mehmet kerem özel'in hayata ve sanata dair yaşadıklarını, takip ettiklerini, tanık olduklarını ve izlenimlerini paylaştığı günlüğü. [for english version please visit danzon2017.blogspot.com.tr]
1968 mies van der rohe'nin tasarladığı neue nationalgalerie berlin'de açılmış
1990 hayatımda ilk defa yurtdışında bir opera seyrettim: londra covent garden'da kraliyet operası'nda puccini'nin turandot'unu; ghena dimitrova, vladimir popov, lucia mazzaria-scandiuzzi ve robert lloyd başroldeydiler. bir gün önce öğleden sonra londra'ya varmıştım, ertesi sabah ilk işim merkeze inip dolaşmaktı, kraliyet operası gişesinde akşamki turandot için bilet olup olmadığını umutsuzca sordum, vardı, çok sevindim, ama kısıtlı görüşlü bir koltuktu, yine de aldım. akşam önümde bir kolon vardı, görmek için yana doğru eğilmem gerekiyordu, yanımdaki yaşlıca bey anlayış gösterdi. arada fuayede dolaşırken türkçe konuşanları da duydum
1995 david fincher'ın yönettiği ve morgan freeman, brad pitt ve kevin spacey'nin başrollerinde oynadıkları se7en gösterime girdi
2000 dulce pontes'i ilk defa canlı dinledim; istanbul harbiye açıkhava tiyatrosunda
2017 jan fabre'ın 24 saat süren mount olympus adlı ayinini paris grande halle de la villette'de parisli arkadaşım hang ile birlikte deneyimledik; seyirciler arasında ilk üç saatte isabelle huppert'de vardı
2023 mimar olarak en çok sevdiğim ve etkilendiğim binaların başında gelen, gottfried böhm'ün tasarladığı neviges'deki haç kilisesi wallfahrtskirche mariendom'da tanztheater wuppertal'in yeni artistik yönetmeni boris charmatz'ın sahnelediği libérte cathédrale'i seyrettim
dulce pontes istanbul'daki ilk konserini 2000 eylül'ünde açıkhava'da verdi. en yakın arkadaşım burcu ile gitmiştim konsere.
pontes istanbul'a ikinci kere yine açıkhava'ya geldi; yıl 2005'ti; konsere sevgilimle gitmiştik.
şimdi 2015'teyiz. dulce bu akşam yine istanbul'daydı. bu sefer kapalı bir mekanda: işsanat'ta. bu sefer anne ve babamlaydım konserde..
.
dulce pontes'i blogumda mutlaka daha önce yazmışımdır diye düşündüm, meğer yazmamışım; blogumun 2008 beridir yayında olduğunu düşününce normal tabii onun istanbul konserlerini konu edememiş olmam..
gerçi pontes'i çok daha eskiden tanıyorum. "cançao de mar"ı bir richard gere filminden (primal fear), "a briso de coraçao"yu ise tabucchi'nin romanından uyarlanan "pregunta pereira" adlı filmden keşfetmişliğim eskidir; 1995'lere, '96'lara kadar gider..
1997'de ilk barcelona seyahatimde cortes ingles'i fellik fellik aramış ve 2 cdlik konser albümünü bulmuştum; sevincimi hala unutamam..
yıllar yıllar sonra burgos'ta bir müzik dükkanında rastladığım başka bir 2 cd-1 dvd'lik setteki görüntülü kaydın istanbul konseri olması da ayrıca heyecanlandırmıştı beni; hele de kayıtta, açıkhava'daki seyirciler arasında kendimi seçince, tarihe geçmiş gibi hissetmiştim :)
dulce pontes hakkında bir yazım, 1998-99'da kuzenimle birlikte hazırladığımız ve istanbul çapında en fazla 30 adet satan fanzinimiz "brats"te çıkmıştı. bir ara, bulursam bir yerlerde, o yazıyı burada da paylaşmak isterim..
.
bir peridir dulce pontes, bir cadıdır; hür ve deli kanlıdır; shakespeare'in "bir yazdönümü gecesi rüyası"ndan fırlamış gibidir.. yerinde duramaz, hoplar zıplar sahnede; kendine özgü, içten geldiği çok belli hareketlerle dans eder; ellerini hızlıca yumruk yapıp açması onun jestidir..
inanılmaz güçlü bir sesi vardır.. yorumları yürektendir; sizin de yüreğinize işler.. piazzolla'nın "balada para un loco" yorumu 10 sene önce açıkhava'yı sallamıştı resmen; yoktur başka böylesi bir yorum; içinize işler; içinizi dağlar! muhteşemdir..
dulce pontes bu akşam işsanat'ta bütün sıcaklığı, tatlığı ve samimiyetiyle; kuvvetiyle ve enerjisiyle sahnedeydi. gözleri yaşartacak kadar duygusaldı; tüyleri diken diken edecek kadar etkileyici.
ona eşlik eden müzisyenler de, en az onun kadar güçlüydüler.
dulce pontes konsere piyano başında başladı; eşlikçisi cellistle birlikte 3-4 şarkı seslendirdikten sonra önce bangır bangır bir ritimle bateri katıldı onlara; sonra portekiz gitarı, portekiz mandolini ve akustik gitar; en son da piyano eklendi. kesintisiz 105 dakika müzik yaptılar. elimizden tuttular, ruhumuza dokundular; bizi büyülü bir dünyaya götürdüler..
dulce pontes eski albümlerinden bildiğim şarkıları, bazı popüler şarkıların (örneğin aranjuez'in) çok ilginç (oldukça ağırlaştırılmış ve bambaşka bir hale sokulmuş) cover'larını, ilk defa duyduğum melodileri, çok az fado ve tabii ki konserin sonlarına doğru cançao do mar'ı seslendirdi. bis için sahneye geldiğinde ise bütün salonu ayağa kaldırdı ve portekiz halk dansı ritimleriyle dans etmeye davet etti..
konser sonrasında fuayede imza masası hazırlanmıştı; bayağı bir kalabalık sıraya girmiş cdlerini alıyordu.. 2000 yılında ilk defa geldiğinde açıkhava'nın beşte biri bile dolu değildi; kulise imzaya giden beş kişiydik; ikisi, balayılarını portekiz'de geçirmiş bir çifti.. 2015'te işsanat dopdoluydu; imza almayı bekleyen azımsanmayacak bir kalabalık vardı.. ne mutlu dulce pontes'e..
.
nisan ayı; istanbul'da bu akşam enfes bir kadın sesinin yankılanmasıyla başladı, başka birisiyle bitecek: 28 nisan'da cemal reşit rey konser salonu'nda başka bir benzersiz yorumcu ute lemper bizlere seslenecek.
ute'nin "last tango in berlin" isimli şarkı akşamını beklerken kulaklarımız dulce'nin balada para un loco'su ile avunsun:
antonio tabucchi vefat etmiş. tabucchi, kitaplarında yarattığı dünyalarda kaybolmayı sevdiğim bir yazardı.
ilk, iletişim yayınları baskısı “hindistan’a gece müziği”nde kaybolmuştum, 1994’te. uzun süre alain corneau’nun o güzelim novelladan yaptığı film uyarlamasının, “nocturne indien”in peşine düşmüş, 2002’de sinema-tarih buluşması’nda izleyebilmiştim.
tabucchi, hepsi birbirinden kısa kitaplarında, “requiem”de, “ufuk çizgisi”nde, her seferinde geniş atmosferler yaratmayı, hikayelerin kapasitesini fersah fersah aşan dünyalar kurmayı başarmıştır. tabucchi kolay okunur, zor sindirilir.
tabucchi vesilesiyle dolaylı yoldan tanıdığım dulce pontes portekizli sesler arasında hala favorimdir. belki tabucchi tanıştırdığından olmalı, pontes’i kendi jenerasyonundan kimselere değişmem; ne misia’ya ne mariza’ya. “dolaylı yoldan” dedim ya; tabucchi’nin “pereira iddia ediyor” romanından uyarlanan ve başrolünde marcello’nun (mastroianni) oynadığı filmdeki morricone imzalı şarkıya takılmıştım. filmin bitiş jeneriğinde, takıldığım adı yakaladım: dulce pontes. barcelona’ya ilk gidişimde corte ingles’in müzik kısmında harıl harıl pontes cdleri aranmış ve o muhteşem iki disklik konser albümünü bulmuştum.
tabucchi bir çok başka kapılar da açtı bana. portekiz’i, lizbon’u, fado’yu, pessoa’yı daha çok sevmemi sağladı. alain tanner’in bruno ganz’lı lizbon filmi “beyaz kentte”ye bile tabucchi referansıyla ulaştım.
portekiz, fado hüzündür. tabucchi de hüzün yüklüdür. tabucchi’nin bana hatırlattıkları da nostaljik, hüzün dolu anılar… uzun zaman önce kapanmış afa yayınları mesela. afa’nın beyoğlu’ndaki kitap dükkanın sıcak atmosferinde kitaplar arasında avare avare dolanmak, sahibi ve eşini kasanın arkasında, kapıda, kapı önündeki masada görmek; ve hatta, afa’nın organize ettiği ve sanırım havanın sıcaklığından dolayı sokakta yapılan antonio tabucchi imza günü.
tabucchi’nin ölüm haberi bir dostumu, onunla yıllardır hiç eksiltmeden sürdürdüğümüz dostluğumuzu, paylaştıklarımızı, anılarımızı da hatırlattı bana tekrar. o zamanlar birbirimize tabucchi kitapları vermiştik, madredeus dinlemiştik, yanılmıyorsam tabucchi imza gününe de beraber gitmiştik. sevgili nuraycığım, ortak yazarımız vefat etmiş; onun toprağı bol olsun, bizim başımız sağ olsun. "hindistan’a gece müziği"nde tren istasyonunda bekleyen adama jainist rahibin sorduğu soruya adamın verdiği cevabı hatırlıyor musun: “belki içlerinde yolculuk ediyoruzdur…”