2 Mart 2009 Pazartesi
yollarında kaybolmak için müziğin...
1 Mart 2009 Pazar
moskovalı ustalardan keyifli bir konser
bu sene 30. yıllarını kutlayan vladimir spivakov ile moskova virtüözleri 1986'dan bu yana sık sık istanbul'un konuğu oluyorlar. [istanbul seyircisindeki değişimi spivakov'a sorsaydık (az değil 23 yıldır mütemadiyen bu şehirde konser veriyor) 86'daki seyirciyle 2009'da brahms'ın macar dansıyla bile tempolu alkışa yeltenen seyirci arasındaki fark konusunda eminim ilginç gözlemlerde bulunurdu.] viyolonsel repertuarına ingiliz yorumu
julian llyod webber'in pam chowhan ile bu akşam (28 şubat) cemal reşit rey konser salonu'nda verdiği konser sezonun unutulmayacaklarına yazıldı. yazık ki pek kısaydı; ara dahil 90 dakika bile sürmedi.ikili, bis olarak ilk önce bach'ın adagio'sunu çaldılar, son olarak da -tam bir ingiliz "humour"uyla- gayaneh'ten kılıçların dansı'nı yorumladılar. eh, yanılmamışlardı; türk seyirci kılıçların dansıyla çoştu, bu sayede britten'da, debussy'de öksüren, hışırdayan, sıkılan seyircimiz gider ayak galeyana gelmiş oldu!
28 Şubat 2009 Cumartesi
türk koreograflarından rengarenk bir buket
sibel kasapoğlu'nun her şeyiyle eklektik yapıtı "anadolu'nun sessizliği" ve berk sarıbay'ın esprili "düğünün mutfağı" ilk yarıyı oluşturuyor. "düğünün mutfağı" yaratıcılık ve kalite olarak maalesef sarıbay'ın bir-iki sene önce yine bir seçki içinde yer alan küçük ama müthiş zeki yapıtı "işte mutluluk bu!"nun çok altında; esprili olmak için fazla dağınık! selim-seda borak çiftinin başarıyla yorumladıkları sevimli düetiyle başlamasına rağmen gittikçe zorakileşen ve maalesef absürd bir anlamsızlığı bile yakalayamayan bir yapıt "düğünün mutfağı".
22 Şubat 2009 Pazar
!f'ten "insan" manzaraları
bir !f daha sona erdi.bu sene benim için pek parlak geçmedi. bu hafta da iki biletimi yakmak zorunda kaldım; neticede 5 filmle festivali kapadım [şimdiye kadarki !f'ler arasında en az film izlediğim yıl oldu 2009].
dün sabah emek'te seyrettiğim "okulçıkışı" (afterschool) adlı amerikan liselerindeki çürümüş hayatı ve kaybolmuş gençleri anlatan amerikan filminden sonra [gus van sant'ın "fil"ini (elephant) seyrettikten sonra ne akla hizmet bu filme gittim ki, hata bende!], kar soğuğunun hakim olduğu bu pazar sabahı da emek'teydim.
ancak geçen pazar kadar şanslı değildim[malum "tokyo!" küçük bir başyapıttı]; "isyan" (a zona) insanı isyan ettirecek kadar kişisel ve zor bir filmdi. bu portekiz filmini emek sineması'nın ısıtılmamış salonunda ürpererek seyreden bir avuç insandık [herhalde 50-60 kişiden fazla değildik].
nasıl olmuşsa, bunların arasına yolunu şaşırmış bir çift de sızmıştı [nedense bunlar da hep beni bulurlar]; belli ki yeni tanışmışlar, ısınma turlarındalar, genç beyimiz film başlamadan önce "nedir bu altyazı!" muhabbeti yaptı, kültürlü kızımız "bak, filmin içinde ingilizce altyazı olacak, biz de türkçe altyazıyı alttaki panodan takip edeceğiz" kıvamında bir açıklamayla karşılık verdi. hanımlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanırlar ya, erkekler de ne kadar zeki ve esprili olduklarını göstererek kızları kendilerine hayran bırakmaktan; doğrusu film de bayağı malzeme verdi genç beyimize, kızımız bütün film boyunca kıkırdadı, neyse ki üşümekten değil, keyiften.
genç kız hangi akla hizmet bu kıyıda köşede kalmış hüzünlü, kasvetli, ağır ve anlaşılmaz portekiz filmini seçmişti ki!
emek sineması'nda yer gösterme, yerine oturma faslı da bir alemdi !f sırasında!
nasıl emek sineması koca istanbul'da bir dinazor gibi kalmışsa tek başına, sinemalarda yer göstericilere bileti uzatmak ve küçük bir bahşiş vermek de unutulup gitmekte; !f'in "bağımsız ve genç" seyircileri böyle bir gelenekten haberdar bile olmayabilirler!
eh, bir yandan yer göstericiler yerlerini gösterdikleri her kişi sonrasında alamadıkları bahşiş yüzünden kendi kendilerine homurdanırken, diğer yandan da kafasına göre oturmak istediği halde yer göstericiye yakalanan "bağımsız" seyircilerimiz "ya, adam kafasına göre oturtuyor ya!" diye hayıflanıyorlardı; dervişin fikri neyse zikri odur misali.
mybilet sayesinde bilet alırken salon planından dilediği koltuğu seçebilen "bilinçli" seyirci salona girince neden yer değiştirmek ister, sırf "bağımsız" olabilmek için mi!
insan kendisinden de bağımsızlaşabilir mi!
PROTESTO
atatürk kültür merkezi mayıs sonunda apar topar boşaltıldığı için;
- 16. uluslararası istanbul tiyatro festivali'nin haziran ayı akm programı,
- 36. uluslararası istanbul müzik festivali'nin haziran ayı akm programı,
- istanbul devlet opera ve balesi'nin kullandığı iki salonun ekim 2008'den itibaren programı,
- istanbul devlet senfoni orkestrası'nın ekim 2008'den itibaren programı,
- istanbul devlet tiyatrosu'nun kullandığı iki salonun ekim 2008'den itibaren programı,
- istanbul devlet klasik türk müziği korosu’nun ekim 2008'den itibaren programı,
- ve sergi salonundaki etkinlikler
gerçekleşememiştir.
buna karşılık;
haziran 2008'den şubat 2009'a, yani 9 aydır atatürk kültür merkezi'ne tek bir çivi çakılmamıştır. bu gidişle, yenilemenin en erken hangi tarihte başlayacağı ve bitirileceği belli değildir.
bu kadar acemice yapılan bir iş sonucunda, akm'nin gerçekten ihtiyacı olan kapsamlı yenilemeden geçeceği de şüphelidir.
şu anda sinema ve televizyonlarda gösterilen "istanbul 2010 kültür başkenti" reklamında "istanbullu" olduğum için bana teşekkür ediliyor.
acaba ben, 2011'in 1 ocak'ında istanbul'a yaptıkları ve yapmadıkları için "istanbul 2010 kültür başkenti ajansı"na teşekkür edecek miyim?
16 Şubat 2009 Pazartesi
prensipli bir tiyatrocudan cesur bir davranış
ancak bu gelişme, her gülün birkaç da dikeni olur misali, ortalama seyircinin tiyatro oyunlarını sanki evinin salonunda televizyona bakıyormuş kadar rahatlıkta birbiriyle -veya kendi kendisiyle- yüksek sesle konuşarak veya tepki vererek izlemesini de beraberinde getirdi maalesef!
bazen oyun sırasında arkama dönüp "susun artık" diye bağırasım geliyor. oyun hele de küçük bir mekanda sahneleniyor, oyuncular sizden 1-2 metre uzakta oynuyorken, o konuşan seyirciler adına/yerine esas utanan/sıkılan ben oluyorum çoğunlukla.
şu anda, çok beğendiğim "444" adlı oyun hakkında yazmak yerine bunlardan bahsediyor olmak bile, o kendini bilmez ve tiyatro adabından bihaber seyircilerin benden ve bu oyuna emeği geçenlerden çaldıkları zaman ve enerji aslında!
"444" oyununun yazarı ve iki başrol oyuncusundan biri olan yiğit sertdemir, oyun bitiminde alkışları nazikce yarıda kesip "oyun boyunca evlerinde televizyon izler gibi konuşan arkadaşların ne konuştuklarını sizler de benim kadar merak ediyorsunuzdur herhalde!" diyerek tepkisini dile getirdi.
o arkadaşlar sadece konuşmakla kalmadılar; cep teleonları çaldı, bol bol mesaj aldılar, oyun sırasında yüksek sesle salakça yorumlarda/tepkilerde bulundular. bu arkadaşlar 25-35 yaşlarında 15-20 kişilik bir grup içinde oyuna gelmişlerdi.
benzer bir gruba başka bir oyunda (tiyatro stüdyosu'nun "nehrin solgun yüzü" adlı oyununda) denk gelmiştim; topluca gelmişlerdi, konuşmalarından facebook'tan bir grup olduklarını öğrenmiştim ve bilet alırken özel de indirim uygulanmıştı kendilerine.
"444" e gelen gruba da benzer bir bilet uygulaması yapılmış mıydı, bunlar tiyatro meraklısı mıydılar, yoksa bir çağrı merkezini mekan edinen oyunu merak etmiş bir çağrı merkezi çalışanları mıydı!
bilemiyorum? tek bildiğim saygısız oldukları!
2008'de müzikal yolculuk
prayer anja lechner & vassilis tsabropoulos chants, hymns and dance 3:50
risque teresa salgueiro & septeto de joao cristal voce e eu 2:37
800 mercan dede - ceza - tuğçe senoğul 800 7:43
fes trilok gurtu & arke string quartet arkeology 6:47
andante cantabile mitsuko uchida w.a. mozart the piano sonatas 6:27
berlin lars danielsson & leszek mozdzer pasodoble 3:16
1945 mor ve ötesi onno tunç şarkıları 4:50
menuett ulf wallin & roland pöntinen schnittke: works for piano and violin 3:28
reminder lars danielsson & leszek mozdzer pasodoble 4:23
voi che sapete… magdalena kozena mozart arias 3:06
faith, trust and pixiedust solveig slettahjell & slow motion quintet pixiedust 3:14
yaz yağmuru ayten alpman bir başkadır ayten alpman 4:27
gas matisse & dimitra galani compiled for kerem by dj pi314 4:38
city of night pink martini hey eugene 4:19
berimbass renaud garcia-fons trio arcoluz 6:08
maldição dulce pontes o coração tem tres portas 5:08
nusrat’a allap levon minassian & armand amar songs from a world apart 4:18
bahar
rondo alla zingarese emil gilels & amadeus quartet johannes brahms klavierquartet op.25 8:27
burn anoushka shankar & karsh kale breathing under water 5:45
bir çocuk sevdim aylin aslım onno tunç şarkıları 4:04
vicar street tord gustavsen trio being there 3:44
fuga y misterio emanuel ax & pablo ziegler los tangueros 4:35
los paraguas de buenos aires amelita baltar astor piazzolla 4:59
tango a mi padre anja lechner & dino saluzzi ojos negros 4:21
romanza sabine meyer & oleg maissenberg francis poulenc clarinet sonata no.1 5:23
ma dall’arido stelo divulsa leyla gencer un ballo in maschera 5:52
valsinha teresa salgueiro & septeto de joao cristal voce e eu 2:19
praying lars danielsson & leszek mozdzer pasodoble 4:14
tasnif-e saghar sagar aghili & ensemble dastan the endless ocean 12:06
tuesday wonderland esbjörn svensson trio tuesday wonderland 6:32
sway rosemary clooney our golden songs 2:38
a good man is hard to find barbra streisand just for the record, vol.2 3:34
yaz
vespers panayotis vouzas passage through paradise 0:45
psalom (1991/1993) kronos quartet early music 2:06
ballet des ombres heureuses john eliot gardiner & orchestre de l'opera de lyon orphée & eurydice 5:29
the rose vassilis lekkas manos hadjidakis: the popular market 2:13
using the apostate tyrant as his tool kronos quartet early music 3:54
j'ai perdu mon eurydice! anne sofie von otter orphée & eurydice 3:27
Χάρτινα Καράβια dimitra galani Μ' Ένα Γλυκό Αναστεναγμό 3:47
kırık vals sezen aksu deniz yıldızı 3:46
the drunken ship vassilis lekkas manos hadjidakis: the popular market 2:23
Νύχτα Χλωμή (Νουβιανό Τραγούδι Της Ερήμου) dimitra galani Μ' Ένα Γλυκό Αναστεναγμό 2:50
on the way back stephan micus athos a journey to holy mountain 8:58
ΕΜΕΝΑ ΜΕ ΣΥΜΦΕΡΕΙ dimitra galani Ανάσα η τέχνη της καρδιάς 4:33
fortune ennemie, quelle barbarie barbara hendricks orphée & eurydice 2:54
danse des furies john eliot gardiner & orchestre de l'opera de lyon orphée & eurydice 4:01
bells: tolling of the knell kronos quartet early music 1:28
güz
spaetherbst rias kammerchor & alain planes brahms zigeunerlieder 1:55
untitled amon tobim & e.san vollmond, music from the dance theater of pina bausch 5:43
adagio mitsuko uchida w.a. mozart the piano sonatas 7:06
adagio emmauelle bertrand & pascal amoyal charles alkan-sonate de concert op.47 9:53
airs slovaques idil biret - bilkent symphony orchestra - alain paris jules massanet - césar frank musique concertante pour piano 7:20
lilies of the valley jun miyake vollmond, music from the dance theater of pina bausch 5:32
happy times lang lang dragon songs 5:15
danzon no.2 gustavo dudamel & simon bolivar youth orchestra of venezuela fiesta 9:46
pefto nenad jelic vollmond, music from the dance theater of pina bausch 5:44
perpetum mobile fazıl say & patricia kopatchinskaja kopatchinskaja I say 1:44
scherzo sergiu celibidache & müncher philharmoniker bruckner 8 16:05
finale herbert grönemeyer leonce und lena 3:03
15 Şubat 2009 Pazar
!f'ten manzaralar : tokyo³

bu sabah emek'te enfes bir film seyrettim: "tokyo!"michel gondry'nin "iç mimari" (interior design) filmi -başka bir kaynaktan bildiğim kadarıyla aylığı 4000 dolar'dan başlayan 50/60 m2'lik daireler diyarı- tokyo'daki sıkışıklık, sıkıştırma, yığışma ve istifleme üzerine mükemmel bir denemeydi. paketleme sanatı, kurokawa'nın tek modüllük kapsül konutları, yanlış yere park ettiğinden dolayı çekilen arabaların sahibi tarafından geri alınmaması halinde preslenmesi, aralarında bir insanın ancak yan yan sürünerek girebileceği "aralıklar" bulunan yapılar, minimumda yaşanan bu kalabalıkta "yararlı olma", yani "fuzuli olmama" kaygısı...
leos carax'ın "bok"u (merde) üçlemenin kara mizahla yüklü kara koyunuydu. carax bu film ile, egzantrik derecede iğrenç ama bir o kadar da ilginç bir karakter hediye etti sinema dünyasına: fetiş oyuncusu denis lavant'ın canlandırdığı "merde". ["recep ivedik 2"yi görmedim ancak uğur vardan'ın radikal'deki yazısından bilgilendiğim kadarıyla tek sinemasal tarafı filmin başındaki recep ivedik'in sokakta karşılaştığı insanlara yaptığı eşşek şakaları yoluyla karakterinin tanıtıldığı tek plan çekilmiş sekansmış. bu sahnenin çok benzerini, tek uzun plan sekans olarak "bok"ta görmek şaşırtmadı değil beni! demek ki, aklın yolu bir!] kara mizah, eleştri, ne olursa olsun, japonların, kendileri hakkında bu kadar haksız şekilde kötü -ama müthiş eğlenceli- şeyler söyleyen bir filme para yatırmış olmalarını da takdir ettim doğrusu [millet olarak, 2010 kültür başkenti dolayısıyla istanbul için çekilmesi planlanan episodlu filmde "bok"takinin binde birine bile tahammül edemeyeceğimizi düşünüyorum]. carax "bok"un ikincisini new york'ta çekecekmiş; yakışır!
"tokyo!" !f kapsamında son olarak 17 şubat'ta caddebostan afm'de gösterilecek.

