dünyada bir köşe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünyada bir köşe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2018 Perşembe

"dünya düz?"; neden olmasın, sanat öyle yorumluyorsa...



evrende her boşluk bir şekilde doluyor. istanbul tiyatro festivali mayıs'tan çekildi kasım'a gitti, yerine ekim'deki dünyada bir köşe / a corner in the world festivali yerleşti, iyi de oldu.
bu sene üçüncüsü düzenlenen festival 02-13 mayıs tarihlerinde bomontiada ve msgsü bomonti yerleşkesi'nde gerçekleşti. bu sefer kültür-sanat yazarları ve gösteri sanatları camiamız daha bir ilgi gösterdi festivale; önceki iki senede görmediğim simalara, dostlara rastladım gösteri öncelerinde. sanırım bunda, festival ekibinin (yani burcu yılmaz, claire zerhouni ve fatih gençkal'in) sezon boyu bomontiada alt'ta yarattığı sinerji kadar bu seneki programın önceki ikisine nazaran daha olgun olmasının da rolü var.

festivali tam anlamıyla takip edemedim; (mekan sıkıntısından olsa gerek) bazı gösterimler haftaiçi çalışma saatlerine konduğundan veya birbirleriyle çakıştığından, festivalin son iki gününü de bergama'daki festivale ayırınca, "dünya düz?" temalı bu seneki festivalde ancak beş köşe tutabildim, yani beş iş seyredebildim. seyrettiklerimin çoğu hakkında burada yazdım. gösteri sonrası söyleşiler dışında maalesef hiç bir sanatçı söyleşisine, konsere veya başka bir yan etkinliğe katılamadım. yine de festivalin insanı rahatlatan ve özgürleştiren havasını yeterince içime çekebildiğimi düşünüyorum.

ilk yılından itibaren bu festivali çok önemsiyorum. çünkü odağını ülkemizin etrafındaki coğrafyaya çeviriyor; programını komşularımızdaki, yakınlarımızdaki üretimlerden oluşturuyor, gösteri sanatları alanında akdeniz ve ortadoğu coğrafyasında neler olup bittiğinden haberdar ediyor, oraların kalburüstü işleriyle buluşturuyor bizleri. herhangi bir avrupa başkentinde çok rahatlıkla karşılaşabileceğiniz ama istanbul'a kolay kolay çağrılmayan bu sanatçılarla tanışmak, onların dünyalarına girmek çok önemli; çünkü benzer dertlerden muzdaribiz ve onların bunları nasıl/ne şekilde sanatsal üretimlere çevirdiklerine tanık olmak bakışımızı genişletiyor.
şehrimizde arap ve balkan ülkelerinden sadece turist değil, sanatçı ağırlamak, onların atölyelerine, söyleşilerine katılmak müthiş bir imkan ve dünyada bir köşe festivali üç yıldır bu imkanı sağlıyor bize. kıymetinin bilinmeye başlanmış olmasını görmek de ayrıca sevindiriyor beni.

her yıla döndüğü için programı daralan iksv istanbul tiyatro festivali sadece bir yabancı dans topluluğu ağırlayabilmişken, dünyada bir köşe'nin tam dört uluslararası dans yapımını programına dahil etmiş olması ve bunların her birinin nitelikli işler çıkması; bir danssever olarak beni ayrıca mutlu etti, belirtmeden geçmek istemem..

önümüzdeki dünyada bir köşe festivali’ni iple çekiyorum..

5 Aralık 2017 Salı

şaşırdık mı; hayır!



geçenlerde bir gazetede çıkan, semih fırıncıoğlu ile yapılmış söyleşiden öğreniyoruz ki, eylül ayından beridir gösteri sanatları için kullanılan bomontiada'nın yedi alt mahzeninden dördü ara güler müzesine çevrilecekmiş. şaşırdık mı; hayır!

bomontiada zaten başlı başına bir mutenalaştırma projesi; bomonti'nin çehresinin dönüştürülmesinde hızlandırıcı bir faktör. şehrin gözden ve değerden düşmüş bölgelerini mutenalaştırmada, oraya kültür ve sanatın enjekte edilmesi 1960'ların new york'undan (örneğin, işbilir bir emlakçı gibi çalışan belediye başkanı robert moses'in fikir babası olduğu lincoln merkezi'nden) beri yapılagelen bir uygulama. bomontiada da bu geleneğin bir takipçisi. dolayısıyla belki biraz ironik gelebilir ama bence aslında alışılmadık ve beklenmedik olan şu anki durumdu.

nedir bu alışılmadık durum peki, söyleyeyim: bomontiada'nın mahzenlerden oluşan "alt" kısmının başına fatih gençkal gibi, yaptığı organizasyonlara (şimdiye dek iki edisyonu gerçekleşmiş olan "dünyada bir köşe"yi düşündüğümde) davet ettiği işlerde bitmiş olandan, yani cilalanmış parlak "sonuç"lardan ziyade sürmekte, araştırılmakta olanı, yani çapaklı, bitmemiş "süreç"leri öne çıkaran, davet ettiği sanatçıların birbirleriyle iletişime ve etkileşime girebilecekleri ortamları yaratmaya gayret eden ve seyirciyi pasif konumundan çıkarmaya yönelen, tek başına değil ekip çalışmasını önemseyen bir sanatçı ve direktörü getirmek. gençkal'ı tiyatro camiamızın bohemi olarak tanımlasam bana alınmaz herhalde.

bohemlik üzerinden marais'nin prim yapıp mutenalaşması paris'e özel bir durum. marais'de hala ikinci el giysi dükkanları duruyor mesela; yanlarındaki cos'larla birlikte; bizde cos ancak zorlu'da veya bağdat caddesi'nde olabilir.
aynı bohemlik istanbul'da bomonti'de işlemez. çünkü istanbul'da "mutenalaşan" bölgelerin yeni sakinlerinin aradığı sanat değildir, "görünürlük"tür; pahalı yemekler yenmeli, içkiler pahalı olmalı, herkesin ulaşamadığı "şey"lere sahip olunduğu diğerlerine gösterilmelidir. marka kıyafetler giyilmelidir; değil mi ki ikinci el. ikinci el kıyafet mağazaları günümüzde beyoğlu'nun pasajlarından bile yavaş yavaş sürülmekte; beyoğlu'nu beyoğlu yapan diğer her şey gibi kadıköy'e...
hızlıca konumuza geri dönersek; bomonti'de "yukarda" bir bardak bira fiyatına "aşağıda" bir gösteri izleyebiliyordunuz; hala izleyebiliyorsunuz, ama ne zamana kadar, şüpheli.

fatih gençkal'ın bir şansı bu sezon başında, mahzenlerden birine özel bir proje yapması için semih fırıncıoğlu'nu davet etmesi oldu. fırıncıoğlu orada ürettiği projenin yaratım sürecinde, istanbul'da kendi "ada"larına kapanmış tiyatrocuların aksine açık ve davetkar bir strateji izledi, daha önce istanbul'da pek duymadığımız "açık prova" kavramıyla tanıştırdı bizi. tarih ve saati belli açık provalar dışında da fırıncıoğlu'nun provaları genç tiyatroculara açıktı; onlarla sohbet etti, birbirleriyle etkileşebilecekleri rahatça söz söyleyebilecekleri ortamı yarattı. o sözcüğü nedense pek sevmem ama, bomontiada'nın ALT'ındaki mahzenlerde "sinerji" oluştu.

fatih gençkal'ın kapsayıcılığı ve semih fırıncıoğlu'nun desteğiyle; aslında gösteri sanatları için fiziksel olarak çok da elverişli olmayan o mahzenlere güz ayları boyunca genç tiyatrocular, dansçılar, performansçılar girip çıkar oldular; ALT'ın kapısının önündeki ahşap kütüklerin üzerinde bir yandan sigaralar içilirken, bir yandan da biraz önce seyredilmiş gösteriler hararetli bir şekilde tartışılır oldu; yeni tanışmalar yaşandı, fikir alışverişleri yapıldı.

yatırımların en zoru ve en görünmeyeni ve tabii ki en uzun vadeli olanı insana yapılan; geriye dönüşünü göremeyebilirsiniz, an itibariyle reklamını yapamazsınız, size şimdiki zamanda prestij sağlamaz.
bir yatırımcı olarak bir mekan yaptırdığınızda; açılışını yaparsınız, önüne geçip fotoğraf çektirirsiniz; beklemeniz, sabretmeniz gerekmez. hele bir de harcamanızı vergiden düşme imkanınız varsa keyifinize diyecek olmaz; ama insana yatırım öyle mi!
bomontiada'nın işletmecisinin de böyle bir vizyonu, sabrı yok anlaşılan; acelesi var, bu ülkedeki çoğu yatırımcı gibi. ve bu yüzden de, daha yeni yeni yeşermekte olan bir fidanı rahatlıkla kesebiliyor. zaten çok büyürse de deniz manzarasını kapatır; yaşken budamakta fayda görmüş olmalı!

-----
önemli not:
fatih gençkal duyarlı ve hassas bir yaklaşımla, festivalden bağımsız olarak alt'taki "a corner in the world" ekibinin emeğini kendisi tek başına sahipleniyormuş gibi bir algının olmaması için beni uyardı: bomontiada-alt'ta fatih gençkal ile birlikte claire zerhaouni ve burcu yılmaz üç eş-küratör olarak çalışıyorlarmış. bu eksiklik için zerhaouni ve yılmaz'dan özür dilerim.