midilli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
midilli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2014 Salı

midilli'de dört gün, 04

bu yazki midilli izlenimlerimi küçük bir fotoğraf albümüyle bitiriyorum. 
darısı önümüzdeki yazların başına..


petra manastırı ve kumsalı



ada sokaklarında kediler




yunan birası mythos ve yanında sarmısaklı susamlı kızarmış ekmekler




ada sokaklarından enstantaneler


dolunay çıkarken ada kırsalında bir ev 

molyvos'ta dolunay 


17 Ağustos 2014 Pazar

midilli'de dört gün, 03

midilli seyahati izlenimlerine devam etmeden önce, "yunan usulü ladotry peyniri nasıl yenir?" sorusunu merak edenlere cevap veriyim; çok basit:
peynir tekerleğinden 1 cm'den biraz az kalınlıkta yuvarlak bir parça kesilir, her tarafı suyla ıslatılır, bir tabağa yayılmış unla kaplanır ve azıcık zeytinyağı konmuş kızgın tavada önü-arkası kızarıncaya kadar bekletilir.. ve tabii ki, sıcak sıcak afiyetle yenir..






yunanistan'da piraeus bankası'nın sponsorluğunu üstlendiği bir endüstri mirası koruma projesi var. bu kapsamda, yunanistan genelinde, konusunda örnek teşkil eden kullanılmayan fabrikalar aslına uygun olarak restore ediliyor ve müzeye dönüştürülüyor; o fabrikalardaki üretim aşamaları (hem o fabrika özelinde tarihsel olarak, hem de ürünün üretiminin özelindeki gelişmeler bağlamında) anlatılıyor; restore edilmiş makinalar, interaktif panolar ve daha bir çok farklı çağdaş sergileme tekniğiyle..

yunanistan'ın üçüncü büyük şehri volos'ta tuğla fabrikası müzesi'ni gezmiştim 5-6 yıl önce. midilli'de, adanın zeytinyağı meşhur olduğu için, turistik broşürlerde iki zeytinyağı fabrikasının adı geçiyordu; ben, daha önceden volos örneğini görmüş olduğum için, piraeus bankası'nınkine gittim. mitilini ile molyvos yolu üzerinde, yoldan çok uzak olmayan agai paraskevi köyündeki müzenin tam adı: lesvos adası endüstriyel zeytinyağı üretim müzesi.




müzedeki sergi vitrinlerinden birinde joseph beuys'un 1984'de paris'te sergilediği "olivestone" enstalasyonunun 2009'da burada tekrar sergilendikten sonra müzeye kalmış olan beuys etiketli zeytinyağı şişesi sergileniyor.
enstalasyon 16.yy'dan kalma -içi zeytinyağı dolu- taş bir havuz, devasa bir zeytin dalı ve yüzlerce zeytintağı şişesinden oluşuyormuş. taş tarihi, zeytin barışı, zeytinyağı ise tarih ile barışın meyvasını ve üretkenliği temsil ediyormuş.

şansıma, müzenin geçici sergi salonunda yunan ve türk fotoğrafçıların zeytin ve zeytinyağı üretimiyle ilgili çektikleri fotoğraflardan oluşan "derin kökler, ortak kökler" adlı fotoğraf sergisi vardı.

16 Ağustos 2014 Cumartesi

midilli'de dört gün, 02



yunan arkadaşlarıma "midilli'ye gideceğim, hangi kumsalı en iyisidir" diye sorunca, birbirlerinden habersiz ikisinin de verdiği tek cevap vardı: eressos.

eressos; lesvos adası'na adını veren lezbiyen şair safo (sappho)'nun doğduğu yerleşim.



eresso kumsalı sadece midilli adası'nın değil, yunanistan'ın en güzel kumsallarından biri sayılıyormuş.
şansıma, benim gittiğim gün deniz çok dalgalıydı; keyfini çıkaramadım.
açık denize baktığı için buz gibi olacağını da ummuştum; oldukça ılıktı maalesef!
denizinden ziyade, denize çıkma yapan lokantalarının görüntüsü etkiledi beni.








eressos, midilli adası'nın en hippi, en rahat, en salaş köyü.
eressos'u mekan tutanlar ise ruhani lider osho'nun muritleri, gay çiftler, lezbiyenler, sanatçılar ve -yunan adalarının bence en güzel özelliği olan, bu tür "rahat" insanlarla aynı havayı solumaktan "rahatsız" olmayan- çocuklu aileler ve hetero çiftler..





eressos'tan molyvos'a dönüş ise; uzun zamandır yaptığım en etkileyici doğa yolculuğu idi.
ay yüzeyi gibi bakir bir doğa; kekik ve ot kokusu; vadilerden fışkıran zakkumlar; neredeyse kimsenin olmadığı bomboş bir yol..


eresos'la ilgili geniş bilgi için tıklayın.
safo ile ilgili geniş bilgi için tıklayın.

10 Ağustos 2014 Pazar

midilli'de dört gün, 01


geçen yaz midilli'den, imkanım olursa buraya her yaz gelmek isterim diyerek ayrılmıştım. imkan oldu, bu yaz midilli'de dört gün geçirdim.
geçen yılki gezim molyvos-eftalou merkezliydi. bu sefer, araba da kiralayıp adanın diğer köylerini-kumsallarını keşfe çıktım.



konaklama merkezim yine molyvos'tu. geçen yıl gözüme kestirdiğim otele üç ay öncesinden rezervasyon yaptırdım. şansıma deniz tarafındaki odalardan birine yerleştim. ilk iki günü molyvos'ta; hemen otelin önünden -açıldıkça geri dönüp bakınca kalesi ve eteğindeki yerleşimle molyvos'un enfes manzarasına hakim- denize girip bol bol yüzerek geçirdim.

diğer iki günün ilkinde, rotam adanın dağ köyü agiasos idi.
dar sokakları, çiçek ve yeşille hayatlandırılmış aralıkları, üstüste binen evleriyle agiasos tam bir dağ köyü. tarihi 1200'lere gitmesine rağmen, yangınlar geçirdiği için, köyün neredeyse bütün binaları 1850 sonrasından kalma.







köy 1170 yılında inşa edilen manastırın etrafında kurulmaya başlamış. dağ başındaki manastırın nedeni ise 8. yüzyıldan kalma panayia i vrefokratousa (meryem ve kutsal bebek) ikonası. bu ikona sebebiyle panayia (meryem ana) kilisesi bütün yunanistan'ın en kutsal mekanlarından biri sayılıyor; burası aynı zamanda önemli bir hac merkezi de. özellikle her yıl 15 ağustos meryem ana bayramı'nda burada özel bir ayin ve kutlamalar gerçekleşiyormuş.

[bu arada; benden uyarması, 15 ağustos haftasında yunanistan'a gitmemek lazım. hele de, benim gibi, yunanistan'ı doğallığı, bakirliği ve sakinliği dolayısıyla tercih edenler bu tarihten özellikle uzak durmalılar. meryem ana bayramı yunanistan'ın en önemli ve kutsal tatili (bizim şeker ve kurban bayramları gibi) ve bütün rumlar sayfiye yerlerine akın ediyorlar; feribotundan oteline, çarşısından lokantalarına her yer aşırı kalabalık oluyor.]




meryem ana kilisesi'nin içi, duvarlarından özel yapım panolara kadar hıncahınç, farklı tarihli, farklı dini konuları içeren ikonalarla kaplı; hafif loş, serin ve özellikle de ruhaniyeti yoğun bir mekan. kilisenin kuruluş nedeni olan ikonanın etrafı adaklarla, isteklerle dolu. 


 

agiasos'a vardığınızda, aşağı mahallede arabanızı park edip, merkeze yürüyerek gidiyorsunuz. aşağı mahalle-merkez dediysem, köyde mesafelerin en uzağı 10 dakika bile sürmüyor. bir saat içinde bütün köyün sokakları gezmiş, kilisenin bulunduğu meydana dönmüş oluyorsunuz.
bir sürü dükkan var; çarşısı ise böyle bir dağ köyü için oldukça yayılmış durumda; ancak dükkanların çoğu kapalı.
kilise meydanına bakan susamlı pastanesi'nin mamülleri enfes; hele acıbadem kurabiyesine doyamadım. 



agiasos'un seramikçiliği ve ahşap oymacılığı meşhur. seramikçilerden birini özellikle tavsiye ederim. hemen kilisenin ana kapısının karşısında sağ köşede bir dükkan. genç bir hanım hem tasarlamış, hem üretiyor hem de satıyor. yiota soulakelli'nin seramikleri -belki çok beylik bir laf olacak ama- gelenekselle çağdaşı birleştiren hoş tasarımlar..






agiasos rumlar için her ne kadar dini açıdan önemli bir merkezse de, yabancı turistlerin yoğun olarak uğradığı ve konakladığı bir yerleşim değil. bu yüzden köydeki her lokantada taze yemek olmayabiliyormuş.
ben, seramikçi hanıma rica ettim, bir lokanta önermesini. aşağı mahallede bulunan stela dageli'nin yeri'ni (katsampos) tavsiye etti. yemeklerin günlük ve lezzetli olduğunu söyledi. gerçekten de, basit ama çok lezzetli bir öğle yemeği yedim.
domates soslu kuzu etli spagetti ve yumurtalı-peynirli kabak tava, yanına yunan salatası ve retsina ile mükemmel bir öğle ziyafeti çektim.