17 Şubat 2017 Cuma

ich habe genug / artık yeter / i have enough




"Welt, ich bleibe nicht mehr hier, 

Hab ich doch kein Teil an dir, 
Das der Seele könnte taugen. 
Hier muß ich das Elend bauen, 
Aber dort, dort werd ich schauen 
Süßen Friede, stille Ruh."
/
"Dünya, artık burada kalmıyorum,
senin hiç bir parçan yok bende,
ruhumun işine yarayacak.
Burada acıyı çoğaltmak zorunda kalırım,
ama orada, orada ulaşacağım
tatlı barışa, sakin huzura."
/
"World, I will not remain here any longer, 
I own no part of you 
that could matter to my soul. 
Here I must build up misery, 
but there, there I will see 
sweet peace, quiet rest."

bach'ın "ich habe genug / artık yeter / i have enough" başlıklı 82 numaralı kantat'ından

...

freiburg barok orkestrası ve katharina arfken'in oboa solosu eşliğinde muhteşem bariton matthias goerne bu akşam az sayıdaki istanbulluyu işsanat'tan öbür dünyaya götürdü, geri getirdi. 
getirmese miydi keşke; orada mı kalsaydık acaba..

28 Ocak 2017 Cumartesi

engin cezzar 1935-2017




annem anlatmıştı kaç kere; amerika'da eğitim gören genç bir oyuncu şehir tiyatroları'nda hamlet rolüyle o yıllarda bütün istanbullu genç kızların kalbini çalmıştı diye.. 

annem tepebaşı'ndaki dram tiyatrosu'nda engin cezzar'ı hamlet'te izleyen o hayran kızlardan biriymiş. ben ise gülriz sururi ile yaptığı işlerle büyüdüm: "kaldırım serçesi"ni şişli kent sineması'nda, "halide" (1986) ve "filumena"yı (1985) harbiye konak sineması'nda izlemiştim. 
bu büyük tiyatrocunun toprağı bol olsun..

14 Ocak 2017 Cumartesi

muharrem özcan'dan "kundakçı"



kemal aydoğan ayrıldığından beri oyun atölyesi'nde eşzamanlı olarak iki damar üretim yapıyor: bunlardan biri, yönetmeni ister haluk bilginer olsun, isterse hira tekindor, ali atluğ ya da birkan uz, konvansiyonel/benzetmeci tiyatro damarı, diğeri ise muharrem özcan'ın temsil ettiği göstermeci üslupta tiyatro.
özcan ilk denemesi "araf"tan itibaren, geçen sezonki "aşk delisi" istisna olmak kaydıyla, oyun atölyesi'nin ufkunu denemeci ve özgür rejileriyle açıyor. özcan kapsam olarak da sağlam ve adım adım gidiyor; "araf" iki, "dolu düşün boş konuş" ve "aşk delisi" dört-beş kişilik kadrolu oyunlardı; "kundakçı" ise on kişilik. özcan bu kalabalık kadrolu oyunun da altından başarıyla kalkmış.

1970'lerin başında rus yazar grigory gorin tarafından yazılmış, özgün adı "herostratus'u unutun!" olan "kundakçı" m.ö. 4. yüzyılda efes artemis tapınağı'nı kundaklayan pazarcı herostratus'un hikayesi üzerinden iktidar, egemenlik, din, hukuk, adalet, egemenlik, menfaat gibi çağlar boyunca insanlığın başına musallat olmuş ve olmaya devam eden konuları işliyor.
sahne ve kostüm tasarımında helen döneminden esinlenen motifler bulunsa da, özcan oyunu benzetmeci bir üslupta sahnelemiyor; rejisini tam tersine göstermeci üslup üzerine kurmuş. bunu yaparken de japon kabuki tiyatrosunun yüz makyajlarından, commedia dell'arte oyuncularının beden diline, ortaoyununun seyirciyle kurduğu ilişkiye kadar çeşitli kadim tiyatro geleneklerinden yararlanıyor. bu sayede bütün zamanları ve bütün kültürleri kapsayan bir niteliğe kavuşan özcan'ın rejisi gündelik politikaya göndermelerle de "şimdi ve burada" olma halini kuvvetlendiriyor.
oditoryumun arka kapısından sahneye ulaşan açılış sahnesinden, ara verilmesinin bile hikayenin içine yedirilmesine ve en sondaki o benzersiz düello sahnesine kadar rejinin dna'sını oluşturan göstermecilik, seyirciye her an seyrettiğinin bir oyun olduğunu hatırlatan ve ister sese ister mimiğe ister jeste dair her türlü zeki buluşla örülmüş. sesle ilgili çok küçük bir örnek: para kesesi sesi çıkaran müzik aletinin, biraz sonra bizzat para kesesi objesi olarak kullanılması.

özcan'ın reji fikrinin mükemmel bir şekilde gerçekleşmesindeki en güçlü öğe oyuncular. oyuncular sadece oyunculuk yapmıyorlar; oyunculuk yapmadıkları anlarda sahnenin en arkasındaki banklarda oturuyor ve oyunun ses efektlerini ve müziklerini icra ediyorlar.
türkiye tiyatrosu için sıradışı ve müthiş bir özellik bu! nice ödenekli tiyatro kurumunun müzikleri banttan verdiği, bir çok özel ve alternatif tiyatronun olanaksızlıklardan dolayı sahnede canlı müzik kullanamadığı bir ortamda özcan, oyuncularına canlı müzik yaptırarak hem göstermeci rejisinin altını çiziyor hem de "ekonomik" davranmış oluyor. dolayısıyla "kundakçı"daki oyunculara "oyuncu" değil, "icracı" demek daha yerinde olur; çünkü sadece "oynamıyorlar".

bu kadar inceltilmiş bir reji, rejiye sonuna kadar hizmet edecek seviyede mükemmel bir verim alınmış oyunculuklar (özcan'ı bu açıdan da kutlamak lazım, ve beden çalışmasını yürütmüş olan rüya büyüktopçuoğlu'nu da) ve yine rejiye hizmet eden etkili müzik (çağrı beklen) açıkçası daha yalın ve rafine sahne (özlem karabay), kostüm ve ışık (ayşe sedef ayter) tasarımlarını hak ediyordu.
sahnenin arka duvarını çıplak bir şekilde gösterecek kadar "ileriye" gidilebildiyse; neden o beyaz çıtalarla ne anlattığı belirsiz platform ve onun içinden çıkan formu garip parçalar? neden helen su motifiyle bezeli eğrelti koltuklar? kuvvetler ayrılığı için üçgen form tamam, ama neden -peter brook'a bir selam çakarak- zeminde sadece üçgen bir kilim/halı değil? alçıdan sütun görmeyi beklemiyordum ama içi boşaltılarak yivlerinden hapishane parmaklığına dönüştürülmüş tek bir sütuna da ihtiyaç var mıydı?
siyah taytlar üzerine atılmış gri kumaşlardan oluşan altlıkların kollarına, bacaklarına, göğüslerine eklenen küçük renkli bez parçaları karakterleri tanımlamak için ne kadar rafine bir buluşken ve bu kadarı yeterliyken, özellikle kleon, tissafernes ve klementina'nın özensiz kostüm tasarımlarını anlamlandıramadım doğrusu?
ışık tasarımı ise sahnedeki oyuncuların yüzlerini aydınlatabilmekten uzaktı, özellikle platform üzerindeki sahnelerde figürlerin birbirlerinin yüzlerine gölgeleri düşüyordu.
ledlerle arka duvarı farklı cartlak fosforlu renklere büründürmek ise son yıllarda benim hiç anlamadığım bir şekilde dünyanın her yerinde çok popüler oldu. peter brook bile geçtiğimiz aralık'ta paris'te izlediğim son yapıtı "the valley of astonishment"te anlamsız bir şekilde bu uygulamayı kullandıysa, cartlak fosforlu led ışıklarının gerçekten de benim vakıf olamadığım bir büyüsü olsa gerek.

her ne kadar görsel tasarımı sıradan ve zayıf kalsa da; bir yandan çok eğlenerek izlememi, birbirinden zeki buluşların yakalabildiklerimden müthiş keyif almamı sağlayan, diğer yandansa oyunun tartıştığı temel konuların hiçbirini es geçmeme izin vermeyen, farkındalığı her an uyanık tutan rejisiyle "kundakçı" bu sezonun en iyi yapımlarından biri kanımca. kendisi de icracılar içinde bulunan muharrem özcan başta olmak üzere bütün icracı ekibi kutlarım.

31 Aralık 2016 Cumartesi

in memoriam


debbie reynolds, 1932 & carrie fischer 1956

gönül ülkü, 1931

zsa zsa gabor, 1917

george michael, 1963

michele morgan, 1920

esma redzepova, 1943

dario fo, 1926

giovanni scognamillo, 1929

kenny baker, 1934

toots thielemans, 1922

heinrich schiff, 1951

neville marriner, 1924

recai aynan, 1962

orhan şahinler, 1928

teodoro gonzales de leon, 1926

fidel castro, 1926


prince, 1958

gisela may, 1924

garry marshall, 1934


leyla demiriş, 1945


muhammed ali, 1942

zehra eren, 1923

einojuhani rautavaara, 1928

gene wilder, 1933

erdal tosun, 1963


natalie cole, 1950

zaha hadid, 1950

paul cox, 1940

curtis hanson, 1945

michael cimino, 1939

vilmos zsigmond, 1930

ilhan baran, 1934

pierre boulez, 1925

ayşe baysal, 1929

atilla manizade, 1945

bülend özer

abbas kiarostami, 1940

hector babenco, 1946

harry lenas, 1931

mithat alam, 1945

peter shaffer, 1926

peter esterhazy, 1950

david bowie, 1947

ergüder yoldaş, 1939

martin tulinius, 1967

mariano alberto martinez (mariano mores), 1918

madeleine sherwood, 1922


alan rickman, 1946

george kennedy, 1925,

ken howard, 1944

burt kwouk, 1930

robert vaughn, 1932

tanju gürsu, 1938

tarık akan, 1949

oya aydoğan, 1957

harper lee, 1926

richard adams, 1920

armold wesker, 1932

edward albee, 1928

nikolaus harnoncourt, 1929

atilla özdemiroğlu, 1943

kızıl ordu korosu

andrzej wajda, 1926

michel tournier, 1924

umberto eco, 1932

halil inancık, 1916

vedat türkali, 1919

leonard cohen, 1934

ettore scola, 1931

nasra şimmes, 1924