Yatar pozisyondaki uzaylı ağır hareketlerle doğruldu. Kızıl, mavi, beyaz renklerinin tüm tonlarının birbirinin içinde kaynaştığı uzun saçlarını, altın sarısı gözlerinin önünden çekti. İnce uzun parmakları becerikli ve zarifti. İzledikleri videodaki gibi ama bu defa gözlerinin kameraya değil Can'a odaklayarak, "Merhaba," dedi.
"Merhaba," diye yanıt verdi Can. Tüm meslek hayatında gözlemlediği hiç kimseye Türkçe "merhaba" dememişti. Bir an bakışları uzaylının yüzünde kaybolsa da aklındaki ilk soruyu sorabildi:
"Rahat mısınız?" Uzaylının onu anlayıp anlamadığını kestirmek için geniş alnı ve uzun ince burnuyla bir büstü andıran yüzüne baktı. Sorusunu açmak için ekledi: "Bedeniniz rahat mı? Fazla ya da eksik olan bir şey var mı burada?"
Uzaylı yine ağır hareketlerle seydeden indi. İki metre civarındaki boyuyla Can'ın önüne dikildi. Can, sandalyenin kolların sıkıca kavrayarak korkusunu bastırmaya çalıştı. Odanın aynasının arkasında görüşmeyi izlediğini tahmin ettiği Recep'in ani bir hareketini yanlış yorumlayıp uzaylının vurulması emrini vermesinden daha çok korkuyordu. Aynaya doğru "her şey yolunda" anlamında bir el hareketi yaptı.
Uzaylı uzun kollarını gererek derin bir nefes aldı, "Hava iyi," dedi. Sedyenin yanındaki ayaklı metal raftaki cam sürahiyi kafasına dikti, "Su iyi," dedi. İnce parmaklarını iri yuvarlak gözlerine siper ederek çevresine bakındı, "Işık iyi," dedi. Aynaya yaklaştı, Can yerinden fırlamamak için kendini zor zaptetti, telaşla aynanın ardındakilere sakin olmalarını işaret etti. Uzaylı gözlerini yumarak aynaya yüzünü yaslayıp iki eliyle dokundu, "Dokunmak iyi," dedi. Gözlerini açmadan Can'dan yana döndü, birkaç saniye çıt çıkmayan odayı dinledi, dolgun dudakları gerildi "Sesler... Uğultu..." dedi. Saçlarını narin kulaklarının üzerini kaplayacak şekilde attı. İşaret parmağını Can'a doğru uzattı, göz kapaklarını araladı ve "Sen, rahat mısın?" diye sordu.
Can rahat olmadığından emindi. Uzaylının zarif bir esneklikle yeniden sedyenin üzerine yerleşmesini izlerken kısaca, "Evet, teşekkür ederim. Biraz heyecanlıyım sadece," demekle yetindi. "Bir şeye ihtiyacınız olursa söyleyin lütfen," diye ekledi.
Uzaylının gülümsemesiyle bir sıra bembeyaz düzgün diş ortaya çıktı. Neşeli, neredeyse cıvıldayan bir sesle, "Yeni Yuva. Vardık sonunda." Bir an uygun kelimeyi arar gibi düşündü, "Ulu Kayıt haklı çıktı. Yeni Yuva. Gezegen güzel." Gözlerinin altın sarısı, yeşim rengine döndü. Can!a yakınlaşarak bu defa yeşil gözbebekleriyle odaklandı: "Yeni Yuva. Bu dünya, çok güzel, büyük bir dünya."
Can'ın aklına, "Evet, büyük," demek dışında bir şey gelmedi. Merakla yüzünü süzen uzaylıya, "Nereden geldiniz?" diye sordu.
Uzaylı, odanın kuzeye denk gelen tarafını göstererek, "Gemiden," dedi.
Can, "Hangi gezegenden, hangi dünyadan?" diyerek açtı sorusunu.
"Gaika. Yuva demek. ben hiç görmedim. Hiçbirimiz gömedik. Yüzlerce kuşaktır gemideyiz. Gaika'dan gemiye bindik, Gaikana'ya Yeni Yuva'ya geldik."
- Özgür Mumcu
April Yayıncılık

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder