5 Aralık 2017 Salı

şaşırdık mı; hayır!



geçenlerde bir gazetede çıkan, semih fırıncıoğlu ile yapılmış söyleşiden öğreniyoruz ki, eylül ayından beridir gösteri sanatları için kullanılan bomontiada'nın yedi alt mahzeninden dördü ara güler müzesine çevrilecekmiş. şaşırdık mı; hayır!

bomontiada zaten başlı başına bir mutenalaştırma projesi; bomonti'nin çehresinin dönüştürülmesinde hızlandırıcı bir faktör. şehrin gözden ve değerden düşmüş bölgelerini mutenalaştırmada, oraya kültür ve sanatın enjekte edilmesi 1960'ların new york'undan (örneğin, işbilir bir emlakçı gibi çalışan belediye başkanı robert moses'in fikir babası olduğu lincoln merkezi'nden) beri yapılagelen bir uygulama. bomontiada da bu geleneğin bir takipçisi. dolayısıyla belki biraz ironik gelebilir ama bence aslında alışılmadık ve beklenmedik olan şu anki durumdu.

nedir bu alışılmadık durum peki, söyleyeyim: bomontiada'nın mahzenlerden oluşan "alt" kısmının başına fatih gençkal gibi, yaptığı organizasyonlara (şimdiye dek iki edisyonu gerçekleşmiş olan "dünyada bir köşe"yi düşündüğümde) davet ettiği işlerde bitmiş olandan, yani cilalanmış parlak "sonuç"lardan ziyade sürmekte, araştırılmakta olanı, yani çapaklı, bitmemiş "süreç"leri öne çıkaran, davet ettiği sanatçıların birbirleriyle iletişime ve etkileşime girebilecekleri ortamları yaratmaya gayret eden ve seyirciyi pasif konumundan çıkarmaya yönelen, tek başına değil ekip çalışmasını önemseyen bir sanatçı ve direktörü getirmek. gençkal'ı tiyatro camiamızın bohemi olarak tanımlasam bana alınmaz herhalde.

bohemlik üzerinden marais'nin prim yapıp mutenalaşması paris'e özel bir durum. marais'de hala ikinci el giysi dükkanları duruyor mesela; yanlarındaki cos'larla birlikte; bizde cos ancak zorlu'da veya bağdat caddesi'nde olabilir.
aynı bohemlik istanbul'da bomonti'de işlemez. çünkü istanbul'da "mutenalaşan" bölgelerin yeni sakinlerinin aradığı sanat değildir, "görünürlük"tür; pahalı yemekler yenmeli, içkiler pahalı olmalı, herkesin ulaşamadığı "şey"lere sahip olunduğu diğerlerine gösterilmelidir. marka kıyafetler giyilmelidir; değil mi ki ikinci el. ikinci el kıyafet mağazaları günümüzde beyoğlu'nun pasajlarından bile yavaş yavaş sürülmekte; beyoğlu'nu beyoğlu yapan diğer her şey gibi kadıköy'e...
hızlıca konumuza geri dönersek; bomonti'de "yukarda" bir bardak bira fiyatına "aşağıda" bir gösteri izleyebiliyordunuz; hala izleyebiliyorsunuz, ama ne zamana kadar, şüpheli.

fatih gençkal'ın bir şansı bu sezon başında, mahzenlerden birine özel bir proje yapması için semih fırıncıoğlu'nu davet etmesi oldu. fırıncıoğlu orada ürettiği projenin yaratım sürecinde, istanbul'da kendi "ada"larına kapanmış tiyatrocuların aksine açık ve davetkar bir strateji izledi, daha önce istanbul'da pek duymadığımız "açık prova" kavramıyla tanıştırdı bizi. tarih ve saati belli açık provalar dışında da fırıncıoğlu'nun provaları genç tiyatroculara açıktı; onlarla sohbet etti, birbirleriyle etkileşebilecekleri rahatça söz söyleyebilecekleri ortamı yarattı. o sözcüğü nedense pek sevmem ama, bomontiada'nın ALT'ındaki mahzenlerde "sinerji" oluştu.

fatih gençkal'ın kapsayıcılığı ve semih fırıncıoğlu'nun desteğiyle; aslında gösteri sanatları için fiziksel olarak çok da elverişli olmayan o mahzenlere güz ayları boyunca genç tiyatrocular, dansçılar, performansçılar girip çıkar oldular; ALT'ın kapısının önündeki ahşap kütüklerin üzerinde bir yandan sigaralar içilirken, bir yandan da biraz önce seyredilmiş gösteriler hararetli bir şekilde tartışılır oldu; yeni tanışmalar yaşandı, fikir alışverişleri yapıldı.

yatırımların en zoru ve en görünmeyeni ve tabii ki en uzun vadeli olanı insana yapılan; geriye dönüşünü göremeyebilirsiniz, an itibariyle reklamını yapamazsınız, size şimdiki zamanda prestij sağlamaz.
bir yatırımcı olarak bir mekan yaptırdığınızda; açılışını yaparsınız, önüne geçip fotoğraf çektirirsiniz; beklemeniz, sabretmeniz gerekmez. hele bir de harcamanızı vergiden düşme imkanınız varsa keyifinize diyecek olmaz; ama insana yatırım öyle mi!
bomontiada'nın işletmecisinin de böyle bir vizyonu, sabrı yok anlaşılan; acelesi var, bu ülkedeki çoğu yatırımcı gibi. ve bu yüzden de, daha yeni yeni yeşermekte olan bir fidanı rahatlıkla kesebiliyor. zaten çok büyürse de deniz manzarasını kapatır; yaşken budamakta fayda görmüş olmalı!

-----
önemli not:
fatih gençkal duyarlı ve hassas bir yaklaşımla, festivalden bağımsız olarak alt'taki "a corner in the world" ekibinin emeğini kendisi tek başına sahipleniyormuş gibi bir algının olmaması için beni uyardı: bomontiada-alt'ta fatih gençkal ile birlikte claire zerhaouni ve burcu yılmaz üç eş-küratör olarak çalışıyorlarmış. bu eksiklik için zerhaouni ve yılmaz'dan özür dilerim.

3 Aralık 2017 Pazar

"el rumor del ruido": mekanik cihazlarla yaratılan ses peyzajı






ışık, mekanik ve dijital cihazlar, objeler, mikrofonlar; su, kum, toz, duman ve rüzgar. bu araçların hepsi sahnede bir ses peyzajı yaratmak için kullanılıyor.
hiç bir ilüzyon saklanmıyor, ancak sesin kullanımı çok önemli olduğu için sahne genel olarak loş, dolayısıyla sahnedeki adam apaçık bir aydınlıkta değil ama görünmeyecek karanlıkta da olmadan masayı çekiyor, kutuları yerleştiriyor, pudrayı serpiyor, pervanelerin veya fenerlerin elektrik düğmesini açıyor ve kapatıyor, mikrofonları düzenliyor.

sahnede bir dünya yaratılıyor; tanıdık bir dünya, ama betimleyici değil, daha çok çağrıştırıcı, soyut. atmosfer önce sakince doğal seslerle kurulmaya başlanıyor; su, rüzgar, kum/toprak ve kuş kanatları sesleri. ardından yavaş yavaş ritmik, gürültülü ve kakafonik sesler istila ediyor peyzajı; kentlerden aşina olduğumuz sesler...

sesleri çıkaran objeler (küçüklü büyüklü dikdörtgen prizmalar) bir masa üzerinde yavaş yavaş biraraya geldikçe bir kent parçası beliriyor önümüzde. hemen ardından sahne arkasında durmakta olan ve masa üzerindeki o küçük parçaların bir ölçek büyükleri olan kutuların ışıkları yanıyor ve evlerin/odaların/binaların içine girmiş oluyoruz böylece; sinemasal dilde konuşursak "zoom yapmış" oluyoruz yani.
her bir kutunun içinde bir top var, belli bir mekaniğe bağlı olarak duvar yüzeylerine çarpa çarpa dönüyor. biz şehir insanları mı yoksa, o kutuların kısırdöngüsünde sıkışmış olan her bir top; tekerlekte dönen fareler gibi...

kutular üst üste gelip bir apartman kesiti oluşturduklarında, sahnedeki adam gösterinin tek figüratif sekansını oluşturmaya yöneliyor: her kutunun içine tanıdık objeler (kitap, içinde fokurdayan bir efervesan tablet bulunan su dolu bir bardak, kaşığı dönen bir kahve/çay fincanı, televizyona dönüşmüş bir cep telefonu ekranı, ayna vb.) yerleştiriyor; soyut olan somutlaşıyor.

son sekans ise, farklı boyutlardaki cep telefonu ve ipad'lerle yaratılmış; digital cihazlardan konuşan insan sesleri gelmekte ancak ekranlarda sadece siyah ve beyaz çizgilerden oluşan görüntüler/grafikler hareket etmektedir; her bir insan sesi hareketli bir barkoda indirgenmiştir.
bir yandan sahnenin gerisindeki kutuların içinde toplar dönmeye devam ederken, diğer yandan  öndeki masanın üzerindeki ipad'lerin yüzeylerinde çizgiler kaybolup görünmektedir. sanki; günümüzün her biri bir barkoda dönüşmüş şehirli bireyleri kendi sınırlı ve sıkışık dünyalarında/mekanlarında sonsuza kadar dönüp durmaktadırlar.

ispanyol onirica mecanica topluluğunun el rumor del ruido (seslerin mırıltısı) isimli obje tiyatrosu gösterisi sahnede seslerden bir peyzaj yaratıyor, ve bana göre bu yolla günümüz dünyasında kentli bireyin içine düştüğü yabancılaşmayı ve yalnızlığı anlatıyor.
topluluğun aynı zamanda kurucusu olan jesus nieto gösterinin dramaturjisini ve obje tasarımını gerçekleştirmiş. müzik ve gösterinin ortak tasarımcı ise pedro guirao.

oyunun dramaturjik kurgusunun başarısı, işi sadece ses enstalasyonu/yerleştirmesi etiketi takılacak bir tasarımın ötesine geçirip, bir durumu/hali soyut bir düzeyde betimleyen atmosferik bir ortam yaratımını sağlamış olması. ortaya birinci sınıf bir sahne gösterisi çıkmış.
mizansenin ana fikirlerinden biri olan; sahnenin genel olarak karanlık bırakılması ve ışığın sadece ses çıkaran düzenekleri aydınlatması ise, ses üzerine kurulu bir iş için çok doğru bir seçim. geçenlerde bir panelde değerli müzisyen ve akademisyen alper maral gözlerimizi kapattığımız takdirde içinde bulunduğumuz mekanın akustiğini ve sesleri daha yoğun bir şekilde algılayabileceğimizi söylemişti. benzer bir mantıkla; efsanevi piyanist svatoslav richter resitallerinde oditoryumun ışıklarını iyice azalttırır, sadece piyanosunun başında bir mum yakardı; görselliğin dikkat dağıtıcı özelliğini en aza indirmek için. richter bu büyüleyici atmosferi 90'ların başında cemal reşit rey konser salonu'nda verdiği konserde istanbul seyircisine de birebir deneyimletmişti.

el rumor del ruido (seslerin mırıltısı) istanbul'da ikinci yılındaki atta  - çocuklar ve gençler için uluslararası sanat festivali kapsamında bugün (3 aralık 2017) iki seans olarak sahnelendi.
geçen yıl olduğu gibi maalesef bu yıl da festivalin alışveriş merkezleri içindeki gösterileri boş salonlara oynadı. halbuki festival iki yıldır şehrimize birbirinden ilginç, yaratıcı ve değerli tiyatro gösterileri getiriyor. sadece çocuk tiyatrosu olarak değil, genel olarak tiyatro sanatını zenginleştiren işler bunlar; tiyatrocular ve tiyatro öğrencileri için çok da öğreticiler kanımca.
tiyatrocularımız keşke bu yapıma ve festivalin geneline daha çok ilgi gösterselerdi. umarım önümüzdeki yıllarda öyle olur; belki bu sayede seyircimizin de merakı ateşlenir.

1 Aralık 2017 Cuma

bir duvarın iki yüzündeki yalnızlıklar: wajdi mouawad'dan "seuls"




duvar
karşımızda bir duvar yüzeyi; ona dayalı bir yatak, yanda masa üzerinde koliler, yerde çevirmeli bir telefon. bize göre sağdan, duvarın arkasından bir adam girer; üzerinde siyah bir boxer şort dışında hiç bir şey yoktur. söylediklerinden bir tez savunmasına hazırlandığını anlarız; jüri üyeleri bizlermiş gibi bize dönük anlatır, zaten salonun ışıkları da yanıktır. adamın konuşması ilerledikçe salonun ışıkları söner, dinleyici rolünden seyirci rolüne geçmiş oluruz böylece.

duvarın üzerinde bir pencere vardır; adam ara sıra pencerenin jaluzisini aralayıp dışarı bakar. bunu oyunun ilerleyen sahnelerinde de ara sıra yapacaktır. oyun boyunca pencere kendi dışında başka bir çok işleve ve mekana bürünür. pencere sadece duvarda açılan bir delik değildir; bazen iç ile dış, yaşam ile ölüm arasında bir bağlantıdır, bazense bir ara-yer, araftır. ev bir bedense pencere de gözüdür o bedenin, evin dışarı bakan gözüdür. oyun sonunda adam kör olduğunda pencere de artık duvara dönüşür.

adam yalnızdır; sevgilisi onu terk ettiği, evden attığı için daha yeni taşınmıştır bu daireye. çoçukken ise doğduğu ülkedeki savaş yüzünden ailesiyle taşınmıştır bu ülkeye. doğduğu ülke güneşli ve sıcaktır, burası ise karlı ve soğuk. o sırada dışarda kar yağıyordur zaten, evden çıkarken sıkıca giyinir adam, evin içindeki çıplaklığının karşıtına dönüşür dışarda.
o tek duvar yüzeyi adamı dış dünyadan ayırır, sınırlar, ısıtır. dışarısı soğuktur, sıcak evlerimiz ise bedenlerimiz gibidir; oralarda yalnız da olsak güvende hissederiz kendimizi, o yüzden de çıplaktır belki orada adam; bedeniyle, kendiyle barışıktır; seyredeni yoktur, rahat ve güvendedir. halbuki o adamı bir tiyatro salonu dolusu insan seyretmektedir.



hikaye
wajdi mouawad'ın yazdığı seuls (yalnız) savaş yüzünden lübnan'dan kanada'ya göç etmiş bir ailenin küçük erkek çocuğu harwan'ın hikayesini anlatır. kız arkadaşından ayrılmış ve tek başına bir eve çıkmış olan harwan'ın, bitirmesi gereken bir tez vardır. tez, dünyaca ünlü, quebec'li tiyatrocu robert lepage hakkındadır. harwan tez danışmanından aldığı bir haberden dolayı, tezini bir an önce bitirebilmek için lepage ile yapması gereken söyleşinin tarihini öne alır; bu amaçla st. petersburg'a gidecektir. ve bu yüzden de her pazar babası ve ablası ile yedikleri yemeği iptal etmek zorunda kalır; telefonda babasıyla tartışırlar. harwan pasaport ve vize için vesikalık fotoğraf çektirmek amacıyla, -yurtdışında çok bulunan- fotoğraf kabinlerinden birine girer.

seuls (yalnız) -tahmin edileceği üzere- gerçeklerden esinlenen bir hikayeye sahip. oyunun yazarı -ve 23-25 kasım 2017 tarihlerinde 21. istanbul tiyatro festivali'ne konuk olan paris la colline - theatre national yapımının yönetmeni ve tek oyuncusu- olan wajdi mouawad kanada'ya göçmüş bir lübnanlı, ve gerçek hayatta yazmış olduğu tez de robert lepage hakkında. dolayısıyla robert lepage da kurgu bir kişilik değil, gerçek; gerçek olmasının ötesinde, günümüz tiyatrosunu etkileyen önemli tiyatro insanlarından biri. [hayıflanma hatırlatması: 2016 yılındaki 20. istanbul tiyatro festivali'nin programında yer alıp biletleri satılmış olan, lepage'ın yazdığı ve yönettiği needles & opium, topluluk terör olaylarından dolayı son anda gelmekten vazgeçmeseydi, istanbul seyircisi tarafından izlenebilecekti.]



sır
oyunun son virajına girildiğinde, yani bitmesine yaklaşık 40 dakika kala metin/mizansen seyirciye açık eder ki; harwan vesikalık fotoğrafını çekmek için kabine girdiğinde, patlayan flaş yüzünden bilişsel bir kaza geçirmiş ve komaya girmiştir.
seyirci olarak; bir yandan şimdiki zamanda oyunu izlemeye devam ederken bir yandan da zihnimiz geriye giderek, oyundaki tersyüz olma durumunun, başka deyişle oyunun "sırrı"nın, ipuçlarını hatırlamaya/yakalamaya ve anlamlandırmaya başlar. örneğin; kablosu prize takılı olmamasına rağmen çalan telefon, veya adamın kanada'daki evinin telefon numarası ile st. petersburg'daki bir telefon numarasının aynı olması gibi gariplikler artık yerli yerine oturur. hele de adamın, oyunun o anlarında komada olduğunu zannettiğimiz babasıyla yaptığı konuşmanın aslında adamın iç hesaplaşması olduğunu, ve o sırada onun babasına tekrarladığı bazı sözlerin aslında komada olan ona babası ve ablası tarafından söyleniyor olduğunu fark etmemiz oyunun doruk noktasıdır.
geriye dönük düşündükçe taşlar yerine oturur, sadece metne dair değil, mizansene dair kararlar da anlam kazanır; mesela babayla konuşmada mouawad'ın oyunculuğunu (jestlerini, vurgularını, mimiklerini) gereksizce aşırı bulmuşken, aslında bunların komadaki birisinin iç hesaplaşması olduğunu öğrenmek, o aşırılıklara birden anlam katar.


yapı
tiyatro oyunları/yapımları içinde en zoru hiç kuşkusuz tek kişilik olanlarıdır; hikayeyi kurmak ve tek kişi üzerinden anlatmak, bunu yaparken zorlama ve tozlu mizansen trüklerine başvurmaktan kaçınmak, örneğin karakteri karşısında biri varmış gibi konuşturmadan hikayenin gelişimini sağlamak zordur. mouawad bu durumu ustaca fikirlerle çözmüş; hikayenin başlangıcını tez savunma provasıyla sağlıyor, gelişim yapısını ise telefon konuşmaları fikri üzerine kuruyor. ders gibi bir strüktür bence.
mouawad'ın mizansen seçimleri de, metnin yapısı kadar isabetli. mesela; babayla konuşma sahnesi ne kadar abartılıysa, oyunun sonunda çok uzun (yaklaşık yarım saat) süren boyama sahnesi de o kadar abartılı; tek fark, mouawad ilkinde sözü kullanırken ikincisinde rengi kullanıyor. ayrıca; aşırılık ve çoşku üzerine kurulu bu iki sahne, oyunun ilk yarım saatinin sakin atmosferini de dengeliyor.



esin
seuls (yalnız)'ın bana göre en ilginç özelliği referanslarının hiç birini saklamıyor oluşu. mouawad oyunda kullandığı bütün öğeleri seyirciye teker teker sunuyor ve seyirciden bunlar arasında bağlantı kurmasını bekliyor.
robert lepage'ın etkisi; lepage'ın birebir oyunun metninde ve ses bandında yer almasının yanısıra, hem hikaye kurgulama biçiminde hissediliyor hem mizansen mantığında, hem video projeksiyonla yapılan ilüzyonlarda hem de sahne mekanının kullanımında. mouawad sahne mekanını tek bir yer ve zamanla sabitlemeden kullanma konusunda lepage kadar yaratıcı değil, ancak ustasının marifetlerini içselleştirmiş bir çırak olduğu yadsınamaz. mouawad lepage'dan daha edebi bir yerden yaklaşıyor sahne üretimine, güçlü olduğu taraf da orası zaten. yine de, özellikle hikayenin tersyüzünden sonra sahne mekanını kullanma konusunda boyutu (hem birebir fiziki hem de duygusal anlamda) ustaca genişletiyor mouawad: harwan hiç mekan değiştirmeden, evinin iç mekanı iç benliğinin mekanına dönüşüyor.

harwan yer değiştirmemiş, hala oyunun başında konuştuğu, hareket ettiği alandadır ancak duvardaki pencere artık başka bir mekana, mesela dışarıya açılmıyordur. duvar sadece sınırlamaz harwan'ı; bir yandan hapsederken, bir yandan da zihnin enginliğine geçit veren kapı olur, katman katman açılır, şeffaflaşır. duvar artık komadaki bir insanın içerden dışarıya bakışını görselleştirmeye yaramaktadır; mouawad duvarı mekana tercüme eder ve bunu hiç de girift olmayan, çok basit fikirlerle yapar, ama basit fikirler müthiş görsel bir etki yaratır sahnede. karakterin aynı anda hem iç dünyasını hem de o dünyadan hastane odasına bakışını gösterir bize.
harwan anılarında en mutlu olduğu yere dönmüştür, bulunduğu mekanı o yere dönüştürür. çünkü hafızamız, anılarımız vardır ve onlar sıcak tutar bizi. benliğimizin derinlerine, geçmişe gittikçe huzur buluruz, hele de vatanımızdan uzakta, bambaşka bir ülkedeysek, adımızı söylediğimizde karşı taraf anlamadığı için bir kaç kere tekrarlamamız gereken bir ülkede.
harwan beş yaşına kadar konuşmadığı, sessiz kaldığı çocukluğundaki dünyasına geri döner; o dönemde yaptığı resimlerin, boyaların, renklerin dünyasına. entelektüel bagajlı seyirciler hemen jackson pollock referansını yapıştırırlar, ben de yves klein'ı ekliyim. özgür seyirci ise; çocukluğa dönmüş bir adamın boyalarla oynaması diye yorumlar bu uzun sahneyi, sıkılmaz, bir sekans önceki uzun monologu zamanın lastik gibi uzadığı bu boyama seansında sindirebilir ancak.

mouawad, sadece gerçek hayatta da öğrencisi olmuş olduğu robert lepage'ı değil, oyunda kullandığı her türlü öğenin kavramsal arkaplanını kuran referansları seyirciyle paylaşır.
örneğin; harwan evde yokken telefonuna bırakılan bir mesajdan öğrenmemizin sağlandığı üzere, harwan'ın ısmarladığı ve kitapçıya geldiği belirtilen -adını hatırlamadığım bir yazar ait- "pencere" isimli kitap yoluyla biz seyirciler için duvardaki pencerenin anlamı çoğalır.
luka incili'ndeki "müsrif oğul" meseli ve rembrandt'ın bu meseli resmeden "savurgan oğlunu dönüşü" tablosu da yine oyunun hem metninin içine yedirilmiş hem de mizanseninin. harwan çoçukluğuna döndüğü uzun boyama seansı sırasında önce rembrandt'ın -sahneye (duvarda önceleri pencerenin, şimdi ise beyaz bir duvarın bulunduğu alana) projeksiyonla yansıtılan- tablosunda babasının önünde diz çökmüş oğulun pozisyonuna girer, bir süre sonra ise bu sefer babanın yerine geçer. sonda ise tablo silinir, harwan kalır geride; başı dışarda, bedeninin geri kalanı beyaz duvarın içinde kaybolmuş bir şekilde.
harwan; oyun boyunca gerek onun gerekse de projeksiyonlu alter ego'sunun aralayıp diğer tarafa bakmasına yarayan pencere ile, sonda ise duvar ve tablo ile imlenen "araf"ta kalmayı mı, yoksa gözlerini kaybetmiş de olsa dünyaya geri dönmeyi mi seçmiştir, belirsiz kalır; harwan sadece tebessüm ediyordur..


tanıklık
seuls (yalnız) bir erkek hikayesi anlatır; orta yaşta, yalnız ve göçmen bir erkeğin babasıyla ilişkisini, hesaplaşmasını, kendini keşfetmesi ve baba figürüyle barışmasını. bu keşfi ve barışmayı ancak komadayken iç benliğinde yapabilen bir erkeğin hikayesidir bu..

günümüzün önemli tiyatro yazarlarından wajdi mouawad’ı kendi oyununu yönetirken ve bizzat oynarken sahnede izlemek, hiç kuşkusuz ki unutulmayacak anlardan biri olarak iksv istanbul tiyatro festivali tarihine geçti. 21. festival kesinlikle mouawad’ı seyrettiğimiz yıl olarak hatırlanacak! kişisel olarak ise; metinlerinin yapısına ve anlattığı hikayelere hayran olduğum bir sanatçıyı iki saat boyunca kendi cümlelerini yorumlarken tek başına sahnede izlemek sanki bir rüyaydı.

23 Ekim 2017 Pazartesi

istanbul kukla festivali bağlamında serzenişler ve meta zero'nun origami esinli oyunu

(fotoğraf oyun başlamadan önce çekilmiştir.)

karagöz ustası cengiz özek'in düzenlediği istanbul kukla festivali bu yıl 20 yaşına bastı. hem özek'in hem kukla festivalinin değerinin farkında mıyız? zannetmiyorum. 1-bu şehirde, 2-her yıl, 3-arkada ciddi bir kurumsal destek olmadan uluslararası bir festival düzenlemek kolay mı; hiç değil. özek bunu başarıyor. özek'i sadece bu festivali düzenlediği için değil, bu festivali şehre yaydığı için de tebrik etmek lazım.

festivalin ilk yıllarından beridir alışveriş merkezlerindeki gösterilere hiç gitmedim; mekanı istiklal caddesi ve şişli çevresinde olan gösterileri takip ettim. şehrin çeperlerinde konumlanan özel okul ve alışveriş merkezlerindeki gösteriler hem çocuklara yönelik olduğundan hep gündüz saatlerinde hem de benim için ulaşması zor noktalarda olduğu için bana uymadı hiç. dolayısıyla oralardaki ilgi nasıldır, gösteriler kalabalık geçiyor mu; bilgim yok. ancak; kendi gittiğim mekanlardaki, yani buralardaki seyirci ilgisinden haberim var ve bu beni her sene üzüyor.

dünyanın dört bir yanından etkileyici kukla gösterileri şehrin en kolay ulaşılabilir, kültür-sanat ekseni kabul edilen istiklal caddesi üzerindeki mekanlara geliyor, ancak salonlar her seferinde tenha! bıraktım seyirciyi çünkü istanbul seyircisinin çoğunluğu nerede popüler bir şey varsa oradadır; meraklı değildir, maceraperest hiç değildir; keşfetmez, keşfedilip önüne getirilmesini ister; peki, tiyatrocular ve tiyatro eğitimi alanlar neden bu kadar ilgisiz bu festivale?
gösteri sanatları bir bütün; kukla da bunun en önemli parçalarından biri. kukla sanatının derininde ister oyuncu ister yönetmen ister sahne/ışık/müzik tasarımcısı bütün tiyatroculara gerek anlatı, gerek oyunculuk, gerek atmosfer yaratımı konularında müthiş dersler yatıyor. tiyatrocularımız bunun farkında değil mi? tiyatroculuk eğitimi veren kurumlar bunun farkında değil mi?

almanya'da son 5-10 yıldır, her ödenekli tiyatro kurumu kadrosunda en az bir kukla eğitimi almış yönetmen var; ve bu yönetmenler her sezon içinde kukla tekniklerinin kullanıldığı en az iki oyun sahneliyorlar. bunlar ne kukla tiyatrosu ne çocuk tiyatrosu örnekleri; bunlar, "kukla tekniklerinin kullanıldığı" yapımlar.

içinde yaşadığımız coğrafyanın kukla/gölge tiyatrosu açısından müthiş bir geçmişi, birikimi var. karagöz-hacivat diye burun bükerek olmuyor, olmayacak da! bu bağlamda bir kaç soru ve dilek:
mehmet ulusoy neden o kadar başarılıydı; nasıl oldu da kendini yurtdışında kabul ettirdi; hiç düşündünüz mü..
tiyatrotem'in müthiş ikilisi ayşe selen ile şehsuvar aktaş nereden besleniyorlar ve her yaptıkları iş nasıl bir öncekinden iyi oluyor; hiç düşündünüz mü..
semaverkumpanya ilk yıllarında olduğu gibi kukla tekniklerine neden daha fazla yer vermiyor oyunlarında..
belki kendi tercihidir sadece sahne-kostüm-mask tasarımcısı olarak üretmek ama candan seda balaban'ın düzenli olarak oyun yönetmesini de isterdim..

festivale geri dönersem;
geçen hafta meta zero isimli topluluktan bir obje tiyatrosu örneği izledim sahne pulcherie'de. topluluk rusya'dandı, ancak esinleri japonya'dan, kağıt katlama sanatı origami'den.
iki kişilik gencecik meta zero ekibi; tek kişilik bir orkestradan çıkan müzikler ve enfes efektler eşliğinde, tek bir kuklacının oynattığı objelerle "cesaret üzerine bir efsane" adlı 50 dakikalık yapımı sahneledi.
bir kağıdın katlanması kendi içide bir eylem; kağıdın katlanarak kendi varlığından farklı bir şeye dönüşmesi fikri ise müthiş bir illüzyon barındırıyor. dolayısıyla origami'den yola çıkarak bir obje tiyatrosu tasarlanmak bence çok heyecan verici ve cezbedici bir konsept.
meta zero ekibi maalesef katlama eylemini mizansenin bir parçası olarak kullanmamayı tercih etmiş; önceden katlanıp dönüşmüş kağıtlardan oluşan objeleri kullanmış. kağıtlardan dönüştürülmüş hayvanlar, deniz dalgaları, dağlar, karlar çok estetik ve şiirseller ancak katlamaların çoğu kendi içlerinde hareket potansiyeli bile barındırmıyorlar. dolayısıyla ağırlıklı olarak, kağıttan önceden katlanarak hazırlanmış objelerin elle tutularak oradan oraya taşınması üzerine kurulu bir sahneleme vardı karşımızda. ben daha "performatif" bir şey ummuştum, biraz hayal kırıklığına uğradım, ancak pişman olmadım; çünkü küçük kaplan yavrusunun annesini kurtarmak için üç coğrafyada (dağlarda, denizlerde ve karlarla kaplı kutuplarda) çıktığı yolculukta başından geçenleri; canlı ses efektleri ve müzikle desteklenen şiirsel görüntüler eşliğinde izlemekten keyif aldım.

20. istanbul kukla festivali'nin bitmesine daha bir hafta var. bir çok yabancı yapım bu bir hafta içinde şehrin çeperlerindekilerin yanısıra istiklal caddesi'nin üzerindeki mekanlarda olacak. çin'den, ingiltere'den, tavyan'dan, ispanya'dan kuklacılar şehrimizdeler. kaçırmayın..

27 Eylül 2017 Çarşamba

21. istanbul tiyatro festivali'nin programına kişisel bir bakış



13-26 kasım 2017 tarihleri arasında iksv tarafından düzenlenecek olan 21. istanbul tiyatro festivali'nin programı açıklandı. ilkbahardaki basın toplantısında söylendiğinden farklı olarak festival 10 yerine 14 gün, 4 yerine 6 yabancı yapım, 10 yerine 13 yerli yapım içeriyor. bunlar, kağıt üzerinde olumlu gelişmeler.
önce iksv'ye bir teşekkür: sezon içinde sanatsal yönü ağır basan yabancı sahne yapımlarının neredeyse hiç turneye gelmediği bir "dünya kenti"nde bu festival sayesinde şehrin tiyatro izleyicilerinin ve tiyatrocularının dünya tiyatrosundan örnekler izleyebilmeleri çok önemli; o yüzden iki fazla yapım iki fazla yapımdır.

şimdiden şunu söyleyebilirim: bu seneki festivalin bizlere tanıtacağı iki önemli isim wajdi mouawad ve angelin preljocaj.

lübnan asıllı kanadalı wajdi mouawad son 10-15 yılın en önemli tiyatro yazar ve yönetmenlerinden biri. mouawad geçen yıl paris'in önemli ödenekli tiyatrolardan la colline - theatre national'in başına getirildi.
sanata meraklı istanbul seyircisi mouawad'ı dennis villeneuve'un 2010 tarihli muhteşem "incendies" (içimdeki yangın) filminden hatırlamalı. film hem iksv istanbul film festivali'nde gösterilmiş hem de daha sonra vizyona girmişti. mouawad bu filmin uyarlandığı oyunun yazarı. "yanık" adıyla ve cem emüler rejisiyle 2011-12 sezonunda istanbul devlet tiyatrosu'nda da sahnelendi bu oyun. ama "yanık"ın esas 2010 yılında hollanda-türkiye etkinlikleri kapsamında rotterdam tiyatrosu (ro theater) tarafından cemal reşit rey konser salonu'nda sahnelendiği bir versiyonu var ki; nefesim kesilerek ve hayranlıkla izlemiştim; wajdi mouawad adını da ilk defa o zaman duymuştum.
[eğer izlenimlerimi merak ederseniz burayı tıklayarak okuyabilirsiniz. blogumda ayrıca mouawad'ın "yanık"ını da içine alan dörtlemesi hakkında kapsamlı bir yazı yazmıştım; belki onu da okumak istersiniz; eğer öyleyse tıklayın.]
mouawad bu yılki festivale kendisinin yazdığı, yönettiği ve tek kişi olarak oynadığı "seuls" oyunuyla geliyor; yani onu komple bir tiyatrocu olarak değerlendirebileceğiz. kesinlikle kaçırılmamalı!

angelin preljocaj ise arnavut asıllı fransız bir koreograf. çok daha ünlü ve aranır olduğu, ve yetkin işler ürettiği yıllarda topluluğuyla ankara'ya turneye gelmişti. preljocaj'ın yolunun istanbul'a düşmesi gecikti ama hiç olmamasından iyi.
zamanında paris opera balesi'ne işler yapmış olan, ilk dönem yapıtları çok daha yenilikçi ve özgür olan preljocaj son yıllarda sanki biraz, yerleşik olmanın verdiği rehavete kapılmış gibi. umalım bu en yeni işi "fresk" bizi havalara çıkarsın; kesinlikle kaçırılmamalı.

bu yılın yabancı konukları arasında çok yakından tanıdığımız iki isim var: terzopoulos ve ostermeier. ikisi de çok büyük iki isim; avrupa tiyatrosunun temel taşlarından. ne mutlu ki iki tiyatrocunun da işlerini defalarca istanbul'da izledik. bu seferkileri de mutlaka izleyeceğiz, kaçar mı! ancak şehrimizde dünya tiyatrosundan çok az örnek izleyebiliyorken, keşke işlerini daha önce seyretmediğimiz başka ustaları tanısaydık diye düşünmeden de edemiyorum. almanca konuşulan ülkelerin tiyatrocularından bu şehrin izleyicisinin ve tiyatrocusunun tanımadığı ama tanıması gereken o kadar çok isim var ki; "bir ostermeier daha" yerine onlardan biri olsaydı keşke. keza terzopoulos yerine avrupa tiyatrosundan çağrılabilecek bir çok isim sayılabilir.

yabancılardan son ikisinden biri çocuk oyunu. uzun yıllar sonra ilk defa geçen festivalde bir çocuk oyunu programa alınmıştı ama topluluk terör korkusuyla istanbul'a gelmekten vazgeçmişti. bu sefer yine bir çocuk oyunu konmuş programa, bence çok yerinde bir karar.
son yabancı yapımın yönetmeni pedro penim'i ise yine geçen festivalde çılgın, eğlenceli ancak biraz çapaklı ve gelişigüzel bir iş olan "zululuzu" ile tanımıştık. penim'e kesinlikle ikinci bir şans verebiliriz.

festivalin yerli yapımlarına gelirsek; bazılarını, sahneleyecek kurum veya topluluklar sezon programlarını açıklarken öğrenmiştik zaten, ama festival için olacaklarını bilmiyorduk. dolayısıyla çoğu pek sürpriz olmadı. hatta moda sahnesi'nin "fırtına"sı, festivalden 1.5 ay önce, yani önümüzdeki hafta sahnelenmeye başlayacak bile; festival programına alınmasının ne anlamı oldu o zaman. "sezon festivali yutacak" derken kast ettiğim buydu. diğer yerli yapımları da hemen festival ertesi izlemeye başlayabileceğiz sanırım; dolayısıyla kısıtlı bütçelerimizi yerliler yerine yabancılara harcamak daha stratejik bir karar olur.
20. ile 21. festival arasındaki en ilginç bağ ise; geçen festivalde istanbul şehir tiyatroları yapımı olarak yöneteceği açıklanan "martı"nın kadrosundan garip bir yönetmelik maddesi gereği çıkartılan serdar biliş'in bu festivalde aynı metni kendi topluluğuyla sahneleyecek olması.

festivalde dansın bir yabancı iki yerli yapıma düşmüş olması geçen edisyonda da yaşanan bir sorundu. demek ki festivalin zamanının kısalması dansı etkilemedi. bunu iyi bir şey mi yoksa kötü mü olarak algılayacağız, bilemedim. şaka bir yana; ileriki yıllarda dans ve performans disiplinlerinin festivalde daha fazla görünür olmasını diliyorum.

festivalin yan etkinlikleri geçen sefer olduğu gibi yine dopdolu; umarım nitelik olarak da öyledir.

yabancı konuklara yerli tiyatronun showcase'ini yapıyor olmak da olumlu; umarım amacına ulaşır. ancak şuna da dikkat çekmek lazım; bu seneki festivalde iksv'nin proje ortaklığı yaptığı hiç bir yerli veya yabancı yapım yok.
bununla bağlantılı olarak bir noktayı daha belirtmek isterim; sadece festival kapsamında sahnelenecek, ne öncesinde ne sonrasında izleme şansımızın olmayacağı "biricik" herhangi bir prodüksiyon da yok (mesela genco erkal'in kadın tiyatrocularla sahnelediği nazım projesi gibi, ya da mahir günşıray'ın lorca gecesi gibi). dolayısıyla yıllar sonra 21. festival deyince aklımızda kalacak olanlar yine yurtdışından gelen konuklar olacak.

toparlarsam; festival ve yan etkinlikler programına genel olarak baktığımda bir dağınıklık gördüğümü söylemeliyim; bir omurgası, etrafında şekillenen bir teması yok gibi. olmak zorunda değil tabii, ancak "toplamaymış gibi duran" bir festival de bizleri ona kolay kolay "bağımlı" yapmayacakmış gibi.

gariplik notu:
programda açıklanmadığı halde festivalin internet sitesine konan "program değişikliği" ibaresiyle öğrendiğimiz üzere "werther!" diye bir oyun da programa alınmış ancak yerini "seuls"e bırakmış. daha programın resmi olarak açıklandığı saatlerde siteye "program değişikliği" diye bir ibare koymak ilginç ve garip tabii. tiyatro festivali'nin sitesini düzenleyen arkadaşların acemiliği sayesinde istanbul'a getirilmek istenip de getirilemeyen yapımlardan birini daha öğrenmiş olduk böylece :)

2 Eylül 2017 Cumartesi

2016-2017 sahne sanatları sezonu

(01 eylül 2016 - 31 ağustos 2017)

tiyatro 
.herzstück. texte am ende müller / tiedemann berliner ensemble ****.5 (09mrt, berlin)
.sen istanbul’dan daha güzelsin mahmutyazıcıoğlu / mahmutyazıcıoğlu bam ****.5 (18ksm)
.HE-GO babür / sertdemir altıdansonratiyatro ****.5 (06mys)
.faust goethe / castorf volksbühne **** (10mrt, berlin)
.hedwig ve angry inch cameron mitchell – trask / arman kazan dairesi **** (31ock)
.troas dimitriadis / kazazou teatr andra **** (03nsn)
.kundakçı gorin / özcan oyun atölyesi ***.5 (14ock)
.yutmak smith / çiçek craft tiyatro ***.5 (22nsn)
.der eingebildete kranke moliere / thalheimer schaubühne ***.5 (11mrt, berlin)
.yen jordan / çalışkur craft tiyatro ***.5 (09nsn)
.aradurak/rawestgeharaf/zwischenhalt metin / heuel şermola performans & fringe ensemble ***.5 (19şbt)
.parçacıklar payne / erkan tiyatro pürtelaş ***.5 (07ksm)
.oyun beckett / tekand studio oyuncuları ***.5 (12mys)
.vanya, sonya, maşa ve spike durang / erten tiyatro pera ***.5 (28ar)a
.istila! khemiri / marçalı b-planı ***.5 (28şbt)
.die physiker dürrenmatt / kreyer deutsches schauspielhaus hamburg ***.5 (20mys, hamburg)
.yılın en iyi kadın oyuncusu mordeniz – türktan kaynak / mordeniz seyyar sahne ***.5 (09ksm)
.mağrur fil ölüleri tabakan / sarıöz semaverkumpanya ***.5 (31mrt)
.şizo şeyks shakespeare - sertdemir / sertdemir altıdansonratiyatro ***.5 (21ock)
.cimri moliere / biçer semaverkumpanya ***.5 (06nsn)
.kozalar ağaoğlu / şamlıoğlu pangar ***.5 (27ara)
.akciğer macmillan / birkiye tiyatro in ***.5 (14ksm)
.the valley of astonishment brook – estienne / brook – estienne theatre des bouffes du nord ***.5 (10ara, paris)
.romeo et juliette shakespeare / ruf comédie française ***.5 (11ara, paris)
.medet madanoğlu / üstüner tiyatro yan etki ***.5 (08ksm)
.di tuwalete de jiyan / metin destar tiyatro ***.5 (05ksm)
.dünyaya gözlerimden bak kittstein / heuel d22 & fringe ensemble ***.5 (28ock)
.iyi şeyler olacak diye düşün norris / salihoğlu dot *** (09mys)
.üç kızkardeş çehov / popovski hayal perdesi *** (23ock)
.lost in language heuel / heuel kumbaracı 50 & fringe ensemble *** (21şbt)
.sevgili arsız ölüm / dirmit tekin – erden – ünal / ünal seyyar sahne *** (30nsn)
.hafızasını kaybeden müzeden bir traktöre mektuplar çetin / demirkol ba- *** (07şbt)
.harikulade bir çiftin badireli ev yaşamı çerçi – dinçol – taşkapılıoğlu / çerçi clout theatre *** (17ock)
.köpeklerin isyan günü ercan / levitas platform *** (20ksm)
.ev’vel zaman uğurlu / uğurlu *** (16ock)
.şatonun altında shakespeare – akkuzu – arsal / dinçol fiziksel tiyatro araştırmaları *** (15mrt)
.othello shakespeare – tandoğan / tandoğan küçük salon *** (07mys)
.pencere hare / uz oyun atölyesi *** (07mrt)
.kabileler raine / marçalı b-planı *** (03ock)
.kel şarkıcı ionescu / göral taşra kabare *** (27nsn)
.limon limon limon limon limon steiner / öner dot *** (09mys)
.ben o istanbul’u çok sevdim yula / yula bakırköy belediye tiyatrosu **.5 (02ara)
.zabel yıldırım – dalyanoğlu / yıldırım – dalyanoğlu bgst **.5 (30mys)
.torun istiyorum jonigk / aydoğan moda sahnesi **.5 (06ksm)
.pera’nın zamanı kadim – yürük – özcan – girit – erzurumlu / erzurumlu kumbaracı 50 ** (26mrt)
.balat monologlar müzesi kılıç – günay – öztürk – sezer – çıkıntoğlu – kurt – oktay / demirel – dönmez – ertanoğlu – karavil – sönmez – doğan – konaç galata perform ** (22ock)
.bir başkadır a. sauter – studler / aydoğan moda sahnesi ** (27nsn)
.romeo ve juliet shakespeare / biliş nilüfer belediye tiyatrosu ** (21ksm)
.yuva korkmaz / şensoy siyah beyaz ve renkli ** (18ock)
.joko’nun doğum günü topor / güler yolcu tiyatro ** (16mys)
.nefesinizi nasıl tutarsınız? harris / daltaban dot ** (11mys)
.yanlışlıklar komedyası shakespeare / supple bakırköy belediye tiyatrosu *.5 (21nsn)
.idipus sofokles – tandoğan / tandoğan küçük salon *.5 (28ock)
.hizmetçiler genet / güneş bakırköy belediye tiyatrosu *.5 (21ara)
.balkon genet / altunkaya mekan artı * (11ksm)
.müfettiş gogol / acar tiyatro lokomotif * (02tem)
.macbeth shakespeare / emin yarar ekip tiyatro * (20ock)

dans 
.arien bausch tanztheater wuppertal ***** (21-22mys, wuppertal)
.trip white horse white horse **** (09mrt, berlin)
.die weise von liebe und tod des cornets christoph rilke keersmaaeker rosas **** (12mrt, berlin)
.yu aksu *** (18mrt)
.tabula rasa bilgen *** (17mys)
.until the lions akram khan akram khan company **.5 (09ara, paris)
.üç mevsim (kambur – pankart için dans – tabula rasa) bora – kıraç – bilgen berika ** (22ekm)
.hek köroğlu mezopotamya dans ** (07hzr)
.mecnun ile leyla dehmen ** (21mrt)
.jizel aslan mdt istanbul ** (10mys)
.fleeting feathers azizaj *.5 (12mrt, berlin)
.a passage to bollywood lobo navhara india dance theatre * (23mys)
.nobody’s land azizaj * (12mrt, berlin)
.diyalog 04 demirel & temel * (30ksm)

opera
.iphigénie en tauride gluck / warlikowski opera national de paris ***** (07ara, paris)
.lucia di lammermoor donizetti / leupold staatsoper hamburg **** (18mys, hamburg)

çağdaş sirk
.la grenouille avait raison thierrée la compagnie du hanneton ****.5 (10ara, paris)
.varekai champagne cirque du soleil ***.5 (02ekm)
.fuerza bruta james fuerza bruta **.5 (19ksm)
.scotch & soda company 2 * (11mrt, berlin)

şov
.che malambo **** (05mys)

kukla
.dark circus stereoptik ***** (08ara, paris)

mim
.goupil fagart les compagnons de pierre ménard ****.5 (08ara-10:00, paris)
.unterwegs nach umbidu ostertag die schurken ****.5 (20mys-11:00, hamburg)

festivaller 
dünyada bir köşe, 1-12 ekim
.meur (s) terre / how to start and how to end? dridi **** (10ekm)
.under the flesh abou diab **** (04ekm)
.deplacement alzghair ***.5 (06ekm)
.these shoes are made for walking naous ***.5 (01ekm)

19. uluslararası istanbul kukla festivali, 15-30 ekim
.je boite gambarella mala strana company ****.5 (21ekm)
.transit puijk anada puijk company ****.5 (19ekm)
.boyanın müziği baixas ***.5 (25ekm)

atta - çocuklar ve gençler için uluslararası sanat festivali, 18-21 kasım
.papirüs llanso / llanso xirriquiteula teatre ***** (19ksm)
.vagabond cardenas / cardenas triciclo rojo *** (20ksm)

festival d’automne a paris - 45e edition, 7 eylül – 31 aralık
.didvyriu aikste bernard / lupa lithuanian national drama theatre ****.5 (11ara)
.wycinka holzfaellen bernhard / lupa teatr polski – wroclaw ***.5 (08ara)

70th holland festival, international performing arts, 3 – 25 haziran
.the great tamer papaioannou ***** (18hzr)
.887 lepage / lepage ex machina ***** (18hzr)
.nicht sclafen platel les ballets c. de la b. ****.5 (20hzr)
.phobiarama verhoeven  ****.5 (20hzr)
.manifesto rosfeldt **** (19hzr)
.obsession visconti / van hove toneelgroep amsterdam – barbican ***.5 (17hzr)

1 Eylül 2017 Cuma

2016-2017 müzik sezonu

01 eylül 2016 - 31 ağustos 2017

.felix briceno – barış için müzik çocuk orkestrası - barış için müzik gençlik orkestrası *****  (23nsn, zorlu psm)
.schubert: die winterreise christian gerhaher – daniel barenboim ***** (12mrt, pierre boulez saal - berlin)
.matthias goerne – freiburg barok orkestrası ***** (17şbt, işsanat)
.hildur gudnadottir ****.5 (15şbt, akbank sanat)
.radu lupu – cristian macelaru – royal concertgebouw orchestra ****.5 (16hzr, concertgebouw - amsterdam)
.michel camilo & tomatito ****.5 (03mys, zorlu psm)
.gidon kremer – clar-jumi kang – kremerata baltica ****.5 (07nsn, işsanat)
.lubomyr melnyk ****.5 (04ksm, zorlu psm)
.thomas hampson – luca pisaroni – sascha goetzel – borusan istanbul filarmoni orkestrası ****.5 (05ara, lütfi kırdar km)
.nicolas horvath **** (26nsn, akbank sanat)
.vadim gluzman – hannu lintu – ndr elbphilharmonie orchester **** (19mys, elbphilharmonie - hamburg)
.misha maisky – lily maisky **** (09şbt, işsanat)
.simone kermes – vivica genaux – andres gabetta – capella gabetta **** (12ock, işsanat)
.borusan quartet – muhiddin dürrüoğlu **** (30ock, süreyya operası)
.steve reich: shaker loops musicens de l’orchestre national ile-de-france **** (11ara, philharmonie-studio - paris)
.luz casal **** (29nsn, crr ks)
.gonzalo rubalcaba quartet in memory of charlie haden **** (17mrt, işsanat)
.gabriela montero – sascha goetzel – borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (23mrt, lütfi kırdar km)
.leyla gencer anısına: güllü şövalye anne schwanewilms – dorottya lang – alfred muff – chen reiss – martin ganter – sascha goetzel – borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (30mrt, lütfi kırdar km)
.idil biret – toshiyuki shimada – borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (17ksm, lütfi kırdar km)
.natasha atlas ***.5 (24eyl, crr ks)
.fennesz ***.5 (04ksm, zorlu psm)
.leticia moreno – diego matheuz - borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (20nsn, lütfi kırdar km)
.emmanuel pahud – trevor pinnock – kammerakademie postdam ***.5 (24ock, işsanat)
.martin kohlstedt ***.5 aksanat 12nsn
.prokofiev: peter und der wolf kammerorchester unter den linden ***.5 (12mrt, philharmonie-kammermusiksaal - berlin)
.joyce didonato – sascha goetzel – borusan istanbul filarmoni orkestrası ***.5 (13ekm, lütfi kırdar km)
.ohé du bateau! david afkham – orchestre national de france ***.5 (13ara, auditorum de la maison de la radio - paris)
.roberto cominati – sascha goetzel - borusan istanbul filarmoni orkestrası *** (15ara, lütfi kırdar km)
.ahmet adnan saygun: yunus emre oratoryosu hande soner ürben – aylin ateş – hüseyin likos – gökhan ürben – serdar yalçın – istanbul devlet opera ve balesi orkestra ve korosu ** (29ekm, süreyya operası)
.ludwig van beethoven: 9. senfoni dilruba akgün – nesrin gönüldağ – bülent külekçi – suat arıkan – cem’i can deliorman – istanbul devlet opera ve balesi orkestra ve korosu * (02şbt, zorlu psm)

26. akbank caz festivali 12-30 ekim
.stefano battaglia ****.5 (14ekm, aksanat)
.amir el saffar & two rivers **** (19ekm, crr ks)
.sokratis sinopoulos quartet *** (13ekm, aksanat)

45. istanbul müzik festivali 29 mayıs – 21 haziran
.matthias goerne, ebene quartet ***** (14hzr, süreyya operası)
.gülistan derya türkan, kayhan kalhor, sokratis sinopoulos ***** (02hzr, galata mevlevihanesi bahçesi)
.hande küden, erkin onay, jano lisboa, efdal altun, christian poltera, dorukhan doruk, fora baltacıgil, gülru ensari **** (08hzr, süreyya operası)
.hüseyin sermet, vassilis varvaresos, juir gilbo, st. petersburg rus oda filarmonisi **** (09hzr, aya irini)
.jean-marc phillips, xavier phillips, françois-ferderic guy ***.5 (13hzr, süreyya operası)
.fazıl say, ola rudner, viyana oda orkestrası ***.5 (21hzr, lütfi kırdar km)
.mikhail rudy ***.5 (31mys, işsanat)
.la staravaganza vincenzo capezzuto, claudio borgianni, ensemble soqquadro italiano, camerata strumentale citta di prato **.5 (05hzr, zorlu psm drama sahnesi)

29 Ağustos 2017 Salı

tanztheater wuppertal'de bir dönem daha kapandı

(fotoğraf: mehmet kerem özel)

mechthild großmann; tok sesli, gür siyah saçlı, geniş suratlı ve kocaman yeşil gözlü bir kadın.
bu oyuncuyu istanbul seyircisi de tanır. şehrimize ilk defa 1998 istanbul tiyatro festivali'nde konuk olan pina bausch'un "cam temizleyicisi"nin (der fensterputzer) unutulmaz figürlerinden biridir großmann; almanya'nın en ünlü oyuncu simalarındandır aynı zamanda; ülkenin en popüler dizilerinden polisiye "tatort"da oynadığı savcı rolüyle özellikle.

1970'lerde önce claus peymann'ın övgüsünü almış, sonra bochum schauspielhaus'ta harikalar yaratan iki yönetmenin, rainer werner fassbinder ve peter zadek'in tedrisatlarından geçmiş großmann, 1975'te wuppertal'e turneye geldiğinde pina bausch tarafından fark edilir. großmann ilk defa bausch'un zoruyla, 1976'daki brecht/weill akşamı "die sieben todsünden" (yedi ölümcül günah)'ta şarkı söylemiş; ve o noktadan sonra da ayrılmamışlar. (2009'da berlin turnesinde izlediğim bausch'un die sieben todsünden'i ile ilgili yazımı merak edenler tıklasın)



1978'de bochum'da düzenlenen shakespeare festivali için zadek bausch'tan bir yapıt istediğinde,  bausch'un beraber çalışmak için direttiği isim großmann olmuş. großmann o sırada bochum tiyatrosunda bir moliere oyununda oynayacağı başrolü bırakmış ve bausch'un teklifini kabul etmiş.
bausch'un yorumlamak için seçtiği shakespeare oyunu ise "macbeth"tir, ama tabii bausch'un macbeth yorumu, yani "er nimmt sie an der hand und führt sie in das schloss, die anderen folgen" (erkek kadını elinden tuttu ve şatoya götürdü, diğerleri onları takip ettiler), adı gibi, en sıradışı shakespeare uyarlamalarını bile aşar. bochum'daki prömiyer gösterimlerinin ciddi şekilde yuhalanmış olması bunun en güzel kanıtı!
b
großmann oyuncu olduğu halde, bu yapıttan sonra topluluğun neredeyse kadrosuna girmiş gibi o dönem çoğu yapıtta misafir sanatçı olarak sahneye çıkmış. tam da bausch'un kendi çalışma/üretme tarzını ve estetiğini bulduğu ve oturttuğu yıllardadır bu yapıtlar: "blaubart", "keuschsheitlegende", "1980" (2013'te wuppertal'de izlediğim bu yapıtla ilgili eleştiri yazıma tıklayarak ulaşabilirisiniz) ve bir çok başkası..



bausch'un, shakespeare yapıtının yaratım sürecinde her provadan sonraki lokanta sohbetlerini bitirmemek için kullandığı "und noch ein weinchen und noch ein zigarettchen und bloß nicht nach hause“ (bir küçük bardak şarap daha ve bir kısa sigara daha, ve sakın eve gitmek yok) sözü, yıllar sonra großmann tarafından bausch'un başka bir işinde kullanılır.

bausch ve großmann'la ilk karşılaşmam "cam temizleyicisi"yle olmuş olmasına ve bu yapıttan büyülenmiş olmama rağmen, benim için großmann bausch'un en kıyıda köşede kalmış işlerinden "two cigarettes in the dark"taki performansıyla bir numaradır. işte bu yapıt hakkında yazdığım eleştiri yazısından großmann 'güzelleme'm:

k "akşamın tek “güçlü” kadını benzersiz mechthild grossmann’tır! 

mechthild grossmann volümlü saçları, delici bakışları, insanı hipnotize eden sesi ve “femme fatale” tavırlarıyla yapıtın bütününe damgasını vurur. bir kere; akşamı o açar: en gerideki kapıdan sahneye girer, kararlı adımlarla ve gülümseyerek sahnenin en önüne gelerek, kollarını bizleri davet edercesine iki yana açıp “çekinmeden içeri girebilirsiniz, kocam savaşta” diyerek başlatır ritüeli. 
akşamın son sekansı, bütün dansçıların sahnenin en gerisinden en önüne doğru kollar iki yana açık ve seyircilere gülümseyerek düz bir çizgide ama rastgele bir düzende defalarca yürümelerinden oluşmaktadır; grossmann’ın açtığı parantez kapanır; ritüel sonlanır. 

hemen açılışın ardından, yapıtın yaklaşık 10-15. dakikasında mechthild grossmann yine sahnenin en önüne gelip, müthiş bir oyunculuk sergileyerek bizlere brecht’in “über die verführung von engeln” (meleklerin baştan çıkartılması hakkında) adlı -kimilerine göre “erotik”, kimilerine göreyse “pornografik”- şiirini okur; bir meleği nasıl ev girişinde kıstırıp, dilini ağzına sokup, yüzünü duvara yapıştırarak, (kullanılan tam tabirle) “s…bileceğinizi”, meleğe kalçasını iyice çalkalamasını ve rahatça sizin t…klarınızı elleyebileceğini söyleyebileceğinizi anlatır grossmann; ama bunu yaparken dikkat etmeniz gereken iki şeyden de bahsetmeyi ihmal etmez: meleğin gözlerinin içine bakmamaya ve n’olur, kanatlarını kırmamaya özen göstermelisinizdir! 

daha bu noktadan akşamın rengi bellidir; grossmann’ın bizi davet ettiği mekanda tanık olacaklarımız belli ki hoşumuza gitmeyecek, rahatsız edecektir bizleri."
(2011'de wuppertal'de izlediğim two cigarettes in the dark ile ilgili yazımın tamamını okumak isteyenler tıklasın)

two cigarettes in the dark (1986'daki gösterimden bir fotoğraf)

böylece; yola pina bausch'la başlayan, tanztheater wuppertal'in ilk dönem protagonistlerinden mechthild großmann da dans tiyatrosu sahnesine veda etti, geçtiğimiz temmuz ayındaki "ten chi" gösterileriyle..(2012'de wuppertal'de izlediğim then chi hakkındaki eleştiri yazıma tıklayarak ulaşabilirsiniz)
69 yaşında biri olarak artık bausch'un çoğu yapıtında sahneye çıkmak için artık yeterince gücünün olmadığını, temmuz'daki "ten chi" gösterilerini ise bu yapıttaki rolü onu çok fazla zorlamadığı için kabul ettiğini söylemiş bir röportajında großmann.

koyu sesi ve kocaman gözleriyle tanztheater wuppertal'in ironi ve mizah dolu figürüydü großmann. bausch'un yapıtlarında bütün dansçılar kendileriyle oradalar tamam; ama großmann çok özeldi, çünkü dans etmekten ziyade oyunculuğuyla (sesiyle, okuduğu şiirlerle, anlattığı öykülerle, telafuzuyla, vurgusuyla) o sahnedeydi ve kendisi olarak çok özel, tekil bir figürdü. bundan sonra onun rollerini hangi oyuncu/performansçı canlandırabilir ki! "1980" bir daha aynı "1980", "ten chi" bir daha aynı "ten chi" olmayacak; tanztheater wuppertal'de şimdi artık gerçekten, yeri hiç bir şekilde doldurulamayacak bir performansçının topluluktan ayrılmasıyla, bir dönem daha kapandı...

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası konseri Berlin'den naklen!



25 ağustos cuma akşamı istanbul'da verdikleri konserin ardından avrupa'da turneye çıkan, cem mansur şefliğindeki türkiye gençlik filarmoni orkestrası'nın bu akşam berlin’deki young euro classic music festivali’nde vereceği konser türkiye saati ile 22:00'de arte concert'ten naklen yayınlanacak. konser, berlin'in akustiği en iyi konser salonlarından biri olan konzerthaus (konser evi)'nde gerçekleşecek.

festivale dördüncü kere katılan orkestranın programında çaykovski’nin keman konçertosu (solist hande küden; kendisini geçtiğimiz hazirandaki istanbul müzik festivali'nde festival buluşmaları başlığındaki konserde süreyya operası'nda izlemiştik), ricahrd strauss'un "don juan" senfonik şiiri, borodin’nin "orta asya steplerinde" başlıklı orkestra süiti, dvořák’ın "senfonik çeşitlemeleri" ve  özkan manav'ın ali ekber çiçek'in yorumundan düzenlediği "haydar haydar" türküsü var.

27 Ağustos 2017 Pazar

salzburg'a gidemiyorsak, internet bağlantımız da mı yok!



bu yılki salzburg festivali'nin ses getiren yapımlarından alban berg'in wozzeck operası bu akşam türkiye saati ile 21:00'den itibaren arte concert'ten naklen yayınlanacak.
yapımın yönetmenliğini ünlü çağdaş sanatçı william kentridge üstleniyor; başrolde ise, geçtiğimiz sezon istanbul'da bizleri iki kere büyülemiş olan benzersiz bariton matthias goerne var. 
kaçırmayın!