Fernando Melo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fernando Melo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2025 Cuma

on soruluk sohbetler 122: fernando melo

Fotoğraf: Maryam Barari

Sizce performansın özü nedir?
Benim için performansın özü, en temelde neden tiyatro ve dans toplulukları için yapıtlar tasarladığımla yakından bağlantılı. Aynı zamanda, sanatın toplumda bu kadar önemli bir rol oynadığına inanmamın nedeni de bu.
Çağdaş dans alanında uzun yıllar performans ve koreografi yaptıktan sonra (dans eğitimime sekiz yaşında başladım), sanatçı olarak potansiyelimizin, kendimizden daha büyük bir şeye katkıda bulunduğumuzda gerçekleştiğini anladım.
Tiyatroya gitmenin ve başka bir insanı seyretmenin, özünde toplumda anlamlı ve ciddi bir işlevi var. Çünkü sahnede başka birini seyrettiğimizde bir şeyler olur. Bir an için onların yerine geçeriz.
Bir başkasının bakış açısına adım atma eylemi, başlı başına bir empati eylemidir. Ve inanıyorum ki sahne, bu tür bir ortak insan deneyiminin hala gerçek zamanlı olarak yaşanabildiği az sayıdaki alandan biri.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Evet, inanıyorum. Bir sanat eserini, özellikle de canlı bir ortamda deneyimlemenin içimizdeki bir şeyleri değiştirebileceğine inanıyorum. Bazen ince, neredeyse fark edilmeyen bir şekilde. Eğer bir performans seyretmek bir kişinin başka bir kişinin bakış açısına adım atmasını sağlıyorsa, o kişi aktif olarak empati kuruyor demektir. Ve empatinin, etiğin temeli olduğuna inanıyorum. Eğer çalışmalarım bu tür bir düşünmeyi teşvik etmeye küçük de olsa katkıda bulunabiliyorsa, amacına ulaşmış demektir.

Bir yapıt üzerinde çalışırken, hangi kaynaklar size ilham veriyor? Rüyalar yapıtlarınızda rol oynuyor mu? Bir anlamda, deneyimlediğim her şeyden ilham alıyorum: sanat eserleri, edebiyat, müzik, kişisel karşılaşmalar. Rüyalar belirli bir rol oynamıyor, ancak yaşadığım her şey çalışmalarıma sızıyor. Ancak, ilhamım daha temelde, “neden”imden, yani yaratma nedenimden geliyor. Biz koreografların bir sorumluluk taşıdığına inanıyorum. Bize bir alan, bir platform ve bir seyirci veriliyor. Yüzlerce (bazen binlerce) insan karanlıkta oturup söyleyeceklerimizi dinlemeyi seçiyor. Bu çok güçlü bir şey. Ve bu güç ile birlikte sorumluluk da geliyor.
Daha önce de söylediğim gibi, performansın empati için gerekli koşulları yaratmakla ilgili olduğuna inanıyorum. Seçimlerimi yönlendiren şey de bu: hangi fikirleri keşfedeceğim, hangi malzemeleri kullanacağım ve iş nasıl şekillenecek. Kararlarım her zaman bu amaca hizmet ediyor.

Üzerinde çalıştığınız bir yapıta, eğer zaten bir başlığı yoksa, ne zaman bir başlık vermeye karar veriyorsunuz?
Benim sürecimde başlık genellikle oldukça geç gelir. İdeal olarak, yapıtı tanıdıktan ve ne anlatmak istediğini anladıktan sonra ortaya çıkar.
Başlıklar önemli olabilir çünkü genellikle seyircinin yapıtla ilk karşılaşmasıdır. Başlığı; seyirciyi, görmek üzere olduğu şeyi nasıl deneyimleyebileceği veya yorumlayabileceği konusunda nazikçe yönlendirmek için kullanmayı seviyorum.
Bununla birlikte; pazarlama tarihleri, abonmanlıklar ve benzeri nedenler gibi pratik gerçekler genellikle yapıt hazır olmadan çok önce bir başlık vermemi gerektiriyor. Bu zor olabiliyor ama esnek kalmaya çalışıyorum.

Sanatınızı en çok etkilediğini düşündüğünüz bir sanatçı ya da kişi var mı? Ve eğer böyle bir sanatçı ya da kişi varsa, kim? O kadar çok var ki sadece birkaçını saymak imkansız. Etkilendiğim kişiler farklı alanlardan geliyor; Pina Bausch gibi koreograflar, Marcel Duchamp gibi görsel sanatçılar, Rick Rubin gibi müzik yapımcıları, Arvo Pärt gibi besteciler ve Samuel Beckett gibi yazarlar. Liste uzayıp gidiyor. 
Karmaşık fikirleri özlü ve dokunaklı bir şeye dönüştürebilen sanatçılardan ilham alıyorum. İnsani ve zamansız bir şeyi benzersiz bir şekilde iletenler.

Sohbetin devamını okumak için tıklayın.

10 Eylül 2025 Çarşamba

Küçük bir başyapıt: Leaning Tree

Leaning Tree 'yi beklerken 
(Danimarka Kraliyet Operası Stüdyo Sahnesi, 8 Mart 2025) © Mehmet Kerem Özel

Danimarka’nın ulusal çağdaş dans topluluğu Dansk Danseteater (Danimarka Dans Tiyatrosu) ile Copenhagen Philharmonic (Kopenhag Filarmoni) orkestrasının ortak yapımı Leaning Tree (Eğilen Ağaç) başlıklı yapıtın koreografı Brezilyalı Fernando Melo, bestecisi Danimarkalı Signe Lykke. Leaning Tree’nin 2023-2024 sezonunun başında yapılan Danimarka Kraliyet Tiyatrosu’nun büyük salonunda gerçekleştirilen prömiyer gösterimleri, orkestra çukurunun yanı sıra oditoryumun farklı bölgelerine yerleştirilmiş sekiz müzisyen grubunun “immersive” (sarmalayıcı) bir etkiyle icra ettiği canlı müzik eşliğinde seyirciye sunulmuş. Geride bıraktığımız 2024-2025 sezonunda tekrar programa alınan Leaning Tree bu sefer Danimarka Kraliyet Operası’nın küçük salonu Stüdyo Sahnesi’nde, Danimarka’nın çeşitli şehirlerinde ve Finlandiya’daki Kuopio Dans Festivali’nde kayıttan çalınan müzikle sahnelendi.

Dünyanın dört bir yanından gelen 13 dansçıdan oluşan ve 2023 yılından beridir İspanyol koreograf Marina Mascarell’in genel sanat yönetmenliğini yaptığı Dansk Danseteater, her sezon Mascarell’in yapıtlarının yanı sıra, onun belirlediği koreograflara işler ısmarlayarak repertuvarını zenginleştiriyor. Fernando Melo, Leaning Tree'de ünlü Danimarkalı ressam Wilhem Hammershoi'nin sanatından esinlenmiş. Hammershoi’nin tablolarındaki nispeten boş odalarda ya sadece bir masa vardır, ya bir sandalye, ya da bir duvar piyanosu, duvarlarda bir veya iki küçük tablo asılıdır, kapılar genellikle açıktır, o açık kapılardan evin iç kısımları gözükür… Eğer insan varsa, genellikle tektir, kadındır ve izleyiciye arkası dönüktür, ya da evin derinliğinin içinde, duvar katmanlarının arasında sıkışmış gibi durmakta, dolanmaktadır; dalmış bir şey düşünüyor ya da hayal kuruyor gibidir; gizem doludur. Odalara ışık ya resmedilen odanın penceresinden ya da açık kapıların arkasından kaynağı belirsizce süzülür. Melo Leaning Tree'de; sade, minimal dekore edilmiş ve genellikle insanlardan yoksun ev içi mekanları resmeden Hammershoi'nin monokromatik tablolarına figüratif anlamda birebir bir gönderme yapma, ya da onları sahnede doğrudan canlandırma tercihinde bulunmuyor; tersine, onlar ile daha derin bir ilişki kuruyor. Melo’nun Leaning Tree'sine Hammershoi'nin hüzün yüklü dünyasının ruhu, duygusu, atmosferi hakim; yani yalnızlık, yalınlık, sessizlik, boşluk ve kişinin dışarıya göstermediği, iç dünyasında yaşadığı fırtınalar.

Fernando Melo’nun Leaning Tree’de seyirciye sunduğu ilk imaj; alacakaranlıkta, kısa kenarında kapı olan bir duvar, duvarın önünde bir masa ve masanın uzun tarafında yüzü bize dönük başı, kollarının arasında masanın üzerine düşmüş şekilde oturmakta olan genç bir adamdan oluşuyor. Bu, sadece bir duvar ile tarif edilen mekan parçası, sahne alanının beşte üçünü kaplıyor. Sahnenin seyirciye göre sağda kalan beşte ikilik bölümde ise yerde, üst üste, yan yana yatmakta olan bedenler alacadan daha da karanlıkta belli belirsizce seçiliyorlar. Gösterinin başlamasıyla birlikte, yatmakta olan bedenler çok yavaşça hareketlenip, ayağa kalkarak kapının dış (kendilerine dönük) tarafına, sanki paketten hava almaya yarayan bir aletle çekiliyorlarmış gibi, sığışıyorlar. Sonra, masadaki adam sandalyesinden kalkıyor, masanın üzerindeki mektubu fark ediyor, alıp cebine koyuyor. Kapıya gidip açmasıyla diğer taraftakilerin kapıdan mekanın içine taşmaları bir oluyor. Genç adam masaya doğru geri giderken, diğerleri onun bedeninin etrafında, ona sürtünerek dönüyorlar. Genç adam masaya dönüp en başta gördüğümüz pozisyonu tekrar aldığında, diğerleri de çoktan mekana yayılmış şekilde, ama hepsinin yüzü genç adama dönük olarak konumlanmış oluyorlar. Az sonra, genç adamın yavaşça kıyafetinin içinden kaybolduğunu fark ediyoruz. Üzerindeki kıyafet, hani bilim-kurgu filmlerinde olur ya, karakterin ölümüyle üzerindeki kıyafet bedensiz kalır ve olduğu yere yığılır, işte öyle masanın üzerine yığılıp kalıyor. Bundan sonraki yaklaşık 45 dakika; o genç adamın bir yerden, bir aşktan, bir aileden, bir topluluktan veya, -büyük de ihtimalle- bir hayattan ayrılmayı, vazgeçmeyi içerdiği bu başlangıç sahnesiyle seyirciye anıştırılan mektupta yazmış olabilecekleri seyrediyoruz. O, dışardan kapıya dayananlar, genç adamın masaya bıraktığı intihar mektubunda bahsettikleri belki de; ailesi, arkadaşları, sevdikleri… O yüzden, daha hemen gösterinin başında genç adamın kapıyı açmasıyla içeri girdiklerinde ona sürtünerek etrafında dönüyorlar; bir girdap, bir hortum oluyorlar.
Melo'nun anlatıyı kurarken, bana göre müthiş nefes kesen yaratıcılığına bir örnek vermek isterim: Duvarın önünde bir kadın elinde mektupla bazı hareketler yapmaktadır. Duvardaki, tersten ışık verildiğinde diğer tarafı da gösteren aynada, önce kadını aynalayan başka bir kadını yansımasıymış gibi, biraz sonra da onunla birlikte dört-beş kadınlı-erkekli başka figürleri görürüz. Belli ki kadının elindeki mektupta bahsedilen kişilerin silüetleri, hayaletleridir o diğer figürler. Bir mektubun barındırdığı hikayeyi bu şekilde bir sahne anlatısına dönüştürme fikri bence tüyler ürpertici güzellikte bir yaratıcılığa sahip. Ama, bu sekanstaki anlatı bununla kalmıyor. Hemen bu sahnenin ardından gelen sahnede Melo dansçılarına duvarı ters çevirttiriyor, bu sefer aynanın iç tarafını görüyoruz. Şimdi duvarın ön tarafında kalmış olan kadın da az sonra arka tarafa (yani seyirciye gösterilen tarafa) geçiyor ve az önceki hareketler/koreografi tekrarlanıyor, ama bu sefer kadın da diğerlerinin arasında olarak. Başka bir deyişle, az önce parçalı ve "çerçeveli" (yani aynadan gözüktüğü kadarıyla) sunulmuş olan koreografi bu sefer tam haliyle seyirciye gösteriliyor. 

Fernando Melo’nun, Raphael Frisenvænge Solholm ile birlikte imza attığı sahne tasarımında, Leaning Tree’nin en önemli öğesi olan duvar adeta dans eden bedenlerden biri de aynı zamanda; kıvrılıyor, kırılıyor, kendi içine kapanıyor, arka tarafını gösteriyor, üzerinde pencere açılıyor, pencereden diğer taraf görülüyor, üzerine bir tarafı yansıtan diğer tarafı gösteren geçirgen bir ayna konuyor. Duvara, bütün bunlar seyirciden saklanmadan, bizzat dansçılar tarafından yapılıyor. Arkası döndürüldüğünde duvarı ayakta tutan teknik detaylar bütünüyle ortada; yani sahnede gerçekçi bir mekan yanılsaması/taklidi yaratma gibi bir amaç yok. Ancak Melo gösterinin atmosferini ve özellikle de hızını o kadar yumuşak bir akıcılıkta kurmuş ki, seyirci olarak duvarın fiziksel ve teknik özelliklerini göz ardı ediyorsunuz, onu da yapıtın protagonistlerden biri gibi alımlıyorsunuz. Melo duvarın etrafında tanımladığı mekanın fiziksel üç boyutuna; zamanı, hafızayı ve sosyal ilişkileri katarak, dördüncüyü ekliyor, bir nevi duvarın etrafındaki mekanı anlam içeren bir “yer”e dönüştürüyor. Duvarın yanısıra gösterinin diğer sahne öğeleri: bir masa, iki sandalye, iki ayaklı lamba ve bir halı. Ancak bunların hiçbiri safi “prop” olarak değil, gösterinin dünyasını ve anlamını kuran öğeler olarak kullanılıyorlar, dolayısıyla hiçbiri “dekor” olarak kalmıyor.

Yapıtın bestecisi Signe Lykke Leaning Tree’yi “Müzik ile dans disiplinleri arasında bir köprü kurma girişimi” olarak tanımlayıp, şöyle tarif ediyor: “Leaning Tree perspektif üzerine bir oyun; görsel olarak elle tutulur olan ile ötesinde yatan şey arasında sürekli bir geçiş; bedensel hareketler ve sesle tetiklenen bir iç duygu ve imge dünyası.” Melo, Lykke’nin tarif ettiği dünyayı kurarken illüzyonu kullanıyor ve bu yolla seyircinin algısıyla oynuyor. İllüzyonu yaratmada Melo’ya hizmet eden en önemli öğelerden biri Raphael Frisenvænge Solholm’un atmosferik olduğu kadar ekspresyonist de olan ışık tasarımı. Ve tabii gösterinin bu kadar etkili olmasındaki en başat öğe; fizikalite, esneklik, enerji ve sıkı bir matematikle işleyen kurguyu gerçekleştirmekteki hassaslıkta birbirleriyle yarışan dansçı kadrosu: Nicky Daniels, Wolf Govaerts, Lucas Hartvig-Møller, Jessica Lyall, Lola Potiron, Yi Shao Li, Leticia Silva, Carlos Luis Blanco Ramos, Finn Armstrong ve Grace O’Brien.


Leaning Tree 'yi alkışlarken 
(Danimarka Kraliyet Operası Stüdyo Sahnesi, 8-9 Mart 2025) © Mehmet Kerem Özel

Seyircilerin izlenimlerini yazdıkları fuayedeki tahta. 
(Danimarka Kraliyet Operası Stüdyo Sahnesi, 9 Mart 2025) © Mehmet Kerem Özel