7 Ocak 2011 Cuma

yakındoğu'da ihanet / özen yula / biriken

gece daha yeni başlamışken soğuk ıslak ıssız sokaklardan geçerek kulaklarım üşümüş evime mekanıma yuvama vardığımda beni avutacak biraz da alıp götürecek yakındoğu’dan ama öyle fazla da uzaklara soğuklara bambaşka coğrafyalara kültürlere değil elimden sımsıkı tutup tanıdık yerlerde gezdirecek bir müzik aradım kütüphanemde. içinde kaybolup gitmek istedim. beni benden alsın biraz. bu coğrafyadan da yalnızlığımdan da alsın. çoğaltmasın duygularımı azaltsın söndürsün istedim. zaten 60 dakika boyunca ayna tutulmuş gibi geçmişime seyrettiğim tek kişilik isyan yeterince köpürttü içimi. o 60 dakika yaklaşık 40 yıldır yaşadığım aşkın bile ihanetle öğretildiği bu yakındoğu coğrafyasının bazen göstere göstere bağıra çığıra yüzüme haykırdığı bazen de sinsice kulağıma fısıldadığı bütün sev veya terk et’lerini yaşatmışken bana nasıl da aramam şefkatli bir kucak sıcak terli kocaman bir el. bir kadın sesiyle başladım avunmaya. natacha atlas’a “mon amie la rose”u söylettim önce. sonra da “bahlam”ı. “bahlam”ı birkaç kere tekrarlattım. ardından koyu bir erkek sesi iyi gelir düşüncesiyle abed azrie’yi koydum. yaralarımı sarabildiler mi yoksa benim için de yakındoğu’dan tek ve son çıkış köprüden mi!...





özen yula’nın “yakındoğu’da ihanet” adlı oyununu melis tezkan ile okan urun’dan kurulu biriken topluluğu sahneye taşıyor.

bilinç akışı mantığında yazılmış metni okan urun oynuyor; oynamanın da ötesine geçiyor; bizleri de peşinden sürüklüyor. urun’un taktığı telsiz mikrofonun görüntüsü ve hoparlörlerden gelen metalik sesi bile beni yabancılaştıramıyor; metnin derdi o kadar “bu topraklara ait” ki ve metin ile oyunculuk o kadar örtüşüyor ki, istemeseniz direnseniz de kapılıyorsunuz.

din, iktidar, üstü örtülü totaliterlik, tek seslilik, hainlik, güvensizlik, baskı, korku… ve bir de “dil” meselesi: kelimeleri ve dili ustaca kullanan özen yula’nın karakterine sadece 300 kelimelik bir dilin bu coğrafyadaki insanların birbirleriyle doğru düzgün anlaşması için yeterli olacağını söyletmesi yakındoğu’daki toplumsal fakirleşmenin en bariz “gösterge”lerinden biri olsa gerek.

yakındoğu’nun gerçekleriyle örülmüş kabuslarında okan urun’a, bütün bir yüzeyi kaplayan video görüntüleri eşlik ediyor. kah 70’lerden bir film parçası, kah orman görüntüleri, kah soyut anlamda kullanılan kuru dallar, sıçrayan sular, sayılar, kelimeler metnin hissiyatını kuvvetlendiriyor, urun’a arkaplan sağlıyorlar.

“yakındoğu’da ihanet” 20 ocak’ta da, istanbul’un kadim kimliğini hala koruyan ender dokularından birinde bir apartmanın birinci katındaki galataperform’da.

5 yorum:

  1. merak ettiğim bir oyun. yalnız çok küçük bir düzeltme: okan ürün. en azından benim tanıdığım kadarıyla öyle...

    YanıtlayınSil
  2. Okan Urun, Ürün değil.

    YanıtlayınSil
  3. Daha önce de izlemiştim.
    Çarpıcı bir oyunculuk, etki
    li bir metin. Müthiş birşey çıkıyor ortaya her sahnelenişinde.
    Bravo 'biriken'...

    YanıtlayınSil
  4. biraz geç kaldım yazmakta ama bizzat kendisinden doğrulatmak istedim: "urun"muş.

    YanıtlayınSil
  5. doğrusunu öğrenmek iyi oldu :)

    YanıtlayınSil