19 Ağustos 2017 Cumartesi

korfu'da bir hafta - III

bu yazıda adanın kuzeyindeki kumsallardan ve yerleşimlerden bahsedeceğim.


en son kalami koyu'nda kalmıştık. adanın kuzeydoğusunda iseniz, doğu yönüne baktığınızda gördüğünüz anakara artık yunanistan'a ait değil, arnavutluk.
ilginç olan başka bir şeyse, anakara korfu'ya bu kadar yakın olmasına rağmen ne arnavutluk ne de yunanistan anakarası korfu'nun değil yarısı çeyreği kadar bile yeşil değil; oldukça çorak. korfu'ya uğrayan yağmurlar nasıl anakarayı etkilemiyor; bu kadar yakın iki coğrafya nasıl bambaşak bitki örtüsüne sahipler; çok şaşırtıcı.

kalami koyu'undan kuzeye doğru arabayla yola çıktığınızda, yaklaşık 10 dakika mesafede adanın kuzeydoğu köşesindeki kassiopi köyü'ne ulaşıyorsunuz.



adanın bence kerkrya'dan sonra en düzgün yerleşimi: limansa liman, yayalaştırılmış çarşı sokağıysa çarşı sokağı, düzgün ve uygun fiyatlı lokantalar, tasarım eşyalar, giysiler, sabunlar satan dükkanlar, köyde konakladığınız takdirde 5-10 dakika yürüyüş mesafesiyle ulaşılan enfes, çakıllı, derin kumsallar (kanoni kumsalı).


insan daha ne ister. evet, belki biraz sakinlik isteyebilir, ama eğer vıcık vıcık olmayan, nitelikli insan kalabalığına da hayır demiyorsanız, o zaman korfu'daki ideal tatil mekanınız kassiopi köyü.


yerleşime ve limana tepeden bakan bir bizans kale kalıntısı var. çıkış 5 dakika bile sürmüyor; oradan limana ve etrafa bakmak güzel.

adanın kuzey sahillerinde başka güzel kumsal yok. diğer hepsinde deniz kumluk, sığ ve sıcak.

sidari kumsalı

astrakeri kumsalı
bu kumsal pek çekici görünmüyor, ancak hemen arkasındaki the three brothers tavernası adanın en iyilerinden kabul ediliyor. benim vaktim olmadığı için tavernayı deneyemedim; bu kumsaldan denize girmek de içimden gelmedi.



aşk kanalı

kuzeybatı köşesine yakın canal d'amour (aşk kanalı) denen çok popüler bir yer/kumsal var. bence, herkes gidiyor ve çok popüler diye illa gitmek gerekmiyor. çok olağandışı bir coğrafi oluşum değil.
ama vaktiniz varsa, bir kahve içmelik ve fotoğraf çektirmelik uğranabilir. ancak daha fazla kalınmaz, çünkü etrafı deniz varken havuza giren, denizden ziyade bedenini göstermeye gelmiş, çoğu ingiliz ve italyan, cıstak cıstak yüksek sesli müzik çalan kafelerde oturan bir insan kalabalığı ile kaplı.

adanın kuzey tarafındaki dağlarda çok güzel köyler var. ben hepsini gezemedim ama arabayla içinden geçerken bile keyif alınıyor. aslında korfu'ya mayıs veya eylül ayında gelip bu dağ köylerini gezmek lazım.

kuzeydoğuda adanın en yüksek rakımlı dağı var; tepesinde de pantokrator manastırı. o manastıra doğru yola çıkıp, virajlı dar yollarda pes edince, dağın eteklerindeki strinilas köyü'nde a la palaia isimli lokantaya oturdum. lokantanın terasındaki bütün masalar doluydu; ve bir masa hariç kimse yunan değildi. deniz kenarıdan bu kadar uzak ve ulaşımı sapa bir lokantanın yabancılar tarafından keşfedilmiş olmasına şaşmamak lazım, çünkü burada yediğim öğle yemeği her şeyiyle mükemmel bir ziyafetti. özellikle kabaklı börek çok lezzetli idi. pirzola istedik; garson, hayvanın lezzetli yerinden kalmadığı için antrikot önerdi, o da mükemmeldi.
terasın ortasından çıkan ceviz ağacını kesmemişler, neden kessinler zaten değil mi, bizde olsa kesilir; terasın pergolasında delik açarak ağacın dallarını serbest bırakmışlar; yetkin bir mimarın çözmeyi akıl edemeyeceği güzellikte detaylarla. yani sadece yemekten değil, baktığınız etrafınızdan da genellikle keyif alıyorsunuz yunanistan'da.







yemeğin üzerine kendi yapımları bir tatlıları varmış: galaktoboureka adında. sonu "börek"le bitiyor, başını bilemiyorum. içi muhallebili milföy hamurlu börek gibi bir şey. müthiş lezzetli.




strinilas'tan kerkyra yönünde kestirmeden ana yola çıkmak için yine virajlı yollardan geçtim. bu sayede iki güzel dağ köyü keşfettim: sokraki ve ano korakiana.

daha batıda, aşk kanalı ile başkent kerkyra'yı bağlayan yol üzerinde başka bir güzel dağ köyü de: agi douli.