27 Ağustos 2024 Salı

iyonya'da yedi gün 9 - kediler

özellikle kefalonya'daki kediler (ilk üç fotoğrafta) yatmak için seçtikleri yerlerle sakinlik, keyif ve manzara arasındaki ilişkiyi ne kadar isabetli şekilde kurduklarını göstermeleri açısından biriciktiler :)




ilki zakintos'tan diğeri kefalonya'dan birer taverna kedisi; ikisi de ağa!










27 AĞUSTOS


1824 leipzig'de, georg büchner'in draması woyzeck'in tarihi modeli johann christian woyzeck, johanna woost'u öldürmek suçundan idam edilmiş; bu, leipzig şehrinde halka açık son idammış

1900 gabriel fauré'nin prométhée adlı büyük kantatının dünya prömiyeri fransa'daki arènes de béziers'de gerçekleştirilmiş; performansa yaklaşık 800 şarkıcı ve müzisyen (iki üflemeli çalgılar grubu ve 15 arp dahil) ve 10.000 kişilik bir izleyici kitlesi katılmış

1912 edgar rice burroughs'un yarattığı tarzan karakterinin yer aldığı ilk hikaye yayınlanmış

2016 helsinki'de ulusal opera evi'nde prokofiev'in romeo ve julia balesini seyrettim; koreografi natalia horecna'ya aitti

2021 bergama'da kızıl avlu'da david somlo'nun mandala işini ayşe ve gizem ile deneyimledim



26 Ağustos 2024 Pazartesi

iyonya'da yedi gün 8 - zakintos'un yemekleri


zakintos'tan, dolayısıyla bir haftadır dolaştığımız iyonya adalarından ayrılmadan önceki son yemeğimizden başlamak istiyorum bu yazıma, çünkü ada yediğimiz en lezzetli ve keyifli yemekti. 
keri kumsalında denize girmiş ve acıkmıştık. kumsalın arkasında da tavernalar vardı, ama bana biraz turistik geldiler, arabayla gidebileceğimiz yakınlıkta olanlara baktım ve gözüme burayı kestirdim: taverna finale.

keri kumsalının arkasından giden yolu denize paralel olarak takip ettiğinizde girdiğiniz çıkmaz sokağın sonunda, denize nazır, sakin bir lokanta burası. yaşlıca bir çift işletiyorlar. hanım mutfakta, bey serviste. 
ana mekan, verandalı büyük bir lokanta. önden geçen yolun deniz tarafına da iki masalık, palmiye yapraklarından bir gölgelik yapmışlar. biz orada oturduk. zaten lokantada o saatte (15:00) kimsecikler yoktu. yannis amca sadece bize hizmet etti. 



önden, neredeyse gittiğimiz her lokantada ısmarladığımız saganaki ve greek salad'a cacık ve patlıcan kızartma ekledik.
ana yemek olarak da musakka ve pastitsio ısmarladık. 
musakka'yı yıllar önce ilk yunanistan'a gittiğimden beri ısmarlamamıştım, bizimkinden farklı oluyor. buradaki çok lezzetliydi. pastitsio ise bizim fırında makarna benzeri, a la grec. o da çok lezzetliydi.




yemekten sonra kahve istedik. yannis kahveleri getirince hesabı da ödememizi istedi, öğleden sonra uykusuna yatacakmış, fincanlar masada kalabilirlermiş. diğer her şeyi topladı, verandanın kapısını kapattı ve ortadan kayboldu.
biz bir süre daha, denizden esen hafif rüzgar ve gelen hafif dalga sesiyle, gölgede, oturduk; adadaki son keyfimizi yaptık.



akşam yemeklerimizden birini kaldığımız otelin lokantasında yedik: taverna to pelagaki
pişman olmadık, ama bir kere daha orada yemek için de uğraşmadık.
önden istediğimiz fırınlanmış zakintos peyniri, kalamar, kabak köftesi ve fırınlanmış peynirli patlıcan lezzetliydiler ama aman aman değillerdi. istemediğimiz halde zeytinyağlı kekikli kızarmış ekmek de geldi.
ana yemek olarak, yunanların biber dolmasını merak ettiğim için onu istedim; kıymasızmış meğer. pek yavandı.
arkadaşım kuzu pirzolasından memnun kaldı.


önceki yazımda bahsettiğim adanın en yaşlı zeytin ağacını ziyarete gittiğimizde, az bir şeyler yemek için ağaçla aynı meydana bakan tavernaya oturduk. saganaki, patates kızartması ve domates soslu patlıcan yedik. hepsi çok lezzetliydi. üzerine ikram olarak karpuz geldi. gerek yemeklerden gerek ikramdan gerekse de garsonların ilgisinden memnun kaldık.




manzarasının ve ortamının güzelliğine rağmen, servis ve yemeklerden pek memnun kalmadığımız yer ise ikinci akşam otelimizden yürüyerek 3-4 dakikada gittiğimiz taverna xigia idi.
ahtapot ızgara, midye saganaki ve yengeç salatası ısmarladık. sunumlar şık, lezzetler sıradan, fiyatlar yüksekti. 




manastırlar, zeytin ağaçları, kiliseler arasında gezerken, arabadan çıkıp temmuz sıcağında serin bir yerde serin bir şeyler içmek istedik, karşımıza burası çıktı. kimsecikler yoktu. masa ve sandalyelerde ikinci el malzemelerin, mevcut ağaç kütüklerinin ve taşların kullanıldığı bu kafe-bar sanki ormanın içindeymişsiniz gibi olan atmosferiyle hoşumuza gitti; ısmarladığımız duble greek cafe duble olmasa da, ve yanında çoğu yunan köyündeki kahvehanelerde getirildiği gibi bir bardak soğuk su ve bir kaşık reçelle sunulmamış olsa da :(



adayı gezerken bir peynir mandırasının tabelasını gördük ve yolumuzdan sapıp mandıra gittik. tattığmız peynirlerden çok memnun kaldık ve istanbul'a getirmek üzere bir torba dolu peynirle oradan ayrıldık.


zakintos'un başkenti zante'de sadece 40-45 dakika geçirdik. kordonda arabamızı park ettik, kordon boyunca ana meydana yürüdük, sonra içerden, iki tarafı turistik dükkan ve lokantalarla dolu yayalaştırılmış sokaktan geri yürüdük. o sırada önümüze bir dondurmacı çıktı. denedik ve çok beğendik. dönüp dükkanın cephesine bakınca küçük küçük turistik eşyalardan burasının eski ve geleneksel yöntemle pasteli yapan bir yer olduğunu anlamak imkansız! içeri girdiğimizde kavrulmuş bütün bademli susam helva barlarıyla karşılaştık ve artık bizi kimse durdurmazdı. 400 gramı 7.5 avro fiyatıyla da çok makul olan paketlerden iki-üç tane aldık.


robola gibi kefalonya adası üzümünden yapılmış değil, zakintos'un yanındaki yunanistan'ın güney kısmı peloponez yarımadası kökenli moschofilero'dan yapılmış bir beyaz şarap tattım. koutsodimos şarap firmasının gonimos topos serisinden olan bu şarabı daha keyifli bir ortamda, yemekle ya da yemek öncesi aperitif olarak içmeyi tercih ederdim, ama öyle olamadı. yine de, robola'ya benzer şekilde limon aroması olan bu beyaz şarabı sevdim.


zakintos'un kendine has üzümü yok ama biraz var: levante. ambleminde adayı uğrak yeri yapan caretta caretta'nın olduğu bu bira, limonsu tadıyla temmuz sıcaklarında birebirdi. 

26 AĞUSTOS


1951 george gershwin'in müziklerini yaptığı, vincente minnelli'nin yönettiği, gene kelly ve leslie caron'ın başrol oynadığı an american in paris filmi gösterime girmiş


25 Ağustos 2024 Pazar

25 AĞUSTOS


1819 paris salonu açılmış; théodore géricault’nun medusa salı adlı tablosunun sansasyon yaratmış 

1950 akira kurosawa'nın rashomon filmi gösterime girmiş 

1979 sydney sheldon'ın yazdığı tv dizisi hart to hart gösterime girdi; dizi trt'de tehlike çemberi adıyla oynadı





24 Ağustos 2024 Cumartesi

iyonya'da yedi gün 7 - zakintos'un zeytin ağaçları



zakintos bizi en çok etkileyen şey zeytin ağaçları oldu. kefalonya bu kadar yeşil/ağaçlık değildi, zeytin ağaçları da vardı, ama orada selviler başroldeydiler. burada ise kesinlikle zeytin.
bir kere, kaldığımız yerin sırtını dayadığı yamaç bütünüyle zeytinlikti. odamızdan her çıkışta bu zeytinlik deniziyle karşılaşmak içimizi açıyordu.
daha sonra; arabayla gezmeye çıktığımızda google harita'da "yaşlı zeytin ağacı", "yaşlı zeytin ağacı ikizi" gibi adlandırılmış konumlamalar gördük ve buralara gitmeye karar verdik. ama zaten yollarda, henüz buralara varmadan, bir sürü heykelvari zeytin ağacını fark etmeye, arabayı durdurup fotoğraf çekmeye başlamıştık bile. 
zakintos bu anlamda bir cennet. sadece buradaki zeytinliklerde dolaşıp ağaçları seyrederek vakit geçirebilirsiniz. biz de az çok öyle yaptık. doğanın yarattığı heykellere hayran kalarak, aralarında dolaştık.





 

bunların en ünlüsü, tur otobüslerinin mola verdiği, adanın hatta dünyanın en eski ağaçlarından biri kabul edilen, haritada adı bile olmayan küçük bir köyün meydanındaki zeytin ağacı.





ağacın yakınında, 2-3 dakika yürüme mesafesinde taş kuyulardan oluşan bir alan var. burası da oldukça ilginç. bu alanında etrafında da yine asırlık, heykelsi zeytin ağaçları mevcut. aralarında dolaşmak çok keyifli.



dediğim gibi, google haritada işaretlenmiş olanlar dışında da adada dikkat çeken pek çok zeytin ağacı var. işte bunlardan bir-iki tanesi: