barış gönenen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
barış gönenen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Mayıs 2012 Cuma
uğrak yeri / ridley / marçalı
gece inmiş şehre; bir apartmanın çatı terasındayız. önümüzde bir vadinin yamaçlarını tıkabasa doldurmuş apartmanlar. pencerelerin bazılarında ışık yanıyor; vitrin gibi bazılarının içindekilerin silüetleri seçiliyor, bazıları televizyonun ışığıyla aydınlanıyor, yakındaki birinde bilgisayar ekranında youtube izleniyor. başımızı öne uzatınca altı kat aşağıda sokak gözüküyor; bir araba tırmanıyor yokuşu, tek tük insan geçiyor. uzakta köprünün ışıkları, vapur düdüğü, tramvay sesi…
içeri alınıyoruz; bizler sandalyelere yerleşirken bir kadın ileri geri dolanıyor etrafta; huzursuz, kaygılı. içerisi dağınık; bir koltuk, bir masa, paketlenmiş eşyalar, kutular, yırtık kağıt parçaları; sanki bu mekana yeni taşınılmış ya da bu mekandan yarın taşınılacak gibi. kadının gözü açık teras kapısına takılıyor; birisini bekliyor.
bir zaman sonra, az önce bizim de girdiğimiz teras kapısında genç bir oğlan beliriyor. kadın fark ediyor, bakışıyorlar, oğlan içeri giriyor; tereddütlü konuşmaya başlıyorlar. açık kapıdan şehrin sesi mekanı doldurmaya devam ediyor. neden sonra kadın kapıyı kapatıyor.
kadın, oğlan ve bizler bu dağınık, sıkışık mekanda dipdibeyiz; sanki yaşadığımız şehirde bir oturma odasına hasbelkader konuk olmuş, oradaki iki kişinin arasında yaşanacaklara tanık oluyoruz. dibimizde, yanı başımızda, hemen önümüzdeler; el uzatma mesafesi bile değil aramızdaki uzaklık; sadece parmak uzatmak yeterli onlara dokunmak için.
bütün bu mizansen (teras – şehir manzarası – dağınık mekan – yakın mesafe) tanık olduğumuz hikayenin uzağında olmadığımızı; içimizde, yakınımızda geçtiğini/geçebileceğini fark ettiriyor bize.
bir anne ile bir oğulun hikayesi; oğlunu kaybetmiş bir anne ile annesini kaybetmiş bir oğulun. anne ile oğulun kayıplarıyla başa çıkma halleri; iki yaralı insanın yaralarını sarma, hatta dağlama çabaları.
gerisi?
gerisi: philip ridley’den -yine- enfes bir metin, sami berat marçalı’dan -yine- sade ve titiz bir reji, ve ipek bilgin ile barış gönenen’in cesur ve incelikli oyunculukları.
“uğrak yeri” craft tiyatro’da.
26 Nisan 2012 Perşembe
tetikçi / celkan
“tetikçi” ikinci kat’ta bu sezon oynayan sert ve cesur oyunlardan biri. sert çünkü seyirciye ve dolayısıyla toplumumuza ayna tutuyor; bize bizi gösteriyor. cesur çünkü konu ettiği ortam hala devam ediyorken bunu yapıyor; sıcağı sıcağına, anlattığı ortam daha da koyulaşarak devam ediyorken; soğutmadan, üzerinden uzun yıllar geçmeden.
bariz bir şekilde hrant dink cinayetinin aktörlerini konu alıyor “tetikçi”. ancak, abdi ipekçi’yi, uğur mumcu’yu ve diğerlerini es geçmeden, unutmadan. “her seferinde aynı senaryo oynanıyor ve bu millet her seferinde aynı senaryoyu yutuyor” gibisinden bir replik... sahnenin arka duvarına iliştirilmiş gazetelerin birinden bize bakan abdi ipekçi fotoğrafı...
genç bir yazar olarak ebru nihan celkan aynı zamanda yönettiği bu oyunla, tanık olduğu dönemin/ortamın/ruhun fotoğrafını çekiyor. celkan bu ortamdan beslenen beş erkek portresi çiziyor; ibrahim, üzeyir, umut, cem ali... her birinin tonu farklı çizilmiş; baş koydukları yola inanç dereceleri, hiddet dereceleri, çıkarları, sosyal arkaplanları, gelecek hayalleri/kaygıları, eğitim altyapıları farklı, ama hepsinin geldiği/başladığı nokta az çok aynı; toplumun yoksul ve eğitimsiz kesimi.
oyunun kurgusu düz bir çizgide ilerlemiyor; hikayedeki ileri-geri gidişler ile polis sorgusu kısımları içiçe geçirilmiş. hikayenin gidişatındaki iki-üç-dört kişili sahneler ile polis sorgusundaki monologlar karşıtlık yaratılmış.
sorgu sayesinde tetikçinin annesi ve kız arkadaşının bakış açıları da oyuna katılarak fotoğrafın katmanları arttırılmış. ancak, anne ve kız arkadaşın bu anlamda büyük bir katkı sağladıkları söylenemez; onlar üzerinden öğrendiğimiz pek çok şeyi (tetikçinin ailesinin yoksulluğunu, tetikçinin hala misket oynadığını) oyunun gelişimi içinde diğer karakterlerden de duyuyoruz zaten.
anneden farklı olarak kız arkadaşı sorgu monologu dışında bir de son sahnede tetikçi ile son birlikte oldukları karşılaşmayı canlandırırken izliyoruz.
ikinci kat’taki çoğu yapım gibi, “tetikçi”nin de sahne tasarımı basit ve işlevsel. çok mekanlı hikaye tek mekana yerleştirilmiş farklı uzunluktaki banklar sayesinde anlatılıyor.
zemin bütünüyle gazete sayfalarıyla kaplanmış. ayrıca, arkadaki iki pencerenin arasına da üst üste gazeteler asılmış. zeminin bütünüyle yayılmış gazetelerle kaplanmış olması gibi keşke mekanın duvarları da bütünüyle gazetelerle kaplı olsaymış diye hayal ediyor insan.
sekiz kişilik oyuncu ekibi genel olarak başarılı. özellikle üçü öne çıkıyor; oyun boyunca hiç konuşmayan tetikçi umut yılmaz’da barış gönenen beden dilini ustaca konuştuyor, son sahnede sesini duyduğumuzda ise, başka oyunlardan aşina olduğumuz bu oyuncunun bambaşkalaşmış sesiyle ürperiyoruz. oyunun açılışında ilk sorgusu yapılan karakter varto’lu cem ali güney zeki göker bizi oyunun atmosferine sokan, devamında canlandırdığı karakterin bütün endişeleri, gelgitlerini bize hakkıyla yansıtan bir oyunculuk sergiliyor. “tetikçi”nin tartışmasız bir numarası ise; vurguları, duruşu, beden dili, gözleri ve gülüşüyle güçlü kalabilmek için her an tetikte olan karanlık karakter, azmettirici ibrahim’de özgürcan çevik.
buluTiyatro yapımı “tetikçi” “bebekten katil yaratan karanlığı” sorgulayan bir yapıt.
“tetikçi” sezonun izlenmesi gereken oyunlarından...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

