31 Mayıs 2018 Perşembe

mutlu bir haftasonundan kalanlar..



kapıya dayandığımızı, zile bir kaç kere bastığımızı görünce ortayaşlı, dövmeli, uzun saçlı bir adam yaklaştı yanımıza ve, “çok büyük insandı, onun mekanına, onun için geldiniz değil mi, 80’lerde biz onun adını bilmezdik, tanımazdık, bir gün tam burada, kapının önünde holiganım diye polis beni tutuklamak istedi, o geldi, benim için “öyle adam değildir, bir şey yapmadı” dedi ve polis beni bıraktı, sonradan adını öğrendim, o buranın en ünlü, en önemli insanıdır” diye soluksuz bir nefeste anlattı, elimizi sıktı ve o sırada durağa gelmiş olan otobüse doğru hızlıca ilerledi. lichtburg’un; 70’lerin sonlarından itibaren pina’nın (ve onun ölümünden sonra tanztheater wuppertal’in) prova mekanı ve ofis olarak kullandığı eski sinema salonunun önündeydik.

taksiye bindik, türkiyeli çıktı. sivas katliam'ından sonra ailesini de almış türkiye'den wuppertal'e göç etmiş alevi bir amca. "neden geldiniz buraya, eczacı mısınız?" diye sordu, malum wuppertal'de bayer'in devasa bir fabrikası var. "hayır" dedik, "pina bausch diye bir koreografın topluluğunun gösterilerine geldik." "aaa, o mu, o çok ünlüdür burada, japonya'dan her yıl bir hanım gelir onun gösterilerini izlemeye, bir hafta kalır, taksici arkadaştan biliyorum" diye devam etti taksici amca. ona diyemedim ki, ben de 2004'ten beridir 20 küsür defa wuppertal'e geldim, sırf pina için. hatta; annemi defalarca, babamı bile iki defa, teyzemi, bir seferinde sevgilimi getirdim yanımda, bir seferinde tesadüfen o sırada wuppertal yakınında olan bir arkadaşımla, başka bir seferinde önceden randevulaşarak (o hamburg’dan geldi ben istanbul’dan) sonradan sevgilim olacak kişiyle buluştum burada.

bu sefer ise; uzun zamandır benimle wuppertal’e gitmek isteyen ama bir türlü takvimimizi ayarlayamadığımız istanbul’dan iki can dostum ve paris’ten daha bir yıldır tanıdığım ama uzun zamandır tanıyormuşum gibi kendimi yakın hissettiğim bir arkadaşımla oradaydım.
her wuppertal seyahati benim için unutulmazdır, bu seferki de öyle oldu, ama sanki diğerlerinden birazcık daha fazla mutluydum.

annemi, babamı, arkadaşımı götürdüğüm pina'nın mezarına bu sefer en kalabalık ziyaretimi yaptım. dansçı dostum pina için bir sigara yaktı, içti, bir tane de sardı ona bıraktı, kırmızı bir bileklikle birlikte.
mezarlıktaki huzurlu atmosferi, çeşit çeşit kuş sesini, rüzgarın hafif esintisiyle hışırdayan ağaçları soluduk arkadaşlarımla. mezara bakan banka oturduk, kısık sesle sohbet ettik; paris'ten gelen arkadaşımın müstakbel istanbul seyahatini planladık, avrupa'daki gösteri sanatları etkinliklerinden konuştuk. pina'nın dizinin dibinde vakit geçirdik biraz..

sanırım çoğul konuşabilirim: gündelik hayatlarımızdan çaldığımız bir haftasonuydu...