saffet tanman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saffet tanman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2012 Pazartesi

in memoriam

chavela vargas, 1919

dave brubeck, 1920

cüneyt türel, 1942

 hans werner henze, 1926

metin erksan, 1929

larry hagman (1931)

reyent bölükbaşı, 1958

susanne lothar, 1960

leman çıdamlı, 1932

gore vidal, 1925

nigel charnock, 1960

carlo rambaldi, 1925

lebbeus woods, 1940

chris marker, 1921

 ilhan mimaroğlu, 1926

 tsilla chelton, 1918

ernest borgnine, 1917

mücap ofluoğlu, 1923

güngör dilmen, 1930

neşet ertaş, 1938

nora ephron, 1941

 brigitte engerer, 1952

oscar niemeyer, 1907

marvin hamlisch, 1944
donna summer, 1948
 dietrich fischer-diskau 1925
 robin gibb, 1949
 carlos fuentes 1928
seyfi teoman 1977

baykal kent, 1943

antonio tapies, 1923

whitney houston, 1963
theo angelopoulos, 1935

tony scott, 1944

tonino guerra, 1920

müşfik kenter, 1932

ayten alpman, 1929

erol günaydın, 1933

ravi shankar, 1920
solitario george, 1913

saffet tanman, 1912

neil armstrong, 1930



5 Ocak 2012 Perşembe

saffet anne'nin ardından...


yüz yıla yaklaşan yaşamının son on senesinde tanıdım onu. anneannemi ve ciciannemi kaybettikten sonra, o benim için yeni bir nine oldu. gerçi ben ona hep “saffet hanım” olarak hitap ettim; son iki yıldırsa o “bana 'saffet hanım' deme, 'saffet anne' de” diyecek kadar yakınlaştırdı beni kendisine. “nine”, “hanım”, “anne”, hitap şeklim ne olursa olsun, o aslında benim arkadaşımdı, yaştaşımdı, “aşkım”dı; aklı, zekası gençti, duyguları taptazeydi. esprilerine yetişmek çoğu zaman “zaman alıyordu”; o çoktan bir sonrakine geçmiş oluyordu. sayısız öğle yemeği sofrasından karnımda gülme krampları gözlerimde yaş, ayaklarım geri geri giderek ayrılmak zorunda kaldığımı hatırlıyorum. o, arkasında bıraktığı yaşanmışlığın zerre kadar ağırlığını hissettirmeden, etrafına taze ve muzip gözlere bakabilen, etrafındakilere kıymetli olduklarını hissettiren bir “hanım”dı.

son on yılda ister sıcak bir yaz günü mütevazi bir öğle yemeği olsun, ister yaşgünü kutlaması, isterse ada’da mehtap daveti, sayısız kere sofrasına konuk oldum, onun ve ailesinin cömert misafirperverliğinden payıma düşeni aldım… bir seferinde çıtır çıtır, kabarık kabarık peynirli puf böreklerine iştah ve keyifle yumulduğumu fark etmiş olmalı ki, ondan sonra ne zaman sofrasında bulunsam, “senin için özel olarak yaptırdım” puf böreklerini o sofradan eksik etmedi.

on yılda uzun uzun onunla aynı mecliste oturup anlattıklarını dinleme, fikirlerinden feyz alma, hatta bir-iki kere onunla başbaşa sohbet etme şansına erdim. umarım kırıntı da olsa bir şeyler öğrenebilmişimdir; kalp kırmamak, hoşgörülü olmak, yaşanılan her anın keyfini çıkarabilmek, hayata açık, geniş ve farklı bakabilmek, bakmanın ötesinde yaşama cesaretini göstermek, inandıkların uğruna yılmadan uğraşmak...

ailesinin bütün erkekleri bir şekilde şehir dışında olduğu için, 2010 yılının sonbaharında akademi’de düzenlenen tanpınar sempozyumunda ona kavalyelik etme onuruna ermiştim. hayatımın en güzel, unutulmayacak günlerinden biriydi.
sayısız insanı büyülemiş, sohbeti ve zekasıyla etkisi altına almış, tabir-i caizse “feleğin çemberinden defalarca geçmiş” biri olarak, oturum öncesi okulun kafesinde otururken toy bir konuşmacı gibi yüreği pırpır atıyordu; “konuşabilecek miyim, umarım dinleyicileri sıkmam, içerisi kalabalık mı…” deyip duruyordu. ne zaman ki sahneye çıktı; endamı, hali ve tavrıyla adeta devleşti. söz ona geldiğinde ise, daha ilk anlarda salondaki herkesi etkisi altına almıştı bile.

tanpınar’ın ilham perisi, bir istanbul hanımefendisi saffet tanman yeni yılın ilk günlerinde bizlerden ayrıldı.
bütün yakınları gibi ben de kendisini çok özleyeceğim…

29 Ekim 2010 Cuma

kasım'ın ilk haftasında iki dikkatçekici etkinlik


önümüzdeki hafta istanbul'da, içerikleriyle birbirinden ilginç ve az rastlanır iki sempozyum var.
ne tesadüf -ve mutluluk- ki, ikisi de mimar sinan g.s. üniversitesi'nde.

aman yanlış anlaşılmasın, ruhsuz bomonti kampüsünde değil, fındıklı'daki yalı-saraylardan bozma ana kampüste, sedad hakkı eldem oditoryumu'nda.



haftanın ilk iki günü; 30 ekim - 2 kasım tarihleri arasında düzenlenecek istanbul tanpınar edebiyat festivali kapsamında uluslararası katılımlı bir sempozyum gerçekleşecek: "türkiye'de ve dünyada tanpınar zamanı".
fatih özgüven'den selim ileri'ye, hilmi yavuz'dan murat gülsoy'a birbirinden heyecanverici sunumların olduğu programda öne çıkan oturumlardan biri ilk gün sabah gerçekleşecek: "tanpınar'ı tanımak". bu oturuma katılacak 96 yaşındaki hanım, duyduğuma göre tanpınar'ın "huzur" romanındaki nuran karakterine esin kaynağı olmuş.
sempozyumun detaylı programı için tıklayınız.





haftaiçinin son iki günü gerçekleşecek sempozyum ise bence daha da ilginç ve ender denk gelinebilecek bir konuda; ölüm ve sanat hakkında.
programı aşağıdaki gibi olan, gevher gökçe acar'ın düzenlediği "ölüm sanat ve mekan sempozyumu"nda ölüm temasının sanattaki yansımaları geniş bir perspektifte ele alınacak; edhem eldem'in, erdal erzincan'ın, ilke boran'ın sunumlarını merakla bekliyorum. kaçırmamalı!


ne şanslıyız ki ölüm ve sanat konusu sadece sempozyumda değil, bütün haftaya yayılan kapsamlı etkinliklerle mercek altına alınacak: fotoğraf sergisi, konser ve film gösterimleriyle...