22 Mayıs 2018 Salı

günümüze distopik bir bakış: gizem bilgen’den “dislokasyon”



gizem bilgen 2014 tarihli “hiatus” adlı yapıtında hareket eden duvarları dansçılarla etkileşime geçen, onların hareketlerini bazen çoğaltan bazen söndüren, bazen saklanma imkanı veren bazen tehdit unsuruna dönüşen dikey yüzeyler olarak kullanmıştı. bilgen, 2017-18 sezonunda sahnelemeye başladığı yeni yapıtı “dislokasyon”da ise bu sefer; yapıtın içinde sahnelendiği mekanın duvarlarını koreografisine gerek fiziksel gerek anlamsal katkı sağlayan yüzeyler olarak kullandığı gibi, zaman zaman bizzat performansçıları da duvara dönüştürüyor, duvar gibi kullanıyor.
etten duvar misali, performansçı bedenlerinden oluşan yüzey ("beden duvarı" denebilir) bazen geçirgenleşiyor bazen ayırıyor, yön değiştiriyor, cevap veriyor, organik bir canlı gibi formdan forma giriyor. oyun alanındaki beden duvarının hareketi x- ve y- eksenlerinin -başka bir deyişle: koordinatların- değişmesini beraberinde getirdiği için hareketsiz ve baktığı yönle sınırlı seyircinin; bir yandan ona oturduğu yerden kıpırdamadan yani statik kalarak ama görsel olarak hareket imkanı yaratarak algısını ve uzamdaki konumunu genişletiyor, diğer yandan seyrettiği düzenin her an yıkılıp yeniden kurulmasından dolayı sahnedeki her yeni duruma intibakını zorlaştırarak tedirginliğini arttırıyor.

çıplak sahne, endüstriyel çağrışımlı ses peyzajı (mehmet irdel & lot.te), küçük detaylarla farklılaştırılmış olsa da birörnek hissi veren, mor-kahverengi minimalist kıyafetler (milen nae), seyircinin gözünün içine giren, rahatsız edici, oyun alanını çevreleyen duvarlardaki gölgeleri büyülten ve çoğaltan ışık (murat ersan); sert keskin robotumsu hareketlerden, saplantı halinde tekrarlanan jest ve tiklerden, huzursuzluk yaratan yüz ifadelerinden, ender de olsa garipliğiyle güldüren ama tam da bu nedenle rahatlatmak yerine tekinsizlik hissini daha da çoğaltan durumlardan, dengesizliklerden, yalnızlığa karşı topluluk ikileminden, ve her türlü karşılıklı olma halinden beslenen tepkilerden oluşan koreografi. bütün bu saydığım özellikler sahnede distopik bir atmosfer yaratıyor. ama; çatışma, rekabet, ayrıştırma, hükmetme gibi durumları çağrıştıran hareket tasarımından dolayı tam da bugünden feyz almış hissi uyandıran bir distopya bu; dünyanın şimdi ve burada’sını, günümüzün zeitgeist’ını ortaya seren bir distopya.

“dislokasyon” david fincher’in “alien 3"ünden, alfonso cuaron’un “children of men”ine tekinsizliği mekana yayan atmosferiyle; corten (yani paslandırılmış) çelikle kaplanmış bir yüzey kadar, terkedilmiş bir fabrika enkazının verdiği hisle; 20. yüzyıl başı alman ekspresyonizmi ve ausdruckstanz’ını çağrıştıran estetiğiyle; buram buram -yine- david fincher’in “fight club”ının sertliği kadar, herhangi bir siyah-beyaz orson welles filminin nihilizmi kokan bir yapıt.
“dislokasyon” seyirciye rahat koltuğunda sakin ve dingin bir seyir sunan, kolayca tüketeceği, bittikten hemen sonra unutacağı bir iş değil; etkisi bir süre devam ediyor, seyirciyi kolay kolay bırakmıyor. salondan çıktığınızda, hayata kaldığınız yerden devam edemiyorsunuz bir süre.

dördü dansçı ve -hareket korosu olarak adlandırılan- sekizi tiyatrocu, toplamda 12 kişilik kadrosuyla “diskolasyon” bağımsız bir yapım olarak istanbul çağdaş dans sahnesinin bu sezonun iddialı ve iddiasının hakkını veren işlerinden biriydi. hareket korosunu oluşturan tiyatro kökenli performansçılar; ikili ve üçlü koreografik parçalarla öne çıkmalarına rağmen çoğunlukla topluluğun içinde yer alan dört dansçının altında ezilmeyen, hatta neredeyse dansçılardan ayırt edilemeyen bir kaliteye sahiptiler.

“dislokasyon”; kasım 2017’de beyaz rengin hakim olduğu ve seyircinin oyun alanını üç yönden sardığı akbank sanat dans stüdyosu’nda prömiyer yaptı, mayıs 2018’de seyircinin tek yönde konumlandığı her tarafı simsiyah moda sahnesi’nde sezonu tamamladı. gizem bilgen'in bu sert, yoğun ve atmosferik işi moda sahnesi’nin kara kutusuna ve mesafeli seyirci konumuna çok yakıştı. umarım önümüzdeki sezon daha çok, "karanlık" mekanlarda sahnelenmeye devam eder.