amalia rodriguez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amalia rodriguez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2024 Pazar

14 OCAK


1690 johann christoph denner ilk klarineti geliştirmiş
 
1896 londra kraliyet fotoğraf kulübü'nde britanya'daki ilk film gösterimi yapılmış; gösterimde oynatılmış olan film bir dakikalık rough sea at dover imiş
 
1900 giacomo puccini'nin tosca operasının dünya prömiyeri roma'da teatro costanzi'de gerçekleştirilmiş

1916 berlin'den istanbul'a ilk ekspres tren yola çıkmış


1934, cumhuriyet gazetesi 

1967 30.000 kişilik hippi hareketi san fransisko'daki golden gate parkında human be-in etkinliğini düzenlenmiş ve böylece summer of love başlamış

1991 fado kraliçesi amalia rodrigues istanbul atatürk kültür merkezi'nde konser verdi



21 Şubat 2018 Çarşamba

bu akşam müthiş bir şarkıcı tanıdım!



daha önce dinlemediğim bir müzisyenin konserine meraktan gidip, müzisyen olağanüstü çıkınca keyiften dört köşe oluyorum, yaşadığıma şükrediyorum; hele de bütün konseri büyülenerek tüylerim diken diken izlemişsem. 
bu konseri günlüğüme bir-iki cümleyle de olsa yazmalı, kişisel tarihimde kayda geçirmeliydim. işte, kısaca izlenimlerim:

silvia perez cruz. müzisyenin adı bu. şarkıcı. küçük bir yaylı çalgılar orkestrasıyla çevrili. ispanya'dan geliyorlar. ispanyolca dışında katalanca, portekizce ve ingilizce şarkılar seslendiriyorlar; aralarından bazıları tanınmış parçalar (mesela leonard cohen'den "halleluja", amalia rodriguez'de "estranha forma de vida" gibi), bazıları ise cruz'un kendisinin yazdığı şarkılar. ha bir de sözlerini annesinin bestesini babasının yaptığı var, yanında bir kız kardeş gibi gezdirdiğini söylediği.

silvia perez cruz'un sesinin tonu ve sesini kullanışı çok özel; tüyler ürpertici güzellikte. daha ilk sahneye geldi, yalnız ve çıplak ayak; eşliksiz bir şarkı söyledi ve hepimizi mest etti. sonra iki keman, bir viyola, bir kontrabas ve bir viyolonselden oluşan arkadaşları geldiler yanına ve olağanüstü düzenlenmelerle şarkıları beraber icra ettiler. ikisi birleşince ortaya müthiş bir müzik çıktı. öyle olmasa, seslendirilen şarkıların sözlerini anlamayan biz bir salon dolusu seyirci başka nasıl delilere dönerdik ki!

gül kurusu elbisesinin içinde silvia perez cruz sadece sesiyle değil, davranış ve konuşmalarıyla da çok sıcak ve samimiydi. mesela şarkı söylerken arkadaşlarının dizlerine dokunuyor, okşuyor; ya da duo yaptığı müzisyenin karşısında yerde dizleri üzerinde oturuyordu. şarkılarını yürekten söylüyordu; derinden ve hisli..

bu akşam bir müzisyen ve arkadaşlarını tanıdım; onlara hayran kaldım. bu akşam mutlu oldum ve çoğaldığımı hissettim.


25 Mart 2016 Cuma

amalia için söyleyen misia



anne tarafından barselona'lı, anneannesi burlesk, annesi flamenko dansçısı misia bir kere daha istanbul'da, 20 yıl önce ilk geldiğinde çıktığı salonda, cemal reşit rey konser salonu'ndaydı bu akşam.

sadece amalia rodriguez'e ayırdığı, adadığı son projesi "para amalia"dan fadolar seslendirdiği konseri ünü en az amalia kadar yayılmış "cançao do mar" ile açtı, ikinci bis olarak söylediği başka bir ünlü amalia fadosu "lagrima" ile bitirdi.
ilk bis ise konserin doruk noktalarından biriydi; "kül ve duman"ı o tok, içli sesiyle tüylerimizi diken ede ede seslendirdi.
konser playlist'i sadece amalia'nın söylediği fadolardan değil, bu proje kapsamında misia'nın amalia için çeşitli müzisyenlere sipariş ettiği ve ayrıca kendisinin yazdığı fadolardan oluşuyordu.

"amalia en iyisiydi, hala kalbimizde yaşıyor, onun gibi söyleyemem, o yüzden bozarak, değiştirerek söyleyeceğim" diyerek önce solo piyano, ardından üç gitar eşliğiyle bizi 90 dakikalığına bulunduğumuz zaman ve mekandan kopardı; bize mutluluğu yaşattı misia.

ne zamanki, istanbul'daki bir konserinin ertesi günü bir türk sanat müziği konserine gitmiş; illa hüzünlü olmak zorunda olmayan ama derin oldukları kesin fadolar ile acelesi olmayan, yavaş ritimli türk sanat müziği arasındaki akrabalığı fark ederek türkiye seyircisinin fado müziğini neden sevdiğini, anladığını anladığını söyledi misia. icra ettiği müziklerdeki ustalığının yanısıra alçakgönüllüğü ve hoşsohbetiyle de gönlümüzü bir kere daha fethetti; fado şarkıcıları arasındaki özel yerini pekiştirdi.

"portekiz'de benim için çılgın, aklına eseni yapar diyorlar, öyleyimdir; sınır, moda tanımam, özgür bir ruhumdur" diyen misia iki gün daha istanbul'da olacakmış, gerçi her yerini görmüş, pierre loti'de çay bile içmiş, ama mutlaka yeni yerler keşfedecekmiş, hiç olmadı tek gözlü de olsalar gururla yürüyen osmanlı kedilerimizden görürmüş sokaklarda. istanbul'u, istanbul seyircisini çok sevdiği kesin; "bu yıl tekrar gelemem, ilk albüm kaydımın 25. yılı bu sene, bazı projelerim var, ama ilerde mutlaka tekrar geleceğim; belki bir 20 yıl sonra da tekrar bu salonda konser veririm, belli mi olur" diyerek konseri noktalayan misia'dan ayrılmak zor oldu; umarım arayı çok fazla açmaz..

28 Temmuz 2013 Pazar

ayla teyze ve "tajo'nun aşıkları"

 
çocukluğumun önemli figürlerinden ikisi ayla teyze ile zenop amca idi. çok yakın arkadaş olan ayla teyze ile zenop amca bir kaç yabancı dil bilirlerdi. sanatın her alanında kendi beğenilerini oluşturmuş, hayata açık ve farklı bakabilmeyi içselleştirmiş, geniş kültürlü iki dünya insanıydılar.

çocukluğumda ayla teyze'nin kurtuluş’taki iki katlı ahşap aile evine annemle az misafir olmamışızdır; aynı yaşlarda olduğum kızı natali’nin yaşgünlerini kutlardık, natali’nin bebekleriyle oynardık..
o evin biraz loş giriş katındaki büyük merdiven holündeki yemek masasında ilk defa yediğim “farklı” mantıyı unutamam; anneannemin yaptığı pabuç büyüklüğündeki üçgen mantıdan çok farklıydı ama en az onun kadar lezzetliydi. sonradan annemin üzerinde uyguladığım ısrarlı baskıyla bizim evde de küçük, bohça şeklinde kapatılmış, fırınlanmış ve et suyuyla çeşnilendirilmiş “ayla teyze’nin annesinin yaptığı gibi mant"ı yapılır olmuştu.
bu arada; çocukluk anılarımda ayla teyzelerin evinden aklımda kalan bir sürü şeyden ikisi, farklı büyüklükteki kum saatleri ve duvardaki paul klee reprodüksiyonudur.


çocukluktan çok sonraları, uzun aradan sonra tekrar ailecek görüşmeye başladığımız dönemde, sanırım 2000'lerin başında, bir sohbet sırasında fadodan konuşurken ayla teyze özlem ve hayranlık dolu bir vurguyla bir fransız filminden bahsetmişti: “les amantes du tage”.
70’li yıllarda zenop amca ile sinematek’in sıkı takipçileri olduklarını bilirdim. bu filmi de sinematek’de izlemiş ayla teyze. filmde amalia rodriguez’in alfama’nın bir fado barında söylediği şarkıların ve kumsalda yüzleri açıkdenize dönük, siyahlar içinde çömelmiş kadınların görüntüsünün onu ne kadar etkilediğinden bahsetmişti. bir de; filmde trevor howard’ın oynadığını söylemişti.



bir amalia rodriguez hayranı ve fado sever olarak ve ayla teyze'nin zevkine ve beğenisine koşulsuz güvenimle, yıllardır o filmin peşindeydim. fransa’da yakın zamanda dvdsinin çıktığını geçen sene fark ettim ve dvdyi vakit geçirmeden edindim.
film fransızca ve maalesef dvd’nin ingilizce altyazısı yok. yine de filmi büyük bir merakla izledim; ayla teyze referansı dışında, yönetmenin gerilim ve entrika sinemasının fransız ustası henri verneuil olması dolayısıyla.

joseph kessel’in romanından uyarlanmış, 1955 tarihli “les amantes du tage” hüzünlü, gerilimli ve imkansız bir aşk hikayesi anlatıyor. böyle bir hikaye için lizbon’un mekanları ve fadonun melodileri biçilmiş kaftan! zaten film gerçek mekanlarda; alfama’nın sokaklarında, lizbon’un rıhtımlarında ve nazarre’ın kumsallarında çekilmiş.






verneuil’ün gerilimi ve melankoliyi harman eden güçlü mizansenine rağmen film bir başyapıt değil, ama unutulmayacak karelere sahip.
tabii bunlar arasında amalia rodriguez’in fado söylediği sahneler ve esas, ayla teyzeyi de etkilemiş olan, sahilde çekilmiş kayıkların ve siyahlar içinde çömelmiş bekleyen kadınların sahnesi oldukça etkileyici.
bunun dışında; hemen filmin başındaki kıskançlık cinayetinin aynadan yansıyan görüntü üzerinden kurgulanması, resepsiyon bankosunda deforme olan dedektifin suratı, lizbon’da bir erkekler hamamında ve filmin sonunda rıhtımda-gemide geçen sekanslar tam bir mizansen harikası.
kısacası; film peşinden koşmaya değer..


"les amantes du tage" bahanesiyle fark ettiğim iki şeyi de paylaşmak isterim.

meğer; ilk defa 1997’de richard gere’ın oynadığı “primal fear” adlı filmin içinde dinlediğim ve çarpıldığım; sonrasında dedektiflik yaparak dulce pontes tarafından söylendiğini öğrendiğim ve 1998'de barselona’ya ilk gidişimde fellik fellik albümünü arayıp bulduğum ve o dönemde uzun bir süre dönüp dönüp tekrar dinlediğim, bir türlü kopamadığım “canção do mar” adlı muhteşem fado ilk defa bu filmde “solidão” ismiyle ve amalia rodriguez’nin sesiyle dünyaya gelmiş..

meğer; bütün filmografisini bilmesem de, 80’li yılların video furyasında jean gabin’li, alain delon’lu, jean-paul belmondo’lu bir iki filmini ve anthony quinn’le çektiği filmleri seyrettiğim henri verneuil 1920 tekirdağ doğumlu bir ermeniymiş; verneuil, arkamızda bıraktığımız yüzyılda bu toprakları terk etmeye zorladığımız büyük zenginliğimizin parçalarından biriymiş..


yazımı amalia rodriguez'in sesiyle bitiriyorum; filmden "barco negro" şarkısını söylediği sahne: