samos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
samos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Ağustos 2026 Pazartesi
28 Ağustos 2018 Salı
samos'ta 4 gün - IV
samos adasının başkenti vathy. büyük bir limanı, uzun ve geniş bir kordonboyu var. dinlenme tatiline gittiğim için, hele de sıcağın alnında, gündüz vathy'e inip sokakları gezmek hiç içimden gelmedi.
bir akşam yemek için gittik vathy'e. tesadüfen karşımıza çıkan yianni'a ouzeri'de o akşam (çarşamba ve cumartesi akşamları) canlı müzik varmış; yine aile işletmesi bir tavernaydı; çok nazik, güleryüzlü bir hanım siparişleri alıyor ve müşterilerle ilgileniyordu. canlı yunan müziği, enfes yemeklerden aldığımız tada tad kattı. türkiye'den geldiğimizi anlayınca araya zeki müren şarkıları da aldılar.
vathy'nin, içinde sergilenlenenler illa da görülmesi gereken nadide eserler olmasa bile, küçük ama mücevher gibi özenle tasarlanmış bir arkeoloji müzesi var. thasos'ta da yine küçük ama özenli ve nitelikli mimari tasarım ürünü olan bir arkeolojik müze vardı; içeriği de çok çok iyiydi.
gerek vathy'de müzede gerekse de thasos'dakinde yunan uygarlığının arkaik döneminden kalma birer devasa kauros (çıplak erkek) heykeli var ki, iki müzenin de bence en etkili objesi o.
son olarak; vathy'e indiğimiz akşam orada bir sokakta, ertesi akşam da kokkari'de rastladığımız iki genç sokak müzisyeni tüyleri diken diken edecek güzellikte ve sadelikte yunan müziği çalıyorlar. rastlarsanız bonkör davranın, hak ediyorlar..
27 Ağustos 2018 Pazartesi
samos'ta 4 gün - III
şemsiyeler değil de ağaçlar altında oturulabilecek/yatılabilecek ve kum değil taşlı kumsalları, sığ değil derin denizleri seviyorum. kokkari'nin 500 metre batısındaki tsamadou plajı tam da böyle bir sahildi. tsamadou'dan önce limonaki de var ve inmemiş olsam da yukardan gördüğüm kadarıyla o da tsamadou'ya benziyor ama ben dört gün boyunca tsamadou'dan ayrılamadım.
limonaki gibi tsamadou da taşıt yolundan çok aşağıda; çam ağaçlarının arasındaki dik merdivenlerle iniliyor.
uzun sahili olan bir koy. koyun doğu kısmı çıplaklar plajı, orta kısmı herkese açık, batı kısmı ise öğleden sonra 2'den itibaren cıstak cıstak müzik çalan yerleri sevenler için. neyse ki müziğin sesi çok açık değil, orta kısımda oturan bizlere bile çok gelmiyordu, rahatsız etmedi.
sadece batı tarafındaki müzik değil, doğu tarafındaki çıplaklar da rahatsız edici değil. çünkü yunan adalarının ve yunanistan'ın bence en canalıcı özelliği olarak; herkes çok doğal, kimse kimseye bakmıyor ve karışmıyor, kimse kimsenin özgürlük sınırlarına tecavüz etmiyor. böyle olunca da ne müzik, ne çıplaklık ne de başka bir şey dokunuyor; her şey karşılıklı saygıyla ve anlayışla yürüyor.
sahilin orta ve doğu kısımlarına bakan çok tatlı, nüktedan, sıcakkanlı bir görevli vardı, yorgos; hem şezlong-şemsiye ücretlerini topluyor hem de yol kotundaki lokantanın menüsünden seçtiğiniz ve monşarjla aşağı indirilen yemekleri size getiriyor.
dört gün boyunca herkesle olduğu gibi bizimle de çok güzel iletişim kurdu; sıcağın alnında şarkı söyleyerek, etraftakilere laf atarak dolaşan, yaptığı işten mutlu bir adamdı yorgos; dört gün sonunda gittiğimizi öğrenince, size bal getireceğim dedi ve kendi kovanlarından bir kavanoz balı bize hediye etti.
26 Ağustos 2018 Pazar
samos'ta 4 gün - II
samos adası’nın en güzel kıyı yerleşimi kokkari köyü. çok yakın bir arkadaşım 20 yıl önce gitmiş ve tavsiye etmişti, diğer çok yakın bir arkadaşım onun tavsiyesiyle gidip çok memnun kalmıştı, benim de o zamanlardan beri aklımdaydı.
kokkari 20 yılda değilmiş belli ki; arkadaşımın anlattığı ve hayran olduğu bakirlik kaybolmuş; ya da onun anlatımından benim aklımda kalan ve romantize ettiğim kokkari değil karşılaştığım. ancak, en değişmiş yunan adası köyü bile hayran kalınası; yani bu haliyle bile kokkari’yi çok sevdim ve deneyimlenmesi bekleyen bir sürü yunan adası olmasa ajandamda, tekrar kokkari’ye gelir kalırım.
biz kokkari’nin batıya doğru en uç noktasında bir pansiyonda kaldık: kate bed & breakfast. aşırı ucuz ve çok konforluydu. kumsal-denizle bizi ayıran dar bir yol vardı sadece; biri deniz diğeri dağlara bakan iki teras, mis gibi kokan çarşaflar, her türlü ekipmanın olduğu mutfak nişi, bizi türkçe "merhaba" diyerek karşılayan güleryüzlü bir pansiyon sahibi, masamızda bizi bekleyen ve -kaldığımız süre boyunca içeceğimiz sabah kahvelerine eşlik edecek- ev yapımı likör.
kokkari’nin esas yerleşimi daracık sokaklardan oluşuyor. hafif bir yükseltiyi aşarak limana ulaşılıyor; biri küçük diğeri büyük iki liman var. büyük liman çepeçevre lokanta ve barlarla çevrili, yürüyüş yolu bazen içerden bazen tam deniz kıyısından geçiyor.
denize ulaşan dere ağzında geniş bir ördek ailesi yaşıyor. lokanta veya barda denize sıfır oturuyorsanız, balık sürülerinin nazlı nazlı gezinmelerini seyredebiliyorsunuz, hele de ekmek kırıntıları atarsanız daha şenlikli oluyor seyir.
üç gece ayrı yerlerde yemek yedik, hepsinden çok memnun kaldık. limanda değil de, içerdeki ana cadde üzerindeki taverna bira'da enfes et ve deniz ürünleri yemek mümkün. tek bir devasa dut ağacının dallarının altına yerleşmiş masalar her akşam tıklım tıklım doluydu, rezervasyonsuz masa bulmak biraz zordu. çoğu yunan lokantasında olduğu gibi burada da hizmet edenler güleryüzlü ve espriliydi. siparişi alan yannis aynı zamanda tavernanın da sahibiydi.
yerleşimden batıya doğru uzayan yol üzerindeki bir aile işletmesi olan samiotissa da enfes yemekleri ve cömert porsiyonlarıyla gönlümüzü ve midemizi fethetti. anne mutfakta, abla ile kardeş serviste, baba da etrafta her yerde. annenin çok lezzetli bir dipiyle başlıyor şölen, sonrasında da devamı geliyor. özellikle kabak ve patlıcan kızartmaları parmakları ısırtacak kadar lezzetli.
büyük limandaki aelio bistro cafe ise yemek öncesi veya sonrası kendi yapımları dondurma ve tatlılardan, kahve veya kokteyllerden deneyebileceğiniz, müthiş sevimli ve güleryüzlü iki garsonu olan, bütün bardak, şişe ve tabak takımlarının farklı olduğu, el örgüsü rengarenk masa örtüsü ve bardak altlıklarıyla gözünüzün şenlendiği, her anlamda keyif alınan bir yerdi; çok memnun kaldık.
aeilo'nun hemen yanında italyan pizzaları ve makarna yemekleri yapan piccolo porto diye bir lokanta var. yemekler enfes, özellikle pizzalar; ancak sahibi gelen müşteriyi beğenmeyince geri çeviriyor, biz oradayken bir arap aileyi ve bir de sanırım yunan aileyi geri çevirdi. dolayısıyla, yemekleri ne kadar iyi de olsa, müşteri "seçen" bir işletmeye ne bir kere daha gelmeyi düşünürüm ne de tavsiye ederim.
kokkari'deki yeme-içme-konaklama fiyatlarını genel olarak değerlendirdiğimde ise, -avro'nun türk lirası karşısındaki ani değerlenmesinden bağımsız olarak; midilli veya thassos’la karşılaştırınca pahalı bir yerleşim olduğunu söylemeliyim..
14 Ağustos 2018 Salı
samos'ta 4 gün - I
samos, kuşadası'nın karşısındaki ada. tekne seferleri eskiden adanın başkenti vathy'ye olurdu, şimdilerde küçük liman kasabası, hatta köyü denilebilecek pythagoreio'ya yapılıyor, yaklaşık 1.5 saat sürüyor. günübirlik turla aynı güne rastlarsanız, vah halinize; iki tekne kuşadası limanından yaklaşık aynı dakikalarda ayrılıyorlar, dolmuş misali kaldırıldıkları için de 9:00 olan kalkış saati 40-45 dakika kadar gecikiyor. yunan tarafında ise pasaport kontrolünde iki görevli var, upuzun bir kuyruk oluşuyor, haklı olarak günübirlikçilere öncelik veriliyor, sizin o kuyruktan çıkmanız 1.5-2 saati buluyor. normalde 11:00 gibi ayak basmanız gereken pythagoreio köyünün sokaklarında gezinmeye başlamanız 13:00'i buluyor.
pythagoreio köyü ve denizin gerisinde anadolu toprakları
pythagoreio, ünlü matematikçi pitagoras'ın doğduğu yer. küçük bir liman, rıhtım boyunca lokantalar, geriye doğru geniş olmayan bir ana caddenin iki tarafında hediyelik eşya dükkanları, dondurmacılar, marketler, araba kiralama firmaları, ne isterseniz dizilmiş durumda.
kutsal yol
kutsal yol
arkada anadolu'nun dilek yarımadası büyük menderes deltası milli parkının içindeki dağlar
pythagoreio'ya 7 km uzaklıktaki heraion'da hera'ya adanmış 155 sütunlu dünyanın en büyük tapınağı varmış; günümüze sadece basamakları ve tek bir sütunu kalmış. bu kadar görkemli bir tapınak zamanında neden antik dünyanın 7 harikasından biri sayılmamış, merak ettim doğrusu.
heraion çok etkili bir ören yeri. sıcağın alnında, yere yumurta kırsanız pişecek sıcakta gezsek de, çok etkilendik. ayakta kalmış tek bir sütun bile tapınağın özgün halinin ihtişamı konusunda yeterli fikri veriyor. ayrıca, hera tapınağına giden kutsal yol da, iki tarafındaki tapınakların hiç biri kalmamış olmasına rağmen etkili.
ören yerinin içindeki ağaçların altına taştan seyir bankları yapmışlar. sade, sırıtmayan, ören yeriyle yarışmayan tasarımlar. ören yerindeki tuvalet de aynı minvalde; az ve öz malzemeyle nitelikli mimari yaratmak konusunda güzel bir örnek.
pythagoreio'ya 2 km uzaklıkta ise başka bir görülmeden geçilmemesi gereken ilginç bir arkeolojik alan var: köye dağdan su sağlamak için yapılmış yer altı tüneli. tünel; pitagoras'ın öğrencisi olmuş eupalinus'un eseri, onun adıyla da anılıyor, m.ö. 6.yüzyılda inşa edilmiş, herodot'un anlatımı sayesinde 1853'te ilk defa arkeologlar tarafından girişleri keşfedilebilmiş, 1971-73 yıllarında da kazılarak ortaya çıkarılmış.
tüneli gezmek için iki ayrı rota var: biri kısa (20 dakikalık), diğeri uzun (40 dakikalık). biletinizi buna göre alınıyorsunuz, kafanıza baret veriyorlar ve daracık bir merdivenden aşağıya iniyorsunuz. dışarısı sıcaktan yanarken, orası püfür püfür esiyor ve müthiş serin. yürüdüğünüz tünel kotunun 4 metre altında esas, suyun geçtiği kanal var; zemindeki mütemadi yarıktan aşağıdaki tünel gözüküyor.
biz kısa geziye denk gelmiştik, uzununun saatini bekleyecek vaktimiz yoktu, ama eminim uzun olanına katılmak çok daha etkileyicidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
