21 Şubat 2018 Çarşamba

ud'un caz halleri


rabih abou khalil'i en son ne zaman canlı dinledim hatırlamıyordum, notlarıma baktım 1996 temmuz'unda atatürk kültür merkezi konser salonu'nda izlemişim; büyük ihtimalle caz festivali kapsamında olmalı. sanırım istanbul'a ilk defa gelişiydi ve sonra bir kaç defa daha gelmiş olmalı..
rabih abou khalil bu akşam tekrar istanbul'daydı; bu sefer, cemal reşit rey konser salonu'nun "caz şubatı" festivali kapsamında.

doğrusu, rabih abou khalil'in udu çalış şeklini çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. onun tarzı bana, udun doğasına aykırı olarak sert, kaba ve ekspresif geliyor; çok "dışardan" çalıyor sanki, uddan elektro gitar tınısı çıkarıyor adeta.
bense udu daha çok; ince, zarif ve içli bir çalgı olarak benimserim nedense; ud "içerden" çalınması gereken ve impresif bir etki bırakır bende. ve bu bakışımla en çok özdeşleştirdiğim udi enver ibrahim'dir (anouar brahem). o da zaten iki akşam sonra aynı festival kapsamında bir konser verecek.

her ne kadar rabih abou khalil'in tarzına çok ısınamasam da, bu akşamki konserinden keyif aldım. yanındaki müzisyenler; akordionda luciano biondini ve perküsyonda jarrod cagwin, en az rabih abou khalil kadar çalgılarına hakim ve ustaydılar.
konserin müzik dışındaki en keyifli anları ise rabih abou khalil'in arada yaptığı konuşmalardı. 96'daki konserden, onun bu kadar ince bir espri anlayışı olduğunu hatırlamıyorum. müzisyenleri tanıştırırken cagwin için "amerikalı bir davulcunun bu doğu perküsyonlarıyla ne işi var diye merak edebilirsiniz, o aslında bir casus, afganistan'dayken komünist bir japon tarafından orta doğu'ya kaçırıldı ve yıllarca istanbul'da saklandı" gibisinden, biondini'yi takdim ederkense "aslında bu çalgı çok basit bir çalgı, küçük kız çocukları için icat edilmiş, renkli tuşları var ve hangilerine ne zaman basacağınızı ezberlediniz mi, bir tek çalgıyı kavramak ve kitap gibi açıp kapamak kalıyor, ben kuliste denedim, çok kolay.." gibisinden açıklamalarla salonu kırdı geçirdi.

salon derken, çok üzücü bir şekilde maalesef crr'nin üçte biri bile dolu değildi. organizatörlere çok iş düşüyor; usta müzisyenleri istanbul'a getirmek ne kadar önemliyse, onları dolu salonlara çaldırmak o kadar önemli.

rabih abou khalil'in takdim ettiği şarkıların isimleri ve hikayeleri de çok matraktı; örneğin bir sevgiliye yazdığını söylediği "if you leave me i have to find another one", "ki bu da çok zor iş" diyerek devam etti, "zor iş"i de önce ingilizce sonra türkçe söyledi. "iyi akşamlar" ve "teşekkürler" dışında en çok bildiği türkçe kelime ise, büyük babasının ona çocukken sıkça sarf ettiği "edebsiz"miş.
geleneksel finlandiya yemeği parmak balığın etrafındaki sostan ismini alan "crispy crumb", yağmurlu bir günde kuzey kutbuna doğru yola çıkıp şemsiyesinin altında yolunu şaşırıp sahra çölüne varan ve orada ölen norveçli kaşif için "l'histoire d'un parapluie", romanya'daki konserleri sırasında kont dracula'ya yem olmamak için yanında sarmısaklarla uyumadan geçirdiği gecede yazdığı "vlad" hızlı ve eğlenceli parçalardı. yıllar önce savaşın ortasındaki beyrut'tan ayrılırken uçakta yazdığı "dreams of a dying city" ise hüzünlüydü, ama acıtıcıydı da..

caz şubatı devam ediyor; yarın (perşembe) akşam(ı) yine lübnan'dan, bu sefer üçlü bir udi grup, trio jourban konser verecek. onlar da daha önce istanbul'a gelmişlerdi, çok iyilerdir, tavsiye ederim. cuma akşamı ise benzersiz enver ibrahim sahnede olacak. benden söylemesi..