20 Şubat 2018 Salı

!f'ten iki müthiş film!

17. !f istanbul bağımsız filmler festivali başladı. bu sene sadece 6 filme bilet aldım, ikisini geçtiğimiz haftasonu izledim ve çok beğendim. baktım ki festivalde daha ikişer gösterimleri daha var, müsait olanlar gidebilsin diye, haklarında yazmaya karar verdim.



filmlerden ilki valerie massadian’ın locarno’dan jüri özel ödüllü “milla”sı. massadian bundan önceki filmi “nana” ile !f’te keşif ödülü almış. maalesef “nana”yo izlemedim ve “milla”yı izledikten sonra onu çok merak ettim. iki film, massadian’ın bir kızın olgunluğuna kadar olan dönemini içeren üçlemesinin başını ve sonunu oluşturuyormuş. massadian ortadaki film için 11 yaşlarında bir kızın yaşamını anlatmayı planlamış ve “nana”da 4 yaşında olan protagonisti ancak şimdilerde o yaşlara geldiği için üçlemenin son halkasını ikinciden önce çekmek zorunda kalmış.
“milla” yoksul ve kimsesiz bir yeniyetme kızın; sevgilisiyle birlikteliğini, hamileyken sevgilisinin ölümünü ve doğurduğu çocukla geçirdiği ilk yıllarını anlatıyor. müthiş bir samimiyet ve sıcaklık var filmde; yönetmen milla’nın yaşamını, seçimlerini sorgulamıyor, milla’yı acındırtmıyor, milla’dan bir azize de yaratmıyor. fransa’nın yoksullukla baş etmeye çalışılan kuzey bölgesinde kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan genç bir kızın yaşamını bize olduğu gibi sunuyor.
film sinemasal olarak çok sade; doğal oyunculuklar, doğal ışık, sabit ve uzun planlar, müziksiz ses bandı. film sonrası massadian ile yapılan soru-cevapta öğreniyoruz ki oyuncular zaten profesyonel değillermiş. her ne kadar oyuncular amatör, film de belgesel tadında da olsa, hikaye gerçek değil, kurmaca.
“milla” uzun ve sakin bir film, 128 dakika. filmde trajedi veya komedi anlamında neredeyse hiç bir şey olmuyor. bir tek, kız hamileyken sevgilisinin beklenmedik ölümü keskin bir viraj ama film o virajı da çok geniş alıyor, hissedilmiyor bile. ama bu kadar “olaysız” ve “dramasız” olmasına rağmen, ilginç bir şekilde hiç sıkılmadım filmden. sanırım; doğallığı, sıcaklığı ve samimiyeti nedeniyle.
valerie massadian soru-cevap’ta hayata bakışı ve çalışma şekliyle ilgili ilginç şeyler söyledi. çoğu insanın savunduğu ve çocuklarını yetiştirdiği gibi hayatta aklın sezgiden daha üstün ve belirleyici olmadığını, bunu idrak etmesinin zaman aldığını ama sonra sadece sezgileriyle karar verdiğini, severin’i de genç yalnız anneler için ayrılmış sığınma evinde ilk gördüğünde filmin başrol oyuncusunun o olacağını “bildiğini” söyledi.
senaryoyu sadece yapımcı bulmak, fona başvurmak gibi nedenlerle yazarmış. çekim sürecinde senaryo yerine, amatör oyuncuları içine attığı bir durum yaratır, onları başbaşa bırakır ve içlerinden geldiği gibi davranmalarını beklermiş, bazen öngördüğü gibi olurmuş bazen de olmazmış, her türlü sonuca açıkmış.
“o zaman kamera arkası ekibiniz çok küçük olmalı” diye sordum. “evet” dedi, “hatta bu sefer kalabalıktık, 5 kişiydik, “nana”da üçtük.” kameraman oğluymuş, ses teknisyeni en yakın arkadaşı; sette yemekleri de annesi yapmış.
massadian’ın beni en çok etkileyen düşüncesi ise şuydu: “sinemanın en önemli öğesi kurgudur. benim filmlerimde gerçek insanlar kurgu masasında karakterlere dönüşürler.”
“milla” 22’sinde akasya’da, 24’ünde kanyon’da.



haftasonu seyredip tavsiye edeceğim ikinci filmse bir estonya yapımı: rainer sarnet’in “november” (kasım)’ı.
“kasım” enfes siyah-beyaz görüntüler eşliğinde estonya kırsalının hıristiyanlıkla içiçe geçmiş pagan hikayelerini görselleştiriyor bize. kurt kadınlardan, ruhlar gününde beyazlar içinde yeryüzünü ziyaret eden ölülere, büyücülerden, çiftlik malzemeleriyle üretilen robotumsu parya yaratıklara, çatılarda gezen uyurgezerlerden, yaşayanların pazarlıkla ruhlarını sattıkları şeytanlara, saklı hazinelerden, yarası kanayan heykellere masalların potansiyelinde olan çoğu şey var filmde. ama ilginç bir şekilde bunlar o kadar ustaca yanyana getirilmişler ki, hiç fazla ve abartılı gelmedi bana.
gerek doğal gerekse yapılı mekanlar atmosferik, ışık kostüm ve robot tasarımları yaratıcı, oyunculuklar iyi, özellikle oyuncu yüzleri hayran kalınası grotesklikte, görüntüler ise müthiş estetik. korku-gerilim edebiyatı genellikle gotiktir, bence bu film romanesk; kaba, kunt ve karanlık.
“kasım” 21 şubat’ta akasya’da, 25 şubat’ta city’s’de.

bu her anlamda birbirinden taban tabana zıt iki filmi şiddetle tavsiye ederim; vaktiniz müsaitse sakın kaçırmayın!