ohad naharin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ohad naharin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2024 Cuma

on soruluk sohbetler 113: sofia nappi

© Jeanette Bak

Sizce performansın özü nedir?
Performans, bedenin fiziksel ve duyusal olarak ifade edilmesiyle aktarılan kişisel bir deneyim. Bu bir yolculuk. Canlı ve bu nedenle de her seferinde farklı.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl inanıyorsunuz?
Ben inanıyorum. Terapötik, eğlendirici, dokunaklı olabilir; ister hakkında düşünce üretiyor olun, ister aktif olarak sanat formunun bir parçası olun. Cevap, kendimizi onda yansımamız gerçeğinde yatıyor.

Bir yapıt üzerinde çalışırken, hangi kaynaklar size ilham veriyor? Yapıtlarınızda rüyalar rol oynuyor mu?
Her zaman farklı ancak tekrar eden ilham kaynaklarım, doğada olmak, her türlü müzik dinlemek, görsel sanat sergileri, kitap okumak ve evet, bunun hakkında rüya gördüğüm oldu.

Eğer baştan zaten bir ismi yoksa, üzerinde çalıştığınız bir yapıta bir isim vermeye ne zaman karar veriyorsunuz?
Genellikle başlık her şeyden önce gelir. Bir kelime, bir kavram, bir fikir. Ona güvenirim ve genellikle asla değiştirmem.

Sanatınızı en çok etkilediğini düşündüğünüz bir sanatçı ya da kişi var mı? Eğer böyle bir sanatçı ya da kişi varsa, kimdir?
Bana çok ilham veren ve çok saygı duyduğum birkaç kişi var. Pina Bausch, Ohad Naharin, Hofesh Shechter ve Charlie Chaplin bunlardan bazıları.

Sohbetin devamını okumak için tıklayın.

27 Eylül 2023 Çarşamba

on soruluk sohbetler 94 : antonella albanese & cassandra bianco (ESENCO DANCE MOVEMENT)

© Gianluca Laneve

Performansın özü sizce nedir?
Bize göre performansın gerçek özü, yoğun ve derin bir deneyim yaratan dolaysızlığında yatıyor. Performans genellikle geçici, yalnızca icra edildiği anda var ve bu geçicilik, onu benzersiz ve tekrarlanamaz kılarak sanatsal niteliğine değer katıyor. Performans, ifadenin samimiyeti yoluyla seyircide duygular uyandırmayı, hem sanatçı hem de seyirci için yansımayı, anlayışı ve değişimi teşvik etmeyi amaçlıyor. Tüm bunların, şüphesiz, bir performansın atan kalbi olduğunu düşünüyoruz.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Sanatın, yaratıcılara veya sanatı deneyimleyenlere rahatlık, ilham ve amaç duygusu sağlayarak, insanların hayatları üzerinde derin bir etkisi olabileceğine inanıyoruz. Bireylerin travmaların üstesinden gelmesine ve yaşamda yeni bakış açıları keşfetmesine yardımcı olan bu süreç sayesinde kişisel ve kolektif dönüşüm gerçekleşebilir. Sanat, kültür ve tarihin korunmasında temel bir rol oynayarak kültürlerarası diyaloğu teşvik ve çeşitli alanlarda yaratıcı yenilikleri teşvik edebilir. Özetle sanat, ilham verme, farkındalık yaratma, düşünmeyi ve de hem bireysel hem de kolektif düzeyde değişimi teşvik etme yeteneği aracılığıyla dönüştürücü gücünü sürekli olarak göstermekte. Ancak dönüşümün etkililiği, sanatın doğasına, bağlamına ve seyircinin mesajı alma becerisine bağlı.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?
Genellikle basit olan her şey, günlük bir jest, doğal unsurlar, yaratıcı süreç boyunca bize ilham verebiliyorlar. Çoğu zaman ilham diğer unsurlardan önce müzikten geliyor; diğer zamanlarda ise bir imge veya bir metin ya da daha yaygın olarak kişisel bir deneyim, başlangıç için bir kıvılcımı ateşleyebiliyor. Bu aynı zamanda işin ne gerektirdiği ve başlangıç fikrine de bağlı oluyor. Her şey bir hayalle, bir fikirle, küçük bir girdiyle başlıyor; yolculuk buradan başlayıp devam ediyor. Yani aslında projenin temel bir kısmı yüksek sesle hayal kurmak.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Başlık çoğu zaman işin sonunda, her şey şekillenmeye başladığında beliriyor ve bu aşamada biz de yeni yaratımımıza vereceğimiz adı bulmaya odaklanıyoruz. Bu, eseri gerçekten tanımlamak veya seyirciye bir öneride bulunmak için çok önemli bir adım. Yine de bazen, fikrin bizi nereye götüreceğini ve ne önereceğini görmek için başlığın kendisiyle başlamayı seçtiğimizi itiraf etmeliyiz.

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
Elbette sanatsal yolculuğumuz sırasında karşılaştığımız her öğretmen, sanatçı ve koreograf mevcut sanatsal kimliğimizin yavaş yavaş şekillenmesinde önemli rol oynadı. Daha spesifik olarak, çalışmalarımızın içine katmayı ilginç bulduğumuz farklı kişisel ilhamlarımız var. Etkileyici ve merak uyandırıcı olduğunu düşündüğümüz iki güçlü kimliği düşünecek olursak, bunlar şüphesiz Crystal Pite ve Ohad Naharin olurdu. Üslup açısından birbirlerine uzak olmalarına rağmen, ifadesel iletişim ve koreografik kompozisyona duyduğumuz ilgi ile yakından ilişkili unsur ve özelliklerle birbirlerine bağlandıklarına inanıyoruz. Bu kesinlikle, bir bakıma, vizyonumuza rehberlik eden incelikli bir ilham.

Sohbetin devamına buradan ulaşabilirsiniz.

12 Ekim 2022 Çarşamba

on soruluk sohbetler 77: joisy amorim

Türkiye’den ve dünyadan tiyatro, dans ve performans disiplinlerinde üretilen alternatif işlerin yanı sıra atölyelerin, konuşmaların, partilerin yer aldığı ve bu yıl tekrar tamamen fiziksel olarak 17-24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen Istanbul Fringe Festival programının Brezilya'dan gelen konuğu Giro8 Cia. de Dança idi. Kuruluşundan bu yana topluluğun sanat yönetmenliğini ve koreograflığını yapan Joisy Amorim ünlü Brezilyalı ve uluslararası öğretmenler ile yaratıcılardan kurslar aldı. İlk gösterisini 2011 yılında sahneleyen Giro8 Cia. de Dança beş yıl içinde Goiás Eyaleti Hükümeti'nin (Brezilya) Kültürel Liyakat Madalyası'nı aldı. Istanbul Fringe Festival kapsamında 22 Eylül'de Enka Oditoryumu'nda sahneledikleri son gösterileri Sr. Will, prömiyer yaptığı Haziran 2017'den bu yana Goiânia'da (BR) ve dört İspanyol şehrinde sahnelendi. 




Performansın özü sizce nedir? 
Performans, gerçekliğin temsilini sahneye taşır, onu yeniden yaratır ve izleyiciyi, yaşamın olduğu kadar varoluşun kendisini de takdir etmeye yönlendirir. Performansın içinden dans ederek geçmek, bir insanın en mahrem arzuları ve hayalleriyle bağ kurmasına yardımcı olur. Ayrıca, daha iyi bir gelecek inancına bağlı olarak, değişim arzusunu büyüterek, mutluluk ve tatmin duygusuna neden olur.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Evet. Sanatın derin düşünmeyi desteklediğine ve hayatın eylemlerine yeni anlamlar getirdiğine inanıyorum. Sanat, yaşam sürecine içkin. Onun sayesinde fikirleri ve dolayısıyla bir bütün olarak insanları ve toplumu dönüştürebiliriz.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?
Hayallerim işimi besliyor. Dans benim için bedenimi kullanarak daha iyi bir dünyayı hedefleyebileceğim bir araç. Yaratıcı süreçlerimde bana en çok ilham veren şeyin hayat olduğunu düşünüyorum. Çağdaş toplumun karşılaştığı dönüşümler, dayatmalar ve zorluklar araştırma süreçlerimi doğrudan etkiliyor. Böylece, hafızamla, kendimi içinde bulduğum zaman ve mekânla bağlantılı beden işleri geliştirmek bir çeşit “direnç bedeni” kazandırıyor. Her gösterinin kendine ait özel bir bağlamı oluyor. Bu nedenle benim için dans hayal etmek, kavranabilir, duyarlı, anlaşılır ve halkla paylaşılabilir bir dil geliştirmek demek.

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim? 
Evet, birkaç sanatçı sanatsal çalışmalarımı etkiledi. Öncelikle, çocukluğumdan profesyonel eğitimime kadar sahip olduğum öğretmenlerim. Daha sonra çokça çalıştığım ve her gün bana ilham veren iki koreograf: dansın bir dil olarak büyüklüğüne şahit olduğum Dans Tiyatrosu ile Pina Bausch ve beden araştırmamı doğrudan etkileyen Ohad Naharin.

Sohbetin devamını okumak için tıklayın.

17 Kasım 2019 Pazar

belgesel yönetmeni tomer heymann'ın istanbul yılı


tomer heymann israilli eşcinsel bir sinemacı, belgesel yönetmeni. eşcinsel olduğunu, geçtiğimiz şubat ayında aksanat'ta gerçekleşen "mr. gaga" gösterimi ardından yapılan soru-cevapta kendiyle ilgili bir şeyi anlatırken laf arasında bütün doğallıyla söylemişti.

filmin, naharin'in hayranı dansçı/koreograf dostum gizem bilgen'in kişisel çabalarıyla gerçekleşen istanbul'daki o ilk gösterimine heymann da katılmıştı. hatta heymann o sırada festivalleri dolaşmakta olan yeni filmine eşlik etmeyi sırf istanbul'da olmak, istanbul'daki bu gösterime verdiğini önemi göstermek için yarıda kesmişti.
heymann'ın eşlik etmeyi yarıda kestiği yeni filmi, israilli bir eşcinsel porno yıldızı hakkındaki  "jonathan agassi saved my life" (jonathan agassi hayatımı kurtardı) ise, yine bu yıl, eylül ayına çekilen !f bağımsız filmler festivali'nin programında istanbul'da gösterildi.
ve şu aralar pera müzesi sinemasında "seçilmiş aileler" başlığıyla, retrospektif olmasa da, tomer heymann'ın filmografisinden kapsamlı bir seçki gösteriliyor: "mr. gaga" dahil olmak üzere altı film.
"mr. gaga" yıllarca belgesel tekliflerini geri çeviren, dünyaca ünlü israilli koreograf ohad naharin ile ilgili; naharin'in hayatını tam da dansın kendisi gibi hareketli, zaman sıçramalarıyla anlatan, sadece içeriğiyle değil biçimiyle de dikkat çekici bir belgesel. "mr. gaga" dışındakiler ise, ya merkezine oturtarak ya da kıyısından yaklaşarak eşcinsellikle alakalılar.

perşembe akşamı heymann'ın, tarih olarak "mr. gaga" (2015) ile "jonathan agassi..." (2018) arasındaki "who's gonna love me now?" (şimdi kim sevecek beni?) belgeselini seyrettim.
"şimdi kim sevecek beni?" (2016) eşcinsel olduğu için israil'de ailesiyle birlikte yaşadığı kibbutz'dan (dini yerleşimden) kovulduktan sonra yaklaşık 17 yıldır londra'da yaşayan ve ilerleyen yıllarda hiv+ virüsü kaptığı için ailesiyle, özellikle de kardeşleriyle sorunlar yaşayan 40'ına yeni basmış saar moaz'ı konu ediyor. kamera bütün çıplaklığıyla; moaz'ın üyesi olduğu londra eşcinsel erkek korosu'ndaki hayatını, eski sevgilisi ile olan sohbetlerini, annesinin ve daha sonra -pek de iyi anlaşamadığı- babasının onu londra'da ziyaret etmelerini, onun yeğeninin bar mitzva töreni için israil'e gidişini ve orada çocuklarının ondan hiv kapmasından korkan kardeşleriyle yaşadığı tartışmaları takip ediyor. bütün bu zaman zarfında moaz'ın ruh haline odaklanan film oldukça içten ve içerden bir bakışla, dini bir ailenin fertlerinin (örneğin anne londra'da oğluyla dışarı çıktığında sadece yanında getirdiği koşer yemekleri yiyor) eşcinsellik ve aids ile yaşadığı imtihana tanıklık ediyor.
ortaya serdiği tartışmaların içeriğiyle ve takip ettiği kişilerin samimiyetiyle, şimdiye kadar seyrettiğim üç heymann belgeseli arasında "şimdi kim sevecek beni?" en güçlü olanı. belgeselin en önemli özelliği ise, saar moaz'ın babasıyla ve kardeşleriyle arasında yaşanan en sert tartışmaları ve stresli anları bile sanki orada bir kamera yokmuşcasına kaydedebilmiş olması.

22 kasım cuma günü tekrar gösterilecek olan "şimdi kim sevecek beni?"yi tavsiye eder; "seçilmiş aileler" seçkisindeki bütün gösterimlerin ücretsiz olduğunu ve tomer heymann'ın 24 kasım pazar günü bir söyleşi-konuşma için tekrar istanbul'da olacağını hatırlatırım.


20 Aralık 2010 Pazartesi

ndt II'den ilüzyon dolu eğlenceli bir dans akşamı


perşembe-cuma akşamları dünyanın en iyi çağdaş/modern dans topluluklarından nederlands dans theater'i bir kere daha konuk ettik kentimizde.
topluluğun 1994'de 2. grubunu, 2004'de 1. grubunu ağırlamıştık, bu sefer yine 2. grup geldi. söz konusu ndt olunca 1 veya 2 çok fark etmiyor; 2'ler biraz daha gençler, ama en az 1'ler kadar iyiler; neticede 1'e dansçı 2'den yetişiyor.

bir jiri kylian şaheseri ile başladılar programa: "sleepless".
bir türlü uyku tutmayan bir gecenin absürd, gerçeküstü, tekinsiz ve huzursuz atmosferini teatral düzenlemelere fazlaca bulaşmadan, dansın ve hareketlerin saf diliyle anlattıldığı bir yapıt "sleepless".
sahnenin arkasına yerleştirilmiş üzerinde belli aralıklarla yırtıklar/yarıklar olan beyaz perde, uykusuzluğun yarattığı halüsinasyonlara imkan veren bir öge olarak kullanıldı; dansçıların bedenlerinin parçalanmasına, beklenmedik anlarda kaybolmalarına ve tekrar ortaya çıkmalarına, ışık-gölge oyunlarıyla eğilip bükülerek ilüzyonlar yaratılmasına olanak sağladı.
müzik de; ani kesintiler, yırtılmalar içeren ve zaman zaman biteviye devam eden alacakaranlık-kuşağıvari kompozisyonuyla yapıtın atmosferini kuvvetlendirdi.

akşamın ikinci yapıtı, genç dansçı-koreograf fernando hernando magadan'ın "deux ex machina" idi.
yine içinden geçilen perdelerin (bu sefer birbirinden ayrı beş kapı olarak) kullanılması ve yine uyku-rüya-ilüzyon benzeri bir atmosferi anlatması açısından "sleepless"ın arkasından, benzer biçim ve içeriğin bir çeşitlemesi olarak hoş bir yapıttı.

yapıt latince "deux ex machina" kalıbının anafikrini kullanarak; içinden geçildiğinde kaybolunan, başka bir mekana veya zamana ve diğer bir cinse (erkekse kadına) dönüşerek diğer tarafından çıkılan kırmızı kadife perdeli kapılar yoluyla ilüzyon sanatının yüzyılbaşındaki atmosferini kuruyordu sahnede.
aynı zamanda; beklenmedik anlarda beklenmedik yerlere yolculuk eden erkek karakterin, yolculuğuna kırmızı kadifeden bir tiyatro/sinema koltuğunda başlamış olması ve sonda siyah-beyaz bir film görüntüsünün içinde uzaklaşarak kaybolması da yapıtın yüzyılbaşı atmosferini kuvvetlendiriyordu.
italyan barok bestecilerinin melodik ve hareketli müziklerinin eşlik ettikleri yapıt, ilüzyonun ciddi tarafından ziyade eğlenceli, komik ve keyifli tarafını öne çıkarıyor, seyirciyi şaşırttığı kadar güldürüyordu da.

"deux ex machina" 25 dakika gibi kısa olan süresi düşünüldüğünde içinde fazlaca sekans barındıran, giriş-çıkışları ve dekor hareketi abartılmış, gereksiz yere komplikeleştirilmiş bir yapıttı.



programı sonlandıran, ohad naharin'in "minus 16" ise; nisan 2010'da akram khan gösterileri ile başlamış ve aralıklarla sekiz ay sürmüş olan ajans2010 projesi dansplatform-istanbul'un da kapanışını yapıyor olması açısından çok eğlenceli, cümbüşlü ve sürprizli bir yapıttı.

"minus 16" birbiriyle çok da alakalı olmayan bölümlerden oluşuyordu. ilk önce dansçılar teker teker sahneye gelip ilginç ve komik figürlerle dans ettiler. ardından sandalyelerle sahnede geniş bir yarım çember oluşturup ayin niteliğinde durmadan tekrarlanan ve gittikçe esrimeye varılan bir koreografi eşliğinde siyah pantalon-ceket-şapkadan oluşan elbiselerinden kurtuldular. sonra, teker teker, kendilerinden bahsettikleri ses kayıtları eşliğinde solo figürler yaptılar. ardından gösterinin -hele de bizim ateşli, kıpır kıpır seyircimiz için- en cazip bölümünde dansçılar seyircilerin arasına karışıp her biri bir seyirciyi sahneye çıkardı ve beraberce ça ça, mambo gibi salon dansları icra ettiler. seyirciden büyük alkış alan bu "interaktif" bölümden sonra, sakin bir chopin eşliğinde yapıt sonlandı.

topluluk aynı biteviye hareketlerle tükenirken her seferinde tek bir dansçının farklı bir hareket yaparak sürüden kopması yoluyla bireyin önemini vurgulayan veya dansçılarının kendilerini anlatması, seyircinin sahneye çıkarılması gibi sahne-salon arasındaki dördüncü duvarı yıkmaya yönelik; çok fazla yaratıcı olmayan ve yeni bir söz söyleme gereği duymayan, daha çok keyifli vakit geçirmeye yönelik, biraz popülist ama son kertede cazibeli bir yapıttı "minus 16".

...

genellikle orta karar, seyircimiz tarafından kolay algılanıp kolay beğenilecek ve çoğunluğu istanbul'a ve türkiye'ye daha önce gelmiş (akram khan, sylvie guillem ve louise lecavalier'i bir kenarda tutarak) topluluklarla oluşturulmuş dansplatformistanbul'un umarım en büyük yararı istanbul'da çağdaş ve modern dansa meraklı bir seyirci kitlesi olduğunun ve istanbul'un artık "mainstream" kimlikli bir dans festivaline evsahipliği yapma zamanının geldiğinin fark edilmesini sağlamak olmuştur.