claudio monteverdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
claudio monteverdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ağustos 2024 Perşembe
22 AĞUSTOS
1920 ilk salzburg festivali, salzburg katedral meydanı'nda max reinhardt'ın hugo von hofmannsthal'ın jedermann adlı yapıtını sahnelemesiyle başlamış
2015 ruhrtriennale'de önce matinede essen'de mischanlage'de susanne kennedy'nin monteverdi'nin orfeo operası uyarlamasını, suarede dinslaken'deki zeche lohberg'de johan simons'un yönettiği pasolini uyarlaması accatone'yi seyrettim
20 Ağustos 2024 Salı
20 AĞUSTOS
1932, cumhuriyet gazetesi
1882 piotr ilyiç çaykovski'nin 1812 üvertürü'nün dünya prömiyeri moskova'da gerçekleştirilmiş
2018 çocukluğumda milliyet sanat dergisi'nde zeynep oral'ın yazılarını okuduğumdan beridir gitmek istediğim festivallerin başında gelen salzburg festivali'nde ilk defa bir gösteri seyrettim; haus für mozart'ta jan lauwers'in sahnelediği claudio monteverdi'nin l'incoronazione di poppea operası, başrollerde sonya yoncheva ve carlo vistoli vardı
5 Temmuz 2024 Cuma
05 TEMMUZ
1811 venezuela ispanya'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş
1841 thomas cook dünyanın ilk seyahat acentesini açmış
1854 ünlü "satranç türkü", 14 yıl boyunca philadelphia'daki peale's müzesi'nde sergilendikten sonra, çıkan yangında kül olmuş
1946 moda tasarımcısı louis réard'ın tasarladığı ve micheline bernardini'nin giydiği modern bikini, paris'teki piscine molitor yüzme havuzunda tanıtılmış; bu bir skandala yol açmış ve halka açık yerlerde banyo yaparken bu kıyafetlerin giyilmesinin dünya çapında yasaklanmasına neden olmuş
1962 cezayir fransa'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş
1965 maria callas opera sahnesine veda performasında, londra covent garden'daki kraliyet opera binası'nda giacomo puccini'nin tosca'sını son kez söylemiş
1975 500 yıllık esaretten sonra, cesaria evora'nın memleketi cape verde portekiz'den ayrılarak bağımsızlığını ilan etti
1985 istanbul atatürk kültür merkezi büyük salonu'nda ravi shankar'ı dinledim
1986 istanbul atatürk kültür merkezi büyük salonu'nda ivo pogorelich'i dinledim
1988 astor piazzola, grubuyla birlikte istanbul harbiye açık hava tiyatrosu'nda konser verdi
1991 istanbul harbiye açıkhava tiyatrosu'nda inti illimani, paco pena ve john williams'ı dinledim
1992 ünlü kemancılardan uto ughi'yi ilk defa canlı dinledim; istanbul aya irini müzesi'ndeki konserde hem santa cecilia oda orkestrası'nı yönetiyor hem de solistlik yapıyordu
1993 björk ilk albümü debut'yü yayınladı
1993 istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da bu ve ertesi akşam londra senfoni orkestrası'nı pierre boulez yönetiminde dinledim; konser programında stravinsky'nin le sacre du printemps da vardı
1994 amazon.com kuruldu
1997 efsanevi orkestra şeflerinden riccardo muti'yi ilk defa canlı dinledim; lütfi kırdar kongre ve sergi sarayı'ndaki konserde muti la scala filarmoni orkestrası'nı yönetiyordu
2000 güney afrika'da 18.000 jackass pegueni benzin yüklü tankerin batması sonucu bulundukları yerden taşındı; bu tarihin bir seferde en büyük vahşi hayvan nakliyesi olarak kayda geçti
2015 ayşe, özlem ve yiğit'le robert wilson berliner ensemble yapımı olarak sahneye koyduğu, müziklerini cocorosie'nin yaptığı j.m. barie'nin peter pan uyarlamasını berlin'de theater am schiffbauerdamm'da matinede seyrettik
2015 hep birlikte aynı gün suarede schiller theater'da sasha waltz'in sahneye koyduğu sasha waltz & guests, freiburger barockconsort ve vocalsonsort berlin topluluklarının icra ettikleri claudio monteverdi'nin orfeo'sunu seyrettik
2019 schauspiel köln'ün büyük salonunda peeping tom'un kind adlı işini seyrettim
Etiketler:
berliner ensemble,
björk,
claudio monteverdi,
cocrosie,
ivo pogorelich,
konser,
müzik,
opera,
orfeus,
peeping tom,
ravi shankar,
robert wilson,
sasha waltz,
sasha waltz & guests,
tarihte bugün,
tiyatro
24 Şubat 2024 Cumartesi
24 ŞUBAT
1607 ilk opera olarak kabul edilen claudio monteverdi'nin l'orfeo adlı yapıtının dünya prömiyeri gerçekleştirilmiş
1857 new orleans'ta ilk defa, bugün anlaşıldığı anlamda mardi-gras kıyafet balosu gerçekleşmiş
1871 charles darwin'in evrim teorisini konu ettiği the descent of man, and selection in relation to sex kitabı yayınlanmış
1876 henrik ibsen'in dramatik şiiri peer gynt, edvard grieg'in müzikleri eşliğinde oslo'da ilk defa sahnelenmiş
1938 amerikan firması dupont diş fırçalarında ilk defa fırça olarak naylon malzeme kullanmış
1979 alban berg'in friedrich cerha tarafından tamamlanan bitmemiş operası lulu'nun dünya prömiyeri paris ulusal operası'nda pierre boulez'nin şefliğinde gerçekleştirildi
7 Eylül 2015 Pazartesi
ruhrtriiiennale'de bütünüyle bambaşka bir "orfeo"
(fotoğraflar: mehmet k. özel)
özellikle simons'un kanatları altında önce asistan olarak gent'te, sonrasında münchner kammerspiele'de sahnelediği yapımlarla adından söz ettiren, 2013'te almanya'da yeni nesil sanatçı ödülünü almış, berlin'deki prestijli theatertreffen'e (o sezonki almanca konuşulan sahnelerden yapılan seçkiye) iki kere davet edilmiş almanya doğumlu, baba tarafından ingiliz, hollanda'da yerleşik genç yönetmen susanne kennedy de bunlardan biri.
tiyatroyu çağdaş sanatla, özellikle enstalasyonla harmanlayan kennedy 2017'den itibaren berlin volksbühne'nin yönetmenlerinden biri olacak; hiç şaşırtıcı değil, o tarihte volksbühne'nin başına, şimdiki londra tate modern yöneticisi chris dercon'ın geçeceğini düşününce..
.
kennedy ile son iki işinde birlikte çalıştığı suzan boogaerdt ve bianca van der schoot'un ruhrtriiienale'de prömiyerini gerçekleştirdikleri "orfeo" seyircilere bambaşka bir orfeus hikayesi anlatıyor; euridike'nin bakışıyla bir orfeus hikayesi bu.
daha önce ingiliz şair h.d. (hilda doolittle)'ın ve nobelli elfriede jelinek'in, mikrofonu euridike'ye çevirdikleri metinleri var. kennedy ve yapımın dramaturgu jeroen versteele ile yapılan söyleşilerde sadece jelinek'in metninden bahsolunuyor ve euridike'nin ağzından yazılmış tek metin olarak adlandırılıyor; halbuki d. h. lawrence ve ezra pound'un çağdaşı ve dostu h.d.'ninki jelinek'inden en az bir 70 yıl önce yazılmış, neyse..
kennedy, boogaerdt ve van der schoot her ne kadar bakışlarını bütünüyle euridike'ye odaklasalar da, işlerinin adı yine de "orfeo" çünkü seyircilerini orfeus'un konumuna yerleştiriyorlar; yeraltı dünyasının ölüler diyarına yolculuk yapıp, euridike'yi ziyaret edenler biz seyircileriz.
(foto: julian baumann)
unesco dünya mirası listesindeki essen kömür fabrikaları zollverein'ın en etkileyici mekânlarından biri mischanlage.
1993 yılına kadar farklı nitelikteki kömürler karıştırılarak kok kömürü üretilen, bütünüyle dışarıya kapalı, doğal ışık almayan bu yapı, betondan mekânlar ve devasa huniler içeriyor.
geçen yıl bu mekânda douglas gordon müzik, video, ışık ve dumandan oluşan "silence, exit, deceit" isimli enstalasyonunu gerçekleştirmişti; müthiş etkileyiciydi. wim wenders'in pina bausch'u anlattığı "pina" filminin de sonlarına doğru bir kaç sahne bu kasvetli, gri, loş mekânda geçer.
kennedy, boogdaert ve van der schoot renkleri, malzemesi ve tasarımıyla mischanlage'nin atmosferi ile tam tezat oluşturan, bütünüyle yapay, hiperrealist ve kitsch bir odalar dizisi kurmuşlar. yani mekân içinde ikinci bir mekân, bir iç cidar tasarlamışlar.
seyirci sekiz kişilik gruplar halinde 10'ar dakikalık aralıklarla odalara alınıyor. bir odadan diğerine kapıların üzerine yerleştirilmiş ışıkların kırmızı-yeşil yanışıyla yönlendirilerek geçiyorsunuz; yani bir odada kalış süreniz belirli. odalar bir evin çeşitli mekânlarından kurulu; oturma odası, yemek odası, yatak odası, banyo, çalışma/hobi odası..
tasarımcıların kendileri hiç bir söyleşide bu şekilde adlandırmasalar da, bence işleri bir immersive (çevreleyen) tiyatro örneği; seyirciler kendileri için hazırlanmış bir dünyanın içindeler; hareket ediyorlar, zaman geçiriyorlar.
yolculuğun ilk durağı oturma odasında; üçlü koltukta huzursuzca oturmakta ve teker teker seyircileri izlemekte, baştan aşağı süzmekte, göz kontağı kurmakta olan, barbie bebek benzeri bir figür sizi bekliyor. bu kadın figür pastel renklerde pantalon ve kazak giymiş, suratı sadece gözü gösteren bir maskeyle kaplı ve sarı bir peruk takıyor. bundan sonraki odaların hepsinde bu figürün aynısını göreceğiz; bazen yine tek başına, bazen iki, üç veya dört kişi olarak.
kennedy daha önceki işlerinde çeşitli varyasyonlarını kullandığı "maske" fikri üzerinden; özgünlüğü ve öznelliği törpülenmiş ve çoğaltılmış bir figür yaratıyor ve bu yolla -latince tiyatro maskesi anlamındaki persona'dan türeyen- person (kişi/şahıs/birey) olma halini sorguluyor. konuşmayan maskeli figürün sadece göz (görme/bakış) üzerinden seyirciyle ilişki kurması "orfeus ve euridike" miti bağlamında ayrıca çok anlamlı.
ilk odadaki figür bir ara kalkıyor, odanın penceresinin perdesini açıyor ve dışarıya bakıyor.
"dışarısı", mischanlage'nin tam merkezine yerleştirilmiş ve monteverdi'nin "l'orfeo"sundan bölümler çalan, hepsi o kadın figür gibi bir örnek giyinmiş, maskelenmiş, peruklanmış orkestra üyelerinin bulunduğu mekân.
o an daha, o mekândan da ilerisi dikkatinizi çekmiyor ancak, yolculuğun son durağındaki odaya, yani ilk odanın tam karşısına denk gelen odaya tek başınıza bırakılınca (bir önceki odandan buraya grup halinde değil, teker teker alınıyorsunuz) ve duvardaki yazıda burada istediğiniz kadar zaman geçirebileceğinizi okuyunca, bir süre yatakta kıvranarak son nefesini vermekte olan kadın figürün baş ucundaki sandalyeye oturuyorsunuz, ama sonra, sizden sonraki kişi odaya alındığında, sandalyeden kalkıp etrafı kolaçan etmeye başlıyorsunuz ve işte o zaman fark ediyorsunuz ki; bu odanın penceresinden baktığınız -ve orkestranın bulunduğu- merkezi mekânın diğer tarafında da perdeli bir pencere var ve sizin bulunduğunuz odadaki yatakta son nefesini vermekte olan kadın figür, oradaki pencerenin perdesini açıp dışarıya, size bakıyor.
(fotoğraflar: julian röder)
başlangıç ile son, veya nasıl bakarsanız, son ile başlangıç birleşiyor, bütünleşiyor; çember tamamlanıyor.
kennedy mischanlage'de yarattığı oda dizisi için labirent tanımını kullanıyor ve bu hali yeraltı dünyası ile özdeşleştiriyor; ancak bana kalırsa seyirci bir labiretin içinde değil, aksine başı ile sonunun birleşeceği bir daire boyunca hareket ediyor ve bu da seyirciye, yolculuğun sonuna geldiğinde hissettiriliyor. bu daire, eninde sonunda yeraltı dünyasında kalacak ve dolayısıyla ölecek olan euridike'ye orfeus tarafından hazırlanmış bir kısırdöngü.
orfeus euridike'yi kendi aşkı için ölümden kurtarmak ister, çok uğraşır, hiç bir insanoğlunun yapamadığını başarır, yaşayan birisi olarak ölüler diyarına iner, tanrıları ikna eder ama sonunda, "geriye dönüp ona attığı bakış" yüzünden euridike'yi tekrar ölüme yollayan da kendisidir; aynı orfeus rolüne sokulmuş bizlerin son odadan ilk odaya, geriye doğru bakışımız gibi.
euridike söz hakkı olmayan bir kısırdöngüye hapsedilmiştir orfeus tarafından. kennedy işte, euridike'nin hapsolduğu bu ruh halini ortaya koyar ve orfeus'la özdeşleştirdiği -seyirciler olarak- bizlere bu ruh halinin, euridike'nin içine düştüğü ve kendi söz hakkı olmayan durumun farkına vardırır.
.
kennedy'nin "orfeus ve euridike" mitine getirdiği bu yeni, ilginç ve seyirciyi başka derinliklere götürebilecek özgürlükteki yorumu ve bu yorum etrafında kurduğu/tasarladığı dünyayı çok sevdim. yalnız, aklıma takılan tek nokta neden monteverdi'nin "l'orfeo"sunu seçmiş olduğuydu; orfeus mitini anlatan başka operalar da var, aklıma ilk gluck'unki geliyor; hele de, gluck euridike'ye monteverdi'den daha fazla söz hakkı veriyor..
bu sorumun cevabını sanatçılarla veya dramarturgla yapılmış hiç bir söyleşi veya metinde bulamadım. monteverdi'ninkinin seçilmiş olmasının sadece orfeus mitini anlatan ilk opera olmasından kaynaklandığını sanıyorum, çünkü yapımda bu yapıt dramaturjik, anlamsal veya başka bir boyutta önemli bir rol oynamıyor kanımca.
peki, sanatçılar bu operayı nasıl kullanmışlar?
(fotoğraflar: julian röder)
bir kere; program broşüründe yazdığı üzere monteverdi'nin partisyonundan üflemeli ve vurmalı çalgılar çıkarılmış; şancılardan da sadece orfeus'un partisi bırakılmış. müzik olarak ise anlatıcı kısımlar atılıp, orfeus'un aryaları, orkestra ve koro kısımları bırakılmış.
yapımın sergilendiği yapının kapısına geldiğinizde, hatta daha uzak mesafeden yaklaşırken sizi bir ses enstalasyonu karşılıyor; yeraltı dünyasını çağrıştıran ve mütemadi devam eden sesler duyuyorsunuz. bu seslerin biraz sonra içine gireceğiniz yapımın bir parçası olabileceğini tahmin ediyorsunuz; yapım, sizi daha fiziksel olarak içine almadan duyusal ve atmosferik olarak hazırlıyor.
daha sonra, program broşürünü okursanız öğreniyorsunuz ki, bu enstalasyon projenin orkestrası solistenensemble kaleidoskop ile ses tasarımcıları harpo 't hart ve ole brolin'in birlikte hazırladıkları, monteverdi'nin operasının bütünününü -yapımın ruhrtriiienale'de sergileneceği 18 güne yayılabilmesi için- 230 kez genişletilmiş/yavaşlatılmış haliymiş.
monterverdi'nin operası bu ses enstalasyonu haricinde de icra ediliyor tabii.
solistenensemble kaleidoskop'un sekiz müzisyeni merkezi mekânda barok dönem çalgılarıyla müziği yorumlarken, topluluğun diğer dört kişisi odalardan birinde euridike figürü kostümü içerisindeler. orfeus'u seslendiren hubert wild ise, euridike'nin ölüm yatağındaki son oda ile bir önceki oda arasındaki bir ara mekânda tek başına partisyonunu icra ederken seyirci tarafından ziyaret ediliyor.
sondan bir önceki aşamada, eğer seyirci olarak o ana kadar orfeus ile özdeşleşmemişseniz, size bu imkan yaratılıyor; ya da herhangi bir özdeşleşme yaşamasanız da "l'orfeo" operasından uyarlanan bir yapımda orfeus'un sesini duymanız sağlanıyor.
merkezi mekânda icra edilmekte olan ve odalar boyuncaki yolculuğunuzda size eşlik eden monteverdi'nin "l'orfeo" müziğini hiç bir odada direkt olarak duymuyorsunuz; müzik bir aracıdan, hoparlörlerden geçerek size ulaşıyor; dolayısıyla özgün müziği sadece partisyon olarak değil, ses olarak da üzerinde oynanmış olarak dinliyorsunuz.
80 dakikalık yolculuğunuz boyunca canlı olarak duyduğunuz tek ses, o sondan bir önceki ara mekânda başbaşa kaldığınız orfeus'unki. bu sayede euridike'nin, sessizliğe hapsi, kendi kaderi üzerinde söz sahibi olmama durumu ve sadece orfeus'un arzusuna bağlı olma hali daha da vurgulanmış oluyor.
.
susanne kennedy, suzan boogaerdt ve bianca van der schoot'un monterverdi'nin "l'orfeo"sundan esinlenerek tasarladıkları ve "ölüm talimi" altbaşlığını verdikleri bu tüyler ürpertici, garip, alışılmadık "orfeo" deneyimi, ruhrtriiiennale gösterilerinin ardından 18 eylül - 04 ekim arasında berlin'in prestijli modern-çağdaş sanat müzesi martin gropius bau'yu ziyaret edecek. benden haberdar etmesi..
(fotoğraf: rodrik biersteker)
Etiketler:
bianca van der schoot,
claudio monteverdi,
elfriede jelinek,
enstalasyon,
euridike,
johan simons,
müzik,
opera,
orfeus,
orfeus ve euridike,
ruhrtriiiennale,
susanne kennedy,
suzan boogaerdt,
tiyatro,
zollverein
21 Ağustos 2015 Cuma
sasha waltz'in "orfeo"su
fotoğraf: monika rittershaus
bilindiği gibi monteverdi'nin "orfeo"su müzik tarihinin ilk operası kabul edilir. barok dönem operalarında aryalar kadar arya aralarındaki dans müzsiklerinin önemli bir rol oynadığı da bilinir. bildiğimiz başka bir şey ise orfeus'un, sevdiği euridike ile olan hikayesinin yanısıra en önemli özelliğinin yunan mitolojisinde ozanların ve müzisyenlerin piri olmasıdır.
şu kısacık paragraf bize gösteriyor ki, monteverdi'nin "orfeo"su gerek türü, gerek içeriği, gerekse de biçimiyle üç sahne sanatını birleştirir: operayı, dansı ve müziği.
20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren koreografların opera sahnelemeye başlamasıyla birlikte, özellikle barok opera sahnelemerinde şancıların sahnede daha aktif rol üstlenmeye başladığı görülür. bu konudaki öncü isimlerden biri pina bausch'tur. bausch'un 1974'te sahnelediği gluck'un "orpheus ve eurydice" yorumunun açtığı yoldan son 40 yılda bir çok koreograf geçti; zamanla, şancıların orkestra ile birlikte sahne dışında tutulması yerine sahnedeki koreografinin bir parçası haline getirilmesi olağan oldu.
dans alanındaki başka bir gelişme ise dansçıların sahne üzerinde hareket ederken bizzat şarkı söylemeleriydi. çok emin olmamakla birlikte bu konuda belçikalı koreograf alain platel'in öncü olduğunu zannediyorum. onunla çalışmış olan sidi larbi cherkaoui ise şarkı da söyleyen dansçı çıtasını iyice yükseltti.
bir opera mizanseninde geriye bir tek orkestranın, yani müzisyenlerin sahne trafiğine dahil edilmesi kalmıştı. sasha waltz 2014 ekim'inde amsterdam'da prömiyerini gerçekleştirdiği monteverdi'nin "orfeo" yorumuyla bunu da gerçekleştirmiş oldu.
waltz'in bu altıncı opera sahnelemesi ve baştan beridir sahnelemelerine verdiği bir isim var: "koreografik opera". waltz'in ilk opera denemesi "dido ve aenas"ı ve geçen yıl berlin staatsoper'da sahnelediği wagner operası "tannhaeuser"i kayıttan, ondan bir önceki denemesi "matsukaze"yi "orfeo"dan bir hafta sonra yine berlin schiller tiyatrosu'nda canlı olarak seyretmiş biri olarak, waltz'in koregrafik opera tanımının hakkını "orfeo" ile verdiğini söyleyebilirim.
öncelikle fiziki konum olarak freiburger barockconsort orkestra ikiye bölünmüş ve sahnenin üstünde iki yanda ön tarafa yerleştirilmiş; şef seyirci koltuklarının ilk sırasında ortada oturarak herkesi yönetiyor. dolayısıyla orkestra çukuru-sahne ayrımı kalkmış; müzisyen, şancı, dansçı herkes sahnenin üstünde. müzisyenler oturdukları konumlardan mizansenin bir parçasına dönüştürülmüşler; solist ve koroyla birlikte davrandıkları, sahnede olan olaya dahil oldukları, el kol hareketleri ile solistlere laf attıkları sahneler dışında bizzat çalgılarıyla ayağa kalkıp sahnede hareket edip koroya karışarak bütünün bir parçası da oluyorlar.
dansçılar hareket etmek dışında koro olarak şarkı söylüyorlar; kim vocalconsort berlin'in şancısı kim sasha waltz & guests topluluğunun üyesi ayırt etmek imkansız çünkü koro da dansçılarla birlikte hareket ediyor.
başrolleri oynayan beş solist şancının her biri ayrı ayrı göz kamaştırıyor, kulak okşuyor, duyuları esir alıyor; onları seyrederken insan yaşama sevinci ile doluyor, hatta çoşuyor. orfeo'yu canlandıran bariton georg nigl ise müthiş sesi, yorumu, oyunculuk kabiliyetinin yanısıra sanki eğitimli bir dansçı gibi kıvrak, atik, nüanslı ve akrobatik dans edişiyle de akşamın yıldızı.
yapıtın sonunda orfeus'un eurydike ile yeniden buluşmasının kutlandığı son sahnede şancı, dansçı, müzisyen, hatta şef torsten johann dahil olmak üzere herkes sahnede hareket halinde, dans ediyor; müthiş çoşkulu ve etkileyici bir final!
sasha waltz'in "orfeo"su üç sanat dalını hareketle birleştirme fikriyle ve bunu başarıyla gerçekleştirmesiyle öne çıkıyor. yoksa waltz koreografik olarak maalesef önceki işlerinin çok altında bir iş çıkarmış.
hareketli insanlardan oluşan müthiş estetik tablolar seyrediyoruz; bazılarının referansları çok açık (örneğin meyva ve sebzelerle yaratılan görüntülerin archimboldo'ya selam çakması gibi), bazıları fazlaca ilüstratif (çiçek saplarıyla yaratılan çayır); ancak yüzeydeki bu estetiğin ötesine geçen, bu estetiği taşıyan, "orfeo"nun ruhuna dokunan, derinliği olan (hemen akla ister istemez pina bausch'un "orpheus und eurydike"sinin soloları, duoları, topluluk dansları geliyor) bir koreografik tasarım yok maalesef.
"orfeo" amsterdam, bergen, baden-baden'den sonra 2015'te en son temmuz başında berlin gösterimlerini yaptı. 2016'da gözüken ilk tarih mayıs'ta opera de lille'de..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















