iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2013 Salı

NRW009 shahrokh moshkin ghalam & barbad project



geçtiğimiz haftasonu hamburg elbphilarmonie ile kölner philarmonie eşzamanlı bir festival düzenlediler: “new sounds of iran” (iran’ın yeni sesleri). cuma iki, cumartesi-pazar üçer olmak üzere sekiz konser, fotoğraf sergisi, film gösterimleri ve sufi-dans atölyesi.

ben bu mini festivalin cuma akşamki açılış konserini/gösterisini izledim: barbad project adlı altı kişilik müzik topluluğunun eşlik ettiği shahrokh moshkin ghalam’ın dans gösterisi.

ghalam’ın yaptığı dansın tarzına en yakın örnek ziya azazi’ninki. aslında, az çok aynı sonuca varmışlar, biri türk ve yolu viyana’dan geçmiş, diğeri iranlı ve yolu paris’ten…
ghalam theatre du soleil’de sahneye çıkmış; ariane mnouchkine’ın tezgahında pişmiş; mnouchkine ghalam’a kültürel kimliğini en iyi şekilde ifade etmesi için içindekilerin akıp gitmesine izin vermesini öğütlemiş.


sahnede endamı, boyu posu, özellikle saçları ve kollarıyla çok etkileyici bir varlık ghalam.
broşürde flamenko’dan hint danslarına ve sufizm'in dans ritüeline ghalam’ın bütün bu tarzlara hakim olduğu yazıyor. seyrettiğim gösterisine dayanarak ben ghalam’ın daha çok, tam da mnouchkine’ın ona öğütlediği gibi, kendisine has bir dansı ortaya çıkardığını düşünüyorum. flamenko veya hint dansının değil ama özellikle sema'nın etkisi kuvvetli olarak görülüyor. ancak ghalam, bütün bunlardan ötede, içindeki dişil enerjiyi keşfetmiş olmanın özgüveni ve rahatlığıyla daha özel bir hareket vokabüleri yaratmış sanki..

işte ghalam'ın dansını anlatan güzel bir örnek:




ghalam ve barbar project'in kölner philarmonie'de sundukları çok uzun olmayan, bir saatlik bir gösteriydi; daha uzun olsa belki tekrarlara düşüp, kolaylıkla sıkıcılaşabilirdi.
ancak hakkını vermek lazım; özellikle baş hareketleri ve muhteşem güzellikteki saçlarını kullanışı çok etkileyiciydi; pina bausch hayatta olsa ve ghalam’ın sırf saçlarıyla yaptığı final dansını seyretse herhalde “nefes”i kesilerek ona hayran kalırdı.

…

iran gibi kapı komşumuz olan bir kültüre bu kadar uzak durmak; ona coğrafi olarak çok daha uzak olanların merakını, keşfetme heyecanını ve isteğini görmek biraz acıttı içimi.
böyle etkinlikler esas istanbul’a yakışmaz mıydı; tam da çoğu politikacının ağzına sakız olduğu üzere “medeniyetlerin köprü” kurduğu bir kente.

mesela, hayal buya; cemal reşit rey konser salonu, bıraksa klasik müzik konserlerini, sadece dünya müziği örneklerine yoğunlaşsa, zaten son iki yıldır klasik müzik iyice azaldı salonda, seyircisi de daha “in” diye işsanatı tercih ediyor, crr’de en iyi oda müziği konserleri, resitaller bile “fazıl say” çıkmıyorsa  dolmuyor; iyisi mi tümden bıraksalar klasik müziği, dünya müziğinin binbir tonuna yoğunlaşsalar; ama öyle böyle değil, paris’teki theatre de la ville’ın yaptığı gibi en iyi örneklerini çıkararak, sezon boyu küçük festivaller düzenleyerek…
ne güzel olurdu, cemal reşit rey konser salonu adını ortadoğu coğrafyasında dünya müziğinin kalesi olarak duyursa; hayal bu ya…

22 Ocak 2010 Cuma

boyutu küçük etkisi büyük sergi


topkapı sarayı has ahırlar'da "onbin yıllık iran medeniyeti, ikibin yıllık ortak miras" sergisi devam ediyor.
sergilere son gününde gitme huyumdan taviz verip, geçen haftasonu yağmur altında sarayın yolunu tuttum.
tabii ki, paris'teki istanbul sergisi ayarında bir sergiyle karşılaşmayacağımı tahmin etmiştim. yine de pişman olmadım; enfes bir kaç parça eseri görmeye değdi.

iran'dan sadece ulusal müze'den parçalar gelmiş. onlar da, serginin başlığındaki ilk kısma tekabül ediyorlar: "onbin yıllık iran medeniyeti"nin sekizbin yılına.
başlığın ikinci bölümü, "ikibin yıllık ortak miras", yani aslında iran'ın islamiyetle tanışmasından sonraki binbeşyüz yıllık dönem ağırlıklı olarak istanbul'daki koleksiyonlardan derlenmiş; topkapı sarayı, arkeoloji müzeleri, askeri müze, türk ve islam eserleri müzesi, millet kütüphanesi ve sadberk hanım müzesi'nden.
iran tarihinin sekizbinbeşyüz yılı serginin 1/4'ünü, islamiyet dönemi ise 3/4'ünü kapsıyor.
iran'dan gelen ilk sekizbinbeşyüz yıla ait objeler, istanbul'dan toplanan islamiyet dönemi objelerinden çok daha ilginç ve görmeye değer.

tematik bir yerleştirme olmadan, tarih sırasıyla izliyorsunuz objeleri; has ahırların büyük tek mekanında vitrinler içine yerleştirilmiş şekilde.
bu sergileme mantığı çok gerilerde kaldı.
yaklaşık 30 yıl önceki muhteşem "anadolu medeniyetleri sergisi" böyleydi; vitrinler içinde yanyana, sıra sıra objeler. türkiye ilk defa müthiş kapsamlı ve sergileme düzeni olarak oldukça profesyonel bir sergi görüyordu.
yaklaşık 10 yaşlarında bir çocuk olarak üzerinde yaşadığım toprakların tarihi ve medeniyetleri ile karşı karşıya gelmiştim ve çok etkilenmiştim.
aradan çok sular aktı, ancak maalesef devletin sergi hazırlama mantığı değişmedi.

(bu aralar bu lafı çok kullanıyorum ama mecburum) "herşeye rağmen" iran medeniyeti sergisi, iran'dan gelen objeler hatırına gezmeye değer:
. eski çağlardan pişmiş toprak kaplar alev ebuzziya'ya taş çıkartıyorlar,
. taht-ı süleyman'dan çini parçası sanki bugün tasarlanmış kadar soyut,
. perslerden kalma bronz kaseler, madeni objeler inanılmaz bir işçilikle yapılmış, inanılmaz güzellikte (örneğin "balıklı kap" muhteşem),
. lake tekniği ile yapılmış, gökyüzündeki yıldızlar ile insan ve hayvan figürlerini süperpoze ederek gösteren astronomi haritası dakikalarca seyredilecek güzellikte,
. sergide sizi ilk karşılayan eski çağlardan iki insan büstü -ki erkek olanı omuzuna, eline konmuş islami bülbüllerle afişi de kaplıyor- küntlükleri, sadelikleri ve ifadeleriyle çok etkileyici,
. sergiyi bitiren, insan boyutunda iki kakma kapı da işçilikleri, renk ahengleri ile muhteşem;
insan, gözü gönlü açılmış olarak terkediyor sergiyi...