...Ludovic bana bir şeyler anlatıyordu, sonra bir şey söyledi, ben de gülümsedim. Bu gülümsemeyle dudaklarımın arkasında gizlenen dişlerim ortaya çıktı ve Ludovic, beni incitmemek için elinden geldiğince nazik olmaya çalışarak, bence şu dişlerin için bir şey yapmalısın. Ne kadar yakışıklı çocuksun, yazık şu yüzüne. Tüm içimin utançtan yandığını hissettim, bir kez daha. Nezaketi hiç fayda etmiyordu, Elan, sanki utanç dünyanın özüne kazınmış, bireysel iradeyi geçersiz kılan, bundan etkilenmeyen, nesnel bir duyguydu, sanki hiçbir şey, ne nezaket ne incelik ne gurur ne tarihsel süre. Ne halk isyanları, hiçbir şey dünyanın sonsuza dek utanca mahkum etmeyi seçtiği şeyleri değiştiremezdi: yoksulluk, çirkinlik, aşağılık. Ludovic konuşmaya devam etti – sesindeki sıcaklığı unutmuyorum- Paris’te bir şeyler başarmak istiyorsun ama bu dişlerle olmaz, beden söylemesi, Kuzeyliyim diye bağırıyor bunlar, anladın mı ne demek istediğimi?
Bana çatal bıçağı nasıl tutacağımı öğrettiğin günkü gibiydi, hiçbir şey söylemedim. Susmayı öğrenmiştim. Utancımı gizlemek için ağzımı açmadan gülümsemeye çalıştım. Ludovic garsona eliyle işaret ederek hesabı istedi. Garson sessizce yaklaştı. Ludovic önce ceketinin iç cebinden cüzdanını, sonra da cüzdanının içinden American Express kartını çıkardı ve, Sana bir muayenehaneden randevu almama izin verir misin? Halledelim şu işi, gereğini yaparlar, sen hiçbir şey ödemeyeceksin. Başımı salladım, Evet, evet, çok isterim.
Utanç yüzümden akıyordu ama mutluydum, ne kadar heyecanlandığımı bir bilsen.
-Édouard Louis
(çeviri: Ayberk Erkay)
Can Yayınları

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder