22 Ağustos 2017 Salı

korfu'da bir hafta - V



paleokastritsa'nın popüler olmasının nedenlerinden biri buradaki manastır. aslında popülerlik karşılıklı birbirini beslemiş; yunan adalarındaki çoğu manastırdan çok daha serbest burası. kıyafetinize bakıyorlar ve gerekirse kapıda şalvar, şal gibi şeyler veriyorlar ama ekstrem durumlarda.

 








paleokastritsa'da bir sürü lokanta var. hiçbirini denemediğim için bir şey söyleyemeyeceğim. paleokastritsa'nın yukarısında bir köy var: lakones.


bu köydeki bir lokanta çok iyi. hem manzarası muhteşem hem de yemekleri. aynı manzaraya sahip üç büyük lokanta var: bunlardan birinin arkasında tur otobüsleri için geniş park alanı bile var. ama diğer ikisi çok turistik iken, bu bahsedeceğim tam bir aile işletmesi: veranda taverna.




gerek mezeler, gerek kabak-patlıcan kızartmaları çok lezziz. hayatımda yediğim en iyi deniz ürünlü makarnalardan birini de burada yediğimi söyleyebilirim.
sahipleri çok cana yakın. yunan kahvesi istiyoruz deyince tek mi duble mi diye sordular; ilk defa bu soruyla karşılaştım. duble istedik; başka yerlerdeki tek kahve fiyatına duble kahve getirdiler. sahibi bir de, kahvenin içine bir çay kaşığı (ama kesinlikle daha fazla değil) uzo katmamızı önerdi. daha önce denememiştim, denedim; türk kahvesini esanslı sevmiyorum, sakızlı kahveyi bile. ama bu uzolu fena olmadı; çok hafif belli belirsiz bir rahiya kattı kahveye.



21 Ağustos 2017 Pazartesi

korfu'da bir hafta - IV


korfu'nun en popüler, en kalabalık yeri olmasına rağmen, en güzel yeri özelliğini koruyan kısmı paleokastritsa. burayı görmeden, buradaki kumsallarda denize girmeden korfu'yu gördüm demek imkansız.




paleokastritsa üç küçük kumsalı olan -biri liman olarak kullanılıyor- bir yerleşim. tanımlı bir köy dokusu yok. kerkyra'dan genel anayol paleokastritsa'ya girince iki yanda oteller, pansiyonlar, lokantalar, bot kiralama-hediyelik eşya dükkanları ve marketlerin olduğu bir aksa dönüşüyor. konaklama mekanlarının çok büyük bir kısmı deniz seviyesinden yukarda, üst tarafta. çok az otel kumsalların hemen arkasında. bunun nedeni coğrafyanın dik bir şekilde denize inmesi. zaten paleokastritsa'yı bu kadar güzel yapan da bu. denize girip arkanıza baktığınızda devasa bir dağ yükseliyor; zeytinlik ve selvi dolu; ve tabii bir de insan elinden çıkma yapılar. neyse ki yapılar yeşil içine serpiştirilmiş, bu nedenle mesela edremit veya kuşadası'ndaki durum burada sözkonusu değil.

liman ve diğer iki kumsaldan denize giriliyor; çok da popülerler. bir de bazı küçük kumsallar tavernalar tarafından parsellenmiş, sabah gidiyorsunuz, hem yemek hem şezlong, hem deniz; ancak bu tavernalardan hiçbiri hakkında tavsiye edici bir yorum okumadım internet sitelerinde. ne yemeklerinden ne servislerinden ne de fiyatlarından övgüyle bahsediliyor.




dolayısıyla paleokastritsa'da denize girmek için yapılacak en güzel şey günlük bot kiralayıp karadan ulaşımı olmayan 15 kumsala denizden ulaşmak.
limanda 5 dakikada botu nasıl kullanacağınız size anlatılıyor, elinize kumsalların yerlerini gösteren bir harita veriliyor ve sabah 10:00'dan akşam 16:00'ya kadar bot sizin. yanınıza yiyecek içeçek bir
şeyler alıyorsunuz ki, gideceğiniz kumsallara karadan ulaşım yok, dolayısıyla bakirler.

tekneyle sadece kumsallara gitmiyorsunuz; yol üzerinde mağaralar da var ve küçük adalar da. istediğiniz yerde durup veya demir atıp gönlünüzce denizin keyifini çıkarıyorsunuz.







kumsallardan birinin adı "paradise beach", tam da adı üstünde, gerçekten de cennet gibi bir yer; insanın ayrılası gelmiyor.





(önemli not: fotoğrafların hiçbirinde filtre yoktur)


19 Ağustos 2017 Cumartesi

korfu'da bir hafta - III

bu yazıda adanın kuzeyindeki kumsallardan ve yerleşimlerden bahsedeceğim.


en son kalami koyu'nda kalmıştık. adanın kuzeydoğusunda iseniz, doğu yönüne baktığınızda gördüğünüz anakara artık yunanistan'a ait değil, arnavutluk.
ilginç olan başka bir şeyse, anakara korfu'ya bu kadar yakın olmasına rağmen ne arnavutluk ne de yunanistan anakarası korfu'nun değil yarısı çeyreği kadar bile yeşil değil; oldukça çorak. korfu'ya uğrayan yağmurlar nasıl anakarayı etkilemiyor; bu kadar yakın iki coğrafya nasıl bambaşak bitki örtüsüne sahipler; çok şaşırtıcı.

kalami koyu'undan kuzeye doğru arabayla yola çıktığınızda, yaklaşık 10 dakika mesafede adanın kuzeydoğu köşesindeki kassiopi köyü'ne ulaşıyorsunuz.



adanın bence kerkrya'dan sonra en düzgün yerleşimi: limansa liman, yayalaştırılmış çarşı sokağıysa çarşı sokağı, düzgün ve uygun fiyatlı lokantalar, tasarım eşyalar, giysiler, sabunlar satan dükkanlar, köyde konakladığınız takdirde 5-10 dakika yürüyüş mesafesiyle ulaşılan enfes, çakıllı, derin kumsallar (kanoni kumsalı).


insan daha ne ister. evet, belki biraz sakinlik isteyebilir, ama eğer vıcık vıcık olmayan, nitelikli insan kalabalığına da hayır demiyorsanız, o zaman korfu'daki ideal tatil mekanınız kassiopi köyü.


yerleşime ve limana tepeden bakan bir bizans kale kalıntısı var. çıkış 5 dakika bile sürmüyor; oradan limana ve etrafa bakmak güzel.

adanın kuzey sahillerinde başka güzel kumsal yok. diğer hepsinde deniz kumluk, sığ ve sıcak.

sidari kumsalı

astrakeri kumsalı
bu kumsal pek çekici görünmüyor, ancak hemen arkasındaki the three brothers tavernası adanın en iyilerinden kabul ediliyor. benim vaktim olmadığı için tavernayı deneyemedim; bu kumsaldan denize girmek de içimden gelmedi.



aşk kanalı

kuzeybatı köşesine yakın canal d'amour (aşk kanalı) denen çok popüler bir yer/kumsal var. bence, herkes gidiyor ve çok popüler diye illa gitmek gerekmiyor. çok olağandışı bir coğrafi oluşum değil.
ama vaktiniz varsa, bir kahve içmelik ve fotoğraf çektirmelik uğranabilir. ancak daha fazla kalınmaz, çünkü etrafı deniz varken havuza giren, denizden ziyade bedenini göstermeye gelmiş, çoğu ingiliz ve italyan, cıstak cıstak yüksek sesli müzik çalan kafelerde oturan bir insan kalabalığı ile kaplı.

adanın kuzey tarafındaki dağlarda çok güzel köyler var. ben hepsini gezemedim ama arabayla içinden geçerken bile keyif alınıyor. aslında korfu'ya mayıs veya eylül ayında gelip bu dağ köylerini gezmek lazım.

kuzeydoğuda adanın en yüksek rakımlı dağı var; tepesinde de pantokrator manastırı. o manastıra doğru yola çıkıp, virajlı dar yollarda pes edince, dağın eteklerindeki strinilas köyü'nde a la palaia isimli lokantaya oturdum. lokantanın terasındaki bütün masalar doluydu; ve bir masa hariç kimse yunan değildi. deniz kenarıdan bu kadar uzak ve ulaşımı sapa bir lokantanın yabancılar tarafından keşfedilmiş olmasına şaşmamak lazım, çünkü burada yediğim öğle yemeği her şeyiyle mükemmel bir ziyafetti. özellikle kabaklı börek çok lezzetli idi. pirzola istedik; garson, hayvanın lezzetli yerinden kalmadığı için antrikot önerdi, o da mükemmeldi.
terasın ortasından çıkan ceviz ağacını kesmemişler, neden kessinler zaten değil mi, bizde olsa kesilir; terasın pergolasında delik açarak ağacın dallarını serbest bırakmışlar; yetkin bir mimarın çözmeyi akıl edemeyeceği güzellikte detaylarla. yani sadece yemekten değil, baktığınız etrafınızdan da genellikle keyif alıyorsunuz yunanistan'da.







yemeğin üzerine kendi yapımları bir tatlıları varmış: galaktoboureka adında. sonu "börek"le bitiyor, başını bilemiyorum. içi muhallebili milföy hamurlu börek gibi bir şey. müthiş lezzetli.




strinilas'tan kerkyra yönünde kestirmeden ana yola çıkmak için yine virajlı yollardan geçtim. bu sayede iki güzel dağ köyü keşfettim: sokraki ve ano korakiana.

daha batıda, aşk kanalı ile başkent kerkyra'yı bağlayan yol üzerinde başka bir güzel dağ köyü de: agi douli.