22 Ekim 2019 Salı

Ağustos Sıcağında Berlin’de Dans - I - Festivaldeki Güncel İşler

Sophiensaele - Berlin, 31.08.2019
Fotoğraf: Mehmet Kerem Özel

“Tanz im August” (Ağustos’ta Dans) başlıklı uluslararası dans festivali 30 yıldır ağustos aylarında Berlin’i teslim alır. Bu yıl ise özellikle ağustosun sonunda dans sanatı Berlin’i, festivalin yanı sıra başka önemli etkinlik ve gösterilerle bütünüyle istila etti.
Bunlardan bazıları; Almanya’nın prestijli sanat kurumu ve arşivi Akademie der Künste Berlin (Berlin Sanatlar Akademisi)’nde “Was der Körper Erinnert? Zur Aktualität des Tanzerbes” (Bedenin Hatırladıkları. Dans Mirasının Güncelliği) isimli etkinlik, Berlin’in güncel sanat tapınağı Hamburger Bahnhof – Museum für Gegenwartskunst (Hamburg Tren İstasyonu – Güncel Sanat Müzesi)’nde ünlü kavramsal dans ustası koreograf/dansçı Xavier Le Roy’un canlı dans performanslarından oluşan “Retrospective” (Retrospektif) sergisi, Berlin’in çağdaş dans mekanı Radialsystem’de Begüm Erciyas’ın “Pillow Talk” (Yastık Sohbeti) isimli performansı ve Berlin’deki üç opera kurumundan en köklü olanı Staatsoper unter den Linden (Ihlamurlar Altındaki Devlet Operası)’nda Almanya’da Pina Bausch’tan boşalan tahta oturan Sasha Waltz’in sahnelediği “Dido & Aeneas” adlı dans operası idi.
Ben de ağustosun son üç gününü Berlin’de geçirerek, 33 derecelik bunaltıcı sıcaklığa aldırmadan dans ile ilgili bu etkinliklerden bazılarını takip ettim. İzlenimlerimi üç bölüm halinde yayınlayacağım.




Dans festivalindeki güncel işler 
9-31 Ağustos 2019 tarihlerinde gerçekleşen 31. Tanz im August festivali bu yıl adeta Berlin Sanatlar Akademisi’ndeki Alman dans mirasının tarihini ve korunma şekillerini tartışan sergiyi besleyen bir programla seyirci karşısına çıktı. Festival; dört farklı gösteri, bir sempozyum, bir sergi ve bir kitapla postmodern dansın ikonlarından ve Judson Dans Tiyatrosu’nun kurucularından koreograf Deborah Hay’e odaklandı.
Festivali son gününde yakaladığım için Hay ile ilgili hiçbir etkinliği takip edemedim, ancak bazıları dünya prömiyerlerini festivalde yapan çağdaş dans dünyasının güncel üretimlerinden dört işi izleme imkanım oldu.


Sophiensaele - Berlin, 31.08.2019
Fotoğraf: Mehmet Kerem Özel

deufert + plischke - Liebestod
Fotoğraf: Dieter Hartwig

Bunlardan Berlinli deufert + plischke’nin “Liebestod” (Aşk Ölümü) adlı yapıtı, ikilinin Berlinlilere eski aşklarını sordukları atölye çalışmalarından esinlenerek yarattıkları bir işti. Richard Wagner’in “Tristan ve Isolde” isimli ünlü operasının en tanınmış aryasının da ismi olan “Liebestod”da beş genç dansçı zamanda, mekanda ve cinsiyetler arasında serbestçe gezinen hüzünlü hikayeleri sürekli giyip çıkardıkları farklı kıyafetler ve akıcı bir koreografiyle onları üç yandan saran seyircilere aktardılar. Bunu yaparken onlara; Rasha Nahas ve Alain Franco tarafından canlı icra edilen rock-kabare müziği ve mekanı saran parlak ve ışıltılı renkler eşlik etti.
Fuayedeki duvarlardan biri, deufert + plischke tarafından gösteriyi seyretmeye gelen seyircilerin, üzerlerine eski aşklarının adlarını yazdıkları post-it’ler yapıştırarak o akşamki gösteriyi geçmiş aşklarına adamaları için düzenlenmişti; ben de bu fırsatı kaçırmadım!

Claire Vivianne Sobottke - Velvet
Fotoğraf: Tian Rotteveel

Festivalde dünya prömiyerini yapan başka bir yapıt, yine Berlin’li bir sanatçıya aitti: Claire Vivianne Sobottke. 16 yaşında Butoh dansıyla ve Grotowski metoduyla tanışan, birçok başka sanatçının yanı sıra Meg Stuart ve Tino Seghal’le çalışmış olan dansçı, oyuncu ve koreograf Sobottke festivalde solo işi “Velvet” (Kadife)’yi sahneledi.
Sobottke kadın savaşçı Amazonlardan Cadı danslarına (Mary Wigman’ın ünlü “Hexentanz” (Cadı Dansı)’ndan esinle), konuşma dilinin farklı kullanımlarından ses yerleştirmelerine, orman imgesinden cinsiyet politikalarına son yıllarda ilgilendiği bütün temalara bir yerinden dokunan, çok referanslı, çok anlamlı, ancak ve maalesef bütün bu çokluk ve bolluk içinde boğulan ve odağını yitiren bir iş ortaya çıkarmış. Yapıtın tek güçlü tarafı ise, Sobottke’nin uzun yıllardır birlikte çalıştığı Tian Rotteveel imzalı ses tasarımıydı.

La Ribot & Dancando com a Diferenca - Happy Island
Fotoğraf: Julio Silva Castro

İstanbul’da 2010’daki 3. iDANS festivali sayesinde seyredip tanıdığım ve bu yılki Paris Güz Festivali’nin odaklanacağı sanatçılardan biri olan, çağdaş dansın yaramaz çocuklarından İspanyol La Ribot (Maria Ribot) “Happy Island” (Mutlu Ada) adlı işinde bu sefer Portekizli dans topluluğu Dançando com a Diferença ile işbirliğine gitmiş. 2001 yılında Maderia Adası’nda kurulan Dançando com a Diferença (Farklılıkla Dans Etmek), dünya çapında bu alandaki ilk örnek olan İngiliz Candoco Dans Topluluğu’nun 1991’den, Türkiye‘de ise Tuğçe Tuna’nın “Farklı Bedenlerle Dans” projesinin 2000 yılından beridir ürettiklerine benzer şekilde, fiziksel veya zihinsel engele sahip olan ve olmayan dansçılardan oluşan bir topluluk.
 “Happy Island” beş bedenin sahnede canlı olarak, yaklaşık 10-15 bedenin ise sahnenin arkasındaki projeksiyon perdesine yansıyan pastoral ada görüntülerinde; orman cinleri, perileri ve iblisleri gibi kah aşkın bir şekilde, kah huzursuzca, kah şiirsellikle devindiği özgür ve fantastik bir yapıttı. Devasa perde ve yüksek volümlü elektronik müzik sahnede çoğunlukla solo ve duolardan oluşan beş dansçının etkisini bastırdı. Projeksiyonda seyredilen kalabalık kadro sahne üzerinde de olabilseydi (sanırım lojistik ve ekonomik nedenlerle bu gerçekleşemiyor) “Happy Island”ın bende bıraktığı izlenim daha güçlü olacaktı belki.

Alan Lucien Øyen (winter guests) - story, story, die.
Fotoğraf: Mats Backer

Geçen yılki festivalin kapanışını Tanztheater Wuppertal Pina Bausch topluluğuyla sahnelediği 3.5 saatlik “Bon Voyage Bob” (İyi Yolculuklar Bob) ile yapan Norveçli genç koreograf Alan Lucien Øyen bu yıl da yine festivalin kapanış gösterisini sundu; bu sefer kendi topluluğu winter guests ile sahneye koyduğu son yapıtı “story, story, die.” (hikaye, hikaye, ölüm.) ile.
 Sahnenin sağ arka tarafında duran bir kapı dışında hiç bir dekoru olmayan, mekansal etkinin ve değişimlerin ışıkla sağlandığı yapıt, Øyen’in hareketler kadar sözleri de kullandığı tipik işlerinden biriydi. Her ne kadar altı dansçı fizikaliteleri ve hareket kabiliyetleriyle göz doldurdularsa da, gevşek örgüde ve bilinç akışı mantığında anlatılan hikayelerden anlam çıkarmak veya dansçıların sarf ettikleri sözler arasında ilişki kurmak neredeyse imkansızdı. Hal böyle olunca, güçlü ışık efektleri ve nitelikli dansçıların etkisi belli bir derecede kaldı ve yapıtın duygusu bana geçmedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder