paul lightfoot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paul lightfoot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2018 Cuma

ndt 1'in istanbul tiyatro festivali gösterimleri



ndt tartışmasız dünyanın, belli bir koreografla anılmayan en iyi çağdaş dans topluluğu, aynı zamanda da en popüler; yani hem eleştirmenleri, hem seyircileri, hem de alanındaki meslektaşlarını tatmin edebiliyor. bir ndt gösterisi seyrettiğinizde, program farklı koreografların yapıtlarından oluştuğu için, dünyadaki çağdaş dansın gidişatına, güncelliğine dair bir fikriniz oluyor.

ndt1'nin istanbul seyircisine sunduğu dört yapıtlık, iki aralı, yaklaşık üç saat süren program genel olarak tatmin ediciydi.
topluluğun genel sanat yönetmenliğinden 2020 yazında ayrılacağını geçenlerde açıklamış olan, sekiz yıldır bu görevi sürdüren paul lightfoot'un, hem bütün yapıtlarında hem de hayat ortağı sol leon'la tasarladıkları birer iş akşamı açtı ve kapattı ("shut eye" ve "shot the moon") . iki leon&lightfoot yapıtı arasında, topluluğun iki yerleşik koreografının, marco goecke ile crystal pite'ın birer işi vardı.
programın en çarpıcı, en etkili, en farklı yapıtı pite'ın "the statement"ı idi. "the statement"ın benim açımdan öyle olacağı kağıt üzerinde belliydi, şaşırmadım; 28 kasım akşamki seyircinin de en çok, en güçlü, en çılgınca ve ayakta alkışladığı, en sevdiği yapıtın o olmasına ise sevindim.

.

crystal pite

eski william forsythe dansçısı, kanadalı crystal pite son yılların en üretken, en aranan ve çok yönlü koreograflarından biri. pite'ın işleri kabaca iki damardan ilerliyor. bir, kendi topluluğu kidd pivot ile dans tiyatrosuna göz kırpan, edebi tadı olan işler üretiyor; dört yıl önce münih turnesinde seyrettiğim shakespeare uyarlaması "the tempest replica" ve topluluğun sükse yapan, ses getiren, ödül alan son yapımı "betroffenheit" bunlardan ikisi.
pite'ın diğer damarı ise, büyük opera kurumlarının kalabalık bale/dans topluluklarına yaptığı, unison (bütün dansçıların aynı hareketleri yaptığı) ağırlıklı koreografilerin baskın olduğu işler; bunlardan paris opera balesi'ne yaptığı "the season's canon"a, kayıttan seyrederken bile ağzım açık, hayran kalmıştım.
pite uzun yıllardır ndt1'in de yerleşik koreografı; yani bu topluluğa düzenli olarak işler üretiyor.

pite "betroffenheit"da jonathon young ile yaptığı işbirliğini ndt1 için tasarladığı "the statement"ta da sürdürmüş. ikili şubat sonunda prömiyer yapacak olan yeni kidd pivot işi "revisor"da da beraber çalışıyorlar.
"the statement"ın "betroffenheit" ve kidd pivot'un sitesindeki açıklamadan anladığım kadarıyla "revisor" ile ortak özelliği koreografinin söz ile hareket arasında kurulan ilişki üzerine inşa edilmiş olması; kayıt edilmiş diyalogların beden yoluyla vücuda gelmesi. beden hareketi deyince bundan sadece jestler anlaşılmasın; dansçılar sadece jestler icra etmiyor, bedenlerinin bütünüyle adeta konuşuyorlar, edilen sözlerin içeriklerini bedenlerinden geçirerek dışarıya vuruyorlar.

the statement, crystal pite

"betroffenheit"tan bu koreografik tasarımı bildiğim için, "the statement"ta beni en çok etkileyen yapıtın bu özelliği olmadı.
20 dakikalık orta metraj bir yapıt olmasına rağmen "the statement"ın etkisinin bende uzun süre devam etmesine esas sebep olan, yapıtın kurgusuydu. ilk 10 dakikada gerçekleşen dört kişilik tartışmanın, sonraki 10 dakikada geriye sarılıp, parçalara bölünerek, bu sefer sözlerin birebir dışavurumunun değil, tartışmanın kişiler üzerinde yaptığı/yarattığı psikolojik etkilerin bedensel karşılıklarının dışavurulması bence yapıtın en can alıcı, en ilginç ve beni heyecanlandıran -kurgusal- özelliğiydi.
tartışmanın; detayları verilmeden, ama sezdirilerek günümüzün devletlerinin veya gizli servislerinin pis işlerine göndermelerde bulunan içeriği etkili, tek bir büyük bir masa etrafında, altında, üstünde dönüyor olması etkileyiciydi.
"the statement"ın kurgusal tasarımından sonraki en nefes kesici ve olağanüstü özelliği ise, sahne mekanının genelini ve masa nesnesinin (altını, yanını ve özellikle de farklı mesafelerde üstünü) kullanan, tom visser'e ait atmosferik ve dinamik ışık tasarımı idi.

.

woke up blind, marco goecke

programın diğer ara-yapıtı "woke up blind"; müzik seçimiyle (iki jeff buckley şarkısı), sadece sade bir ışık tasarımının hakim olduğu boş sahnesiyle ve hızlı jest, mimik ve el-kol hareketlerinden oluşan ayrıksı hareket tasarımıyla tipik bir marco goecke işiydi.
goecke günümüz çağdaş dans dünyasında kendine özgü hareket kalitesi ve vokabüleri yaratmış az sayıda koreograftan biri. onun bir yapıtını seyrettiğinizde tanımamanız mümkün değil; çok kendine has bir dünya yaratıyor sahnede ve bunu sadece ve sadece hareket tasarımıyla, beden kullanımıyla (nefesle, sesle, hareketin tasarımının yanısıra hızıyla oynayarak) yapıyor. goecke ne belli bir anlatıya ihtiyaç duyuyor, ne komplike ışık tasarımlarına, ne video görüntülerine, ne de devasa, dönen, kalkan inen, dökülen, fışkıran sahne tasarımlarına. belki ona özgü hareket tasarımının yanına bir de müzik seçimini eklemek lazım, çünkü müzikler hareketlerin ayrıksılığıyla aynı frekanstalar. bütün bu saydığım özelliklerinden dolayı goecke'yi önemsiyorum ve seviyorum. (daha önce onun hakkında uzunca yazdım, merak eden tıklayabilir)

.

istanbul seyircisi ndt'yi yakından tanıyor; en azından benim takip ettiğim kadarıyla şehrimize daha önce dört defa geldiler: bir kere ndt1 (2004), üç kere ndt2 (1994, 2010, 2012).
ndt1'in istanbul'a tekrar bir turne yapması şahane bir olay. 28-29 kasım'daki istanbul tiyatro festivali kapsamındaki iki gösterinin kapalı gişe olmasından, istanbul seyircisinin tanımak dışında ndt'yi sevdiği de anlaşılıyor. dolayısıyla keşke istanbul'a üç-dört yılda bir gelseler. onları kim getirirse; ister iksv ister zorlu, bilet satma konusunda pek zorluk yaşamayacağı kesin.

ancak; her ne kadar, kalitesi tartışmasız ndt'nin bir kere daha istanbul'a konuk olmasından memnun ve seyrettiğim gösteriden genel olarak tatmin olsam da, iksv onları özel program olarak getirebilecekken neden tiyatro festivaline dahil edilmiş olduklarını anlamış değilim.

tiyatro festivali'nin programına dans alanında, popülerlikten ziyade kilometretaşı olmuş veya yeni  şeyler deneyen koreografları ve toplulukları almak daha doğru bir tercih olmaz mı.
iki sene önceki festivalde christian rizzo adeta nefes kesiciydi, ama maalesef ndt gibi salonu dolduramamıştı, ki zorlu'nun küçüğündeydi. dolayısıyla festival direktörü leman yılmaz risk almakta çekiniyor olabilir haklı olarak.

dans alanında çok çok önemli isimlerden maguy marin'in hala istanbul'a davet edilmemiş olması büyük bir ayıp değil mi. müthiş üretken anne teresa de keersmaeker istanbul'a tekrar tekrar gelmeyi hak etmiyor mu. yenilerden; pite'ı kendi topluluğu kidd pivot ile seyretmek, böyle ekmek arası döner misali seyretmekten daha doyurucu olmaz mı. hadi, büyük ihtimalle yapıtlarının içerdiği çıplaklıktan dolayı dimitris papaioannou veya alain platel getirilemiyor istanbul'a, yapıtlarının neredeyse hiçbiri çıplaklık barındırmayan wayne mcgregor'u veya peeping tom'u bir an önce istanbullu dans severlerin ve öğrencilerinin karşısına çıkarmak isabetli olmaz mı.

velhasıl; ndt1 istanbul tiyatro festivali'nde enerjiyi ve heyecanı yükseltti, belli bir kalitesi de olduğu yadsınamaz, ancak pite bir kenarda tutulursa dansa yeni bir bakış açısı sundu mu, görüşümüzü genişletti, nefesimizi kesti mi, sanmıyorum. estetik açıdan güçlü, hareket eden tablolar seyrettik, o kadar!

1 Temmuz 2018 Pazar

nederlands dans theater 2'nin izmir turnesi

(fotoğraf: mehmet kerem özel, 21 haziran 2018, izmir ahmed adnan saygun sanat merkezi)

dünyanın -tek bir koreografa bağlı olmayan veya tek bir koreografla anılmayan- en iyi çağdaş dans kurumu NDT/nederland dans theater (hollanda dans tiyatrosu)'nun 2 numaralı topluluğu, 32. uluslararası izmir festivali kapsamında 21 haziran akşamı ahmed adnan saygun sanat merkezi'ndeydi.

1959'da kurulan NDT'nin başında, uzun dönemler boyunca -aynı zamanda koreograf da olan- genel sanat yönetmenleri bulunmuş. bunlar arasında efsaneleşen hans van manen ve jiri kylian NDT'yi günümüzdeki kalitesine yükseltmiş olan iki isim. 2011'den beridir ise paul lightfoot topluluğun artistik rotasını çiziyor.

NDT'nin iki topluluğu var: NDT1 ve NDT2. tahmin edileceği gibi NDT1 kurumun esas ve prestije sahip topluluğu. NDT2'nin 1'den tek farkı, aslında sadece kadronun daha genç dansçılardan kurulu olması (kylian döneminde bir de yaşlı dansçılardan kurulu NDT3 vardı). bunun dışında; NDT 2'nin repertuvarında da dünyaca ünlü koreografların yapıtları ve dünya prömiyerleri var, NDT2 de yılda en az NDT1 kadar gösteri yapıyor, dünyada isteniyor, bolca turneye çıkıyor.
NDT2'in en önemli özelliği ise, NDT1'e dansçı yetiştiriyor olması. 2017 aralık'ında Heerlen'deki NDT1 gösterisi öncesi fuayedeki söyleşiye konuk olan -o akşamın dansçılarından- chloé albaret söylemişti; NDT2'de dans etmeden NDT1 dansçısı olunamadığını, kendisinin de bir yıl öncesine kadar NDT2 dansçısı olduğunu.

dolayısıyla bu kadar önemli bir topluluğun izmir'e geleceğini duyunca kaçırmak olmazdı. ben istanbullu bir seyirci olarak sadece bu gösteri için kalkıp izmir'e gittim.
salon bayağı doluydu, ama istanbul'dan kaç çağdaş dans öğrencisi zahmet edip izmir'e geldi, merak ediyorum.

gösteri başlamadan önce
(fotoğraf: mehmet kerem özel, 21 haziran 2018, izmir ahmed adnan saygun sanat merkezi)

NDT2'nin NDT olması dışında, izmir turne programı kağıt üzerinde bile heyecan vericiydi; dört koreografın birer orta metraj yapıtından oluşan üç yapıtlık bir akşam.
koreograflar arasında benim için özellikle johan inger ve marco goecke isimleri heyecanlanmam için yeterliydi. aynı zamanda kurumun genel sanat yönetmeni olan paul lightfoot ile partneri sol leon'un işlerinden bir türlü keyif alamadığım için -akşamı kapatacak- üçüncü yapıta biraz mesafeliydim. maalesef bu sefer de öyle oldu; leon & lightfoot'un sad case'ini pek beğenmedim ve onların işlerinden haz etmeme halim bu seferden sonra da değişmedi.



akşamın açılışını yapan out of breath (nefessiz) adlı güçlü işin sahibi johan inger'in adını, yıllar önce istanbul'da hayran hayran seyrettiğim walking mad (NDT 1, 2004) ve as if (cullberg ballet, 2006) adlı iki işten dolayı kenara not etmiştim. bir daha ne yurtdışında ne istanbul'da bir işini canlı seyretme imkanım olmamıştı.
out of breath inger'e duyduğum ilgiyi canlı tutan kalitedeydi. inger yine; karanlık ve huzursuz bir atmosferi olan, sert ve asimetrik bir yapıt ortaya koymuş. sahnenin tam ortasında kıvrık ve eğik bir duvar var; duvarın bir tarafı yüksek, ucuna doğru alçalıp zeminde kayboluyor; batmakta olan bir gemi gibi; ya da bir yerden burnunu uzatmış çıkmaya çalışan bir kütle sanki. sahne ortasında bir duvar olur da dansçılar onu kullanmaz mı, tabii ki de; ona yaslanıyorlar, çarpıyorlar, onun üzerine çıkıyorlar, ama en önemlisi, kıvrımın içinde kayboluyorlar, içine düşüyorlar, çıkmaya çalışıp tekrar gömülüyorlar.
duvarın kullanılma şekli ve çağrıştırdığı hisler ile; hareketlerdeki tereddütler, çırpınışlar, ileriye doğru hamle yapıp yarım kalışlar, kadınların hareketlerinin ve bedenlerinin erkekler tarafından manipülasyonu gibi koreografik tercihler birebir örtüşüyor; solo, duo, trio ve unison dansların asimetrik kurgusuyla da out of breath'in tekinsiz ve güvensiz atmosfer pekişiyordu.

inger'in adrenali yükselten işi, akşamın devamı için beklentimi daha da arttırdı. ikinci yapıtın koroegrafı marco goecke'nin adını çok duymuş, hakkında 2016'da yapılmış 52 dakikalık thin skin adlı belgeseli izlemiş, ancak hiç bir yapıtını canlı seyretmemiştim; dolayısıyla izmir programının merakla beklediğim bölümüydü goecke'ninki.

bu arada belirtmeden geçmek istemem: bu seneki istanbul tiyatro festivali'nde bu sefer NDT'nin amiral gemisi 1'i seyredeceğiz ve programda bir de goecke yapıtı var.
istanbul programında ayrıca crystal pite'ın da bir yapıtı var ki; pite da son yılların en aranan, ödüllere boğulan, kendi topluluğu kidd pivot ile yaptığı daha sanatsal ve underground işlerin yanısıra paris opera, londra kraliyet ve kanada ulusal baleleriyle devasa kadrolu işler üreten, ünlü bir koreograf. NDT1'in programındaki the statement işi istanbul seyircisinin pite'ı tanıması açısından ancak bir prolog olabilirse de, hiç yoktan iyidir.
dolayısıyla 28-29 kasım 2018'deki NDT1 gösterilerini kaçırmamak lazım!

marco goecke

goecke'ye ve izmir'de hayranlıkla seyrettiğim wir sagen uns dunkles (karanlık sözler ediyoruz birbirimize)'ye dönersem;
goecke; 1972 wuppertal doğumlu, wuppertal denince akla ilk gelen pina bausch'un tedrisatından hiç geçmemiş, hatta kendisi hakkında yapılan belgeselde 14 yaşında ilk defa okulca operaya gittiklerinden bahsedip, pina hakkında tek bir kelime etmeyen, münih'te aldığı bale eğitimini wuppertal'den kaçmak için fırsat olarak gördüğünü söyleyen, belgeselde william forsthye'a da "giydiren", kendine has, ilginç bir kişilik.
özellikle son 10 yılda avrupa'nın yükselen koreograflarından biri haline gelen goecke; kariyerine scapino ballet rotterdam'a yapıt üreterek başlamış, o işlerle ününü kazanmış, günümüzde de stuttgart ballet, le ballets de monte carlo, NDT gibi avrupa'nın önemli topluluklarıyla düzenli olarak çalışıyor. goecke bir çok diğer ödülün yanısıra 2006'da prestijli prix nijinsky'i almış, NDT'ye yaptığı işlerle iki kere hollanda'nın dans ödülü zwaan'a aday olmuş, bir keresinde kazanmış.



wir sagen uns dunkles (karanlık sözler ediyoruz birbirimize) program kitapçığında belirtilmese de paul celan'ın corona isimli şiirinden bir dize. celan bu şiiri, yaşadıkları yıllarda aşk ilişkileri gizli kalmış ingeborg bachmann'a yazmış.
goecke 2017 tarihli yapıtında hiç bir şekilde birebir bu iki edebiyatçının ilişkisini anlatmıyor, ama iki insan arasındaki zor, ayrılıklar ve kavuşamamalarla dolu, meşakkatli herhangi bir ilişkinin ruh halini; hızlı, anksiyeteye kapılmış gibi çırpınan, takıntılı gibi aynı hareketi tekrarlayan, ayrıksı jestlerle birbirine sarılan, birbirini öpen veya partnerinin gözündeki yaşı silen koreografide algılamak mümkün. koyu renk sahne, dansçıları takip eden geniş ışık huzmeleri ve arkası püsküllü pantolonların yarattığı huzursuzluk hissi kadar; schubert ve schnittke'nin yapıtları ile placebo'nun üç şarkısının karşılıklı paslaşmasından oluşan sıradışı müzik peyzajı da wir sagen uns dunkles'in ayrıksı atmosferini tamamlıyor.

guido dutilh

yapıt bittiğinde salonda herkes ayakta alkışladı 11 kişilik kadroyu; akşamın doruk noktasının wir sagen uns dunkles olduğu kesindi.
akşamın sonunda ise; NDT2'nin genç dansçılarının üç yapıtta da harikalar yarattıklarını söyleyebilirim. belli ki NDT iyi ellerde ve 1'e geçecek nesil oldukça sağlam. benim gözlemim dışında, bunun diğer bir kanıtı da, geçtiğimiz hafta açıklanan 2018 zwaan ödülü en iyi erkek dansçı adayları arasında bir NDT2 dansçısının olması: guido dutilh.
izmirli -ve sırf bu gösteri için izmir'e gitmiş- seyirciler olarak ne mutlu ve şanslıydık ki guido'yu, hem aday olduğu yapıttaki, yani wir sagen uns dunkles'deki rolüyle, hem de o akşamki diğer bütün yapıtlarda doyasıya seyretme imkanına eriştik.

şimdi gözler NDT1'in kasım ayındaki istanbul turnesinde..

19 Haziran 2012 Salı

ndt2 ziyafeti

yanılmıyorsam ndt’nin istanbul’a dördüncü gelişi; ilki 1994’de ndt2, sonra 2004’de ndt1 ve en son 2010’da tekrar ndt2 ile. ve geçtiğimiz perşembe-cuma akşamlarında, hollanda-türkiye ilişkilerinin 400. yılı şerefine ndt2 şehrimizi tekrar şenlendirdi. gerçi böyle bir kutlamaya ndt1 yakışırdı.
her ne kadar kalite olarak ndt1’den pek aşağıda olmasalar da ndt2 nederlands dans theater’ın gençlerden kurulu grubu; yaş sınırı 23.

ndt2’in programında dört yapıt vardı. ilk ikisi çağdaş dansın iki ustası jiri kylian ve hans van mannen’dendi. kylian’ın mahler’in “lieder eines fahrenden gesellen” şarkıları üzerine yaptığı koreografi akşamı başlattı. beş çiftin rol aldığı yapıtta özellikle 1. ve 4. çiftin dans ettikleri koreografileri çok beğendim; romantik etkisi yüksek, akıcı ve alışılmadık kompozisyonlara sahiptiler. dansçılar da koreografinin hakkını verdiler.
van manen’in işi “simple things” bence akşamın en zayıf yapıtıydı. yine de; yapıtı açan ve kapatan kıvrak koreografide iki erkek dansçının bedenlerini kullanışları etkileyiciydi.

akşamın son iki yapıtı ara verilmeden arka arkaya sahnelendi: sol leon & paul lightfoot imzalı 4 dakikalık “shutters shut” ve alexander ekman imzalı 27 dakikalık “cacti”. genç koreografların üçü de ndt’den yetişmişler.



2003 tarihli “shutters shut” leon ile lightfood’un, gertrud stein’ın kendi sesinden dinlediğimiz “if i told him” şiirinin ritmini, vurgusunu ve sözlerini jest ve mimikler yoluyla harekete dönüştürdükleri kısa ve etkili bir işti. beckettvariydi, seyirciyi diri tutan ekspresif bir işti.

ekman’ın 2010 tarihli “cacti”si ise akşamın prodüksiyon bakımında en komplike yapıtıydı. bir kere; 16 kişilik ekibin tamamı sahnedeydi; yapıtın sıkı matematiğini hiç aksatmadan dans ettiler. ekman koreografi dışında kostüm ve sahne tasarımını da imza atmış. sahne tasarımı tek bir birim öğenin, üzerinde bir kişinin dans ettiği beyaz platformun, çoğaltılmasından oluşturulmuştu. kabaca iki bölümlü yapıtta aynı malzemelerin kullanılmasıyla birbirine tamamen zıt iki mekan tasarımının oluşturulması çok etkileyiciydi. ilk bölüm ortogonal/ızgara düzenliydi, iki boyutluydu. ikincisinde ise çapraz açı üzerine karmaşık bir düzende yerleştirilen platformlar perspektif ve derinlik hissini kuvvetlendirdi, üç boyutlu hacimsel etki yarattı. yapıtın ışık tasarımı (tom visser) dudak ısırtıcıydı; yerli koreograflar ve ışık tasarımcılarımız için ufukaçıcı olmuştur herhalde.
“cacti” absürd ve eğlenceli atmosferi ile “shutters shut”ın arkasına yakıştı. hareket dilinde de iki yapıt akraba gibiydiler.



çıkışta bir çok kişinin leon & lightfoot ve ekman’ın yapıtlarından büyülenmiş olarak “keşke bir akşam daha olsaydı bir kere daha izleseydik” dediğini duydum; benim içimden de aynı hisler geçiyordu…