peter ilyiç çaykovski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peter ilyiç çaykovski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2024 Salı

31 ARALIK



1896 brezilya'nın manaus kentinde, amazon havzasının ortasında teatro amazonas açılmış

1904 new york'ta times meydanı ilk kez yeni yılı kutlamak için kullanılmış

1986 kardeşim ceyda ile, yılın son gününde istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da istanbul devlet opera ve balesi'nden rudolf nureyev'in koreografisiyle çaykovski'nin uyuyan güzel balesini seyrettik; başrollerde hülya aksular, pıtırcık akkerman ve erkan imenciler dans ediyorlardı

1989 kardeşim ceyda ile, yılın son gününde istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da istanbul devlet tiyatrosu yapımı leonard bernstein'ın batı yakasının hikayesi müzikalini seyrettik; nancy rhodes'un yönettiği yapımda ipek çeken, zafer algöz, ülkü duru, erdal uğurlu, taner birsel ve kürşat alnıaçık oynuyorlardı

1994 dünyanın en büyük ücretsiz konseri, rod stewart'ın rio de janeiro'daki copacabana plajı'nda dört milyon kişinin önünde sahne almasıyla gerçekleşti

2005 yılın son gününde istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da istanbul devlet opera ve balesi'nden yuri grigoroviç'in koreografisiyle çaykovski'nin fındıkkıran balesini seyrettim; başrollerde çiğdem öztürk, arkın zirek, çiğdem tezgür ve alkış peker dans ediyorlardı





18 Aralık 2024 Çarşamba

18 ARALIK

1938, haber (akşam postası)

 

1892 peter ilyiç çaykovski'nin fındıkkıran balesinin ve isolanta operasının dünya prömiyerleri st. petersburg'da gerçekleştirilmiş

1892 anton bruckner'in 8. senfonisi'nin dünya prömiyeri viyana musikverein'da hans richter yönetimindeki viyana filarmoni orkestrası eşliğinde gerçekleştirilmiş 

1963 blake edwards'ın yönettiği, peter sellers ve david niven'in başrollerinde oynadıkları, tema müziğini henry mancini'nin bestelediği the pink panther filmi gösterime girmiş 

1976 frank pierson'ın yönettiği ve barbra streisand ile kris kristofferson'ın başrollerinde oynadıkları a star is born filminin ikinci yeniden çevrimi gösterime girdi; ben bu filmi annem, ayla teyze ve natali ile pangaltı'daki inci sinemasında seyrettim; sevişme sahnelerinde utandığımı hatırlıyorum 

1994 istanbul-harbiye'de cemal reşit rey konser salonu'nda philippe genty ile mary underwood'un yazıp yönettikleri ne m'oublie pas adlı gösteriyi seyrettim

1998 istanbul istiklal caddesi'nin üzerindeki st. antuan kilisesi'nde sema'nın noel şarkıları konserine gittim

2002 michael cunningham'ın romanından uyarlanan ve başrollerini meryl streep, julianne moore ve nicole kidman'ın paylaştıkları, stephen daldry'nin yönettiği the hours gösterime girdi

2009 james cameron'ın avatar filmi gösterime girdi

2015 paris'te annem ve babamla opera garnier'de ballet de l'opera de paris topluluğundan pina bausch'un le sacre du printemps adlı yapıtını seyrettik; programda ayrıca wayne mcgregor ve christopher wheeldon'ın yapıtları vardı

2022 iskoç profesör genevieve warwick, külkedisi'nin cam ayakkabısının, charles perrault'un fransız kralı 14. louis'nin ayakkabı sevgisi ve versailles'ın aynalı salon'u ile dalga geçtiği esprili bir edebi şaka olduğunu açıkladı





20 Şubat 2024 Salı

20 ŞUBAT



1816 gioachino rossini'nin sevil berberi operasının dünya prömiyeri roma'da teatro argentina'da gerçekleştirilmiş

1872 new york'ta metropolitan sanat müzesi açılmış

1877 peter ilyiç çaykovski'nin kuğu gölü balesinin dünya pröimyeri moskova bolşoy tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş

1909 filippo tommaso marinetti'nin kaleme aldığı fütürist manifesto le figaro'da yayınlanmış

2018 silvia perez cruz'u ilk defa canlı olarak konserde dinledim; konser işsanat'taydı



 



15 Ocak 2024 Pazartesi

15 OCAK


1759 british museum açılmış

1885 wilson bentley ilk defa kar tanesinin fotoğrafını çekmiş

1890 st. petersburg mariinski tiyatrosu'nda peter ilyiç çaykovski'nin uyuyan güzel balesinin, marius petipa koreografisiyle dünya prömiyeri gerçekleştirilmiş
 
1896 ilk araba kiralama firması paris'te açılmış

1924 ilk radyo tiyatrosu bbc'de yayınlanmış: richard hughes'un a comedy of danger

1957 akira kurosawa'nın macbeth uyarlaması kumonosu-jō adlı filmi japonya'da gösterime girmiş

1962 m.ö. 340 tarihli, avrupa'nın en eski el yazması derveni papirüsü derveni-kuzey yunanistan'daki bir mezarda bulunmuş

1971 mısır'da asuan barajı su toplamaya başlamış

1975 portekiz, angola'nın bağımsızlığı için anlaşma imzaladı

2001 wikipedia, www.wikipedia.com adresinde ingilizce dilinde tek bir sürüm olarak piyasaya sürüldü ve sanger tarafından nupedia posta listesinde duyuruldu




26 Eylül 2014 Cuma

yaşlılığa ağıt: "viktor"


"viktor" pina bausch'un bir şehirden esinlenerek sahnelediği ve ortak yapımcılığını o şehirden bir kurumun üstlendiği yapıt dizisinin ilk halkası (gayri resmi olarak, bir buenos aires seyahati sonrasında ortaya çıkan "bandeneon"u saymazsak). bausch ve dansçılarının 1985 yılında esinlerini almak üzere ziyaret ettikleri şehir ise roma.

peter pabst'ın tasarladığı sahne her tarafından çok yüksek toprak tepelerle kuşatılmış bir mekan; savaş siperlerini de andırıyor; katakompları (roma'daki yeraltı mezarlarını) da, bir sığınağı da..
arada sırada biri en yukardan aşağıya kürek kürek toprak atıyor; sahne bir toplu mezar da olabilir dolayısıyla..

benim algımda; bausch'un roma'sı iç acıtan bir hüzünle kaplı, yaşlı, yalnız, metruk, kokuşmuş ve kırık-dökük bir atmosfere sahip. buradan çıkış da yok, kaçış da. üstten de durmadan toprak dökülüyor; eninde sonunda dolacak, kapanacak bu çukur; gömülecekler içindekiler!
bausch'un roma'sı; bir zamanlar dünyaya hükmetmiş genç, dinamik, çapkın ve zengin bir adamken, şimdilerde zar zor ayakta duran, kadınları ancak parayla etkileyebilen, rutubet kokusu sinmiş kıyafetler içinde, bu dünyadaki son demlerini yaşayan, hayattan bitap düşmüş, grotesk bir mirasyediyi anlattı bana; benim mayıs 2014'teki halet-i ruhiyeme..

...





pina bausch, yapıtları hakkında çok fazla konuşmayı tercih etmediğinden, öncesinde belli kalıplara sıkışmak zorunda kalmadan her seyircinin kendi yorumunu oluşturmasına, sahnede izlediklerini kendi süzgecinden geçirerek yorumlamasına sonuna kadar imkan tanıyan "açık yapıtlar" onunkiler.
bir dramaturgla (raimund hoghe) çalıştığı 80'lerin sonuna kadarki dönemde, bausch'un yapıt üretme sürecinin temel bileşeni olan dansçılara sorduğu sorulardan bir kısmı ve dramaturg'un prova izlenimleri gösteri broşüründe yayımlanırken, daha sonraki dönemde bausch bu uygulamadan da vazgeçerek seyirciyi iyice özgürleştiren bir yaklaşıma doğru yelken açtı.

1986 yılında prömiyeri yapılan "viktor"un broşüründe -2014'te de seyirciye eşlik eden- sorular mevcut. bunlardan bazıları şunlar:
fare olup herhangi bir şey anlatmak / insanın bıçağı kullanmadığı durumlar / bir şeyi açık arttırmaya çıkarmak / çok güzel şeyler söylemek - çok basitçe / ciddi bir şekilde cevap vermek / gece. dışarısı. yorgun. tül elbise / şansımız varmış, daha kötüsü başımıza gelebilirdi / kedi gibi / küçük bir göbek dansı hareketi / durmayan kol /  bir şeyin kendi içine girmesine izin vermemek / burnuma kadar geldi, yeter / oradan buraya hızlıca / uçmak ile alakalı küçük bir hareket / lysistrata / dengede yürümemek / bir daha tekrarlanmayacak bir an / yasaklı güzel bir şeyi yapmak / birisinin eve gitmesini sağlayan şey nedir? / bir anda görünüp kaybolan şey / roma'da neye sevindiniz? / ruhlar / çok farklı şeyler yanyana / birisini korkutmak / gerçekten duygusal olmak ne güzel / bir örtünün altına saklanmak / yeni bir eşli dans formu / kediden esinlenerek bir şey / bir gülümsenin arkasında olabilecek bir şey / kırmaya kıyamadığınız şefkat / mitolojiden roma'yla alakalı bir şey / roma'da yaşayan bir kişiye dair hatırladıklarınız / birisinin birisine acı vermesi / insan gizlice çok bir şey yapamaz / sadık kalmamak / gücünüzü aşan bir şey / yine de / siz en büyüksünüz / keyifsiz / bir iddiayı kaybetmek / kuşkucu / güneş, güneş, güneş / wild cats / ölülerle ilgili bir şey / la doce vita / iç içe mekanlar / sağlıkla ilgili bir şey / heykel / deniz gittikçe daha yakına geliyor / herkesin yapabileceği bir şey / turistler / bir şeyin izleri / hayatta kalmak / bedenle oyun / toprak ve su / çiftler arasında bir şey / asılı kalmak / küçük, hırçın bir çingene gibi / bir şeyi paketlemek / iktidarda kalmanın yolları / elde iki taş / ölüm tehdidi / yabancı birisiyle beklenmedik güzel bir karşılaşma / çok güzel bir şey ve arkasında saklı olan / yaşlılığı nasıl anlaşılır? / kaçış / bir eşya ile alışılmamış bir şey yapmak / bedensel olarak acı veren bir şey / insanları tartmak / hırsızı yakalamak / nefesinizle bir şey / bir kar tanesi / sessiz tanıklar / lamento / herkese servis yapmak / son güneş ışığı

raimund hoghe'nin gösteri programında yayınlanan "roma, notlar"dan kısa bir bölüm:
"son güneş ışığı". yaklaşık üç hafta sonra pina roma'daki son provayı bitirdi. "oturumu kapatıyoruz". kostümler ve aksesuarlar tekrar duvar kenarında duran tahta kutulara kondu. matthias bir plak koydı, "arrivederci roma". jakob ile finola bir süre dans ettiler. monika bir köşede duran, kırmızı satenden eski tiyatro koltuğuna oturdu. rolando "haydi eve" dedi.

...







pina bausch tiyatrosu'nun; su oyunları, tekerlemeler, çocukluk anıları, melek figürü, basit ilüzyonlar, cross dressing, saçların savrulması, dördüncü duvarın yıkılarak seyirciyle kurulan ilişki gibi alamet-i farikaları; ilgi-şefkat arayışı, hasret, sevgi, kadın-erkek ilişkileri, iktidar gibi fetiş temaları; ve helezonik, içe doğru dönen, bükülen ve tekrara dayalı kol, baş, beden hareketleri gibi koreografik öğeleri "viktor"da da mevcuttu..

"viktor"un, bütün yaz boyu bana eşlik eden, aklıma kalan, dönüp dolaşan sahneleri, imgeleri ise şunlardı:
kolları olmayan bir kadına giydirilen kürk; kadınlara palto ve kürk giydiren yaşlı erkekler; buzdolabından çıkan kürkler; dizleri kırılarak yürüyen garson; başta "ağır ağabey" gibi giydirilip etrafta dolaşan, ikinci yarıda zamanla cadıya dönüşen erkek; piyano çalan adamın üstünün siyah kumaşla örtülmesi; elinde kova payetli kıyafetiyle yerden dışkı toplayan kadın; kocaman gardolaplardan vazolara eski-yeni bir sürü eşyanın yanısıra kanlı-canlı köpeklerin de mezata çıkarılması, hem de aşırı bir hızla, yangından mal kaçırır gibi; bu gösteriler için topluluğa konuk olan amatör yaşlı adamlar topluluğunun genç ve alımlı dansçı kızlarla dans etmeleri; kızların yaşlı bir genelev patroniçesi kılığına girmiş bir erkek tarafından belirli dans hareketleri yapmaya zorlanmaları, yönlendirilmeleri, kızlardan seçilenlerin yaşlı erkeklerle tanıştırılmaları; yerde ölü yatan çiftin bir adam (belki bir rahip) tarafından elleri, kolları, başları, gövdeleri, dudakları kukla gibi hareket ettirilerek evlendirilmesi; üç erkeğin bir kadını kukla gibi yöneterek ona kitap okutmaları, sayfaları çevirtmeleri; zeminin sanki su basmış da üzerinde yürünemiyormuş gibi uzun tahta parçalarıyla kaplanıp onların üzerinde yürünmesi; üç grotesk lokantacı kadının bir erkeğe isteksizce, hayatlarından bezmişcesine, zar zor yemek-kahve servisi yapmaları; kağıttan ördeğe yem veren, sandalyeye pabuç-kıyafet giydirip onunla insanmış gibi konuşan kadın; iki el-dolduran taş, ikisi arasında atılan çığlık, ikisiyle kırılan şarap şişesi, ikisi arasında kalan parmak, ikisini ileri atmaya çalışıp da hep gerisine düşüren kadın; sarıldığı kadının arkasındaki kadının göğüslerini okşayan erkek; bir erkek ile bir kadının bomboş ve loş sahnenin köşesindeki bir masada oturup sessizce (duyulur duyulmaz bir sesle) opera şarkıcılığı üzerine sohbet etmeleri; kendilerine dayanak olan diğerleri sayesinde zeminle açı yapacak şekilde yana yatmış olarak yürüyenler; elinde bastonu, çıplak yaşlı adam; marangoz aletiyle kesilen tahtadan çıkan acı çığlık; ve tabii, wim wenders'in "pina" filminde kullandığı sahnelerdenden biri de "viktor"da karşımıza çıkıyor: bale ayakkabılarının içine çiğ et yerleştirip, çaykovski'nin patetik senfonisi'nin o içli mi içli "adagio lamentoso" müziği eşliğinde dans eden cristiana morganti.

"viktor"da hafif, ferah sahneler çok azdı ve hemen hemen hepsi, ardlarından gelen sahnelerdeki hüzünle unutuldular.
yine de; kızların fred astaire'in "i'm in heaven" şarkısı eşliğinde havada uçarak sallanmalarını, hemen sahne önünde yağ ve reçel sürülüp seyircilere dağıtılan ekmekler, bir erkekle bir kadının -gerçek- koyunlar için pazarlık etmesi ve kadının en sonunda koyunları bir palto, çizme, radyo ve yorgana karşılık alması, iki erkeğin sahnenin gerisinde bir yerde birbirlerine kabaetlerini göstermeleri, bir erkeğin seyircilere kartpostallar satması; fokstrot eşliğinde yapılan toplu dans gibi eğlenceli sahneleri unutmak kolay değil.

yine birbirinden etkili, içimde bir yerlere dokunan, minimal sahneler/durumlar arka arkaya geldi:
kadının saçından bıyık yapan erkek, erkek sesiyle konuşan (erkek sesine dublaj yapan) kadın, kadınları ağaç kütüklerine asılı şekilde taşıyan erkekler, yerde oturarak sahnenin en arkasından en önüne bir çizgi üzerinde sadece bedeninin üst tarafını hareket ettirerek, kolları ve başıyla dans ederek gelen kadın, göğüslerini pervaza dayamış pencereden dışarı bakıyormuş gibi olan kadın..

ama sanırım "viktor"da hiç bir zaman unutamayacağım an; istanbul esinli yapıtına da adını veren "nefes"in, -insan hayatında ve dansta olduğu kadar- pina bausch'un neredeyse bütün yapıtlarında önemli bir yer tutması gibi, "viktor"da da hizmet ettiği şiirsel sahneydi: deniz dalgalarının kıyıya vururken çıkardıkları sesi andırırcasına nefes alıp vererek uyuyan adam.. o adam benim için şehrin denize özlemiydi..

...




yaşlı adamlar topluluğuyla birlikte 29 dansçı, iki koyun ve dört köpekli kalabalık bir kadroyla seyirci karşısına çıkan "viktor" iki yıl önce londra'daki kültür olimpiyatından sonra ilk defa tekrar 2014 mayıs'ında wuppertal'de sahnelendi; maalesef topluluğun 2014-15 sezon programında gözükmüyor..

neredeyse 30 yıllık bu pina bausch yapıtı benim için hala taptaze; aklımdan çok duygularıma ve duyularıma hitap etti; bana yeni şeyler söyledi, hayalgücümü tetikledi.. umarım ileriki sezonlarda oynanmaya devam eder..

11 Kasım 2012 Pazar

lorin maazel & kraliyet concertgebouw orkestrası


dün akşam haliç kongre merkezi'nin sevimsiz salonunda,  lorin maazel yönetimindeki kraliyet concertgebouw orkestrası'nın konseri vardı.

[basın bültenlerine veya sanatçıların beyanlarına güvenmeden] bellek tazelemek için:
dün akşamki konser kraliyet concertgebouw orkestrası'nın şehrimize verdiği beşinci konserdi. orkestra daha önce iki kere iki akşamlık konserlerde konuğumuz olmuştu; ikisi de müzik festivali kapsamında 1997'de ve 2007'de. ilki wolfgang sawallisch, ikincisi mariss jansons şefliğindeydi; frank peter zimmermann ve mitsuko uchida orkestrayla birlikte dinlediğimiz solistler arasındaydılar.
ortalama türk halkının viyana filarmoni'li yılbaşı konserlerinden -ve özellikle radeztky marşında seyirciyi de idare etmesiyle- tanıdığı ve hayran olduğu sevimli şef lorin maazel'i ise yine müzik festivali kapsamında bayerische rundfunk orkestrası ve hüseyin sermet solistliğinde 2003 yılında dinlemişliğimiz/izlemişliğimiz var.

yaşayan en büyük şeflerden birinin, dünyanın en iyi beş orkestrasından biriyle verdiği dün akşamki konser hollanda-türkiye ilişkilerinin başlangıcının 400. yılına rastlaması dolayısıyla protokol sosuna bandırılmıştı.
iki ülkenin marşlarının bu muhteşem orkestra tarafından çalınmasına tanık olmak hoştu. türkiye'nin marşı sırasında seyircilerin eşlik etmesi, derinden derinden sözleri duymak ayrıca tüyler ürperticiydi.

tabii ki, bu kadar ünlü bir orkestra ve ünlü bir şef sözkonusu olduğunda zor olsa da; iki ülke arasındaki ilişkilerin kutlandığı bu kadar özel ve anlamlı (hollanda'dan kraliyet mensupları ve dışişleri bakanı falan hazır bulunacak kadar) bir konserin programında nasıl hollandalı bir bestecinin kısa bir yapıtına (peter can anrooy - piet hein rapsodisi, 9 dakika) yer verildiyse, keşke bu topraklardan bir  bestecinin yapıtı da icra edilseydi diye düşünmeden edemiyor insan..
meğer, şef ile orkestra aynı programlı konseri istanbul'dan üç gün önce amsterdam'da, bir gün önce, 9 kasım'da yerevan'da gerçekleştirmişler. hollandalı bestecinin yapıtı, 400. yıllık ilişkileri kutlamanın yanısıra, orkestranın ermenistan'daki bu ilk konserleri için de seçilmişmiş.
eh, demek ki, bir taşla iki kuş vurmuşlar! böyle bir durumda onlardan bir türk bestecinin yapıtını çalmalarını beklemem naiflik değilse abes!

yapıtın dramatik tonuna ve müzikal keskinliğine ağırlık veren bir icrayla yorumladıkları prokofyef'in "romeo ve jüliet süiti"nden bölümleri ile beni etkisi altına almayı başaran orkestra, ikinci yarıda lorin maazel'in çaykovski'deki rus damardan ziyade romantik duygulara yüklenen incelikli 4. senfoni yorumuyla etkisini daha da derinleştirdi.
nasıl ki eylül'deki berlin filarmoni konserinin beethoven 7. senfonisi icrasını kolay kolay unutamayacaksam, dün akşamın çaykovski 4. senfoni yorumu da kolay kolay kulaklarımdan silinmeyecek sanırım.
[bu vesileyle; haliç kongre merkezi'nin bir çokları tarafından beğenilmeyen akustiğinin balkonlarda çok daha iyi olduğunu, parterde oturan müzik eleştirmenlerimize, davetiyelilerimize ve sosyetemize duyurmak isterim.]

20-25 yıl önce teyzemin karabük'ten türkçe yazdığı mektup lorin maazel'e ulaşmış mıdır, dün akşam kendisine sorma fırsatımız olamadı. ama teyzemin maazel'i canlı seyretme hayalini gerçekleştirmiş olmaktan memnunum..

18 Aralık 2011 Pazar

rus esintileri


istanbul'da havalar daha adamakıllı soğumadı ama, rusya üzerinden müzikal esintiler şehrin sınırlarından girdi ve ocak'ın ilk günlerine kadar devam edecek.

16-17 aralık cuma-cumartesi akşamlarında ankara'nın özel orkestrası bilkent senfoni sadece rus bestecilerden oluşan programıyla lütfi kırdar'da konuğumuzdu. cumartesi akşamki konseri izleyebildim. kallavi bir programdı: önce mussorgsky'den moskova nehrinde tan, ardından emre elivar'ın solistliğinde rachmaninov'dan 3. piyano konçertosu, elivar'dan biri bach diğeri mozart'tan iki bis ve ikinci yarıda çaykovski'nin 5. senfonisi.
konser olağanüstü değilse de, iyiydi. abartısız ve "beyefendi" şef ışın metin yönetimindeki orkestra doyurucuydu. elivar'ın solistliği etkileyici, bisleri sevimliydi. (elivar meğer bu konçertoyu 11 yıl önce ilk defa bilkent senfoni eşliğinde yorumlamış. o zaman verdiği bisin aynısını çalacağını söyledi.)

ne yazık ki salon boştu. istanbullular borusan filarmoni olmadı mı ya da konser işsanat'ta gerçekleşmedi mi pek rağbet etmiyorlar. istanbul'da konsere gitmek "sanatsal" değil, sosyal bir etkinlik olduğundan belki de.
umarım bu durum bilkentlilerin moralini bozmaz, sezon içinde istanbul'a turneye gelmekten çekinmezler.
[yıllar önce başka bir ankaralı organizasyon, gezici festival, ilk defa düzenlenirken istanbul'a da uğramıştı. kentimizin "vakıf"ı kendilerine pek konuksever davranmamış, hatta o zamanlarki fısıltı gazetesine göre "kösteklemek" için elinden geleni yapmıştı. ne yazık ki sinemaseverlerimiz de, bir-iki seans (trier'in "krallık"ı mesela) hariç, ilgilenmemişti gezici festival ile.
onlar da bir daha uğramadılar zaten; onlara kucak açan başka kentlerde, sinemaya hasret anadolu kentlerinde gezinir oldular.]

lütfi kırdar'ı dolduramayanların çoğu da ne yazık ki konser adabından nasiplerini almamış "kentlilerimiz"di. hiç bir bölüm arasını kaçırmadan canla başla alkışladılar. kendilerini kutluyorum.
[acaba artık istanbul'da klasik müzik konserlerinde sadece tek bölümlü yapıtlar mı çalınsa; üvertürler, senfonik şiirler, aryalar. böylece "arada alkış" stresinden kurtulmuş oluruz!]

rus esintisinin devamı 20-21 aralık salı-çarşamba yine lütfi kırdar'da bu sefer borusan filarmoni eşliğinde fazıl say'dan çaykovski 1. piyano konçertosuyla devam edecek.
28 aralık'ta cemal reşit rey konser salonun'da çaykovski senfoni orkestrası vladimir fedoseyev şefliğinde stravinski'den "petruşka" ve çaykovski'den "fındıkkıran bale süiti"ni yorumlayacak.
03 ocak 2012'de, yeni yılın ilk günlerinde, valery gergiev yönetimindeki mariinsky tiyatrosu senfoni orkestrası'nın işsanat'taki konseri rus esintisini fırtınaya çevirecek. bu sefer daniil trifonov çaykovski'nin konçertosunu yorumlayacak; programda ayrıca wagner'den üvertür ve berlioz'dan "fantastik" var.
[son dört konserin biletleri "tükendi" deniyor! anlaşılan, ruslara ve borusancılara gösterdiğimiz ilgiyi ankaralılardan esirgemişiz...]

19 Mayıs 2011 Perşembe

muhteşem konser!


pazartesi akşamı işsanat'ta sezonun son klasik müzik konseri vardı. neyse ki, bu seferki sanatçı değişikliği konserin başlamasına 30 saniye kala değil, çok önceden duyuruldu. renaud capuçon gelemiyor olsa da, maxim vengerov'u elinde baget varşova senfoni'yi yönetirken dinlemek büyük keyif -ve aynı zamanda merak- içerdiği için konsere gitmemek olmazdı.

programda değişiklik yapılmaksızın capuçon yerine çıkarak çaykovski'nin keman konçertosunu çalan gencecik kemancı kristóf baráti, şahsen uzun zamandır canlı olarak dinlemediğim bu bilindik yapıtta yeni şeyler keşfetmemi sağladı.
ama baráti esas, verdiği bis ile kalbimi fethetti; schubert'in "der erlkönig" şarkısının solo keman uyarlamasıyla hepimizi büyüledi.
biçim olarak anlatıcı, baba, oğul ve cin olmak üzere dört karakterin söz aldığı bu olağanüstü yapıtta (süresi sadece 4.5 dakika) baráti hiç bir anlatımcı nüansı kaçırmadan; gerilim, gizem ve kayıp hislerini ustaca seyirciye geçirerek muhteşem bir yorum sundu.
"der erlkönig"in solo keman yorumuyla ilk defa karşılaştım ve en az -geleneksel- bariton-piyano versiyonu kadar etkileyici buldum.

konserin ikinci yarısında çaykovski'nin "patetik"i seslendirildi; vengerov şefliğini konuşturdu; sadece benzersiz bir kemancı olmadığını kanıtladı.
senfoninin, özellikle "allegro molto vivace" üçüncü bölümünde yükselen gür ve gösterişli icra, "grandiose" bir "patetik" yorumu dinletti bize.
üçten "adagio lamentoso" dörde kesintisiz geçerek, yoğunlaşmış duygunun kaybettirilmeden devam ettirilmesi ve dalga dalga sona kadar taşınması oldukça etkileyiciydi.

ve konserin sonunda bizi bir sürpriz bekliyordu. sahneye önce bir nota sehpası çıkarıldı; kemancı mı yoksa konserin başında kısa bir arya söylemiş olan izabel matuła mı çıkacak diye beklerken, görevli bir nota sehpası daha taşıdı sahneye. merak iyice arttı, ve omuzundan rahatsız olduğu için kemanı bıraktığı söylenen vengerov elinde çalgısıyla sahne kapısından gözüktü; müthiş bir alkış koptu! vengerov ile baráti bach'ın iki keman için konçertosu'ndan adagio bölümünü yorumladılar; bizi huşu içinde evlerimize yolladılar.