murat ipek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
murat ipek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2024 Çarşamba

06 KASIM


1999 haris alexiou ile sezen aksu'nun dost şarkılar başlıklı konserine gittim; lütfi kırdar kongre ve sergi sarayı'ndaydı

2003 sabahat akkiraz ile miam oda orkestrası konserine itü maçka g-anfisi'nde gittim

2010 murat ipek'in yazıp yönettiği, günay karacaoğlu'nun oynadığı muhteşem komedi basit bir ev kazası'nı akatlar kültür merkezi'nde seyrettim

2017 bu ve ertesi akşam işsanat carlos acosta'yı kendi topluluğu acosta danza eşliğinde sidi larbi cherkaoui, justin peck, jorge crecis ve goyo montero koreografilerinde seyrettim

2022 beykoz kundura sahne'de manuela infante'nin como convertirse en piedra adlı gösterisini seyrettim



6 Kasım 2010 Cumartesi

"basit bir ev kazası" hala sahnede!


"basit bir ev kazası" hakkında 1.5 yıl önceki izlenim yazımın son cümlelerinden biri "bu sıcak mayıs pazarında caddebostan gibi dış mekan olanakları zengin bir semtteki bir salonu bu kadar doldurabiliyorsa bir oyun, eminim gelecek sezon da oynar. oynamalı, çünkü hala seyretmemiş olanlar var ve kesinlikle kaçırmamak lazım!" idi.
yazımın üzerinden bir sezon geçti, ikincisinin başındayız, "basit bir ev kazası" hala sahnede.

bu akşam ailemi götürme bahanesiyle, oyunu ikinci kere seyrettim. üniversite yıllarımdan beri, çok beğenmiş olsam da kolay kolay bir oyuna ikinci kere gitme imkanı yaratamıyordum kendime. "basit bir ev kazası" ikinci kere seyredilmeyi hak eden oyunlardan. ilk izleyişin verdiği etkinin ikincisinde sönmediği bir oyun.

iyi bir tiyatro için gerekli -ve aslında yeterli- olan iki temel unsur; sağlam metin ve başarılı oyunculuk bu oyunda birleşiyor.
günay karacaoğlu aynı enerjik, aynı pozitif haliyle hala sahnede songül'e hayat veriyor. bir kere daha kendisine hayran oldum ve bir kere daha oyunun yazarı ve yönetmeni murat ipek'e.
bu kadar mı pırıltılı yazılır bir oyun; bu kadar mı lafarası söylenen, önemsizmiş gibi duran sözler, küçük detaylar fazlalık gibi durmaz, tersine kuvvetlendirir dramayı.
murat ipek bu kadar mı iyi analiz etmiş türk insanının halet-i ruhiyesini; 60'lı 70'li yılların türk filmlerini, heidi'yi, barbara cartland romanlarını; komediyle karışık trajedisini lise mezunu orta sınıf türk ev kadınının dünyasını.

bu akşam akatlar kültür merkezinin yarısını dolduran seyircilerin arasında tanınmış tiyatrocuları da fark edince, demek ki hala seyircisi bitmemiş bu oyunun diye geçirdim içimden.

"basit bir ev kazası" her hafta istanbul'un başka bir köşesinde...

4 Aralık 2009 Cuma

"kırıldığı yerden keskinleşen bir aşk yolculuğu"


çiseleyen yağmurun altında kayganlaşmış eğri büğrü dar sokaklardan kıvrıla kıvrıla vardığım garajistanbul dün akşam pek tenhaydı.
fuayede kulak kabarttığım sohbetten, az sayıdaki seyircinin çoğunun, yaratıcı ekibin eşi dostu olduğunu anladım. malum, türk seyircisi bilmediği -veya yeterince reklamı yapılmamış- mala ilgi göstermez.
“yeni opera” olarak tanımlanan bu gösteri seyircide, hem “opera” hem de üstelik “yeni” olması dolayısıyla, ilgiden ziyade uzak durma hissi uyandırmış olmalı.
18 yaş sınırıyla sahnelenen ve opera days rotterdam işbirliğiyle bir garajistanbulpro yapımı olarak sunulan "dar-ül love", bir travestinin aşkı ve yalnızlığı üzerine kurulu içeriğiyle en azından şehrin gey cemaatinin ilgisini çekebilirdi, ancak onlar da daha "aşk evi"ni keşfetmemişler olsa gerek..

“dar-ül love”ın el ilanında enfes bir kısa metin var, tam da gösterinin yazarı murat ipek’in kaleminden damlayacak kalitede:
“Dar-ül Love… kırıldığı yerden keskinleşen bir aşk yolculuğu.

Erkeğin erkeğe aşında herkesin rolü kayıp. Bir travesti zaman ve mekanını yitirmi şon rüyasının içinde sokakların biledği topuklarıyla karanlığın bilediği yalnızlığında yürüyor ölümüne doğru… ne kendinde izini sürdüğü kadın kadın, ne dokunduğunu sandığı erkek erkek…
ama ihanet aynı ihanet, nefret aynı nefret, ölüm aynı ölüm.

Dar-ül Love yalnızlık, yaşlanmak ve korkmak üzerine bir yeni opera.”


maalesef, gösteri, bu kısa metnin cazibesini taşımıyor. gerek içerik, gerek müzik tasarımı, gerekse sahneleme anlamında cesaretli, kalıpları yıkmaya soyunan bir deneme, ama sanki yeterince olgunlaş(a)mamış.

içerik cesur;
murat ipek’in, seyrettiğim diğer iki oyununda (“belkıs düştü kuyuya” ve “basit bir ev kazası”), komedi ile paketlediği -ve bu sayede hafifletmese, jiletlik derecede arabesk,- iç acıtıcı ve kesif yalnızlık temasını “dar-ül love”da bütün çıplaklığı ile ortaya koymuş.
müzik tasarımı cesur;
kapsül’ün bestelediği new-age tarzında, güçlü atmosfer yaratan operatik şarkılar –aynı zamanda gösterinin tek oyuncusu olan- kontrtenor nuri harun ateş tarafından başarıyla seslendiriliyor.
sahneleme cesur;
gösterinin yönetmeni ve ışık-dekor-kostüm tasarımcısı ali cem köroğlu “azaltılmış” (öze indirgenmiş) malzeme, dozunda ışıklandırma ve minimal jestlerle etkili sahneler yaratmış.

peki, “dar-ül love”da olmayan/olmamış olan ne?
tam ne olduğunu söylemek güç; belki, yukardaki kısa metinde “hoş” duran ama bir sahne eserine aktarılmaya çalışılınca “fazlalaşan” içerik ve bağlam.
içerik:
hem “yalnızlık”, hem “yaşlanmak” hem “korkmak”! ben bunlardan sadece “yalnızlık”ı görebildim/hissedebildim sahnede, diğerleri katılmak istenmişse de sanki “sakil” kalmışlar.
bağlam:
hem “zamanda” hem “mekanda” yitiyor olmak; biri tercih edilebilir miydi; güncel olan kısımlar ekleme gibi duruyordu sanki.
sahnede anlatılanlar sadece keykubat zamanındaki olaylarla sınırlı kalsaydı, günümüzle bağlantı kurulması seyirciye (seyircinin hayalgücüne/zekasına) bırakılsaydı olamaz mıydı?
yoksa tabii ki şu cümle -ve barındırdığ anafikir- kendi içinde çok şık: “Bir travesti zaman ve mekanını yitirmiş son rüyasının içinde sokakların bilediği topuklarıyla karanlığın bilediği yalnızlığında yürüyor ölümüne doğru…”

herşeye rağmen; “dar-ül love” türkiye’de her zaman denk gelin(e)meyecek, cesur, farklı ve özenli bir sahne yapıtı! ve bu özellikleriyle de değerli ve önemli!

24 Mayıs 2009 Pazar

hayaller hayalete dönüşürse!

murat ipek'in yazıp oynadığı "belkis düştü kuyuya"yı üç sene önce maya sahnesi'nde seyretmiş ve çok beğenmiştim; hem eğlenceli hem hüzünlü, komikliği detaylarla yaratan, zeki ve aykırı bir oyundu. murat ipek belkıs rolünde çok iyiydi.

geçen sezon sonu başlayıp bu sezon devam eden ve bu seneki afife jale ödüllerinde oyuncusuna "komedi dalında en iyi kadın oyuncu" ödülünü kazandıran "basit bir ev kazası"nı ancak bugün, bu sezonun kapanışına ramak kala izleyebildim. hep aklımdaydı, bir türlü denk getiremiştim. oyun da istanbul'un farklı bir çok semtinde perde açmıştı. bugün, oturduğum semtten uzaklara gittim izleyebilmek için. ama, zahmetime değdi.

murat ipek bu sefer yazmak dışında yönetmiş de oyununu, ancak başrolü gerçek bir kadına vermiş. aldığı ödülün hakkını verircesine döktürüyor günay karacaoğlu.
"basit bir ev kazası"nda 15 yıllık bir evliliğin, kadın tarafından masaya yatırılmasını izliyoruz. sonbahar sokak sonmaz apartmanında oturan songül hanım bir çokları gibi basit ve şanssız bir ev kadını. neyse ki hayalgücü oldukça zengin, zaten bu sayede hayata tutunmayı başarıyor; her ne kadar çoğu zaman "hayaller hayaletlere dönüşüyor" olsa bile.

günay karacaoğlu, murat ipek'in muhteşem detaylarla bezediği metnin hiç bir inceliğini es geçmeden, belli ki keyif alarak ve kesinlikle keyif vererek oynuyor. arada hüzünlenmiyor değiliz, ama hayat tam da böyle değil mi!

bu sıcak mayıs pazarında caddebostan gibi dış mekan olanakları zengin bir semtteki bir salonu bu kadar doldurabiliyorsa bir oyun, eminim gelecek sezon da oynar. oynamalı, çünkü hala seyretmemiş olanlar var ve kesinlikle kaçırmamak lazım!
belirtmeden geçemeyeceğim; uzun zamandır bu kadar candan ve neşeli selam veren bir oyuncuya rastlamamıştım. teşekkürler günay karacaoğlu!