kirill serebrennikov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kirill serebrennikov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2026 Perşembe

Dans dünyasının ikonlarından birine dair biyografik bir bale: “Nurejew”

 

"Nurejew"i beklerken (Deutsche Oper Berlin, Berlin, 25 Nisan 2026) © Mehmet Kerem Özel

“Nurejew” (Nureyev) 2025-26 sezonunda Staatsballett Berlin (Berlin Devlet Balesi)’nin repertuvarına alınan ve 21 Mart- 25 Nisan 2026 tarihleri arasında 12 defa sahnelenmiş olan bir gösteri. Bale topluluğunun sahnelediği bir yapıt olduğu için “Nurejew”in tabii ki bir koreografı var, Yuri Possokhov. Ama, gösterinin esas yaratıcısı; librettosunu yazan, sahneye koyan ve sahne tasarımını yapan Kirill Serebrennikov.

Kirill Serebrennikov, adeta bir Rönesans sanatçısı gibi on parmağında on marifet olan bir isim; filmleri Cannes'da yarışıyor ve ödül alıyor, tiyatro oyunları Almanya'nın önde gelen tiyatro toplulukları tarafından repertuvara alınıyor, Ruhrtriennale'den Avignon'a dünyanın önemli tiyatro festivallerine davet ediliyor ve operaları Avrupa'nın önemli opera kurumları tarafından paylaşılamıyor. Serebrennikov birçok konuda Rusya hükümetinin tutumuna karşı çıktığı, liberal ve LGBT dostu görüşleriyle tanındığı için 2017 yılında, sonradan siyasal amaçlı ve uydurma olduğu ortaya çıkan bir gerekçeyle tutuklandı ve iki yıl ev hapsine mahkum edildi.
"Nurejew" 2017 yılında Serebrennikov’un ev hapsi sırasında uzaktan direktifle Moskova Bolşoy Tiyatrosu'nda sahneye koyduğu bir yapıt. Konu edindiği ünlü balet, koreograf ve orkestra şefi Rudolf Nurejev’in eşcinsel kimliğini saklamadığı için Rusya’da önce dünya prömiyeri ertelenen gösteri, ardından +18 yaş sınırı ile sahnelenmeye başlanmıştı. “Nurejew” 2018 yılında, bale dünyasının en prestijli ödüllerinden biri sayılan ve 1992 yılında beridir Uluslararası Dans Birliği tarafından her yıl Moskova’da verilen Prix Benois de la Danse’da en iyi koreograf, en iyi sahne tasarımı, en iyi müzik (Ilya Demutsky) ve en iyi erkek dansçı (Vladislav Lantratov) ödüllerini aldı. Gösteri, Serebrennikov’un, 2022 yılında cezasının iptali ve seyahat yasağının kaldırılmasının ardından Rusya’dan ayrılmasıyla birlikte ise, Bolşoy Tiyatrosu’nun repertuvarından kaldırıldı. “Nurejew” şimdi, dünya prömiyerinden dokuz yıl sonra, 2023-24 sezonundan beridir Staatsballett Berlin’in artistik yönetmeni olan koreograf Christian Spuck’un vizyonu ve gayretiyle, Serebrennikov'un yeni vatanı Almanya'da tekrar hayat buldu.

"Nurejew" için sadece bir bale yapıtı demek yeterli değil ve hatta haksızlık. "Nurejew" balenin, tiyatronun ve operanın harmanlandığı, dolayısıyla bale topluluğunun yanısıra bir tiyatro oyuncusu, bir bariton, bir mezzosoprano, bir kontrtenor, opera korosu ve kalabalık bir figüran ekibin görev aldığı, opera orkestrasının icra ettiği canlı müziğin eşlik ettiği, ara dahil üç saatlik dev bir “gesamtkunstwerk”*. 
Serebrennikov “Nureyew”te, dans dünyasında 20. yüzyılın hem mesleki başarı hem de kişilik olarak en özel, en sıradışı performansçılarından, hatta ikonlarından biri olan Rudolf Nureyev'i bize tarihsel olarak çizgisel bir anlatıya sahip klasik bir biyografi yerine, onun mesleki veya kişisel hayatından seçtiği bazı dönemleri, anları, ilişkilerini, dostluklarını bir araya getirdiği bir portre olarak sunuyor. Dolayısıyla yapıtın parçalı bir yapısı var; adeta bir yap-boz gibi.
Parçaları birbirine bağlayan üst anlatı, Nureyev’in ölümünün ardından vakfına gelir sağlamak amacıyla New York ve Londra’da düzenlenen ve kişisel eşyalarının satıldığı Christie’s’deki müzayedeler. Serebrennikov’un bu müzayedelerden yola çıkarak kurduğu üst anlatı iki açıdan anlamlı ve güçlü. İlki, internette bu gösteri hakkında rastladığım bir yorumda** da belirtildiği üzere, önemli bir kişiliğin hikayesini onun sahip olduğu eşyalara dair anıların hatırlanması, sınıflandırılması ve açık artırmaya çıkarılması üzerinden anlatıyor olmak. İşte, yap-bozu birleştiren parçalar bu eşyalar oluyor, ve her biri yapıtı kuran sahnelerden birinin ana fikrini oluşturuyor. Bunlardan bazıları: Nureyev’in Batı’ya iltica edip ünlü olduktan sonraki bale gösterilerinde giydiği kıyafetlerden yola çıkarak; bale dünyasındaki konumu, bencil ve hırçın kişiliği, Londra Balesi’nde Margot Fonteyn ile kurdukları kimyası benzersiz ikili… Vaganova Bale Akademisi’nde öğrenciykenki karnesinden yola çıkarak; eğitim yılları… Kişisel koleksiyonundaki çıplak erkek tablolarından yola çıkarak; kendine layık gördüğü kralvari konum… Dostları tarafından Nureyev’e yazılan mektuplardan yola çıkarak; iç dünyası… Ünlü ABD’li fotoğrafçı Richard Avedon’ın çektiği bazıları çırılçıplak fotoğraflardan yola çıkarak; Nureyev etrafında gelişen hayranlık ve ilgi çemberi…
Yukarıda referans verdiğim yorumda yapılan şu vurguya da katılıyorum: Müzayede fikri, bir sanatçının radikal bir şekilde yaşadığı hayatın bile nihayetinde nesnelere ayrıştırılarak piyasaya sürülüyor ve farklı mülkiyetlere geçiyor olmasını imlemesi açısından da çarpıcı. Bu bağlamda ve Nureyev’in özelinde bakıldığında müzayede fikri sanata dair keskin ve acı bir yorum barındırıyor. 

Sereberennikov’un, müzayede fikriyle bağlantılı iki mizansen tercihi de gösterinin bütüncül dünyasını mükemmelen tamamlıyor. Bunlardan ilki, müzayede salonundaki müşterilerin fiyat arttırmak için kollarını kaldırmak yerine, bir-iki kelimelik bale hareketleri icra etmeleri, ki yapıt ilerledikçe bu hareketlerin yapıt boyunca dansçılar tarafından icra edilen koreografinin parçaları olduğunu fark ediyoruz. İkincisi ise; gösteride repliği olan tek karakterin müzayedenin mezatçısı olması. Ancak mezatçı sadece açık arttırmayı yönetmekle kalmıyor, o sırada sunduğu eşya etrafında gelişen sahnede gerekli olan kişileri oynuyor, konuşmaları ve metin okumalarını yapıyor, örneğin; fotoğrafçı Avedon’ı canlandırıyor, dostları tarafından Nureyev’e yazılmış mektupları okuyor, Nureyev hakkında S.S.C.B. hükümeti tarafından yazılmış raporu Rus aksanıyla İngilizce seslendiriyor, Nureyev ile hayatının aşkı Bruhn stüdyoda dans ederlerken aralarındaki çekimin artması ve sahnenin duygusallaşmasıyla o sırada arkada piyanoyu çalmakta olan kişiyi sahneden çıkarıyor. Bu noktada, bu rolü canlandıran Odin Lund Biron’ın olağanüstü bir performans sergilediğini belirtmem gerekir. Biron A.B.D. doğumlu bir oyuncu, ancak 20 yaşında Rusya’ya giderek tiyatro öğrenimi orada görmüş ve 2013’ten beridir Sereberennikov’la gerek tiyatro, gerek opera, gerekse sinema projelerinde çalışıyor.

“Nurejew”in aynı zamanda sahne tasarımını yapmış olan Sereberennikov, yapıtın parçalı kurgusuyla eşzamanlı karşımıza çıkan katmanlı bir senografi hazırlamış. Bu katmanlılık; hem sahne mekanının Nureyev’in hayatındaki mekanları ard arda temsil etmesiyle, hem de tek bir sahnede duvarlara yansıtılan projeksiyonun, müzayede görevlilerin ellerinde geçit yapan eşyaların, dans edenlerin, koro ya da solist bir şancı ya da gömleğinin önü açık şekilde arp çalan müzisyenin görüntülerinin eşzamanlı olarak üst üste binmeleriyle gerçekleşiyor.
Sahne aynı anda hem müzayede salonu, hem Avedon’ın stüdyosu, hem de dans edilen bir mekan -başlarda Leningrad’daki Vaganova Bale Akademisi’nin bale stüdyosu, ilerleyen sahnelerde Paris’te bir kabare, sonra Paris Opera Balesi’nin bale stüdyosu ve sonda ise Paris Garnier Operası’nın sahnesi oluyor. Örneğin, yapıtı oluşturan parçalardan birinde; Nureyev’in onunla özdeşleşen balelerde giydiği kostümler teker teker açık attırmaya çıkarılıyor, o sırada arka duvarlara o balelerden siyah-beyaz kostüm içerisinde Nureyev’in fotoğrafları yansıtılıyor, Nureyev’i canlandıran balet ise teker teker her bir kostümü giyerek, o kostümün ait olduğu baleden sololar gerçekleştiriyor. Bu sırada çalan müzik o balelerin müzikleri, ancak birebir aynıları değil, bütünüyle gösterinin özgün müziklerine imza etan Rus bestecisi Ilya Demutsky tarafından üzerlerinde oynanmış halleriyle. Ama tabii eğer seyirci olarak biraz balenin tarihine ve ünlü yapıtlarına aşinaysanız, popüler olmuş melodilerinden ve hatta bazılarının ikonik koreografilerden, o baleleri tanıyabiliyorsunuz.

“Nurejew”in, Staatsballet Berlin yapımı olarak 2025-26 sezonunda 2000 seyirci kapasiteli Berlin Deutsche Oper'de gerçekleşen 12 kapalı gişe gösteriminin ardından 2026-27 sezonunda tekrar programa dahil edilmiş olması, yapıtın sanatsal değerinden daha çok, ilk paragrafta biraz anlatmaya çalıştığım kültürel ve politik arka plandan kaynaklanıyor sanki. Yoksa, sahnedeki Tom of Finland benzeri deri kıyafetli erkeklerin, drag queen'lerin, eşcinsel aşkın ve çırılçıplak bir Nureyev’in – Moskova ve dünyanın bir kısım ülkelerindekinin aksine, Batı’nın metropollerinde, hele de Berlin sahnelerinde ne skandal yaratma potansiyeli var, ne de yenilik. Hatta, klasik bale yapıtlarından “Giselle” ya da modern dönemden Kenneth MacMillan’ın “Mayerling”i gibi bir “anlatı balesi” türünde olan “Nurejew”in, her ne kadar Serebrennikov tarafından tahayyül edilmiş çağdaş ve heyecan verici bir sahnelemeye sahip olsa da, Possokhov imzalı koreografisinin genel olarak sönük, sıradan ve konvansiyonel olduğunu belirtmem gerekir. Örneğin, Possokhov gerek Vaganova Bale Akademisi dönemindeki klasik balede, gerek Kruşev dönemindeki kırmızı önlüklü, gri pantolonlu kıyafetler içinde Rus propaganda dansında, gerekse de Paris dönemindeki Batı’nın caz ve ardından kabare-burlesk müziklerine eşlik eden danslarda klişe koreografilerden yola çıkmış ve bunları çok da dönüşüme uğratmadan kullanmış. Possokhov genel koreografiyi kurarken de büyük ölçüde; simetrik grup portreleri, mükemmelleştirilmiş çizgiler ve gösterişli tablolar gibi anlatı balesinin klasik araçlarına yaslanmış. Özgürlük ve aşırılık üzerinden kendini yaratan bir figür, normalleşmeye direnen ve başkaldıran bir beden olarak Nureyev’i; onun mevcut kurulu düzen ile çatışmasını ortaya çıkarmak yerine, görkemli bir güzellik yaratan bu ezici imgelerle anlatmak biraz sorunlu sanki.

Bana göre “Nurejew”in gerçek anlamda etkileyiciliği ve çarpıcılığı üç sahnede kendini gösteriyor. Bunlardan ikisi, ilki gösterinin birinci, diğeri ikinci perdesinde; Nureyev’in sonradan dostları ve kendileri de ilerde ünlü dansçılar olacak olan iki erkek öğrencisinin (Charles Jude ve Laurent Hilaire’in) ve birlikte dans ettiği iki ünlü kadın meslektaşının (Alla Osipenko ve Natalia Makarova’nın) ona yazdıkları mektupların iç içe geçmiş şekilde sunucu tarafından okunması sırasında icra edilen sololar. Lirik, akıcı ve yumuşak koreografilere sahip bu sololar, Nureyev’in, çok yakınında olmuş olanlar tarafından nasıl algılandığının hem gerçekçi hem de samimi göstergeleri. Bunlar gösterinin seyirciye, Nureyev’i dans ettirmeden, Nureyev’in dünyasının kapılarını açtığı sahneler. Bu iki sahnede mizansen olarak ilginç bir tercih ise, iki erkek öğrenci için tek bir balet solosu, iki kadın meslektaş için de tek bir balerin solosunun tasarlanmış olması. Benim seyrettiğim akşamda “Öğrenci” başlığı altındaki ilk soloyu duygusal ve yumuşak bir icra ile Matthew Knight, “Diva” başlığı altındaki ikinci soloyu biraz sert ve keskin bir icra ile Aurora Dickie yorumluyorlardı.
“Nurejew”in bana göre belki de en çarpıcı sahnesi ise; Nurejev’in hayatının aşkı olan, genç yaşta kansere yenik düştüğü için de erken kaybettiği Erik Bruhn ile olan pas de deux’sü. Bu düette iki beden arasındaki yakınlık, koreografi açısından sadece teknik bir hassasiyet olarak değil, gerçek bir arzuyu, tutkuyu ve nihayetinde özlemi ifade edecek şekilde tasarlanmış. Bu pas de deux, Nurejev’i sadece bu sahnede değil bütün akşam boyunca benzersiz bir performansla canlandırmış olan Martin ten Kortenaar ile Bruhn’u canlandıran Cohen Aitchison-Dugas tarafından aynı duyarlılık ve hissiyatla icra ediliyor. Bu sahne bize Nureyev’in sadece bir ikon değil, ruhsal olarak kırılgan bir kişilik olduğunu fark ettirdiği gibi, “Nurejew”in de sadece, sıra dışı ve ünlü bir kişiliğin kuru ve görkemli biyografisi olmadığını kanıtlıyor.



"Nurejew"i alkışlarken (Deutsche Oper Berlin, Berlin, 25 Nisan 2026) © Mehmet Kerem Özel

* Opera bestecisi Richard Wagner, sanat dünyasına kazandırdığı “gesamtkunstwerk” terimini şiirden mimariye, danstan müziğe ve resime bütün sanat türlerinin harmanlandığı operayı tanımlamak için kullanmıştır. Terimin birebir Türkçe çevirisi “bütünsel sanat yapıtı”dır. 


---------------
Bu yazının bir versiyonu Kineo Dergi'de yayınlanmıştır.

11 Eylül 2024 Çarşamba

Ruhrtriennale 2024'te Serebrennikov’dan Parajanov’a Saygı Duruşu


Ruhrtriennale'nin 2024 edisyonunun heyecanla beklenen ve biletleri tükenen gösterilerinden biri, açılış haftasında sahnelenmeye başlanan, Rus tiyatro ve sinema yönetmeni Kirill Serebrennikov'un LEGENDE (EFSANE) adlı yapıtıydı. Serebrennikov bu yapıtını, özellikle kendine özgü sinemasıyla tanınan Tiflis doğumlu Ermeni sanatçı Sergey Parajanov'un hayatından ve sanatından esinlenerek, ayrıksı ve direnişçi bir sanatçıya bir “hommage” olarak tasarlamış.

Düşünceleri nedeniyle vatandaşı olduğu Rusya hükümeti tarafından baskı altına alınan ve bir süre hapiste tutulan Serebrennikov'un sanatındaki temel mesele, sanatçı ile devlet arasındaki çatışmada güzellik mücadelesi bağlamında sanatçının ifade ve düşünce özgürlüğü olageldi. Dolayısıyla Serebrennikov'un, yolunu Parajanov'la kesiştirmesi, kendi güzergahı bağlamında düşünüldüğünde kaçınılmaz bir durak, çünkü çalkantılı bir hayatı olan Parajanov da gerek eşcinsel kimliği gerekse gerçekliği kanıtlanmamış tarihi eser kaçakçılığı kılıf olarak kullanılarak, ama esas, güzelliği arayan kalıpların dışındaki sanatsal üretimiyle Sovyetler Birliği’nde baskıya uğramış, sindirilmiş, film çekmesi yasaklanmış ve Gulag mahkumu olmuş bir sanatçıydı. Parajanov, 15 yıllık cezasını bitirmeye dört sene kala, uluslararası sanat camiasının büyük uğraşlarından sonra, Louis Aragon'un Lenin nişanı almak üzere Moskova'ya gittiğinde Brejnev'den ricada bulunması üzerine hapisten çıkarılmıştı.

Parajanov'un sineması masalları, efsaneleri anlatıyordu, ama Svetlana Shcherbatyuk'un dediği gibi Parajanov günlük hayatın ne kadar monoton, gri renkli olduğunu çok iyi biliyordu ve sanki dünyadaki misyonu günlük hayatı hiç sonu olmayan bir şölene/kutlamaya çevirmekti. İşte Parajanov’un tam da bu özgür ve queer yaklaşımı, özgürlüğün olmadığı asık suratlı Sovyetler Birliği için bir tehditti, çünkü Parajanov’un özgürlük ve cesaretle harmanlanmış estetiği, her şeyi kapsayan korku üzerine inşa edilmiş Sovyet sistemini değersizleştiriyordu.

LEGENDE Serebrennikov’un, Ruhrtriennale’nin üç yıllık genel sanat yönetmeni İvo van Hove’nin ona iki yıl önce festivalde bir gösteri sahneleme teklifine cevaben “Sergey Parajanov hakkında bir yapıt olabilir” dediğinde, van Hove’nin Parajanov’u tanımıyor olduğunu fark etmesiyle Parajanov’un dönemdaşı olduğu, örneğin Andrey Tarkovski gibi yönetmenlere nazaran Avrupa’da daha az tanınıyor olduğunu idrak etmesi üzerine kıvılcımı yakılmış bir yapıt. Filmleri, bit pazarlarından çöplüklerden atık kutularından topladığı binbir türlü malzemeyi kullanarak bir araya getirdiği kolajları ve karakalem ya da çini mürekkebiyle yaptığı çizimleriyle kendine has bir dünyaya sahip Parajanov Avrupa’da az tanınıyor olsa da, İstanbul seyircisi onun sanatını; “Unutulmuş Ataların Gölgeleri”, “Narın Rengi”, “Suram Kalesi Efsanesi” ve “Âşık Garip” gibi filmleriyle Sinema Günleri'ne konuk olduğu ve ödül aldığı, sergilerinin açıldığı İstanbul'da yakından tanıma imkanı bulmuştu. Ben de o seyircilerden biri ve ayrıca onun sanatına hayran birisi olarak, LEGENDE'yi heyecan ve merakla bekliyordum.

Benim “Kafkas ozan” olarak tanımladığım Parajanov bir Ermeni olarak 1924 yılında Tiflis’te doğmuş ve uzun yıllar Kiev'de yaşamış. 1990 yılında Yerevan'da vefat eden Parajanov’un filmleri üç dilli: Gürcüce, Ermenice ve Azerice. Sadece çok dilli olması değil bence Parajanov'u “Kafkas” yapan. O, tam da doğup büyüdüğü toprakların insanı; temperamanı yüksek, çoşkulu, taşkın, çılgın, bol renkli, yaratıcı, cesur ve özgür! Ve bütün bu özellikler onun sanatında da mevcut. Aynı zamanda, müthiş bir naifliğe de sahip Parajanov’un sineması, gücünü Kafkas folkloründen alıyor. Ama sadece o da değil; İran minyatürleri, ilkel duvar resimleri, antik tragedyalar, Çin tiyatrosu, ortaoyunu, etnografik objeler, taş oyuntular, figüratif tablolar da Parajanov'un dünyasının ilham perileri.

Serebrennikov, ara dahil dört saat süren bu devasa gösteriyi on bölümden oluşturmuş, her bölümü bir EFSANE olarak tanımlamış; örneğin ilk bölüm “Ölülerin Efsanesi”, ikinci bölüm “Infanta Margerita’nın Efsanesi” (Velasquez'in, Ukrayna’daki Chanenko Müzesi’nde bulunan, aynı adlı tablosuna gönderme), son bölüm “Buzları Kıran Yaşlı Adamın Efsanesi”. Efsanelerin biri Kral Lear hakkında ve o bölümde Kral Lear’den fırtına sahnesi canlandırılıyor, “Lanetli Şair Efsanesi” adlı başka biri ise Walt Whitman’ı konu ediniyor.
Efsanelerde; huzur içindeki ölüleri rahatsız edilen bir mezarlık da resmediliyor, hem ressamların hem de resimlerinin kendilerinin geceleri uyandığı bir sanat müzesi de, ölümsüzlüğü ve sonsuz yaşamı satın alabileceğine inanan bir tüccar da kendine yer buluyor, New York'un sokaklarında dolaşan eksantrik bir şair de, dünyayı harabeye çevirdikten sonra insanı insan yapan şeyin ne olduğunu ancak bir soytarının sayesinde anlayan yaşlı bir hükümdar da konu ediliyor, zararsız arzuları açgözlülüğe dönüşerek cinayet işlemeye kadar varan oldukça sıradan başka insanlar da…

Serebrennikov bölümlerin her birinde Parajanov’un dünyasından bir temayı ele alıyor, ve böylece genel olarak seyirciyle sanat üzerinden özgürlük ve onun için verilen güzellik mücadelesi, yaşamın ölüm karşısındaki zaferi gibi başlıklarda söyleşmek için fırsat yaratıyor. Gösterinin sonunda, 10 parçalık yapboz tamamlandığında, doğrudan sanatsal ve biyografik referanslarla Parajanov’a karşılık gelen bir portreden çok; bir insan, bir çocuk, bir sanatçı, bir şair, bir gezgin, bir savaşçı, bir isyancı olarak Parajanov’a dair bir fikir ortaya çıkıyor. Serebrennikov Parajanov’un sanatsal dünyasını oluşturan Doğu Avrupa nakışları, İran minyatürleri, Pompei mozaikleri, siyah beyaz sessiz filmler, antikalar, halılar gibi zengin malzemenin de hiçbirini birebir sahneye taşımıyor, veya sinemasından herhangi bir imgeyi sahnede birebir tekrar kurmuyor, ama; sahne, kostüm ve ışık tasarımları ve propların kullanımıyla Parajanov’un dünyasının duygusunu seyirciye geçirmeyi başarıyor.


Serebrennikov’un, gösterinin yazarı ve yönetmeni olmasının yanı sıra sahne ve kostüm tasarımlarının da ona ait olduğunu belirtmekte fayda var. Yani bir “gesamtkunstwerk” (bütünsel sanat yapıtı) ile karşı karşıyayız ve bu açıdan da LEGENDE Parajanov’un izinden gidiyor, çünkü onun sinemasının ve dünyasının temelinde de bu kavram var: Parajanov hayatın her yerinde ve her an güzelliği arayan ve, sanatının ve yaşamının bütün öğelerinde onu ortaya çıkarmaya çalışan bir sanatçıydı.
Serebrennikov biçim olarak da Parajanov’un yaratma tarzına benzer bir şekilde; aşırı renkli ve farklı tatların bir arada olduğu bir kokteyl, parçaların üst üste, yan yana yığılı olduğu bir kolaj oluşturmuş. Her bölüm kendi içinde bir kısa oyun ve her bir oyun renkle, dokuyla, ışıkla, sesle ve ek olarak tekstle aşırı yüklü. Bunlar arka arkaya gelip, dört saatlik bir toplama ulaşınca, yedinci EFSANE’den sonra bu aşırı yüklü hal ister istemez sarkmaya ve fazlalığa dönüşmeye başlıyor. Belki tam da burada Serebrennikov Parajanov’dan ayrılıyor, çünkü Parajanov seyirci ile daha çok, konvansiyonel anlamda bir konu ve onun anlatımı yoluyla değil, güçlü ve duygu dolu imgelere ve gerçeği dolaylı yoldan yorumlayan gerçeküstü motiflere dayanan şiirsel sineması yoluyla iletişim kuran bir sanatçıydı. O kadar ki, hapisten eşine yazdığı mektuplarda bile Parajanov'a sadece yazmanın, harflerin yetmediğini görmek mümkün. Parajanov mektuplarında bazen sayfanın bir köşesine, bazen tümüne yayılan, serbestçe, yazıların üzerine gelmesinden çekinmeyerek çizimler yapmış.
Serebrennikov ise LEGENDE’de ağırlıklı olarak söze yaslanmış, sahnede yarattığı dünya ve imgeler ile seyirci arasına yoğun bir metin yerleştirmiş. Bu da gösterinin son çeyreğinde seyirciyi her anlamda yormasına neden oluyor.

Almanya’nın prestijli tiyatro topluluklarından Thalia Theater Hamburg, Kirill & Friends Company ve Ruhrtriennale’nin ortak yapımı olan LEGENDE’nin 10 kişilik kadrosunun beşi Thalia Theater oyuncusu, beşi Kirill & Friends Company’den. Oyuncu kadrosu bütünüyle danstan şarkı söylemeye, fiziksel hareketten enstrüman çalmaya üst düzey yapabilirlikleriyle göz kamaştırıyor. Ancak aralarından, gerek Parajanov’un hapishanedeki yaşlılığını canlandırdığı 10. EFSANE’deki derinliğiyle, gerekse de bir diva’dan Parajanov’un annesine diğer EFSANE’lerde canlandırdığı rollere kattığı benzersiz nitelikle Karin Neuhaeuser ayrı bir yerde duruyor.
Gösterinin müziklerini besteleyen Daniil Orlov’un da bizzat sahnede yer aldığı Ruhrtriennale’deki gösterimlere, sadece erkeklerden kurulu 40 kişilik Gürcistan Devlet Oda Korosu (Kutsal Üçlü Katedrali Korosu) eşlik ediyordu. Koro LEGENDE’nin sezon içinde Hamburg’da ve turnedeki gösterimlerinde yer almayacak.


İşlevini yitirmiş endüstri bölgesinden parka dönüştürülmüş Kuzey-Duisburg Peyzaj Parkı’nın (Landschaftspark, Duisburg-Nord) bir parçası olan Güç Merkezi (Kraftzentrale) yapısının, bütün strüktürel sistemi ve duvarları olduğu gibi çıplak bırakılmış iç mekanında sıfırdan inşa edilmiş sahneyi dört saatliğine görkemli, coşkulu ve karnavalvari bir atmosferde renge, figüre, söze ve sese boğan ve sonunda “Bütün siyasi mahkumlara özgürlük!” yazısıyla selama çıkan LEGENDE gösterisi bu sezonun hitlerinden olmaya aday.

[Bu yazı, gösterilerden yayın haklı fotoğraflarla Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır. 
Bu yazıda kullanılan fotoğraflar Mehmet Kerem Özel'e aittir; 23.08.2024 Landschaftspark Nord Duisburg]