir topluluğu olmamasına rağmen, bir repertuvar topluluğunu imrendirecek şekilde, eski işlerini de sahneledi sezon boyunca. Bunlar; “Gövde Gösterisi” (2014), “En Kötü İş” (2016) ve2002 tarihli “Vertigo”dan yola çıkan “Hücre” idi.

2017-2018 sezonunda çağdaş dans alanında İstanbul’un en faal sahnesi, bu sezon başında açılmış olan taze bir mekandı: bomontiada ALT. Fatih Gençkal, Claire Zerhouni ve Burcu Yılmaz’dan kurulu A Corner in the World oluşumunun programlamasını üstlendiği bomontiada ALT’ın bira mahzenlerinden dönüştürülmüş mekanları çağdaş dans bağlamında sadece gösterilere değil, “Tuğçe Tuna ile Türkiye’de Çağdaş Dans Konuşmaları” ve Gizem Aksu’nun “Hisler Arşivi” gibi çağdaş dans ile ilgili söyleşi dizilerine de ev sahipliği yaptı.
Akbank Sanat Dans Stüdyosu her sene olduğu gibi bu sezon da, yurtdışından davet edilen dansçıların verdiği atölyelerin ve çağdaş dans sınıflarının yanı sıra genç koreografların sezon boyunca düzenli olarak işlerini sergiledikleri bir mekân olmaya devam etti. Bu işlerden bazıları Bengi Sevim Yörük’ün “Mut”u ve Ebru Cansız’ın “Vorteks”i idi. 
İstanbul’un önemli yerleşik özel tiyatro topluluklarından ve ödeneksiz gösteri sanatları mekânlarından biri olan Moda Sahnesi ise, açıldığından beridir sahnesinde düzenli olarak çağdaş dans işlerine yer vermesinin yanı sıra bu sezon bir çağdaş dans projesinin yapımını da üstlenerek bu alanda bir ilke imza attı ve Bedirhan Dehmen’in “Balerin”i Moda Sahnesi’nin genel sanat yönetmeni Kemal Aydoğan’ın proje danışmanlığında sezon sonuna doğru ramp ışıklarına çıktı.

Diskolasyon, Fotoğraf: Armağan Özkan

Gizem Bilgen’in “Dislokasyon”u hem Akbank Sanat Dans Stüdyosu’nda hem de Moda Sahnesi’nde sahnelenen işlerden biriydi. Çıplak bir sahne, endüstriyel çağrışımlı bir ses peyzajı, küçük detaylarla farklılaştırılmış olsa da birörnek hissi veren, mor-kahverengi minimalist kıyafetler, seyircinin gözünün içine giren, rahatsız edici, oyun alanını çevreleyen duvarlardaki gölgeleri büyülten ve çoğaltan ışık tasarımı; sert keskin robotumsu hareketlerden, saplantı halinde tekrarlanan jest ve tiklerden, huzursuzluk yaratan yüz ifadelerinden, ender de olsa garipliğiyle güldüren ama tam da bu nedenle rahatlatmak yerine tekinsizlik hissini daha da çoğaltan durumlardan, dengesizliklerden, yalnızlığa karşı topluluk ikileminden, ve her türlü karşılıklı olma halinden beslenen tepkilerden oluşan bir koreografi. “Dislokasyon”un bütün bu özellikleri, sahnede distopik bir atmosfer yaratıyordu, ama; çatışma, rekabet, ayrıştırma, hükmetme gibi durumları çağrıştıran bir hareket tasarımından yola çıkılmış gibi yorumlanabileceği için, tam da bugünden feyz almış hissi uyandıran bir distopyaydı bu; dünyanın şimdi ve burada’sını, günümüzün zeitgeist’ını ortaya seren bir distopya. Dördü dansçı ve -hareket korosu olarak adlandırılan- sekizi tiyatrocu, toplamda 12 kişilik kadrosuyla Gizem Bilgen'in bu sert, yoğun ve atmosferik işibağımsız bir yapım olarak İstanbul çağdaş dans sahnesinde bu sezonun iddialı ve iddiasının hakkını veren işlerinden biriydi.

Abelard – Müzikle İyileşmek, Fotoğraf: Volkan Erkan

2017-18 sezonunda İstanbul çağdaş dans sahnesinin sıradışı üretimlerinden ikisi dans tiyatrosu alanındaydı: Selim Can Yalçın/İşgal Laboratuvarı’nın “Abelard – Müzikle İyileşmek” ve Türkiye tiyatrosunun gizli kalmış üstadlarından Semih Fırıncıoğlu’nun “İki”. 
Güney Amerika’daki darbe ve askeri cunta dönemlerini yaşamış bir gencin parçalanmış zihninin terapi sürecini, üzerinde yaşamakta olduğumuz coğrafyanın benzer geçmişiyle süperpoze ederek, bir anlamda evrenselleştirerek sahneye aktaran, Selim Can Yalçın’ın psikanalist Ümit Eren Yurtsever’le birlikte tasarladığı “Abelard” içinde sergilendiği tiyatro mekânının, yani Tatavla Sahne’nin gerek sahne gerekse seyirci alanının basık ve dar olma niteliğini gerek fiziksel gerekse de kavramsal olarak çok iyi kullanan, neredeyse “yere-özgü” olarak tanımlanabilecek bir yapıttı. “Abelard”, sahne alanına göre terzi kesimi gibi birebir tasarlanmış, rüya ile gerçek arasında salınan, bütün detaylarıyla en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş hiper-gerçekçi bir oda mekânında yaklaşık iki saatlik bir süre boyunca gevşek örgüyle birbirine ilmiklenmiş parçalara (durumlara ve duygulara) seyirciyi tanık ettiren ve kâbus hissi ağır basan atmosferik hissi bütünüyle seyirciye geçirebilen “Abelard”, bu özellikleriyle bir yandan Belçikalı dans tiyatrosu topluluğu Peeping Tom’un, bir yandan da Pina Bausch’un yapıtlarını andırıyordu. Yapıtın mekân tasarımı ve kurgusu kadar ses tasarımı da sıradışıydı; aynı zamanda müzisyen de olan Selim Can Yalçın, “Abelard”da yerli sahnemizde az duyulan/rastlanan kalitede ve derinlikte, detaylı bir ses peyzajı yaratmıştı.

İki, Fotoğraf: Murat Dürüm

Semih Fırıncıoğlu’nun uzun yıllar sonra İstanbul’da sahnelediği ikinci yapıtı “İki” de “Aberlard” gibi parçalı ve boşluklu dramaturjik yapısıyla Pina Bausch’un yapıtlarını andırıyordu, zaten Fırıncıoğlu program broşürüne John Cage, Edward Hopper ve bir çok başka sanatçının yanısıra Bausch’un ismini de esin kaynağı olarak sıralamıştı. 
“A Corner in the World / bomontiada alt”ın ilk sezonu kapsamında bira mahzenlerinden dönüştürülmüş yeraltında bir mekanda sahnelenmeye başlanan, sezon kapanışını ise bu sefer gökyüzüne çok yakın bir konumda, Galatasaray-Beyoğlu’nda yenilenen Yapı Kredi Kültür Sanat’ın Loca’sında yapan “İki”; beş kadın oyuncunun aydınlık-karanlık, iç-dış, alt-üst, ön-arka, yukarı-aşağı ikiliklerini, ikilemlerini kâh komik kâh trajik, kâh sakin kâh gerilimli, kâh ironik kâh dramatik, kâh örtük kâh apaçık, kâh sözlü kâh hareketli şekillerde ortaya serdikleri bir yapıttı. “İki”nin öne çıkan özelliği obje ve ışık tasarımıydı. Tasarımlarının anafikri ışık olan, her biri Fırıncıoğlu icadı objeler “İki”yi bir tür Fırıncıoğlu’nun kişisel wunderkammer’ine dönüştürerek hem mecazi hem de kelime anlamıyla göz kamaştırdılar. Sahne arkasının olmadığı, oyuncuların gösteri süresi boyunca önde, arkada ama mutlaka oyun alanında kaldıkları, bu açıdan mekansal derinliğin ustaca kullanıldığı; bir yandan seyirciye geniş açı misali mekanı bütün derinliğiyle açarken, bir yandan da bu geniş plan içinde adeta zoom yapar gibi çerçevelenmiş (kadraja alınmış) görüntüler kullanan; bütün bu özellikleriyle sadece gösteri sanatları bağlamında değil, plastik/görsel sanatlar açısından da değer taşıyan bir yapıttı “İki.

All about the heart, Fotoğraf: Murat Dürüm

Bu sezon dikkat çeken bir gelişme, İstanbul’da en kullanışlı dans sahnesi boyutlarına ve sahne-seyirci açısından en uygun ilişki düzenine sahip MSGSÜ Bomonti Yerleşkesi Çağdaş Dans Anasanat Dalı Şebnem Selışık Aksan Sahnesi’nin, eski senelerdeki ender kullanımının aksine, birçok gösteri sanatları festivaline ve yoğun olarak festival dışı gösterimlere kapısını açmış olmasıydı. Bunlardan ikisi; ülkemizde pek rastlamadığımız, bir konsept çerçevesinde biraraya gelen iki farklı işi aynı akşamda arka arkaya seyirciye sunma pratiği bağlamında programlanmıştı. İkisi de,  2017 kasım’ında gerçekleşen 21. İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyer yapan ve ikisi de operalardan veya opera kahramanlarından esinlenen yapıtlardı: Canan Yücel Pekiçten’in koreografisini yaptığı ve bizzat dans ettiği solosu “All about the heart” ve ülkemizin önemli ve uzun soluklu çağdaş dans topluluklarından Taldans’ın (Filiz Sızanlı ile Mustafa Kaplan) “Güneşin Zaptı”sı.
Bunlardan "All About the Heart", uzun zamandır İstanbul dans sahnesinde seyirci karşısına çıkan en heyecan verici ve etkileyici işlerden biriydi. Tekniği mükemmel, tasarladığı kompozisyon kurgu olarak neredeyse kusursuz, bulduğu kavramsal fikirler nefes kesici, obje kullanımı yaratıcı, müzik kullanımı atmosferik, bedenini kullanımı cesaretli ve zorlayıcı, yüz ifadesi ve ifade üzerinden seyirciyle kurduğu ilişki ise hipnotize edici olan Canan Yücel Pekiçten yürekleri yaralı üç kadın opera protagonistinden yola çıktığı işinde seyircisinin kalbine dokunuyor, adeta yüreğini dağlıyordu. Pekiçten üç kadının hikayelerinin içeriğinden ve detaylarından ziyade anlatıların anafikirlerine ve atmosferlerine odaklanmıştı. “All About the Heart” dans ile tiyatralliği harmanlayan, fiziksel hareket kadar kavramsallığın öne çıktığı, illüzyon ve şaşırtmaca gibi kadim teknikler yanında film gibi güncel görsel sanatları da içeren, hatta bir bölümünde sahne gösterisini, bir gösteri olmaktan çıkartıp, zaman kavramını birebir imleyen bir nesneye dönüştürerek “meta”laştıran çok disiplinli ve çok katmanlı bir yapıttı.

2017-2018 İstanbul çağdaş dans sezonunda, bu öznel derlemede adı anılanlar dışında da birçok çağdaş dans yapıtı sahnelendi. Üretkenliğin ve yaratıcılığın ivmesinin daha da yükseleceğini umduğum yeni sezonu merak ve heyecanla bekliyorum. 

-------------------------------------------






3 Eylül 2018 Pazartesi

2017-2018 gösteri sanatları sezonu

tiyatro
.quills wright / lepage & cloutier ex machina ***** (10şbt, paris)
.bir meşrutiyet faciası yahut gündüzlerimiz çıkıntıoğlu / mordeniz seyyar sahne ****.5 (16ock)
.terör von schirach / erpulat bakırköy belediye tiyatrosu **** (11ock)
.the love story of romeo & juliet shakespeare / molander & rigobello & raninen & temuçin & uyanıksoy mishmash theatre company  **** (24mrt)
.bir baba hamlet siedel / eren baba sahne ***.5 (21mys)
.ungeduld des herzens zweig - mcburney / mcburney schaubühne ***.5 (17eyl, paris)
.ışık teorisi karaoğlu / karaoğlu a corner in the world X bomontiada ALT *** (24şbt)
.bi parça plastik von mayenburg / hemzemin hemzemin *** (06mrt)
.mutluyduk belki bugüne kadar genovese / özbudak two two productions *** (24nsn)
.martı çehov / biliş tiyatro pürtelaş *** (08ock)
.şafakta buluş benimle harris / daltaban dot tiyatro *** (05nsn)
.der kaukasische kreidekreis brecht / thalheimer berliner ensemble *** (29mrt)
.köleler adası marivaux / aydoğan moda sahnesi *** (06ock)
.seni seviyorum türkiye ercan / baskın bakırköy belediye tiyatrosu *** (24tem)
.düğün brecht / nalbantoğlu sarı sandalye **.5 (31ock)
.dünyanın en güzel arabistanı uyar - uslu / metin ekip tiyatrosu **.5 (04ara)
.panopticon metin / metin şermola performans ** (26şbt)
.elektra sofokles / kasapoğlu istanbul devlet tiyatrosu ** (11mrt)
.der kaufmann von venedig shakespeare / vontobel düsseldorfer schauspielhaus ** (16mrt, düsseldorf)
.joseph k. basden / biliş dasdas sahne ** (28nsn)
.hayvan çiftliği orwell / sertdemir altıdansonra tiyatro & d22 ** (01mrt)
.göç dalgası dündar / salihoğlu ezop sahne ** (23mys)
.otomatik portakal burgess - tandoğan / tandoğan küçük salon ** (12mrt)
.3. richard shakespeare / sertdemir altıdansonra tiyatro ** (29eyl)
.karıncalar – bir savaş vardı vian - steinbeck - aktemur / üğlü istanbul şehir tiyatrosu ** (02ara)
.sevmekten öldü desinler mahmutyazıcıoğlu / zenderlioğlu kadıköy emek tiyatro ** (18ara)
.ilerici 40 yaş altı tek eserli kadın yazarlar derneği ün - şahin / şahin kronotrop ** (20nsn)
.fırtına shakespeare / aydoğan moda sahnesi *.5 (14ekm)
.woyzeck büchner / özcan oyun atölyesi *.5 (07ekm)
.barış aristophanes / dinçol altıdansonra tiyatro *.5 (21nsn)
.ophelia kırcalı / kırcalı tayf kolektif *.5 (01ara)
.serencams qijikan metin / zenderlioğlu - metin şermola performans *.5 (27ara)
.arıza kwahule / aydoğan moda sahnesi *.5 (26mys)
.rausch richter / doğan tiyatro gnelev *.5 (29mys)
.cambazın cenazesi engin / akal nilüfer belediyesi kent tiyatrosu *.5 (19şbt)
.satranç zweig - taşdan & demircioğlu / taşdan duende tiyatro * (05ara)
.nora bir bebek evi ibsen / altuğ istanbul şehir tiyatrosu * (03mrt)
.macbeth shakespeare / karaca istanbul şehir tiyatrosu * (05mys)
.sherlock hamid özbudak / zenderlioğlu bakırköy belediye tiyatrosu * (12ekm)

dans
.seit sie papaioannou tanztheater wuppertal pina bausch ***** (19-20mys, wuppertal)
.side b: adrift (the missing door, the lost room, the hidden floor) carrizo & chartier ndt I ***** (07ara, eindhoven - 09ara, heerlen)
.moeder carrizo peeping tom ****.5 (13-14eyl, lyon)
.all about the heart pekiçten ****.5 (15ara)
.vader chartier peeping tom ****.5 (13-14nsn, aix-en-provence)
.icon cherkaoui göteborgsoperans danskompani ***.5 (19-20ock, luxembourg)
.trois sacres groud ***.5 (12nsn, marsilya)
.diskolasyon bilgen ***.5 (21ara-02mys)
.abelard yurtsever & yalçın / yalçın işgal laboratuvarı ***.5 (09ekm)
.hiçbir şey yerinde değil çıplak ayaklar kumpanyası ***.5 (14şbt)
.debut (belles-lettres – mermaid – twelve – imponderable) peck - cherkaoui - crecis - montero acosta danza ***.5 (06-07ksm)
.iki fırıncıoğlu *** (08ksm - 22ara - 08mys)
.les corps du ballet de marseille greco & schollen ballet de marseille *** (14nsn, aix-en-provence)
.mut yörük *** (28şbt)
.otantik ergin *** (30ksm)
.beden damlaları tuna *** (30eyl)
.mount olympus. to glorify the cult of tragedy fabre troubleyn **.5 (15-16eyl, paris)
.operville dimchev / dimchev ** (25ekm)
.balerin dehmen ** (05hzr)
.hücre tuna ** (22eyl)
.vorteks cansız ** (28mys)
.altar bora berika *.5 (22hzr)

opera 
.cosi fan tutte mozart / de keersmaeker opera national de paris ***** (12eyl, paris)
.et in arcadio ego rameau / menard opera comique *** (11şbt, paris)

kukla
.die zauberflöte mozart / rech salzburger marionettentheater ***** (24ağs, salzburg)

çağdaş sirk 
.le dur desir de durer igor et lily theatre dromesko ****.5 (09şbt, paris)

performans 
.once i set foot outside de haan & draz ***.5 (08hzr 20:00,21:00 - 09hzr 20:00)
.kendi evin gibi abeln & koning ***.5 (28hzr)
.(ellipsis) gençkal a corner in the world X bomontiada ALT *** (22eyl)
.this is the end, beautiful friend tezkan & urun biriken *** (05ara)
.dokuz tandoğan küçük salon ** (05hzr)
.sarı güzergah türe a corner in the world X bomontiada ALT *.5 (22eyl)
.bir evren tasarlama denemesi demirtaş a corner in the world X bomontiada ALT *.5 (06ara)

çocuk oyunları 
.ouverture ravicchio & ovesen / ravicchio teatergruppen batida ***** (02hzr)
.amatis et le cadeau inattendu menard philou F **** (20ock, luxembourg)
.les separables melquiot / demarcy-mota & carrere & kraehanbrühl theatre de la ville – paris *** (10şbt, paris)

festivaller 
20. uluslararası istanbul kukla festivali 15-30ekim
.kaplumbağa ile turna – kadın kılığındaki iblis – karısını taşıyan domuz mao mao beijing shichahai shadow art theatrical troupe ***** (26ekm)
.cesaret üzerine bir efsane meta zero ***.5 (20ekm)
.nazha’nın fantastik serüveni kaohsiung gölge tiyatrosu *.5 (24ekm)

21. istanbul tiyatro festivali 13-26kasım
.seuls mouawad / mouawad la colline ***** (23-24ksm)
.all about the heart pekiçten ****.5 (24ksm)
.encore terzopoulos / terzopoulos attis tiyatrosu *** (14ksm)
.seni seviyorum türkiye ercan / baskın bakırköy belediye tiyatrosu *** (25ksm)
.farfalle venturini & gandi compagnia TPO *** (23ksm)
.before penim / penim teatro praga **.5 (22ksm)
.la fresque preljocaj ballet preljocaj ** (18ksm)
.güneşin zaptı kruçenih / kaplan & sızanlı taldans * (25ksm)

atta - çocuklar ve gençler için uluslararası sanat festivali 21kasım-05aralık
.el rumor del ruido nieto & guirao onirica mecanica ***** (03ara)
.puzzle baneviciute dansema ***** (02ara)
.aaipet rene geerlings bontehond ****.5 (02ara)

tanzplattform in deutschland 2018 14-18mart (essen-gelsenkirchen)
.temporary title 2015 le roy ***** (17mrt)
.10000 gesten charmatz musee de la danse ****.5 (17mrt)
.momentum giovanola cocoondance company ***.5 (16mrt)
.inoah beltrao grupo de rua *** (15mrt)
.catalogue (first edition) forsythe dance on ensemble *** (17mrt)
.kreatur waltz sasha waltz & guests *** (15mrt)
.monument 0.5: the valeska gert monument salamon **.5 (17mrt)
.the last ideal landscape bosse theatercombinat ** (16mrt)

dünyada bir köşe 02-13mayıs
.jogging hajj ali ***** (04mys)
.sur le fil belaza ***** (11mys)
.fa’addebhou li naous cie.4120.corps **** (03mys)
.ha! ouizguen compagnie o *** (07mys)
.unikat ismail ** (10mys)

bergama uluslararası tiyatro festivali 10-13mayıs (bergama)
.sen istanbul’dan daha güzelsin mahmutyazıcıoğlu / mahmutyazıcıoğlu bam ****.5 (12mys)
.bodytext hashemian maxim gorki theatre studio R ***.5 (13mys)
.ajax-the madness sofokles / terzopoulos attis tiyatrosu ***.5 (13mys)
.whispers gastkollektiv gastkollektiv *** (12mys)
.yaşamak mı zor çince mi? kaplan / altunkaya mekan artı *** (13mys)
.catastrophe brekke copenhagen commedia school *** (13mys)
.der kleine spatz von bosporus moğul & hagedorn / moğul theatre im pumpenhaus münster ** (12mys)
.NSU – monologları ruf / ruf bühne für menschenrechte ** (12mys)

holland festival  07haziran-01temmuz (amsterdam)
.romeinse tragedies shakespeare / van hove toneelgroep amsterdam ***** (16hzr)
.JR gaddis / fc bergman fc bergman ***** (17hzr)
.stadium el-khatib / hocke collectif zirlib *** (17hzr)
.the string quartet’s guide to sex and anxiety bieito **.5 (14hzr)

32. uluslararası izmir festivali 26mayıs-07temmuz (izmir)
.out of breath - wir sagen uns dunkles - sad case inger - goecke - leon & lightfoot ndt 2 **** (21hzr)

9. uluslararası istanbul opera festivali 21haziran-07temmuz
.la traviata verdi / brockhous macerata opera festivali & ankara devlet opera ve balesi orkestra ve korosu ***.5 (3tem)
.zorba lorca / massine ankara devlet opera ve balesi orkestra ve korosu *** (7tem)

verona arenası 96. opera festivali  22haziran-01eylül (verona)
.turandot puccini / zeffirelli orchestra, coro e ballo dell’arena di verona ***** (26tem)
.aida verdi / zeffirelli orchestra, coro e ballo dell’arena di verona **** (27tem)
.thais, pas de deux - at the end of the day - proust ou les intermittences, pas de deux - don chisciotte, pas de deux, act III - dorian gray - canon in d major - il corsaro, pas de trois - mono lisa - le fiamme di parigi, pas de deux - caravaggio, pas de deux - lo schiaccianoci, pas de deux act II petit - dawson - petit - petipa - volpini - bubenicek - petipa - galili - vainonen - bigonzetti - petipa roberto bolle & friends ***.5 (25tem)

zürcher theaterspektakel 16ağustos-02eylül (zürih)
.hokus pokus saire cie. philippe saire **** (16ağs)
.pursuit of happiness liska & copper / liska & copper nature theater of oklahoma & enknaproup ***.5 (16ağs)

bregenzer festspiele 18temmuz-19 ağustos (bregenz)
.carmen bizet / holten bregenzer festspiele ****.5 (17ağs)
.der barbier von sevilla rossini / fassbaender bregenzer festspiele ***.5 (18ağs)

salzburger festspiele 20temmuz-30ağustos (salzburg)
.die perser aischylos / rasche salzburger festspiele ****.5 (24ağs)
.jedermann von hoffmannsthal / sturminger salzburger festspiele  **** (21ağs)
.the bassarids henze / warlikowski salzburger festspiele  **** (23ağs)
.l’incoronazione di poppea monteverdi / lauwers salzburger festspiele & needcompany **** (20ağs)

tanz im august 10ağustos-02eylül (berlin)
.m.a.r.s. ott & temiz (01eyl) ****.5
.neues stück II oyen tanztheater wuppertal pina bausch (31ağs-01eyl) ****
.r.osa_10 exercises for new virtuosities gribaudi (31ağs) ***.5
.paradise now (1968-2018) vandevelde fABULEUS / michiel vandevelde (01eyl) ***.5
.the fifth winter munoz & ramis mal pelo (31ağs) ***
.la partida cendoya cia vero cendoya (02eyl) ***

1 Eylül 2018 Cumartesi

2017-2018 müzik sezonu

.silvia perez cruz ***** (işsanat,  20şbt)
.mahsa vahdat – skruk choir – tord gustavsen – çoşkun karademir ***** (cemal reşit rey ks,  30nsn)
.marcus miller ***** (zorlu psm, 21ekm)
.lars vogt – royal northern symphony ***** (işsanat,  27nsn)
.balanescu quartet ***** (aksanat,  09mys)
.accademica mandolinistica napoleta ***** (cemal reşit rey ks,  21mrt)
.michelle gurevich ***** (babylon,  29ksm)
.richard galliano – latetca morena – zürih oda orkestrası ****.5 (işsanat,  09ock)
.khatia buniatishvili – gustavo gimeno – orchestre philharmonique du luxembourg **** (philharmonie-luxembourg, 18ock)
.lambert **** (aksanat,  17ekm)
.umut sağlam – yiğit karataş – mari eriksmoen – eiving gulberg jensen – cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası **** (işsanat,  03ksm)
.lahav shani – koninklijk concertgebouw orkest ***.5 (concertgebouw-amsterdam, 15hzr)
.prokofyev maratonu II: aleksey volodin – sascha goetzel – borusan istanbul filarmoni orkestrası ***.5 (lütfi kırdar km, 14ara)
.kristof barati – otto tausk – residentie orkest ***.5 (vredenburg-utrecht, 08ara)
.vadim repin – daniel hope – sascha goetzel – borusan istanbul filarmoni orkestrası ***.5 (zorlu psm, 19ekm)
.tord gustavsen trio ***.5 (aksanat, 07şbt)
.carolin widmann – festival strings lucerne ***.5 (işsanat,  27şbt)
.prokofyev maratonu I: aleksey volodin – sascha goetzel – borusan istanbul filarmoni orkestrası *** (lütfi kırdar km, 14ara)
.ophelie gaillard & cedric pescia *** (the seed, 10ekm)
.renaud garcia-fons & world strings octet *** (cemal reşit rey ks,  28nsn)
.ludovico einaudi *** (zorlu psm, 05şbt)
.maarja nuut *** (philharmonie-luxembourg, 17ock)
.soysal & cemal *** (cemiyet,  29hzr)
.alim qasimov *** (cemal reşit rey ks, 29ksm)
.poyraz baltacıgil **.5 (cihangir sanat, 27ock)
.idil biret ve ustalık sınıfı öğrencileri (ufuk altıntaş, emre nurbeyler, zeynep ülbegi, ılgın uysal) ** (leyla gencer o.m., 11ekm)
.mafalda arnauth ** (cemal reşit rey ks,  02mrt)

27. akbank caz festivali 3-19kasım
.chuco valdes & gonzalo rubalcaba ***** (cemal reşit rey ks, 12ksm)
.daniel herskedal – marius neşet duo **** (aksanat,  04ksm)

caz şubatı 
.anouar brahem quartet ***** (cemal reşit rey ks, 23şbt)
.rabih abou khalil **** (cemal reşit rey ks, 21şbt)
.trio joubran ***.5 (cemal reşit rey ks, 22şbt)

46. istanbul müzik festivali 23mayıs-12haziran
.skidre quartet ***** (albert long s., 30mys)
.sascha maisky – maxim rysanov – mischa maisky – lily maisky ***** (süreyya o., 04hzr)
.renaud capuçon – gerard causse – clemens hagen ****.5 (neve şalom s., 31mys)
.diana damrau – nicolas teste – pavel baleff – borusan istanbul filarmoni orkestrası ****.5 (lütfi kırdar km, 07hzr)
.misha maisky – franz liszt oda orkestrası ****.5 (aya irini,  02hzr)
.daniil trifonov – daniel harding – filarmonica della scala **** (lütfi kırdar km, 27mys)
.güher & süher pekinel – gerard schwarz – ingiliz oda orkestrası ***.5 (lütfi kırdar km, 12hzr)
.müzik rotası: sevil ulucan – hillel zori – koehne quartet – aima festival orkestrası – orhun orhon – katrin targo – tuuri dede – bester quartet ***.5 (galata-karaköy, 10hzr-12:30)
.hakan güngör – kudsi ergüner – çağ erçağ – yurdal tokcan – ferran savall *** (kapalıçarşı, 03hzr)
.meral azizoğlu – gypsy fire ensemble *** (sirkeci garı, 06hzr)

bregenzer festspiele 18temmuz-19 ağustos (bregenz)
.gerard korsten - symphonieorchester vorarlberg ***.5 (19ağs)

salzburger festspiele 20temmuz-30ağustos (salzburg)
.simon rattle – london symphony orchester : mahler 9. senfoni ****.5 (21ağs)

30 Ağustos 2018 Perşembe

göl üzerinde "carmen"


bregenz festivali'nin ünlü gölsahnesi'nde (seebühne) bu yaz sahnelenen "carmen" aslında geçen yazın yapımıydı. ilginçtir, 2017 yazı'nda avrupa'da üç yeni "carmen" sahne ışıklarına çıktı: aix-en-provence festivali'nde dmitri tcherniakov, paris ulusal operası'nda calixto bieto ve bregenz'de kasper holten imzalı.
bu "carmen"lerden ilk ikisini geçen yaz kayıttan seyretme imkanım olmuştu. özellikle dmitri tchernikaov'unki şimdiye kadar seyrettiklerim arasında en ilginç yorumdu. aslında "ilginç yorum" durumu "carmen"den ziyade tcherniakov'a ait bir özellik, çünkü tcherniakov oldukça sıradışı bir yönetmen; bildiğiniz hiç bir operayı onun sahnelemesinde tanıyamıyorsunuz, operaları bambaşka şekillerde yorumluyor, hikayeleri ters köşelere yatırıyor ve en önemlisi de bu yorumlar hiç de zorlama olmuyor; tcherniakov yorumlarını hikayenin kendi içinden, altmetninden çıkarıyor. biz seyircilere düşense; üzerlerinde biraz düşününce "neden olmasın" diyerek tcherniakov'un açtığı kapıdan girip, bildik coğrafyalarda yeni yollar keşfetmek ve bize bu yolları açan yönetmene hayran kalmak.
calixto bieto da opera yönetmenleri arasında en az tcherniakov kadar l'enfant terrible lakabını hak eden bir yaratıcıdır ama bieto'nun paris operası'ndaki "carmen"i, tcherniakov'uyki bile kıyaslamadan, onun kendi biyografisi içinde bile oldukça konvansiyonel kalmıştı.
bregenz'e gelirsem...

bregenz festivali'nin temel özelliği operaların göl üzerinde, kıyıdan 4-5 metre uzaklıkta dört bir tarafı suyla çevirili bir sahnede oynanıyor ve oditoryumun açık hava tiyatrosu formatında olması. seyirci kapasitesi 7000. en büyük kapalı opera salonlarının yaklaşık 2000 kişi aldığını, istanbul'daki harbiye açıkhava tiyatrosu'nun koltuk kapasitesinin 4000 olduğunu hatırlayınca, mekanın büyüklüğü, ya da daha doğru bir tabirle devasalığı konusunda fikir sahibi olmak kolaylaşıyor. dolayısıyla, bregenz'de opera sanatı tam da bu lojistik özelliklerinden dolayı, zaten kendi bünyesinde barındırdığı ihtişamı ve yapaylığı daha da abartma şansına ve tam bir "şov"a dönüşme potansiyeline sahip.
bir ay boyunca her akşam 7000 kişinin seyretmesi amaçlanan, iki yılda yaklaşık 400.000 seyirciyi ağırlayan bir opera yapımı ister istemez yaratıcı, ilginç, şova göz kırpan bir mizansene ve görkemli dekorlara ihtiyaç duyar. çok kişiye hitap etme ve her akşam tiyatroyu olabildiğince doldurma kaygısı gösterinin ister istemez popülerleşmesine, bu da mizansenin basitleşmesine, daha kolay anlaşılabilir olmasına neden olabilir. hele de sahne su üzerinde/içindeyse seyircinin otomatik olarak bazı "atraksiyonlar" beklentisi içine girmesi kaçınılmazlaşır. hal böyle olduğunda da sahnelenen gösteri; bir sanat eseri olarak varlığını koruyabilir mi, yoksa tüketim ekonomisine teslim mi olur.

bir omuzumda gençliğimde görsellerine bakarak naifçe hayran kaldığım bir etkinliğin cazibesi, diğer omuzumda ise aradan geçen zamanla dünyanın düzeninin biraz da olsa farkına vardıkça aklıma takılan yukarıdaki sorularla geldim bregenz'e.
yukarıdaki sorularımı kişisel çekince olarak heybeme atınca, benim içine girdiğim beklenti ise; buradaki bir yapımdan müthiş derin ve üzerinde düşünülmüş bir mizansen beklememek ve kolay tüketilecek bir şey seyretmek, opera gibi "yüksek sanat"a ait bir ürün sergileniyor da olsa, kitlelere hitap edecek şekilde "sulandırılmış" ortalama bir şovun keyfini çıkarmaktı.
kaçınılmaz olarak "carmen"in dekor fotoğraflarını da önceden görmüştüm: sudan çıkan iki devasa kadın eli ve ellerin kardığı oyun kartları. bu bile beklentimi azaltmama yetmişti: çok fazla figüratifti.

işte herhalde, hayatta asıl sorun beklentileri azaltabilmek; her konuda! bunu başardığınızda yaşadıklarınızdan, etrafınızdakilerden, ilişkilerinizden, her şeyden daha fazla keyif alıyorsunuz, daha mutlu oluyorsunuz. belki de "bregenz-festivali-yapımı-gölsahnesi-üzerindeki-carmen"de de benim başıma gelen bu oldu; beklentilerimi azalttığım için; müthiş keyif alarak, yönetmenin yaratıcılığına şapka çıkararak ve sahnedeki icracıların performanslarına hayran kalarak seyrettim "carmen"i.


belki mimar olduğumdan olsa gerek, -hoş, maalesef her mimar da benim gibi değil, o zaman "mimar sinan üniversitesi mezunu bir mimar olduğumdan olsa gerek" demek sanırım biraz daha doğru olacak-, bağlam benim için çok önemli. evet, bağlam!
aldığım eğitimden dolayı hayatta her şeye kendi bağlamı -veya genel olarak bağlam- içinde bakmaya çalışıyorum. sanata bakışımda da bu geçerli. ve böyle bakınca; bregenz'in gölsahnesi'ndeki su üzerinde/içindeki "carmen" yapımının, içinde/etrafında olduğu başat öğe su ile kurduğu müthiş ilişki beni büyülüyor, yönetmen kasper holten'e hayran bırakıyor. gösteri bittiğinde aklıma gelen ilk soru şu oldu: "acaba bu sahnedeki kaç yapım suyla bu kadar organik bir ilişki kurmuştur?"
fabrikadan çıkan kadınlar kovalarını göl suyunda yıkadılar, carmen don jose'yi kandırıp hapishane hücresinden kaçarken suya atlatı ve yüzerek uzaklaştı, sahneye sağnak yağmur yağdırıldı, çingenelerin çoşkulu meyhane dansı su içinde yapıldı her harekette çoşkuyla etrafa su saçıldı, kaçakçıların dağ sahnesi kumsala uyarlandı mallar sandallarla taşındı, ve carmen don jose tarafından suda boğularak öldürüldü. herhalde bir "carmen" ancak bu kadar suyla hemhal olabilirdi.



fotoğraflarından fazla figüratif bulduğum sahne tasarımı da oldukça yaratıcı ve işlevsel bir şekilde kullanıldı. oyun ve tarot kartları zaten "carmen"in temel öğelerinden biridir; peter brook da o ünlü "carmen trajedisi" isimli uyarlamasında gösteriyi carmen'in bir köşede kart açmasıyla başlatır. holten ise oyun ve tarot kartlarını mizanseninin temel öğesi yapmış. beyaz renkteki bu yüzeyler; gösteri boyunca üzerlerine yansıtılan çoğunlukla hareketsiz görüntülerle (oyun ve tarot kartları, seville kenti karpostalları gibi) ve bazı sahnelerde direkt o sıradaki gösteriden yakın plan canlı çekimlerle işlevsel hale getirildiler. böylelikle statik gibi duran sahne dekoru hareketlendi, dönüştü. hatta yağmur sahnesinde bu yüzeylerin üzerindeki resimler sanki gerçekten sulanmış da renkleri akıyormuş gibi hazırlanmış görsellerle kaplandı.
iki el arasında havada duran kartlar ayrıca; kaçakçıların sahnesinde tırmanılan, birinden öbürüne halatlarla atlanılan bir kumsal kenarı yamaç peyzajına da dönüştü. yani hem su kenarında/içinde olma halinin hem de dekorun hakkı bence sonuna kadar verildi. ellerden birinin tuttuğu sigaranın gösteri boyunca yanıyormuş gibi oluşu ve duman tütmesi ise biraz sabit ama yine de hoş bir detaydı.


fotoğraflardan da görüldüğü üzere orkestra her zamanki sahne-oditoryum arasındaki konumunda değildi. orkestra, koro ve orkestra şefi dekorun arkasına saklı kapalı devasa bir alanda müziği icra ettiler, hoparlörlerle bizlere yansıtıldı. sahnede canlı olarak koro bulunmuyordu, sahnedeki kalabalık sadece figürasyon içindi. sahne canlı icra eden sadece kendi partileri olan rollerdekilerdi, onlarda da mikrofon vardı.

tahmin edersiniz ki böyle devasa bir mekanda bir ay boyunca her akşam opera partisyonu icra etmek imkansız. bu yüzden üç kast oluşturulmuş. benim seyrettiğim akşamda carmen'i annalisa stroppa, don jose'yi martin muehle, escamillo'yu kostas smoriginas ve micaela'yı mojca bitenc yorumladılar. genç bir mezzosoprano olan stroppa oldukça dinamik, etkili, oyunculuğuyla da göz dolduran bir yorum sergiledi. don jose de martin muehle'nin yorumu başarılıydı ama oyunculuğu oldukça abartılıydı. miceala da mojca bitenc yumuşak ve içli yorumu ve ölçülü oyunculuğuyla hak ettiği çoşkulu alkışı aldı. kostas smoriginas da her açıdan düzgün ve hatasız bir yorumla akşamı noktaladı.
genç şef jordan de souza yönetimindeki viyana senfoni orkestrası ve prag filarmoni ve bregenz festival koroları  arasız iki saat süren gösteride çoşkulu, tempolu ve temiz bir iş çıkardılar.

29 Ağustos 2018 Çarşamba

göl üzerinde opera: bregenz festivali


kütüphaneden kitap çalmayı hayatımda şimdiye dek bir kez düşündüm; maalesef gerçekleştir(e)medim.
13-14 yaşlarındaydım. okuduğum lisenin kütüphanesinde keşfettiğim kitap, lisenin ait olduğu ülkedeki bir göl üzerinde her yaz gerçekleşen opera festivalindeki yapımların yıl yıl sahne fotoğraflarını içeriyordu. sahnelerin hepsi birbirinden göz alıcı, görkemli ve yaratıcıydılar; hiç de yaşadığım şehirdeki opera binasında gittiğim yapımlardaki sade suya tirit dekorlara benzemiyorlardı. kitabı keşfettiğim, ara sıra gidip rafından aldığım ve içine hayranlıkla göz gezdirdiğim, göz ucuyla yaşlı kütüphaneci kadına bakıp, kitabı formamın içine sokmayı hayal ettiğim ama bir türlü cesaretimi toplamayı becerip yapamadığım o yılın yazıydı herhalde, kitaptaki tasarımların ilhamıyla olsa gerek evde aida operası için sahne maketleri yapmıştım.
işte, otuz yılı aşkın süre sonra, bu yaz hayallerimden birini nihayet gerçekleştirdim; o kitaba konu olan ve beni büyüleyen festivale gittim, su/göl üzerindeki sahnede bir opera seyrettim.




ikinci dünya savaşı'nın yaralarını sarmak için, hemen ertesinde avrupa şehirlerinde teker teker sanat festivalleri düzenlenmeye başlanır. tarihleri ikinci dünya savaşı öncesine dayanan salzburg festivali ve venedik bienali ise savaş yüzünden verdikleri zorunlu aradan sonra tekrar canlanırlar.
1946 bu anlamda çok önemli bir yıldır: avignon, edinburgh, amsterdam holland, lyon les nuits de fourvière ve cannes film festivalleri bu yılın yazında sanat yoluyla avrupalıların yaralarını sarmaya başlar. ilerleyen yıllarda festival haritasına yenileri eklenir: 1948'de aix-en-provence, 1951'de viyana wiener festwochen ve berlin film festivalleri.
bu öncü festivaller arasında bir tanesi daha vardır: 1947'de başlayan bregenz opera festivali.

bregenz opera festivali'nin özelliği operaların sahnelendiği sahnenin su/göl üzerinde olması. üç ülkeye; almanya, isviçre ve avusturya'ya kıyısı olan konstanz gölü'nün avusturya kıyısındaki küçük bir yerleşim olan bregenz bu festival sayesinde yıllar içinde dünya sanat haritasında uğranılacak duraklardan biri olarak kendine önemli yer edinir.
her yıl dünyadan yaklaşık 400.000 kişi temmuz ortası ile ağustos ortası arasındaki bir ay boyunca her akşam açık havada ve göl üstünde sahnelenen tek bir opera yapımını seyretmek için bu küçük şehre gelir.

zamanla; festival programını çeşitlendirmek -ve ticari bir kafayla: buraya kadar gelmiş bir kültür turistini sadece bir gece değil, bir kaç gün şehirde konaklatmak için- bregenz'in içindeki mevcut tiyatro binasında ve 2005'te göl sahnesinin yanına inşa edilen görkemli festival binasındaki büyük salonda farklı opera yapımları sahnelenmeye başlanır. böylece artık her yıl biri göl sahnesinde olmak üzere en az üç opera yapımı ve ayrıca orkestra konserleriyle bir aylık program iyice zenginleştirilir.

bu çeşitlenmeye karşılık; göl sahnesineki opera yapımı eskiden her yıl değişirken, artık iki-yılda-bir formatına geçilir. bu sene seyrettiğim "carmen" aslında geçen yaz prömiyer yapmış olan bir yapımdı. bu yıl "carmen"in ikinci ve son yılıydı, önümüzdeki iki yılın göl sahnesi programında ise "rigoletto" var.




hem yıllardır hayalini kurduğum bu seyahati acele getirmek istemediğimden, hem de bregenz ve etrafında merak ettiğim yerleri sindirerek gezebilmek için, aslında hızlı bir ayakla 24 saatte bitirilebilecek bir rotayı, arasına bregenz tiyatrosu'nda "sevil berberi" ve festival binasının büyük salonundaki orkestra konserini de katarak üç güne çıkardım.

bregenz seyahatimin doruk noktası göl sahnesindeki "carmen" izlenimlerim bir sonraki yazıya..


28 Ağustos 2018 Salı

samos'ta 4 gün - IV









samos adasının başkenti vathy. büyük bir limanı, uzun ve geniş bir kordonboyu var. dinlenme tatiline gittiğim için, hele de sıcağın alnında, gündüz vathy'e inip sokakları gezmek hiç içimden gelmedi.




bir akşam yemek için gittik vathy'e. tesadüfen karşımıza çıkan yianni'a ouzeri'de o akşam (çarşamba ve cumartesi akşamları) canlı müzik varmış;  yine aile işletmesi bir tavernaydı; çok nazik, güleryüzlü bir hanım siparişleri alıyor ve müşterilerle ilgileniyordu. canlı yunan müziği, enfes yemeklerden aldığımız tada tad kattı. türkiye'den geldiğimizi anlayınca araya zeki müren şarkıları da aldılar.









vathy'nin, içinde sergilenlenenler illa da görülmesi gereken nadide eserler olmasa bile, küçük ama mücevher gibi özenle tasarlanmış bir arkeoloji müzesi var. thasos'ta da yine küçük ama özenli ve nitelikli mimari tasarım ürünü olan bir arkeolojik müze vardı; içeriği de çok çok iyiydi.
gerek vathy'de müzede gerekse de thasos'dakinde yunan uygarlığının arkaik döneminden kalma birer devasa kauros (çıplak erkek) heykeli var ki, iki müzenin de bence en etkili objesi o.



son olarak; vathy'e indiğimiz akşam orada bir sokakta, ertesi akşam da kokkari'de rastladığımız iki genç sokak müzisyeni tüyleri diken diken edecek güzellikte ve sadelikte yunan müziği çalıyorlar. rastlarsanız bonkör davranın, hak ediyorlar..