15 Mayıs 2026 Cuma

Schaubühne’nin düzenlediği FIND 2026’dan İzlenimler - 2 : Orlando

 


Katie Mitchell’in 2019’daki dünya prömiyerinden beridir Schaubühne’nin repertuvarında olan ve başyapıtlarından biri kabul edilen “Orlando” adlı çalışması, Virginia Woolf'un aynı adlı eşcinsel kahramanının dört yüzyıllık hayatını kapsayan, biyografi türündeki aynı adlı romanından Alice Birch tarafından uyarlanmış.

Mitchell sahnede bir film stüdyosu kurmuş. Bu stüdyoda seyirci tribününe paralel konumda ve uzunlamasına bir dekor kurulu. Dekorun bazı bölümleri sabit değil, örneğin birkaç parçadan oluşan uzun arka duvarları kendi içlerinde birkaç katmandan oluşuyor. Biri pencereli bir duvar, diğeri sağır bir yüzey olan bu katmanlar kalkıp inerek farklı mekanların yaratılmasını sağlıyor. Dekoru enlemesine üçe bölen ortadaki iki kısa duvarsa bütünüyle hareket ederek mekanı farklı şekillerde bölmeye yarıyor.
En önde yerde uzunlamasına bir ray döşeli, üzerine kamera monte edilerek pan (uzun kaydırmalı) çekimler yapılıyor. Sahnenin üst kısmında, dekorun yukarısında bir beyazperde asılı. Buraya, sahneden yapılan canlı çekimler ile daha önceden kaydedilmiş hazır çekimler anlık olarak kurgulanarak film formatında yansıtılıyorlar. Yukarıda perdenin bir yanında küçük bir oda var, bir kayıt stüdyosu. Bir oyuncu metnin anlatıcı bölümlerini orada okuyor. Sahnede, dekorun iki yanında kalan bölgeler o sırada görevi olmayan oyuncu veya sahne görevlilerinin bekledikleri, makyaj veya kostüm değiştirdikleri alanlar olarak kullanılıyor.
Sahnede hiç bir şey gizli değil. Seyirci olarak, hem canlı çekilmekte ve kurgulanmakta olan bir filmin nasıl gerçekleştirildiğine, üretildiğine tanık oluyorsunuz, hem de çıkan sonuç ürünü eşzamanlı olarak perdeden izliyorsunuz.

Yaklaşık 100 dakikalık gösteride; dokuz oyuncu, beş kameraman, bir boom operatörü* ve kostüm-makyaj-prop düzenine/değişimine yardım eden üç sahne görevlisi olmak üzere, toplam 19 kişinin sahnedeki trafiği tıkır tıkır işleyen bir matematiğin ürünü ve müthiş bir titizlik ve hakimiyetle icra ediliyor. Muhteşem performanslarıyla Orlando’yu canlandıran Jenny König ile metni seslendiren Cathlen Gawlich’i özellikle belirtmeden geçmeden, bu kalabalık ekibin diğer üyelerinin adlarını teker teker buraya yazmak imkansız, ama sırf onların bu performansına tanık olmanın bile insanı oldukça heyecanlandırdığını belirtmek ve hepsini kutlamak şart.

“Orlando”, sadece bu tür bir “tour de force” gösterisi de değil. Bu nefes kesici performansların üstüne bir de sahnede yapılan canlı çekimlerin görsel kalitesi ekleniyor. Yani, beyazperdede seyrettikleriniz öyle sahnede o anda çekildiğinden dolayı kolaylıkla maruz görülebileceği gibi çapaklı, falsolu ya da sıradan görüntüler değil, aksine kadrajı, ışığı, rengi ve kurgusuyla adeta post prodüksiyonu profesyonelce ve ustalıkla yapılmış bir sinema filmi tadında. Başka bir deyişle, sahneye asılı beyazperdedeki “Orlando”yu seyrederken, örneğin Derek Jarman’ın “Edward II”sini ya da “Caravaggio”sunu seyrederken aldığınız estetik hazzı alıyorsunuz.

Mitchell’ın “Orlando”sunun bana göre en vurucu özelliği ise, bu sahneleme biçiminin, yani filmin canlı çekilme şeklini seyirciye gösteriyor olmanın, Orlando karakteri ile kurduğu, etle tırnak gibi örtüşen ilişkisi. Şimdi kısaca bu ilişkinin nasıl kurulduğundan bahsedeceğim. Önce tek cümle ile Orlando karakterinin en belirgin özelliğini söylersem; yaygın olarak bilindiğini düşündüğüm üzere, Orlando 400 yıllık maceralarının bir aşamasında erkekten kadına dönüşen bir karakter. Bir cümle ile de bir film sahnesinin nasıl oluştuğuna dair temel bir bilgiyi hatırlatırsam; ender olarak kesintisiz tek bir çekimle gerçekleştirilenleri bir kenara koyarsak, herhangi bir sıradan filmdeki herhangi bir sahne, bir karakterin ya da bir durumun birkaç açıdan yapılan çekimlerinin bir araya getirilerek kurgulanmasıyla oluşturuluyor. 
 Mitchell’ın sahnede oyunculara ve teknisyenlere canlı olarak ürettirdiği ve üstündeki beyazperdede bize seyrettirdiği filmin Orlando karakterinin bulunduğu sahneleri, yukarıda açıkladığım gibi, onun o sıradaki eylemine bağlı olarak farklı beden parçalarının çekimleri arka arkaya getirilerek oluşturuluyor. Ancak Mitchell’ın projesindeki can alıcı nüans, gösteri boyunca baştan sona bir kadın oyuncu tarafından canlandırılan Orlando’nun eylemlerini gösteren çekimlerin, Orlando’nun yüzünün göründükleri dışındakilerde; Orlando’yu, Orlando kadın iken Orlando’yu canlandıran kadın oyuncudan farklı bir kadın oyuncunun, erkek iken ise bir erkek oyuncunun canlandırması. Bu “Orlando enflasyonu içeren bilmecemsi cümlemi” bir örnekle sarih hale getirmeye çalışırsam; Orlando’nun mektup yazdığı bir sahnenin beyazperdedeki halinde önce elinde tüyle mektup yazmasının yakın plan çekimini, ardından o sıradaki yüzünün yakın plan çekimini seyrediyoruz, ama aşağıdaki sette, ikinci çekim Orlando’yu oynayan oyuncunun yüzüyle yapılırken, ilk çekim bir erkek oyuncunun eliyle yapılıyor.
Böylece Mitchell’in “Orlando”su, romanın bir noktasında birdenbire cinsiyeti değişen, erkekten kadına dönüşen Orlando’nun içinde aslında, baştan beri ve hayatı boyunca her an diğer bir cinsiyetin, diğer bir kişiliğin hep var olduğunu, ancak tiyatro ile sinemanın yöntemlerini bir arada kullandığı takdirde gösterebileceği şekilde imlemiş oluyor. Bu da Mitchell’in “Orlando”sunu, film tekniğini ve canlı video çekimini kullanan bir sürü diğer tiyatro gösterisinden ayırarak, benzersizleştiriyor. 

------------------------------------------------
*Boom operatörü, film çekimi sırasında uzun bir sopa ucundaki mikrofonla oyuncuların konuşma seslerini kaydeden ses teknisyenine verilen addır.    



Bu yazıdaki bütün görseller ve videolar Mehmet Kerem Özel'e aittir. (26.04.2026, Berlin)

Bu yazının, gösterilerden görseller içeren özgün hali Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder