alper marangoz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alper marangoz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Temmuz 2012 Salı
TEB oyun, bahar 2012 / 13. sayı
Uluslararası Bildiri: "Dilerim engelleri aşabilirsiniz." / John Malkovich
Ulusal Bildiri: "Tiyatro öldüyse bırakalım kıymetini yaşasın dünya." / Kenan Işık
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin Bildirisi: "Boşluğa, gölgelere, suskunluğa tiyatroyla karşı çıkıyoruz." /TEB Yönetim Kurulu
İATC'den Vaclav Havel'in anısına / Yun-Cheol Kim
Amacı Yalnızca Gerçeği Sergilemekti / Handan Salta
Kapitalizm ve Tiyatro / Özdemir Nutku
Brecht Bizi Anlatıyor / Zehra İpşiroğlu
Rosenbergler'in Başına Gelenler / Hasan Anamur
"Önce ekmek gelir, sonra ahlak": Ben Bertolt Brecht / Üstün Akmen
Çağdaş Bale Topluluğu 40 Yaşında. / Cem Ertekin: "Bale Bütün Sanatlardan Beslenen Bir Sanat"
Genç Koreograflardan Kısa ve Orta Metraj İşler / Kerem Özel
Sanatın ve Sanatçının Sorumluluğu İçin Antigone / Metin Boran
Etiketler:
alper marangoz,
aslı bostancı,
bertolt brecht,
dans,
dergi,
evrim akyay,
genco erkal,
ilyas odman,
john malkovich,
korhan başaran,
mehmet kerem özel,
TEB oyun,
tiyatro,
vaclav havel
8 Şubat 2012 Çarşamba
rutin ile normal / akyay ile marangoz

"rutin" ve "normal" zeynep tanbay dans projesi'nden iki dansçının ilki kısa, ikincisi orta metrajlı koreografileri. ilki evrim akyay'ın, ikincisi alper marangoz'un. "rutin" ile normal" ocak'ın son iki pazartesisi garajistanbul'da sahnelendiler.
...
evrim akyay'ın "rutin"i, altına philip glass'ın müziğinin döşendiği koreografik bir kuartet.
yapıt, strüktür olarak tıkır tıkır işliyor: ikili eşleşmeler, duolar (özellikle alper marangoz ile bengi sevim'in duosu çok iyiydi), unisonlar, ters eşleşmeler, kesintisiz bir akıcılıkla birbirine bağlanan hareketler.. ancak; ne kadar iyi çözümlenmiş olsa da, çokca rastlanan, pek bir özelliği olmayan, gittikçe de biteviyeleşen bir iş "rutin". taa ki!
evet, taa ki!
"rutin"in son 5 dakikasını ele vermek istemiyorum. ancak şu kadarını söyleyebilirim: basit bir fikir, belki "çılgınca" bir fikir, bir kıvılcım, bir "tık" herşeyi değiştirebiliyor. bir anda sizi kendinize getiriyor, rutinden koparıyor, uyandırıyor, diriltiyor.
...
alper marangoz'un "normal"i ise; kalabalık dansçı ekibi, 35 dakikaya varan süresi ve özel olarak hazırlanmış ses/müzik tasarımıyla (burçin vural), ışığıyla (arek nişanyan) iddialı bir iş. zaten 2010 avrupa kültür başkenti katkısıyla tasarlanmış, sahnelenmiş, 2011'de ljubljana'daki 6. balkan dans platformuna katılmış. cemal reşit rey'deki ilk sahnelenişini seyretmişim meğer, izlenimlerimi buraya yazmışım hatta, ama bu sefer izlerken hiç bir sahnesini hatırlamadım; sanki ilk defa izliyormuş gibiydim.
"normal"in bir hikayesi var gibi; bir ara gestuslar bile giriyor işin içine, sanki...
bir topluluk; uyanıyor... keşfediyorlar; bedenlerini, kapasitelerini... birbirlerine uymaya çalışıyorlar; aralarından ayrıksılar da çıkıyor... müdahele edenler, kaçıp gidenler, başına buyruk takılanlar...
"normal"in özellikle ilk 10 dakikasında ses tasarımı çok güçlü bir katkı sağlıyor atmosferin yaratılmasında. ikinci on dakikada bir dağınıklık var; yoğunluk kayboluyor.
yapıtın en zayıf tarafıysa sonu; sanki nasıl bitirileceği bilinememiş; de, bir noktada "keselim artık" denmiş gibi. çünkü tam "bu iş nereye evrilecek" diye merak etmeye başlamışken pat diye sonlanıyor.
...
"rutin" ile "normal"i garajistanbul'da kaçıranlar, 17 ve 24 şubat'ta aksanat'ta yakalayabilirler.
18 Eylül 2010 Cumartesi
dansplatformistanbul'da vitrindekiler

dün akşam biraz daha barizdi, kendin çal kendin söyle muhabbeti; o kadar bizbizeyiz ki, program başlamadan önce karanlıkta biri öksürüyor, sonra bir diğeri, sonrakilerse güya espri mahiyetinde numaradan öksürüyorlar ve ardından gülüşmeler; ne "mutlu" bir dans camiasıyız, ve "eğlenme" tarzımız ne kadar spontane!
kendin çal kendin söyle; eh, sonunda da kendin alkışlıyorsun zaten; kendi kendini! herkes birbirinin arkadaşı, uzak yakın tanıdık, aşina; zaten bir avuç insan; sondaki "bravoo"ların, bitmesin diye uğraşılan alkışların kıymeti???
neyse ki dün akşam danslab akşamı kadar uzuuun sürmedi. yine de ilk yapıt, handan ergiydiren'in "keşke bir masada oturabilseydik"i bana hiç bitmeyecekmiş gibi geldi; neden bu kadar zorlanıyor, her akla gelen şey içinde olsun isteniyor, neden "ağır" olmak isteniyor??? güçlü bir yapıtın illa da "çok şey"den bahsetmesi gerekmez ki!
"less is more" diye bir motto var; tamam, mimari için söylenmiş ancak sanatın her dalına uygulamak mümkün; tek ve vurucu bir fikri sonuna kadar götürmek; o da olsun, bu da olsun, buna da kıyamam, o da kalsın dememek.
tabii, eğer vurucu tek bir fikriniz varsa!!!
aslında ergiydiren'in çalışmasında çok hoş koreografik ve teatral fikirler vardı, ama bunlar bütün içinde kayboldular, dağıldılar, anlamlarını yitirdiler gibi.
yoksa bu aralar ben mi kolay sıkılıyorum, kolay dağılıyorum...
alper marangoz'un "normal"i ise, evet belki biraz demode idi, ama yine de şu iki akşamdır seyrettiğim en seyredilebilir, kompakt ve kısa yapıttı.
tekniği ve komposizyonu güçlü, ışık tasarımı başarılı, crr'nin sahnesini ve boşluğunu dengeli kullanan; herşeyden önemlisi de fikrini dağıtmadan, zorlamadan, "sarkıtmadan" derli toplu anlatan bir çalışmaydı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
