robert sturm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
robert sturm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2011 Pazar

naklen berlinale'den, "pina"nın basın toplantısından:


hayatımda ilk defa canlı bir basın toplantısı izledim; yaklaşık bir saat önce, hem de berlinale'de!
yok, hayır, berlin'de falan değilim; istanbul'da, evimdeyim.
basın toplantısıysa berlinale'nin internet sitesinden video-streaming yoluyla yayınlandı; oturduğum yerden postdamer platz'daki berlinale palast'ın basın odasına bağlandım; mükemmel bir hizmet değil mi!

beni bilgisayar başına oturtan basın toplantısı, tahmin etmek zor olmasa gerek, "pina" filmine aitti. yönetmen wim wenders, dansçılardan julie shanahan, barbara kaufmann, sahne tasarımcısı ve filmin sanat yönetmeni peter pabst, tanztheater wuppertal'in -pina sonrası- artistik direktörlerinden peter sturm ve filmin yapımcısı gian-piero ringel.

filmin basın gösterimi gündüz yapıldı, akşama da seyirciye açık prömiyer gerçekleştirilecek.
toplantıda söz alan ispanyol, fransız, alman bütün gazeteciler lafa önce filmi ne kadar çok beğendikleri ile başladılar; duygulananlar, hatta hala gözyaşlarını tutamayanlar vardı içlerinde. [bu arada, basın toplantısının beş kamera ile görüntülendiğini belirtiyim.]
sorular genellikle -ve doğal olarak- wim wenders'a soruldu.

kısa kısa aklımda kalanları paylaşırsam:

.küçük birer dinazor gibi olan kameraları (üç boyutlu filmler aynı anda iki kamera ile çekiliyormuş) bir süre sonra dansçılar fark etmez olmuşlar; wenders ve ekibi koreografiyi ezbere bildikleri için kameraları dansçıların sahnede bulunmadıkları yerlere kaydırmaya dikkat etmişler; hatta wenders başkameraman için "zamanla o da dansçılardan biri haline geldi" dedi.

.farklı müzik kullanımı üzerine sorulan bir soru üzerine "pina bir dünya sanatçısıydı, nasıl topluluğunda farklı ülkelerden dansçılar çalışıyorsa, yapıtlarında kullandığı müzikler de dünya müzikleriydi. filmde 40 ayrı müzik parçası kullandık; hepsinin kendi ruhu olmasına rağmen, toplamda bir potpori gibi gözükmemesini sağlamak için, her zaman çalıştığım bir besteci ile müzikleri birbirine bağlayan, alçak tonda bir müzik de özel olarak tasarladık."

.dış mekanlarda, özellikle de wuppertal'de çekimler yapmaya pina'nın vefatından sonraki süreçte karar verilmiş. wenders "pina, yönettiği tek film olan muhteşem "die klage der kaiserin"de dansçılarını wuppertal sokaklarına ve çevresine çıkarmıştır. dolayısıyla pina'nın wuppertal'i ne kadar önemsediğini bildiğimiz için filmde kente de rol vermek istedik" dedikten sonra "şansımıza, wuppertal'de ne zaman dış çekim yapsak hava güneşliydi" diyerek salonu güldürdü; malum, wuppertal'in yağmuru ve kapalı havası ünlüdür.

."dramaturji olarak kendi içlerinde bir bütün olan pina bausch'un yapıtlarını filmde kullanırken herhangi bi değişik yaptınız mı?" diye soran bir gazeteciye wenders "pina'nın yapıtlarında düzeltilecek veya iyileştirecek hiç bir şey yoktur, pina'nın yapıtları mükemmeldir" diye cevap verdi. sadece; sahne kayıtlarında 3-boyutlu kameraların çekim yapabilmesi için sahne ışığı yetersiz kaldığından, ışığı arttırmak zorunda kalmışlar.

.bir gazetecinin "bir yönetmen olarak kendinizi geri çekmiş gibi duruyorsunuz, bu alçakgönüllüğünüzün nedeni nedir?" sorusuna ise wenders "biz hepimiz pina için oradaydık ve kendimizi bütünüyle geri plana çektik" cevabını verdi.
"pina ile" bir film yapmaktan "pina için" bir film yapmaya dönüşen projede; wenders pina'nın her an onunla olduğunu hissetiğini; omuzunun üzerinden her çekilen görüntüyü seyrettiğini ve her gün sonunda pina'ya "oldu mu?" diyerek sorular sorduğunu belirtti ve ekledi: "bizimle olmadığı için aslında daha fazla bizimleydi" dedi.

."pina hayattaykenki düşüncemizde pina filmin başkahramanı olacaktı. her görüntüyü benimle birlikte izleyecek, değişiklikler önerecekti. topluluğun güney amerika ve asya'ya yapacağı birer turneyi takip edip görüntüler alacaktık. pina'nın bir yapıtı nasıl oluşturduğunu, nasıl değişiklikler yaptığını, provalarda dansçılarıyla nasıl çalıştığını gözlemleyecek, belgeleyecektik. o zamanki, şimdikinden bütünüyle farklı bir projeydi."
"başta sadece dört yapıtın sahne gösterimlerinin kaydı planlanmıştı. pina'nın yapıtlarını yaratma sürecindeki soru-cevap tekniğini ben de bu filmin anafikri olarak kullandım ve dansçılarına pina'yı sordum. zamanla dansçıların farklı yapıtlardaki solo ve düetlerini ekledik."

.dansçı barbara kaufmann'a pina'yla ilişkisi sorulduğunda "açık olmak, herşeye açık olmak ve her seferinde tekrar tekrar yeniden keşfetmek" diye cevap verirken julie shanahan "öyle bir güven ortamı yaratmıştı ki, duygusal olarak kolaylıkla incinebileceğinizi bile bile kendinizi pina'ya bütünüyle açardınız ve bilirdiniz ki sizi hiç bir zaman yargılamayacak..."

26 Ağustos 2010 Perşembe

"Pina fought hard to bring this kind of work to Wuppertal – I know she didn't want it to disappear."

dominique mercy - bandeneon


daphnis kokkinos - nefes (fotoğraf: ursula kaufmann)


guardian'da gezinirken, geçen gün rastladığım formatta bir yazıya denk geldim; yine ingiliz basınından bir gazeteci, sanırım seyirciyi haftasonu edinburgh festivali'nde sahnelenecek "agua"ya hazırlamak için, yapıtın atina temsillerini izlemiş; dansçılardan bazılarıyla ve topluluğun iki yeni sanat yönetmeni dominique mercy ve robert sturm'la sohbet etmiş; araya da pina bausch'un sanatına dair anektodlarla yazıyı renklendirmiş.

yıllardır sadlers wells'e konuk olan topluluk hakkında ingiliz basınında daha önce bu çerçevede yazılar çıkmamış olduğundan hareketle, topluluğun idari yöneticisi cornelia albrecht'in kafasının pazarlamaya da çalıştığını söyleyebiliriz.

yazıdan dikkatimi çeken satırlar:

"I was on the train for three days," he says. "When I arrived, I hadn't shaved, I'd hardly eaten. I was terrified – I didn't know anyone. But I found my way to Pina's studio, knocked on the door, and said, 'Good morning, I'm Daphnis from Crete.'" Bausch held him in a hug (in so far as her tiny body could envelop a 6ft Greek) and let him stay. Kokkinos has now been dancing with the company for 22 years.

...

For a dedicated core of Bausch fans (some of whom followed her shows around the world), the work became interwoven with their lives. Dominique Mercy, who has danced with the company since its inception, recalls the overwhelming ovation they received after performing in Paris shortly after Bausch's death. "It wasn't just a reaction to the piece, but to the fact that we were carrying on without Pina. It was quite amazing to realise how close people felt to her work."

...

They are also getting a profound input from the dancers. Some have been with the company for 20 to 30 years (Bausch enjoyed working with older dancers), but even the younger ones feel a sense of ownership of the material they perform, and want to take on full responsibility for keeping it alive. Sometimes, Mercy admits, this enthusiasm can be a bit much. "We all have different memories, sensitivities and sensibilities about how a work should be performed. But really, it's a beautiful thing. We all have to keep our eyes and our minds open."

...

Another aspect of international touring is the different reactions from audiences. Kokkinos says the first time he performed in America he was quite fazed by the fact that people started laughing during moments he considered painful. "It's very different in Japan," Morganti adds. "Everyone is very silent. It's only after a performance, when the lights come up, that we can see some of them are crying."
In Madrid, the dancers even caused a minor riot. "We were dancing Nelken," says Morganti. This is Bausch's evocation of a lost arcadia, in which the carnation-covered stage is patrolled by live guard dogs. "People in the very expensive seats started shouting at us and telling us to get off the stage. Then all the young people, the students, started screaming back. We couldn't understand it. We've performed this work from Mexico to India and never had such a reaction."

...

"We have to find something new that's authentic and honest, but also fits organically with what we do," muses Mercy. "If we do something wrong, we always feel a pinch on our back."
"Even though she's not here," says Sturm, "she hasn't gone away."

yazının tamamı için tıklayınız.