20 Mayıs 2026 Çarşamba

pina bausch arşivim 13: nur du, 20-21 mayıs 2012




















wuppertal'e ilk gittiğim 2004'teki beş günlük kalışımdan sonraki en uzun kalışımdı bu seferki. çünkü önceki gösteri dizisinin son iki gösterimi ile sonraki gösteri dizisinin ilk iki gösterimini seyredebilmek için dokuz gün kalmam gerekliydi. ikisi de çok merak ettiğim pina bausch yapıtlarıydı: ilki "nur du", ikincisi "ten chi".

aradaki beş akşamı ve gündüzleri çevredeki şehirlerde gösteriler seyrederek ve daha önce gitmediğim yerlere giderek geçirdim. en sevdiğim mimar olan peter zumthor'un kırsaldaki şapelini ilk defa bu sefer ziyaret ettim. 




































seyahat kağıtları: 16-19 mayıs, paris - amiens - condette - boulogne-sur-mer


 

19 Mayıs 2026 Salı

pina bausch arşivim 12: seit sie (dimitris papaioannou), 19-20 mayıs 2018


gizem ve ayşe ile ilk defa wuppertal'e gelişimiz. 2010 yılında tanıştığım ve hemen kaynaştığım bu iki arkadaşım gösteri sanatları alanında çalışıyorlar ama bu kadar yıl bir pina bausch yapıtı seyretmek için benimle veya bensiz wuppertal'e gelmediler. şimdi üçümüzün de hayranı olduğu dimitris papaioannou pina bausch'un topluluğu tanztheater wuppertal ile bir gösteri sahneleyince, dünya prömiyeri gösterimleri için birlikte wuppertal'deyiz. paris'ten arkadaşım hang da geldi. gösteriler opera barmen binasında, çünkü schauspielhaus bakım-onarım için kapandı, ama biz schauspielhaus'un karşısında bir otelde kalıyoruz. gece de schauspielhaus'un mekanlarında düzenlenen bir parti var. ona katıldık.

onları bir kaç zamandır keşfettiğim ve wuppertal'e her gidişimde mutlaka bir kere yemek yediğim onkel ludwig'e götürüyorum. tam mevsimi, kuşkonmaz ısmarlıyoruz.

akşam gösteriyi seyrettikten sonra, wuppertal'e ilk defa birlikte geldiğim herkes gibi, onlarla da pina'nın mezarını ziyaret ediyoruz. hepimiz için unutulmaz anlardan biri oluyor bu ziyaret.

 

pina bausch arşivim 11: bamboo blues, 19-20 mayıs 2007










annemi ilk defa wuppertal'e pina bausch yapıtı seyretmeye getirişim. annem daha önce istanbul'da "masurca fogo"yu ve "nefes"i seyretti tabii ki, ama bu pina bausch'u, memleketinde, şehrinde ilk defa seyredişi. annemle ilerleyen yıllarda bir kaç defa daha geleceğiz wuppertal'e.

"bamboo blues"un dünya prömiyeri gösterimlerinden biri için gitmiştik. malum, pina bausch bir yapıtı seyirciyle ilk defa buluşturduğunda iki hafta boyunca yaklaşık 10 defa sahneliyor. eğer yapıt bir şehir üzerineyse -ki bu durumda o şehirdeki bir kurum ortak yapımcı oluyor-, o yapıt önce wuppertal'de dünya prömiyerini yapıyor, sonra dünyada ilk defa o şehre turneye gidiyor. bamboo blues da hindistan üzerine, bombay şehrindeki bir kurumla ortaklaşa finanse edilmiş bir yapıt.

wuppertal'e ilk gidişlerimde hep düsseldorf'da kalıp, gösteriler için gidip geldim. annemle de düsseldorf'da kaldık. orada ona müzeleri de gezdirdim.   

annemle wuppertal'de olmak müthiş bir his. yapıt, şimdilerde kapalı olan schauspielhaus'ta sahneleniyor. gerhard graubner'in tasarladığı binada fuaye japon bahçesi olarak düzenlenmiş bir iç avluya bakıyor. tiyatroya bir saat önce gidip frikadelle (yani gülle gibi alman köftesi), sotelenmiş sebze ve salata tabağımızı alıp bir kadeh şarapla fuayede akşam yemeğimizi yiyoruz.

pina'nın sanatına aşinayız, ama bir yapıtını ilk defa dünyaya geldiği süreçte seyretmek başka bir keyif ve merak yaratıyor bizde.











17 Mayıs 2026 Pazar

bu akşam theatre elisabetian de chateau d'hardelot'da: macbeth









 

Kırk Üçteki Korkunç Traktör Yağmuru'ndan



"Onun görevi sistemi beslemekti. Sabahtan akşama kişilik testleri, yetenek sınavları, bilgi yarışmaları ve türlü çeşitli oyun oynamak, oğlunun tabiriyle bulmaca çözmek. Sistemin bu veriyi nasıl kullandığı hakkında onun ya da iş arkadaşlarının en ufak bir fikri yoktu. Sistemin hazırladığı yayın takvimine göre, zamanı geldiğinde, kendileri de birer sanal karakter olan yazarların kaleminden, her birinin kendine özgü tarzında yazılmış kitaplar ortaya çıkıveriyordu. Yayınevi çalışanı oldukları için %30 indirim hakları vardı, o kadar. 
"Okula döndüğüne çok sevindim," dedi Aydın. 
"Evet baba, biraz önce söylemiştin." 
"Nasıl gidiyor dersler? İlgilendiğin belli bir alan var mı?" 
"Top sektiriyorum son zamanlarda." 
"Öyle bir dersiniz mi var? Bilmiyordum." 
"Hee. Sistem tepki sürelerimizi mi ölçüyormuş, neymiş. Benim için fark etmez, fazla kafa yormasın yeter. Ustalaşırsan belediyede falan iş bulabiliyormuşsun galiba." 
"Hmm. Ben senin için daha zihinsel beceriye dayanan bir seyler hayal etmiştim. Strateji oyunları falan mesela. Zeki çocuksun, zekanı değerlendirecek bir iş daha doğru degil mi?" 
"Hiç o saçmalıklarla uğraşamam baba, kusura bakma. Okula döndüm diye sistemin maymunu olacak halim yok." 
"Neden öyle diyorsun evladım? Strateji oyunlarının, politik sistemi eğitmekte ne kadar önemli olduğunu bilmiyor musun?" 
"Tabii baba, tabii," dedi Nazım, alaycı bir tonda. 
Aydın iç geçirdi. "Neyse, nasıl istersen öyle yap, ister top sektir, ister balon patlat. Aptal bir vahşi olup sefalete düşmenden iyidir." 
"Seni de o aptal dediğin vahşiler kurtaracak, hiçbir işe yaramayan aptal işinde ömür tüketmekten... " 
"Hiçbir işe yaramayan ha! Sistem bu haline kendiliğinden mi geldi sanıyorsun? Senin babaannen..." 
"Biliyorum, babaannem otuz küsur yıl boyunca binlerce sudoku çözerek seni okuttu değil mi? İyi bir işin olsun, sen de kendi bulmacalarını çözerek mutlu bir hayat yaşayasın diye. Ne şirketinde çalışıyordu babaannem?" 
"Güneş enerjisi." 
"Ne alakası var güneş enerjisinin sudokuyla?" 
"Biz... bir alaka kuramayabiliriz, ama sistem bizim anlayamayacağımız bağıntıları kurar." 
"Hikmetinden sual olunmaz diyorsun yani." 
"Evet. Yani... hayır, öyle degil de... Biliyorsun, biz o karmaşıklıkta denklemleri anlayamayız oğlum." 
Nazım güldü. Bu alaycılığı Aydın'ı iyice sinirlendiriyordu. 
"Bak oğlum, bu gerici anlayışla bir yere varılamaz. Senin istediğin nedir yani? Eskisi gibi insanlar işsizlikten, yoksulluktan birbirlerini mi yesinler? Savaşlarla, krizlerle, darbelerle sefil mi olsunlar?" "Hayır, biliyorsun ne istediğimi. Madem sistem her şeyi mükemmelen hallediyor, biz neden çalışıyoruz baba? Neden çalışıyoruz?" 
Aydın başını önüne eğdi. "Çünkü para kazanmamız lazım. Çalışıp para kazanmamız lazım. Başka çaresi yok oğlum. Çalışacağız ve ekmek paramızı kazanacağız." 
Nazım cevap vermedi. Yemekler geldi o arada. Tam üç dakika kırk saniyede ve her zamanki kadar lezzetli. Aydın oğluyla tartışmaktan nefret ediyordu ama yıllar boyu şimdi oğlunun savunduğu fikirleri savunanların neler çektiğine tanık olmuştu. Onu azıcık da olsa teşvik ediyor durumuna düşmemek için elinden geleni yapardı. Sistemi ikna etmek mümkün değildi. Onların anlamayacağı karmaşıklıkta yapılmış ve doğru düzen kurulmuştu. Çalışmayana ekmek yoktu."

- Afşin Kum
April Yayınları