Berlin’in dünyaca tanınan ödenekli tiyatro kurumlarından Schaubühne’nin 10-16 Nisan 2026 tarihleri arasında 26.sını düzenlediği FIND - Festival Internationale Neue Dramatik (Uluslararası Yeni Drama Festivali)’ni takip ettiğim tek gün zarfında seyrettiğim gösterilerden biri Robert Lepage’ın, Quebec-Kanada’da yerleşik olan kendi topluluğu Ex Machina bünyesinde sahneye koyduğu “Needles and Opium” (İğneler ve Afyon) idi.
“Needles and Opium”u belki hatırlarsınız; İKSV’nin düzenlediği İstanbul Tiyatro Festivali’nin ortak yapımcılarından biri olduğu bu gösteri, festivalin 2016 yılının mayıs ayında gerçekleşen 20. edisyonunun programındaydı, ancak o yılın ilk aylarında İstanbul’da gerçekleşen bombalı terör saldırılarından sonra Kanadalı ekip güvenlik nedeniyle festivale gelmekten vazgeçmişti. Festival İstanbul’a 2018 yılında Lepage’ın, Moskova-Rusya’da yerleşik Театр Наций (Milletler Tiyatrosu) bünyesinde sahnelediği “Hamlet | Collage” (Hamlet | Kolaj) adlı gösterisini getirmişti.
“Hamlet | Collage”’dan bahsediyorum, çünkü onunla “Needles and Opium”un sahne tasarımları arasında büyük benzerlik var, hatta aynı bile denebilir. Bütünüyle karartılmış sahnede havada asılıymış gibi duran, ortalama bir oda büyüklüğündeki bir küpün iç tarafındaki üç yüzey gözüküyor. Küp, bu üç yüzeyin birleştiği nokta ekseninde farklı açılarda ve yönlerde dönebiliyor. Bu dönüşlerin her seferinde seyircinin yüzeylere dair zemin, tavan ve duvar algısı değişiyor. Bu yüzeylerde açılan parçalar duruma göre kapı, pencere, yatak, komodin, banko olabiliyorlar. Yüzeyler, üzerlerine yansıtılan video projeksiyonlarıyla farklı mekanlara; “Needles and Opium”da New York sokaklarına, metrosuna, bir caz kulübüne, Paris’te bir otel odasına, bir kayıt stüdyosuna, New York’ta bir emanetçi dükkanına, hatta yıldızlarla kaplı bir uzaya bürünebiliyorlar.
Oyuncuların bu -bazen sahne değişimleri bazen de bizzat sahne sırasında dönmekte olan- yüzeylerin üzerinde “zahmetsizceymiş gibi” durabilmeleri, bu yüzeylerle adeta “baş edebilmeleri” için ise, oyunculuk dışında akrobatik kabiliyetlerinin de gelişmiş olması gerekiyor. “Needles and Opium”un iki oyuncusunun, Olivier Normand ile Wellesley Robertson III’ün bu iki konuda, yani hem oyunculuk hem de akrobasi konusunda, çok başarılı olduklarını söylemeliyim.
Peki, “Needles and Opium” ne hakkında ve neden böyle bir sahnelemeye sahip? Oyunda üç hikaye iç içe giriyor. Adının “Robert” olmasından Robert Lepage’ın kendisinin olduğunu düşündüğüm (ve sonrasında araştırınca oyunun 1991’deki dünya prömiyeri gösterimlerinde zaten bizzat canlandırmış olduğunu öğrendiğim, günümüz prodüksiyonunda Olivier Normand’ın oynadığı) anlatıcının hikayesi. 1989 yılındayızdır ve Robert geride, yani Quebec’te daha yeni bitmiş bir ilişki bırakarak, dolayısıyla kırık bir kalple Paris’e gelmiştir ve Miles Davis ile ilgili bir belgeselin seslendirmesini yapmaktadır. Stüdyodaki çalışmalar sırasında belgeselde sözü geçtiği üzere, o zamanlar daha yeni yeni tanınmaya başlayan Juliette Gréco’nun 1949’da Paris’e gelen Miles Davis ile başlayan ilişkisi, gösterinin ikinci hikayesinin konusudur: Davis Paris’te Gréco’yla başladığı ilişkiyi, Gréco’nun iyiliği için bitirmek zorunda kalarak, kırık bir kalple New York’a geri döner ve kendini eroinle avutur. Oyunda, repliği olmayan Miles Davis’i başarılı beden diliyle ve bir sahnede canlı çaldığı trompetiyle Wellesley Robertson III canlandırıyor.
Gösterinin üçüncü hikayesi ise, aynı yılda, yani 1949’da bir filminin galası için bulunduğu ilk New York seyahatinden Paris’e dönmekte olan Jean Cocteau’nun uçakta yazdığı “Amerikalılara Mektup”udur. Oyunda Cocteau’yu, Robert’i de oynayan Olivier Normand canlandırıyor, ama bu sefer, ustalıkla yaptığı ağır bir Fransızca aksanlı İngilizce’yle.
Bu üç ana hikayenin beraberinde getirdiği başka küçük hikayeler de gösteride kendilerine yer bulur; örneğin Davis’in, kurgusu bitmiş son halini seyrederken bütünüyle doğaçlama çalarak müziğini bestelediği, o sırada 25 yaşında olan yönetmen Louis Malle’in “Ascenseur pour l'échafaud” (İdam Sehpası) filmi ve Malle’in film hakkındaki kısa bir konuşmasının görüntüsü, ya da Robert’in Quebec’te 20. yüzyıl boyunca sıfır ile biten yıllarda gerçekleşen önemli olaylar ile verdiği bilgiler…
Üç şahsiyet ve başlarından geçen hikayeler 95 dakikalık “Needles and Opium”da yeterince birbirine bağlanmıyor. Bu üç ana hikaye ile alt hikayeler arasındaki ilişkiler de sıkıca kurulmamış. Bu nedenle “Needles and Opium” biraz ham; sanki birçok lezzetli yemekten az az tadmışsınız ama sofradan doygun olarak kalkmamışsınız. Belki, bunun olabilmesi için Lepage’ın başka işlerinde, seyrettiklerim arasından örnek verirsem yedi saatlik “The Seven Streams of the River Ota” (Ota Nehrinin Yedi Kolu)’nda veya beş saatlik “Playing Cards: Hearts” (Kart Oyunu: Kupa)’da olduğu gibi, “Needles and Opium”un da daha fazla süreye ihtiyacı var. Ama diğer yandan şöyle düşünmeden kendimi alamıyorum: Aynı Miles Davis’in doğaçlama yaptığı caz müziği gibi, Lepage da “Needles and Opium”da doğrusal bir anlatı oluşturmadan parçalı ve doğaçlama olarak birbirlerine dokunan küçük hikayeleri örtüşmeler, tesadüfler ve önermeler üzerinden yan yana getirmiş ve bu sefer 900 sayfalık bir romandansa 90 sayfalık bir novella yazmayı tercih etmiş.
Robert Lepage’ın ustası olduğu; küçük hikayelerle zenginleştirilmiş izleği çok kişi, çok mekan ve çok tarih barındıran ve kişiler, mekanlar ile tarihler arasında hızla gidip-gelen anlatı tarzı için yukarıda anlattığım sahne tasarımı biçilmiş kaftan. Sahne tasarımcısı Carl Fillion ile video tasarımcısı Lionel Arnould ustalıklarını konuşturarak, Lepage’ın bu ona özgü olduğu kadar sıradışı da olan tahayyülünü etkileyici şekilde gerçekleştiriyorlar.
Ama bunun da ötesinde, bu anlatıyı bu sahne tasarımıyla kurmanın arkasında yatan temel fikrin, tam da gösterinin başlangıcında yattığını düşünüyorum. Şöyle ki: Oyun başladığında Robert bizlere ilk olarak akapunkturdan bahseder. Çinlilerin yüzyıllar önce işkence için kullandıkları, insan bedenindeki 12 meridyen boyunca konumlanmış 653 noktaya sokulan ince iğnelere, çağımızın alternatif tıbında bazı hastalıklar ve bunların sebep olduğu semptomların yanı sıra, ağrı ve stresi de hafifletmek amacıyla başvurulmaktadır. Robert bu temel bilgiden sonra şunu ekler: “Akapunkturun bile tedavi edemediği üç şey vardır; ıstırap, özgüven eksikliği ve kırık kalp”. İşte “Needles and Opium”; hayatlarının bir aşamasında bu üç şeye maruz kalmış ve bunları aşmak için iğnelere ve afyona ihtiyaç duymuş üç kişinin, Robert Lepage’ın, Miles Davis’in ve Jean Cocteau’nun, birbirleriyle kesişen duygu durumlarını, yani insanın ayaklarını yere sağlam basamaması, her an kendisini dengesiz ve huzursuz hissetmesi halini bu her an dönmekte olduğu için her an nirengi noktasının değiştiği sahne tasarımı yoluyla bizlere aktarıyor, hissettiriyor ve hatta yaşatıyor.
------------------------------------------
Bu yazıdaki bütün görseller Mehmet Kerem Özel'e aittir. (25 Nisan 2026, Schaubühne-Berlin)
Bu yazının, gösteriden görseller içeren versiyonu Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder