17 Mayıs 2026 Pazar

Kırk Üçteki Korkunç Traktör Yağmuru'ndan

"Onun görevi sistemi beslemekti. Sabahtan akşama kişilik testleri, yetenek sınavları, bilgi yarışmaları ve türlü çeşitli oyun oynamak, oğlunun tabiriyle bulmaca çözmek. Sistemin bu veriyi nasıl kullandığı hakkında onun ya da iş arkadaşlarının en ufak bir fikri yoktu. Sistemin hazırladığı yayın takvimine göre, zamanı geldiğinde, kendileri de birer sanal karakter olan yazarların kaleminden, her birinin kendine özgü tarzında yazılmış kitaplar ortaya çıkıveriyordu. Yayınevi çalışanı oldukları için %30 indirim hakları vardı, o kadar. 
"Okula döndüğüne çok sevindim," dedi Aydın. 
"Evet baba, biraz önce söylemiştin." 
"Nasıl gidiyor dersler? İlgilendiğin belli bir alan var mı?" 
"Top sektiriyorum son zamanlarda." 
"Öyle bir dersiniz mi var? Bilmiyordum." 
"Hee. Sistem tepki sürelerimizi mi ölçüyormuş, neymiş. Benim için fark etmez, fazla kafa yormasın yeter. Ustalaşırsan belediyede falan iş bulabiliyormuşsun galiba." 
"Hmm. Ben senin için daha zihinsel beceriye dayanan bir seyler hayal etmiştim. Strateji oyunları falan mesela. Zeki çocuksun, zekanı değerlendirecek bir iş daha doğru degil mi?" 
"Hiç o saçmalıklarla uğraşamam baba, kusura bakma. Okula döndüm diye sistemin maymunu olacak halim yok." 
"Neden öyle diyorsun evladım? Strateji oyunlarının, politik sistemi eğitmekte ne kadar önemli olduğunu bilmiyor musun?" 
"Tabii baba, tabii," dedi Nazım, alaycı bir tonda. 
Aydın iç geçirdi. "Neyse, nasıl istersen öyle yap, ister top sektir, ister balon patlat. Aptal bir vahşi olup sefalete düşmenden iyidir." 
"Seni de o aptal dediğin vahşiler kurtaracak, hiçbir işe yaramayan aptal işinde ömür tüketmekten... " 
"Hiçbir işe yaramayan ha! Sistem bu haline kendiliğinden mi geldi sanıyorsun? Senin babaannen..." 
"Biliyorum, babaannem otuz küsur yıl boyunca binlerce sudoku çözerek seni okuttu değil mi? İyi bir işin olsun, sen de kendi bulmacalarını çözerek mutlu bir hayat yaşayasın diye. Ne şirketinde çalışıyordu babaannem?" 
"Güneş enerjisi." 
"Ne alakası var güneş enerjisinin sudokuyla?" 
"Biz... bir alaka kuramayabiliriz, ama sistem bizim anlayamayacağımız bağıntıları kurar." 
"Hikmetinden sual olunmaz diyorsun yani." 
"Evet. Yani... hayır, öyle degil de... Biliyorsun, biz o karmaşıklıkta denklemleri anlayamayız oğlum." 
Nazım güldü. Bu alaycılığı Aydın'ı iyice sinirlendiriyordu. 
"Bak oğlum, bu gerici anlayışla bir yere varılamaz. Senin istediğin nedir yani? Eskisi gibi insanlar işsizlikten, yoksulluktan birbirlerini mi yesinler? Savaşlarla, krizlerle, darbelerle sefil mi olsunlar?" "Hayır, biliyorsun ne istediğimi. Madem sistem her şeyi mükemmelen hallediyor, biz neden çalışıyoruz baba? Neden çalışıyoruz?" 
Aydın başını önüne eğdi. "Çünkü para kazanmamız lazım. Çalışıp para kazanmamız lazım. Başka çaresi yok oğlum. Çalışacağız ve ekmek paramızı kazanacağız." 
Nazım cevap vermedi. Yemekler geldi o arada. Tam üç dakika kırk saniyede ve her zamanki kadar lezzetli. Aydın oğluyla tartışmaktan nefret ediyordu ama yıllar boyu şimdi oğlunun savunduğu fikirleri savunanların neler çektiğine tanık olmuştu. Onu azıcık da olsa teşvik ediyor durumuna düşmemek için elinden geleni yapardı. Sistemi ikna etmek mümkün değildi. Onların anlamayacağı karmaşıklıkta yapılmış ve doğru düzen kurulmuştu. Çalışmayana ekmek yoktu."

- Afşin Kum
April Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder