5 Şubat 2026 Perşembe

on soruluk sohbetler 125: mónica muñoz




Sizce performansın özü nedir?
 
Bence performansın özü, seyircinin eserle bağ kurmasını sağlayarak derin duygular uyandırmak için hakiki insan deneyimini, duygularını ve ilişkilerini açığa çıkarmak. 

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl? 
Evet, sanat özellikle çocuklar için son derece dönüştürücü olabilir; sosyal bağlar, empati, dayanıklılık gibi temel yaşam becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilir ve nihayetinde kendilerini, başkalarını ve dünyayı daha derinden ve anlamlı bir şekilde kavramalarını sağlayabilir. Özellikle de giderek daha fazla ekranlarda yaşayan bir toplumda, canlı performans sanatı bir direniş eylemi… 

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu? 
Ben her zaman bir saksağan sanatçı oldum. Bu, farklı bir alanda ilginç bir kavram bulup onu kendi alanınıza geri getirmekle ilgili. Kendinizi tek bir medyuma hapsetmemeniz, bir kitap okumanız, bir film izlemeniz gerektiği anlamına geliyor. Yaptığınız işten tamamen farklı bir şey yapın ve o alanda ortaya çıkan bir şeyin sizin alanınızı nasıl aydınlatabileceğini sorun. Şeyler arasındaki çapraz etkileşim; işte ilginç şeylerin ortaya çıktığı yer burası. Ve evet, bazen bir rüya olabilir bu, sanatta sürrealizme çok ilgi duyuyorum. 

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz? 
Bazen bir esere sürecin oldukça erken bir aşamasında, hatta bazen başlamadan önce bile bir başlık vermeniz gerekiyor. Çoğu zaman bu başlık nihai başlık olmuyor. Bir eser yaratma sürecinde, birçok şey planladığınızdan farklı bir yönde gelişiyor. Sonra sanki eser, doğru başlıkla birlikte, gözlerinizin önünde beliriyor… 

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
Pina Bausch. 18 yaşındayken onun okulunda okumak için Almanya'ya gittim. Çağdaş dansın ne olabileceğinin sınırlarını, çağdaş dansın manzarasını değiştirdi; her zaman kışkırtıcı ve asla geleneksel değil. Pina'nın çalışmaları nadir, büyülü bir şey. Sanatı sınırları aşıyor, insan deneyiminin evrensel doğası hakkında bizimle dürüst ve doğrudan konuşuyor.

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın.

31 Ocak 2026 Cumartesi

pina bausch arşivim 07: kontakthof, 31 ocak 2026


"kontakhof"un herhangi bir versiyonunu dördüncü seyredişim. "kontakhof" pina bausch'un yurtdışında seyrettiğim ilk gösterisiydi, 2002 haziranında; o haziranda anlatacağım hikaye. bu akşam seyrettiğim ise, dördü arasında sonuncusuydu. yunanistan devlet/ulusal tiyatrosu yapımı olan bu yorumu da diğerleri kadar sevdim. atina'da ulusal tiyatronun amiral gemisi olan ziller binasındaki tarihi salonda bir gösteri seyretmek yıllardır peşinde koşup gerçekleştiremediğim bir isteğimdi; kısmetin bir pina bausch yapıtına denk gelmesi, ve ayrıca bu yapıtı altı arkadaşımla birlikte seyretmiş olmaktan çok mutlu oldum. emre, hang, gizem, ayşe, özlem ve aylin benimle bu deneyimi paylaştılar. emre, ara dahil üç saatlik gösterinin ikinci yarısına kalmadı. gizem ile ayşe'yle araya çıktık, kapı önünde onlar sigara içerken, prosecco ve mevya gazozu içtik. gizem çok etkilendiğini hatta gözlerinden yaşlar geldiğini söyledi. ayşe de pina'nın zamanlamalarının öneminden bahsetti. çıkışta, özlem ile aylin de, zaten kayıttan bildikleri ama ilk defa canlı seyrettikleri gösteriden çok etkilendiklerini söylediler. hang yorgun olduğu için fikrini söylemedi. ben ise, yine bulutlardaydım; pina bausch vakfı'nın ortaklığında, josephine ann endicott, daphnis kokkinos, scott jennings ve anne martin'in süpervizörlüğünde gerçekleştirilen yapım hem kast seçimi hem de sahneleme açısından çok başarılıydı. senografinin ziller'in sahnesine tam sığamıyor oluşu, sol kısmının görüş alanının dışında kalması da ayrıca ilginç bir deneyim yaşattı bana. 
şimdiye kadar hiç bu kadar kalabalık bir arkadaş grubuyla yurtdışında bir pina bausch yapıtı seyretmemiştim. bu da bunun ilki oldu.





























pina bausch arşivim 06: blaubart. beim anhören einer tonbandaufnahme von bela bartoks oper “herzog blaubarts burg”, 31 ocak - 01 şubat 2020

bir pandeminin haberi aralık'tan beridir çin'den dünyaya yayılsa da genel olarak henüz ciddi bir gelişme kaydedilmemişti. biraz tedirgindim ama tabii çoğu kişi gibi henüz işin ciddiyetinin farkında değildim. paris'te yaşayan çinli arkadaşımla, uzun yıllardır sahnelenemeyen bir pina bausch yapıtı, "blaubart..." için buluşacak, hatta wuppertal'de schwimmoper (yüzme operası) diye anılan, wim wenders'in "pina" filminin de bir sahnesinin geçtiği modernist yüzme havuzu binasını misafirlerine ücretsiz kullandıran kalburüstü bir otelde aynı odada kalacaktık. 

wuppertal'e geçmeden önce, düsseldorf'da buluştuk, sergi gezdik, başka yer yokmuş gibi bir uzakdoğu lokantasına gidip yemek yedik. o, yılbaşı tatili için gittiği çin'den daha yeni paris'e dönmüştü. kaygımı belli etmemeye çalışarak, pandemi bahsini açtım. pek oralı olmadı, bu da beni bir nebze olsun rahatlattı.

neticede, hafif tedirginlikle de olsa, onunla iki gece aynı otel odasını paylaştım (istanbul'da 10 gün önce tanıştığım ve ilişkiye başladığım müstakbel sevgilime, sırf arkadaş da olsa başka biriyle aynı odada kaldığımı söylemedim). 

yanımda mayomu getirmiş olmama rağmen schwimmoper'i kullanmadım, çünkü kış soğuğunda yüzme fikri gerçeğe yaklaşınca cazipliğini yitirmişti.