nacera belaza’nın “sur le fil” adlı işinde dansçı bedenleri ışık ve ses gibi immateryalleşti, mekanın içinde sesin ve ışığın serbestçe ve fütursuzca her an hareket halinde olmaları gibi, ses ve ışıkla birlikte dolandılar. belaza bir simyacı gibi üç öğeyi kararınca karıştırdı. üçü; ses, ışık ve bedenler kah birbirinin içinde eridi, bütün oldu kah çarpıştı patlama oldu kah birbirine teğet geçti, birbirinin içinden geçti kendisi kaldı. ışık kadar karanlık, ses kadar sessizlik, bedenin materyal hali kadar immateryalliği görüldü, hissedildi, algılandı sahne mekanında.
“sur le fil” (ip üstünde) dünyada bir köşe’nin dünya düz? başlıklı üçüncü edisyonunun nefes kesici işlerinden biriydi. hiç bitmeseydi dedirten bir 40 dakikaydı.
bu işi üçüncü kere seyreden fatih gençkal’e imrenmemek elde değil! bütün festival ekibine kocaman bir teşekkür!
11 Mayıs 2018 Cuma
5 Mayıs 2018 Cumartesi
hanane hajj ali'den "jogging"
oyun sonrasında, festivalin düzenleyicilerinden fatih gençkal'in "bu iş nasıl çıktı?" sorusuna, sanki bir klasik müzik konseri sonrasında alkışlara bis parçasıyla cevap veren müzisyenler gibi, en az oyunun kendisi kadar etkileyici ve kesintisiz neredeyse 20 dakika süren bir cevap verdi. cevabın sonundaki anekdottan dolayı ağlıyordum, ama oyun ne ajitasyon ne yapay etkileyicilik içeriyordu.
hanane hajj ali; kendi deyişiyle peter brook'un boş sahnesine referans veren, teknolojik imkanlardan yararlanmayan, sırt çantasına girecek kadar sahne eşyasının olduğu, herhangi boş bir alanda sahnelenebilecek bir oyun ortaya çıkarmış.
üç hikaye var oyunda; üç kadın. çocuğunun kötü hastalıktan erken ölümüyle yüzleşen, kendiyle birlikte üç çocuğunu öldüren, üç çocuğunu savaşlara kurban veren üç anne. üçü de gerçek; ilki hanane hajj ali'nin kendisi, ikincisi lübnan dağı'ndaki bir köyde yaşayan ve saygıdan oyunda adı yvonne olarak değiştirilen kadın ve üçüncüsü hala hayatta olan zahra.
oyun sonundaki söyleşide hanane hajj ali açıklamamış olsa da, üç kadının hikayelerinin gerçek hayatlardan kaynaklanmış olduğu hissediliyordu. çünkü üç gerçek hayatı birbirine ilmikleyen kurgusal bir mit/oyun karakteri vardı oyunda: medea.
hanane hajj ali'nin tek kişilik gösterisinin bence en etkileyici yanı, bizim sahnelerimizdeki neredeyse hiç bir tek kişilik hikaye anlatıcılı oyunda olmayan, seyircinin oyuna dahil edilmesiydi; bizzat sahneye çağırıp dayanak görevi yükleyerek, oturduğu yerin önüne gidip onu oyundaki bir karaktere büründürerek, yvonne'un çocuklarına yedirdiği zehirli meyva salatalarını ikram ederek, oyundaki kilit karakterleri tanıtan kısa metinleri okutarak.. hanane hajj ali böylece sahnenin şimdi ve burada olma durumunu her an hatırlattı bize; hiç bir anında oyundaki hikayelerin trajedilerinde kaybolmadık; mesafemizi, eleştirel bakışımızı koruduk. anlatılan hikayeler o kadar can alıcıydı ki, böylesi daha uygundu, yoksa oyundan helak olmuş olarak çıkabilirdik; çok da yakındık o noktaya; bıçak sırtındaydık. nitekim, oyun ağlatmadı ama -başta da dediğim gibi- oyundan sonraki söyleşide hanane hajj ali'nin bütün gerçekliğiyle aktardığı anekdot bardağı taşıran damla oldu.
hanane hajj ali gibi usta bir hikaye anlatıcısıyla bizleri tanıştırdıkları için dünyada bir köşe festivali'nin düzenleyicilerine yürekten teşekkür ederim.
3 Mayıs 2018 Perşembe
nancy naous'dan "benim için sen eğit"
dünyada bir köşe / a corner in the world festivali üçüncü yılında takvimdeki yerini değiştirerek tekrar karşımızda. festival kapsamında 2-13 mayıs tarihleri arasında akdeniz ve ortadoğu coğrafyasından gösteri sanatları örnekleri bizleri bekliyor. kolay kolay şehrimize konuk edilmeyen ülkelerden geliyor festival sanatçıları: lübnan, fas, cezayir, iran.. bu açıdan festivali çok önemsiyorum; yakınımızdaki benzer kültürel coğrafyalarda neler üretiliyor, nasıl sergileniyor, hangi konular dert ediliniyor merak ediyorum. fatih gençkal ve çalışma arkadaşlarına bu yapımları ayağımıza kadar getirdikleri için ne kadar teşekkür etsek az. keşke kıymetini bilsek. dünyada bir köşe de sonunda idans'ın akıbetine uğrayıp, takvimlerden kaybolup gitmese..
festival sadece gösterilerden oluşmuyor; konserler, söyleşiler, atölyeler de var. festivalde sadece yabancı yapımlar da yok, a corner in the world oluşumunun 2017-18 sezonu içinde ürettiği işler gösteriliyor. keşke bir de yerli prömiyer olsaymış.
dün başlayan festivali ben bu akşam bir gösteri ile açtım: lübnan'lı nancy naous'nun avrupa prömiyerini daha yeni, 15 nisan 2018'de fransa'da yapmış olan "fa’addebhou li" (benim için sen eğit / train him up for me) adlı işiyle.
naous'yu bir önceki festivalden tanıyoruz; "these shoes are made for walking" adlı işiyle konuk olmuştu. bu anlamda; festivalin bazı sanatçıları takibe alması, seyircisine o sanatçıları her yeni işiyle sunması övgüye değer.
nancy naous'nun işi ortadoğulu erkek bedenini sorguluyordu; erkek bedeninin içindeki dişil ve eril enerjileri, erkeksi ve kadınsı tarafları. sahnede iki erkek dansçı vardı; ama sanki tek bir erkekliğin bölünmüş halleriydiler. her açıdan zıtlıklar barındırıyorlardı; mavi ve kırmızı kıyafetleri, birinin yapılı diğerinin narin bedeni, birinin saçlarının uzun diğerinin kısa olması gibi..
belki de en eril spor türü olan boksun hareket vokabüleriyle başladı koreografi; aynı hareketi yapılı olan erkeksi ve sert, narin olan kadınsı ve yumuşak tarafını öne çıkararak icra etti.
narin olanın uzun saçlarını topuz yapması sekansında; iki kere kendi saçını topuz yapıp dağıttıktan sonra üçüncü kere yaparken yapılı olanla ellerinin saçların üzerinde birleşmesi, narin olanın ellerini çekip topuz yapmayı yapılı olana bırakması, o ana kadar ayırmış gibi görünen iki erkeğin aslında tek bir erkeğin iki yüzü olduğu mesajını veriyor gibiydi benim için.
dansçılar daha sonra enerjileri değiş tokuş ettiler; narin olanda eril enerji yapılı olanda dişil enerji öne çıktı. bunda; narin olanın siyah boyayla yüzüne bir bıyık, yapılı olanın da kırmızı boyayla saçlarını ve peçe gibi yüzünün alt kısmını kaplaması; yani "geçici" yüzeysel eklemelerle diğer taraflarını ortaya çıkarmaları etkili oldu.
sona doğru iki beden de sadece dişil enerjiyle hareket etmeye başladı. ışıkların iyice loşlaştığı son sekansta ise sahnede birer silüete dönüşen bedenler, altlarındaki pantolonları da çıkardıklarında cinsiyetlerinin onlara atfettiği yüklerden, anlamlardan ve zorunluluklardan arınmışlardı.
nancy naous'nun cesaretli işi, istanbul'da yabancı yapım izlemeye hasret benim gibi seyirciler için bulunmaz fırsattı.
13 mayıs'a kadar bir çok yabancı yapım seyredilmeyi bekliyor; programa bir göz atın, kaçırmayın, sonra pişman olmayın..
hamiş:
küçük ölçekli bir festivalde, örneğin bu akşam aynı saate iki yabancı yapım koymak sanırım programı hazırlayanların boşluğuna geldi; halbuki bomontiada'daki gösterinin başlama saatini bir saat ötelemiş olsalardı, dün akşam o işi izleyemeyen benim gibiler naous'nun işini izledikten sonra mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi bomonti yerleşkesi çağdaş dans anasanat dalı şebnem selışık aksan sahnesi'nden çıkıp 21:30'da o gösteriye yetişebilirlerdi.
ayrıca; merak uyandırıcı alt 29'59'' seçkisinin de, programda neden çoğu insanın işte olduğu hafta içi gündüz saatlerine konduğunu anlayabilmiş değilim; haftasonlarına kıran mı girdi!
boyutlarıyla istanbul'da tatmin edici kalmış neredeyse tek gösteri sanatları mekanı olan mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi bomonti yerleşkesi çağdaş dans anasanat dalı şebnem selışık aksan sahnesi'nin kasım 2017'deki atta çocuk ve gençlik festivali'nden sonra bu festival için de kapsamlı bir programla açılmış olmasından mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.
25 Nisan 2018 Çarşamba
insanın 10.000 jestini 60 dakikaya sığdıran boris charmatz
(fotoğraf: ursula kaufmann)
boris charmatz “10.000 gesten” (10.000 jest) adlı işiyle, bu sezon başında hayli tartışmalı bir şekilde berlin volksbühne'nin başına, ünlü alman tiyatro yönetmeni frank castorf yerine getirilen -ve geçtğimiz hafta içinde istifa eden- belçikalı müzeci chris dercon'un ilk icraatı olarak geçtiğimiz eylül'de eski havalimanı tempelhof'ta bu sezonun büyük açılışını yapmıştı. başında olduğu rennes'deki ulusal koreografi merkezi'ne alt başlık olarak “musée de la danse” (dans müzesi) adını veren ve bu toplulukla sıra dışı ve iddialı işlere imza atan bu genç fransız koreograf bu sefer de birbirinin tekrarı olmayan 10.000 tane jesti bulup kurgulamıştı. eylül'den beridir turnede olan iş, ortak yapımcısı almanya'dan olduğu için tanzplattform im deutschland 2018 seçkisine de kabul edildi ve geçtiğimiz mart ayında gelsenkirchen'deki muhteşem tiyatro binası musiktheater im revier'in büyük salonunda sahnelendi.
charmatz nasıl ki koreografisi için 10.000 jest gibi devasa bir hedef belirlemişse, işinin kadrosunu da geniş düşünmüş: 24 dansçı. charmatz yapıtın sahnelendiği alanın sınırlarını belirlerken de yine büyük düşünmüş; sahne alanıyla yetinmemiş, arka sahne duvarının en gerisindeki sınıra kadar sahne alanının bütün derinliğini kullandı; işin bir sekansında da dansçıları oditoryuma indirip seyircilerin arasına soktu.
ilk olarak tek başına bir kadın dansçıyla başladı iş. sonra gittikçe kalabalıklaştı sahne. hiç birinin tekrar etmediği iddia edilen 10.000 jest icra edildi yaklaşık 60 dakikada. 10.000 jesti bulup çıkarmak kadar 24 dansçıya paylaştırmak ve kurgulamak da ciddi bir meydan okumaydı kanımca. charmatz'ın bu tour de force'da başarılı olduğunu düşünüyorum. bazen hayatın komik anlarındaki jestleri bir araya getirip arka arkaya sundu, bazen üzüntülü bazen korkutucu anlarınınkileri. sevişme jestleri, kavga jestleri, yürüme jestleri, kızgınlık jestleri, bale tarihinin jestleri, grotesk jestler, gündelik jestler, savunma jestleri, çığlık jestleri geldi sonra. bazen benzer durumlardaki jestleri bir araya toparlamış, bazen de onların arasına, önüne veya arkasına tezat bir jesti koymuş. böylece; kah ironik, kah gülünç, kah cesaretli, kah ürkütücü ama her daim enerjik ve eğlenceli bir iş ortaya çıkmış.
dansçıların sahne alanını kullanımında ve genel kompozisyonda hem belli bir matematik ve düzen okunuyordu; örneğin tekli, ikili, üçlü, küçük gruplar ve tüm topluluk sahneleri arasında kurulan dengeler gibi, sahneyi verevine kat etmek gibi, sahnenin bir tarafında bir kalabalık oluşmuşsa, diğer tarafında az sayıda kalan dansçıların hareketlerini yükselterek dengeyi kurmak gibi.. ama işin hoş tarafı kompozisyon göze batacak kadar belirgin sunulmuyordu; öylesine, gelişigüzel ve çapaklıymış hatta sahnede sanki kaos yaşanıyormuş gibi bir his vardı, ancak kendinizi kaptırmayıp da dikkatlice gözlemleyince bu karmaşanın ardında sıkı bir matematiğin olduğunu da hissediyordunuz, apaçık şekilde görülmüyordu sadece.
"10.000 gesten"in çıkış noktası kadar müzik ve kostüm seçimleri de radikaldi. son yıllarda anna teresa de keersmaeker dışında neredeyse bütün koreograflar işlerinde elektronik, tribal ya da atmosferik müzik kullanırken, charmatz da keersmaeker gibi geleneksel bir seçim yapmıştı: mozart'ın requiem'i. tabii bu ünlü yapıtı olduğu gibi kullanmadı; kah volümünü arttırdı, kah dış mekanda yapılmış ses kayıtlarıyla kaynaştırdı, requiem'den bu işe has bir soundscape yarattı.
charmatz kostüm tasarımını ise, seyredirken aklımdan ne kadar zevksizce diye geçmedi değil ama, modacı jean-paul lespagnard'a teslim etmiş. spagnard da dansçıların bazısına sadece mayo, bazısına sadece kafasını açıkta bırakan siyah tulum, bazısına ise fırfırlı kıyafetler giydirmiş. renkler birbirleriyle uyumuz ve çok zevksiz de olsa, neyse ki son yıllarda neredeyse çoğu çoğullukçu sahne işinde rastlanan benetton paletinden seçilmemişti.
hep merak ediyordum, bir türlü bir boris charmatz işini canlı seyredememiştim. "10.000 gesten"den çok memnun kaldım; charmatz'ın son yıllarda edindiği ünü sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum.
(fotoğraf: tristram kenton)
21 Nisan 2018 Cumartesi
kıyafetlerimizden kurtulduğumuzda: xavier le roy'dan "temporary titel 2015"
dışarda ince ince yağan kara ve üfürürcesine esen rüzgara rağmen; çimenlik bir alanın içinde tek başına duran çağdaş bir kaleyi andıran gri küp binaya ulaşıyorum. bileti giriş katında kesiyorlar, çanta ve palto gibi eşyaları vestiyere bıraktırıyorlar. sonra, asansörle birinci kata çıkılıyor. burası, yaklaşık yedi metre yüksekliğinde, binanın dış çeperleri sınırlarında devasa bir mekan; dört bir cephesinde farklı büyüklüklerde kare pencereler var, yeri duvardan duvara açık gri halı döşeli.
asansörden çıkıp da mekanın geniş boşluğuna dönüyorum, karşımda mekanın içinde dağınık halde yere oturan, ayakta duran insanlar; çoğu giyinikler, aralarında çırılçıplak olanlar var. giyinik olanlar seyirciler, çırılçıplak olanlarsa performansçılar. performansçılar dört ayak üzerinde hareket ediyorlar; elleri yumruk gibi içe dönük, her kol hareketini omuzlarını aşırı kıvırarak artiküle ediyorlar, yani sanki hepsi birer kaplan gibi davranıyorlar. bazıları mekanın ortasına doğru bir noktada adeta bir hayvan sürüsü gibi bir araya gelmiş birbirlerine kafalarıyla toslarken veya dayanırken, birbirinin üzerinden yuvarlanırken ya da koklaşırken, hatta bir ara hepsi uykuya dalmışken; bazen de bazıları etraflarına bir veya birkaç seyirci toplamışlar onlarla sohbet ediyorlar.
çekingence mekanın çeperlerinde dolanıyorum. duvar kenarlarına düzgünce katlanarak ve üst üste yığılarak bırakılmış kıyafetler ve ayakkabılar dikkatimi çekiyor. etrafı seyrederken, duvara dayalı oturan giyinik birisinin yavaş yavaş soyunmaya başladığını fark ediyorum. önce sweatshirt'ünü, sonra tişörtünü, sonra pantolonunu çıkarıyor, her birini özenle katlayıp üst üste koyuyor, en son ayakkabılarını çıkarıp, çırılçıplak kaldığında dört ayak formunu alıp diğerlerine doğru mekanın ortasına ilerliyor. biraz sonra, çıplak bir performansçının duvar kenarına yönelip, oradaki kıyafetleri yavaş yavaş giydiğini, tümüyle giyindikten sonra bir seyirci gibi ayağa kalkıp mekanı terk ettiğini de görüyorum.
o sırada yakınımda oturan bir kadına yaklaşan çıplak performansçı uzaktan ilk önce göz kontağı kuruyor, sonra adını söylüyor, kadın da kendi adını söylüyor. performansçı daha sonra "bir şey sorabilir miyim?" diyerek kadından olumlu yanıt alınca yanına geliyor, oturuyor ve onunla sohbet etmeye başlıyor. ilk sorusunu duyuyorum: "coğrafi olarak kuzeyden güneye seyahat ettiğinizde insan ilişkilerinde herhangi bir fark görür müsünüz?"
(fotoğraf: christian schuller)
(fotoğraf: christian schuller)
idans festivalleri sayesinde istanbul’da iki ayrı işini izleme şansına erdiğim fransız koreograf xavier le roy'un canlı -veya koreografik- yerleştirme olarak tanımlanan “temporary title 2015” (geçici başlık 2015) adlı işinden bahsediyorum. seyircinin, sergi mantığında, dilediği gibi girip çıkabildiği beş saatlik bir performans bu. çırılçıplak 13 performansçı tarafından icra ediliyor; toplamda 18 kişiler ancak münavebeyle performansa dahil oluyorlar.
"temporary title 2015"; performansçıların işe dahil olma ve işten çıkma dramaturjisiyle performansçı ile seyirci arasındaki sınırı esneten, hayvansı hareket eden çıplak performansçı ile giyinik seyircileri sohbet ettirerek hayvan-insan karşıtlığını müphemleştiren, insanın ve bedeninin; hayvanlar alemiyle ilişkisini, doğallığını, masumiyetini, kırılganlığını ama aynı zamanda düşünen, soru soran, sorgulayan bir varlık olduğunu ortaya koyan oldukça etkileyici bir iş.
20 Nisan 2018 Cuma
bilanço: 37. istanbul film festivali, 06-17 nisan
. wajib (düğün davetiyesi) annemarie jacir, filistin (11nsn) ****.5
. in blue (mavili) jaap van heusden, hollanda (07nsn) ****.5
. marvin anne fontaine, fransa (17nsn) ****.5
. the reports on sarah and salem (sara ve selim hakkında) muayad alayan, filistin (07nsn) ****
. armomurhaaja (öldürücü) teemu nikki, finlandiya (07nsn) ***.5
. der kuchenmacher (pastacı) ofir raul grazier, israil (08nsn) ***.5
. abu (baba) arshad khan, kanada (07nsn) ***
. namme zaza khalvashi, gürc,istan (10nsn) **.5
. ni luo he nu er (nil’in kızı) hou hsiao-hsien, çin (17nsn) **.5
. touch me not (dokunma bana) adina pintilie, romanya (19nsn) **.5
. holiday (tatil) isabella eklöf, danimarka (08nsn) **
. obscuro barroco evangelia kranioti, yunanistan (11nsn) **
. l’amour des hommes (erkeklere bakmak) mehdi ben attia, tunus (10nsn) *.5
. 9 doigts (9 parmak) f.j. ossang, portekiz (08nsn) *
11 Nisan 2018 Çarşamba
TEB Oyun 37 / Bahar 2018
27 Mart Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildiri / Tiyatronun Ustaları ZEHRA İPŞİROĞLU
İnsanların Yürekleri Buz Kesince Göçmenleeeer ZEHRA İPŞİROĞLU
Ne Kadar ve Nereye Kadar Alternatif NEDİM SABAN
Anlatı Mek'an'da Bir Andır MEK'AN SAHNE EKİBİ
Erika Fischer-Lichte İle Söyleşi: Anlamaya Karşı Deneyimleme TINA PERIC / ÇEV. EYLEM EJDER
When in Rome'a Hoş Geldiniz! AYFER ÇİÇEK
Toronto'dan Bir Hamlet BERNA ATAOĞLU
Şehsuvar Aktaş ile Tiyatrotem Üzerine Söyleşi TÜLİN SAĞLAM
Aşk İle Bir Dahi AYŞE BAYRAMOĞLU
Kuklanın Sahnesel Varlığı BELİZ GÜÇBİLMEZ
Eşikte Temgiller CEREN ÖZCAN
Tiyatrotem İle Alanda Yaşamak ZÜLEYHA ÇUBUK
Gelenek, Bellek, Kültür Ekseninde Tiyatrotem Çevirileri BAŞAK ERGİL
Tiyatrotem Oyunlarına Nasıl Katıldım? ÇETİN SARIKARTAL
Sanatçının Ustalığını Sınayan Bir Tiyatro Türü AYŞEGÜL YÜKSEL
Biz Galiba Anlatı Seviyoruz ESEN ÇAMURDAN
Deneyim Anlatıları EYLEM EJDER
Yiğit Sertdemir: "Sahneyi Anlamak mı, 'An'lamak mı Önemli?" - Söyleşi: ZEHRA BİLGİN
Oyuncu ve Yazarlar Deneyimlerini Anlatıyor - Söyleşi: EMRE YÜKSEL
Babamın Toprakları FULDEN AYTAÇ
Yaman Ömer Erzurumlu ve Erkan Kortan Pera'nın Zamanı'nı Anlatıyor
Her Şeyin Başlayıp Bittiği Yerde: Pera’nın Zamanı ZEYNEP KIZILGÖL
Pera’nın Zamanı Seyirci İzlenimleri
BGST-ZABEL Oyunu Seyircili Söyleşi - BANU BAŞKAYA
Londra Pandomim Festivali'nden - MERAL HARMANCI
Tiyatro Alkış'tan Bir Sindirella Masalı NİHAL KUYUMCU
22. Uluslararası Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali BANU ÇAKMAK
Kosova'dan Dört Yeni Oyun: Rüya Birimi, Kavşaktaki Kafe, Mahzen, Sivrisineği Öldürmek SENEM CEVHER
TEB 2018 Ödülleri 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde Açıklandı
24 Mart 2018 Cumartesi
Almanya’da Çağdaş Dans Platformu 2018: Hayvansı, Tribal ve Politik!
İlk defa 1994 yılında düzenlenen ve şimdiye
kadarki edisyonlarının başlığı Tanzplattform
Deutschland (Dans Platformu Almanya) olan, bu seneden itibarense siyaseten
doğru haliyle Tanzplattform in
Deutschland (Almanya’da Dans Platformu) olarak ismi değiştirilen 4-5 günlük
bu festival iki yılda bir Almanya’nın farklı bir şehrinde düzenleniyor ve gerek
Almanyalı koreograflara ait, gerekse de Almanya’daki dans kurumlarının sipariş
ettiği, ortak yapımcısı veya sponsoru olduğu yapıtları bir araya getiriyor.
Önceki iki yılın yapıtlarından bir jürinin yaptığı seçkide henüz bir ay önce
prömiyer yapmış bir iş de bulunabiliyor, iki yıldır dolaşımda olanlar da.
Örneğin bu yılki 13 yapıtlık seçkide; Richard Siegal 2018 şubat’ında, Sasha
Waltz 2017 ağustos’unda, Boris Charmatz aynı yılın eylül’ünde prömiyer yapmış
işleriyle, Xavier Le Roy ve Claudia Bosse ise 2015’ten beri farklı şehirlerde
sahnelenen işleriyle yer aldılar. Dolayısıyla Tanzplattform hem Almanya’da geçmiş iki yılın özeti gibi, hem de
Almanya çağdaş dansının ileriye dönük showcase’i
niteliğine sahip bir festival.
Tanzplattform’un 2018 edisyonu 14-18 mart tarihlerinde Essen’de gerçekleşti. Gösteriler Almanya’nın önemli çağdaş dans ve tiyatro merkezlerinden biri olan Pact Zollverein’in evsahipliğinde sadece Aalto-theater ve Musiktheater im Revier gibi dünya tiyatro mimarisi literatürünün kilometretaşlarını oluşturan binalarda değil, Sanaa gibi günümüzün önemli çağdaş mimarlık ofislerinin tasarladığı ikonik yapılarda ve Unesco Dünya Mirası kapsamındaki Zollverein Maden Ocağı’nın kömür fabrikalarından kültür-sanat etkinlikleri düzenlenmek üzere dönüştürülmüş mevcut mekanlarında sahnelendi. Dolayısıyla seçkide; tam donanımlı kutu sahne gerektiren geniş kadrolu “büyük” prodüksiyonlardan, stüdyo tipi mekanlara giren deneysel işlere, mekanı sergi mantığında kullananlardan, mekanı “ortak yazar” olarak gören konuma-özgü (site-specific) işlere geniş bir yelpazede Almanya’da üretilen çağdaş dans işleri sergilendi.
İlk iki günün öne çıkan yapıtları Sasha Waltz’in (Sasha Waltz & Guests) “Kreatur”u, Bruno Beltrao’nun (Grupo de Rua) “Inoah”ı ve Rafaële Giovanola’nın (CocoonDance Company) “Momentum”u idi. İlki aydınlık, diğer ikisi loş hatta karanlık atmosferlere sahip olsalar da üçünün ortak noktası; insan bedeninin, hareketlerinin, ve gerek bireysel gerekse sosyal davranış mantığının hayvansı tarafını öne çıkararak sahnede müphem varlıklar ve tekinsiz ortamlar yaratmalarıydı. Beltrao ve Giovanola işlerini sokak danslarının (özellikle hip-hop ve breakdance’in) dilini dönüştürerek ve -gerek dansçıların kendi aralarında, gerekse de seyirciyle kurdukları ilişkide saldırgan bir noktadan yaklaşarak tasarlamışken, son yıllarda “estet” olma hali gittikçe artan Waltz bütünüyle yapay, aşkın ve mesafeli bir yapıt ortaya çıkarmıştı.
Tanzplattform’un 2018 edisyonu 14-18 mart tarihlerinde Essen’de gerçekleşti. Gösteriler Almanya’nın önemli çağdaş dans ve tiyatro merkezlerinden biri olan Pact Zollverein’in evsahipliğinde sadece Aalto-theater ve Musiktheater im Revier gibi dünya tiyatro mimarisi literatürünün kilometretaşlarını oluşturan binalarda değil, Sanaa gibi günümüzün önemli çağdaş mimarlık ofislerinin tasarladığı ikonik yapılarda ve Unesco Dünya Mirası kapsamındaki Zollverein Maden Ocağı’nın kömür fabrikalarından kültür-sanat etkinlikleri düzenlenmek üzere dönüştürülmüş mevcut mekanlarında sahnelendi. Dolayısıyla seçkide; tam donanımlı kutu sahne gerektiren geniş kadrolu “büyük” prodüksiyonlardan, stüdyo tipi mekanlara giren deneysel işlere, mekanı sergi mantığında kullananlardan, mekanı “ortak yazar” olarak gören konuma-özgü (site-specific) işlere geniş bir yelpazede Almanya’da üretilen çağdaş dans işleri sergilendi.
İlk iki günün öne çıkan yapıtları Sasha Waltz’in (Sasha Waltz & Guests) “Kreatur”u, Bruno Beltrao’nun (Grupo de Rua) “Inoah”ı ve Rafaële Giovanola’nın (CocoonDance Company) “Momentum”u idi. İlki aydınlık, diğer ikisi loş hatta karanlık atmosferlere sahip olsalar da üçünün ortak noktası; insan bedeninin, hareketlerinin, ve gerek bireysel gerekse sosyal davranış mantığının hayvansı tarafını öne çıkararak sahnede müphem varlıklar ve tekinsiz ortamlar yaratmalarıydı. Beltrao ve Giovanola işlerini sokak danslarının (özellikle hip-hop ve breakdance’in) dilini dönüştürerek ve -gerek dansçıların kendi aralarında, gerekse de seyirciyle kurdukları ilişkide saldırgan bir noktadan yaklaşarak tasarlamışken, son yıllarda “estet” olma hali gittikçe artan Waltz bütünüyle yapay, aşkın ve mesafeli bir yapıt ortaya çıkarmıştı.
Waltz’in
“Kreatur”unun bahsettiğim baskın niteliklerinin nedeni ve şimdiye kadarki
işleri arasında, diğerlerinden özellikle ayrılan belirgin özelliği moda
tasarımcısı Iris van Herpen ile işbirliği yapmış olmasıydı. Yapıtın özellikle
iki bölümünde; açılış ve sona yaklaşırkenki sekanslarda kullanılan iki heykelsi
giysi tasarımı adeta hareketlerin ve koreografinin belirleyicisiydi. Çığır açıcı
Bauhaus okulunun kurucularından Oskar Schlemmer’den beridir koreograflar dans
pratiği yoluyla bedenin mekanla ilişkisi, bedenin mekanlaşması ve beden
hareketlerinin mekanda kapladığı hacimler üzerine düşünüyorlar. Waltz’in “Kreatur”u
da, van Herpen’in tasarımları sayesinde bu zincire şimdilik takılan son halka
niteliğinde. Waltz her zaman beden ve mekanla uğraştı, ama sanırım bu sefer ilk
defa bu kadar vurgulu bir şekilde sarıldığı, örtündüğü veya kuşandığı giysi
üzerinden bedene ve etrafında tanımladığı mekana kafa yoruyor ve bu sayede
insanlığın -son yıllarda Avrupa’yı da iyice etkileyen ve dramatikleşen- durumunun
saklanmak, korunmak ve incitmek gibi farklı hallerini gözler önüne seriyor. Van
Herpen’in heykelsi giysi tasarımlarının katkısına ve kalabalık dansçı grubuyla yaratılmış
bir kaç etkileyici sekansa rağmen Waltz’in işi biraz dağınık, biraz demode ve
fazla gösterişli haliyle son tahlilde eski güçlü yapıtlarının seviyesini
tutturamıyordu kanımca.
Beltrao
ve Giovanola’nın işleri ise; ilki 10, ikincisi üç erkek dansçıdan kurulu
kastlarıyla sokak danslarının olduğu kadar rekabet, güç ve dayanışma gibi
temaların ve karanlık tekinsiz atmosferlerin de alttan alta sadece erkekler
dünyasının tekelinde olduğunu imler gibiydiler. Stüdyo sahnede seyircinin yere
oturarak veya ayakta izlediği, dansçıların seyirciyle hemzemin mekanda başta
sürüngenler gibi yerde ilerledikleri, zamanla ayaklarının üzerine kalkarak ve
birkaç sekansta seyirciyle göz göze direkt ilişki kurdukları, Dj Franko
Mento’nun canlı club müziğiyle sadece dansçıların değil seyircilerin de
ritimlendiği “Momentum”; kutu sahnede sokak
hayatını komplike ışık tasarımı, tribal club müziği, şık video görüntüleri ve
üstü çıplak dansçı bedenleriyle adeta “paketleyen” “Inoah”a nazaran, karanlık
atmosferi ve tekinsizlik etkisi bana daha çok geçen bir işti.
Festivalin
ortasına rastlayan günlerin öne çıkan iki işi ise sahne mekanını değil, mevcut
mekanları kullanan; canlı (veya koreografik) enstalasyon olarak adlandırılan
iki yapıttı. İkisi de 2015’ten beridir dolaşımda olan bu işler Claudia
Bosse’nin theatercombinat topluluğu ile çalıştığı “IDEAL PARADISE” (IDEAL
CENNET) dizisinin sonuncusu “the last IDEAL PARADISE” (son IDEAL CENNET)’i ve İdans
festivalleri sayesinde işlerini iki kere İstanbul’da da izleme şansına erdiğim Xavier
Le Roy’un “Temporary Title 2015” (Geçici Başlık 2015)’i idi.
“the
last IDEAL PARADISE” 150 dakikalık süresine, 20 kişilik kadrosuna, farklı
odalarda hazırlanmış mekansal düzenlemelere ve Zolleverein Maden Ocağı
yapılarından etkileyici Salzlager’i kullanmasına rağmen biteviyelik ve
yavanlıktan kurtulamayan bir işti. Çağımız dünyasının gidişatını; şiddeti,
empatiyi, sınırlar üzerinden inşa edilen iktidar ilişkilerini ve katliamları
enstalasyonlar, hareketli oyuncu/koro kullanımı ve seyircinin
interaktifleştirilmesi yoluyla anlatmaya çalışan “the last IDEAL PARADISE”,
benzer temaları daha vurucu düzenlemelerle işleyen Tino Seghal, Dries Verhoeven
gibi sanatçıların işleri yanında oldukça bildik ve sönük kaldı.
Xavier
Le Roy ise “Temporary Title 2015”te, Bosse gibi seyirciyi işin içine katıyordu
ancak çok daha güçlü kavramsal bir temel üzerine inşa ettiği dramaturjiyle. Beş
saatlik performansa seyirci istediği saatte girip çıkabiliyordu; bütünüyle
çırılçıplak 13 performansçı (toplamda 18 kişiydiler ancak münavebeyle
performansa dahil oluyorlardı) elleri yumruk şeklinde, dört ayak üzerinde ve
bedenlerini kıvırışlarından kaplanlara benzettiğim şekilde mekanda serbestçe
geziyor, arada sürü gibi ortada toplanıp birbirlerine tosluyor, dayanıyor, sırt
üstü yuvarlanıyor, uyuyor, sonra tekrar mekana dağılıp göz kontağı kurdukları
kişilere önce kendi adlarını söyleyip “sana bir soru sorabilir miyim?” diye
devam ederek iletişim kurup, eğer kişi kabul ederse onunla ve etrafındakilerle
sohbet ediyorlardı. Xavier Le Roy’un “Temporary Title 2015”i; insanın ve
bedeninin hayvanlar alemiyle ilişkisini, doğallığını, masumiyetini,
kırılganlığını ama aynı zamanda düşünen, soru soran, sorgulayan bir varlık
olduğunu ortaya koyan oldukça etkileyici bir işti.
Festivalin
son iki gününün öne çıkan işleri ise, diğerleriyle zıt kutuba yerleşen; insanı hayvansı
taraflarıyla değil birebir insan nitelikleriyle, özellikle de tiyatralliğiyle
ele alan yapıtlardı: Eszter Salamon’un “Monument 0.5: The Valeska Gert
Monument” (Anıt 0.5: Valeska Gert Anıtı) ve Boris Charmatz’ın (Musee de la
danse) “10000 Gesten” (10000 Jest).
İdans’ın
2007’deki 1. ve 2010’daki 4. festivallerine olmak üzere iki kere İstanbul’a
konuk olan Salamon’un işi Nazi zamanını da yaşamış olan Yahudi dansçı Valeska
Gert’e odaklanarak cinsellik, ırkçılık ve tiyatrallik temalarını acı bir mizah,
çapaklı bir dramaturji ve bilinçli olarak kaba hatta kitsch olmasının tercih
edildiğini düşündüğüm bir estetikle ele alıyordu. İlginç sekansları olmasına
rağmen 100 dakikalık süresi sarkmaları beraberinde getirdi ve son tahlilde işin
etkisi azaldı.
Boris
Charmatz ise 24 dansçıya hiç birini tekrarlatmadığı 10.000 jestten kurguladığı,
geniş ve büyük sahne alanını en arka duvarına kadarki derinliğiyle kullandığı,
kah ironik kah gülünç kah cesaretli kah ürkütücü ama her daim enerjik ve
eğlenceli işiyle festivalin en başarılı sahne yapıtlarından birine imza attı
kanımca. Bazısı sadece mayo, bazısı sadece kafasını açıkta bırakan siyah tulum,
bazısı ise fırfırlı kıyafetler giymiş 24 dansçı, festivaldeki işler arasında en
konvansiyonel müzik seçimiyle Mozart’ın Requiem’i eşliğinde göz açıp kapayınca
geçmiş gibi hissettiren 60 dakika boyunca tekli, ikili, üçlü, küçük gruplar ve
tüm topluluk olarak sahnede ve bir sekansta seyircilerin arasında onları da
dahil ederek 10.000 jesti icra ettiler. Charmatz’ın dahiyane kurgusunu büyülenmiş
olarak ve hayranlıkla seyrettim.
Tanzplattform in Deutschland 2018’e dair genel izlenimim koreografların insanın
zamanımızdaki durumunu; kendi bedeninin hareketlerinden ziyade hayvansılığıyla,
derin vurgulu ve atmosferik ritimli tribal club müzikleri eşliğinde ve yaşam
politikalarını ortaya koyarak sorguladıklarıydı. Hareket kompozisyonunda ve
müzik seçiminde çemberin dışına cesaret ve başarıyla çıkan çok az iş vardı.
Bakalım 2020’deki edisyonu Münih’te yapılacak Tanzplattform nasıl bir tablo çıkaracak karşımıza..
Beni derinden etkileyen işler hakkında zaman buldukça daha detaylı yazmayı umuyorum..
Etiketler:
boris charmatz,
bruno beltrao,
claudia bosse,
dans,
eszter salamon,
festival,
franko mento,
iris van herpen,
rafaele giovanola,
richard siegal,
sasha waltz,
tanzplattform2018,
william forsythe,
xavier le roy
20 Mart 2018 Salı
cemal reşit rey konser salonu nisan 2018 programı
cemal reşit rey konser salonu için bir kaç sezon önce, "programını keşke sadece world music kategorisindeki konserlerden oluştursa, o konuda uzmanlaşsa, sahnesinde o alandaki dünya ve türkiyeli sanatçıları ağırlasa" gibisinden bir temennide bulunan bir yazı yazmıştım bu bloga.
zaman geçti, moda deyimiyle konjoktür öyle gerektirdi ve evet crr konser salonunun programı 1-2 klasik müzik içerikli hariç tümüyle world music konserlerinden oluşur oldu. hatta şubat'ta artık gelenekselleştirdikleri caz festivalinde bile folklorik/yerel caz konserleri ağırlıkta.
salonun nisan programı bugün açıklandı ve biletler satışa çıktı. nisan'ın ilk üç günü bütünüyle ücretsiz etkinlik olarak etno müzik festivali var programda.
nisan'daki şu üç konser ise oldukça dikkat çekici:
13 nisan, eleni karandriu; angelopoulos filmlerine besteliği hüzünlü müziklerle kalbimizi yıllardır fethetmiş olan karandriu'nun istanbul'daki ilk konseri değil bu, ama her geldiğinde kaçırmamak lazım; yeter ki seyircimiz de onun sakin, içli, içkin müziğini canlı dinlemeyi bilsin!
28 nisan, world string octet; katalan kontrabasçı renaud garcia fons'un en yeni projesinin dünya prömiyeri! bu muhteşem müzisyen de istanbul'a her geldiğinde gidilesilerden..
30 nisan, eski kökler yeni yapraklar; norveç'ten skruk korosu ve tord gustavsen, iran'dan mahsa vahdat ve türkiye'den çoşkun karademir. çok ilginç, tüyleri zevkten diken diken edecek bir konser olacağını seziyorum.
benden söylemesi..
15 Mart 2018 Perşembe
EIF 2018 programına kişisel bakış
bugün dünyanın tiyatro, klasik müzik ve dans alanında önemli ve eski festivallerinden edinburgh festivali'nin 2018 resmi programı açıklandı.
festival programında iki nokta dikkatimi çekti:
1- türkiye’den bir tenor, ilker arcayürek'in lied konseri. herhalde ileriki günlerde sanatı önemseyen az sayıdaki yayın organlarına konu olacaktır bu konser, çünkü gerçekten çok önemli bir başarı edinburgh festivali'nin resmi programına seçilmiş olmak.
2- festivale dair ikinci gözlemim ise, özellikle tiyatro-dans alanında çok ingiliz kalmış olması.
paris'ten konuk olan topluluk bile, yıllardır bu şehri mesken edinmiş olan peter brook'un tiyatrosu bouffes du nord. topluluk; biri katie mitchell (margarite duras uyarlaması la maladie de la mort), biri robert carsen (the beggar's opera) biri de brook (the prisoner) rejisi olmak üzere üç prodüksiyonla festivale çağrılmış. bu arada theatre bouffes du nord'un bu sezon ilginç bir atılım yaptığını söylemek lazım, çünkü şu aralar da yedi prodüksiyonla amsterdam stadschouwbourg'a konuklar. bunlardan biri yine katie mitchell'e (la maladie de la mort) üçü brook'a (bu sefer battlefield, the prisoner ve les murs parlent) ait.
tiyatro alanında bir-iki de amerikalı topluluk var; yani edinburgh resmi sahnesinde sadece ingilizce duyulacak!
dans da ise wayne mcgreagor ve akram khan (iki ayrı işiyle) programa alınmış. yabancı koreograflar olarak michel anne de mey ve sharon eyal var programda.
bu yıl sanki edinburgh festival'in "uluslararası" niteliği brexit'e çarpmış gibi! iyi ki, körlemesine program yapıp da festival zamanı edinburgh seyahati planlamamışım. kısmet ileriki yıllara..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












