19 Haziran 2018 Salı

ivo van hove'den shakespeare'in "roma trajedileri"



geçtiğimiz hafta sonu holland festival'de iki şahane tiyatro gösterisi izledim; ikisi de beni nefessiz bıraktı. bunlar; ivo van hove'nin yönettiği toneelgroep amsterdam yapımı shakespeare uyarlaması "romeinse tragedies" (roma trajedileri) ile bir kolektif olan fc bergman topluluğunun sahnelediği, william gaddis'in 1975 tarihli tuğla-romanından uyarlanan "JR" idi.
gerçi ilki 2007'de prömiyer yapmış, diğeri ise daha üç ay önce ilk defa seyirci karşına çıkmış olsa da, bir çok açıdan, özellikle tiyatro ile sinema arasındaki ayrımı belirsizleştiren yönleriyle birbirlerine çok benzeyen iki yapımdı bunlar.
sadece teknik açıdan değil, sadece biçimsel niteliğiyle değil; içerikle biçimi örtüştüren ve bunu anafikire hizmet için kullanan; oyunculuk ve artistik kalemler (yani sahne, ışık, ses, müzik, kostüm ve video tasarımları) anlamında da neredeyse hiç bir kusurlarının, (benim için: "keşke"lerinin olmaması) bir yana, her açıdan üst düzey kaliteye sahip iki yapımdı bunlar.
vaktim olunca kesin "JR"ı da yazacağım ama önce "romeinse tragedies":

ivo van hove'nin "roma trajedileri"; shakespeare'in, roma'da geçtiği için aynı üst başlıkla anılan üç oyunundan; "coriolanus", "jül sezar" ve "antonius ve kleopatra"dan oluşan ve arasız tam altı saat süren bir uyarlama. uyarlama diyorum çünkü sadece, son 50-60 yılda avrupa'da klasik metinlere çokça yapıldığı gibi hikaye sadece günümüze taşınmamış, aynı zamanda metin üzerinde değişiklikler, kısaltmalar ve karakter cinsiyetleri değişiklikleri de yapılmış.

kapıda biletinize bakan görevli biletlerin numarasız olduğunu, parter veya balkonda istediğim yere oturabileceğimi ama oditoryuma mont veya çanta alınmadığını, vestiyere bırakmam gerektiğini söylüyor. eğer benim gibi merakla seyretmeyi beklediğiniz bir şey (film veya gösteri) hakkında, varsa sürprizi bozmamak için önceden herhangi bir bilgi edinmeme yolunu seçiyorsanız, sadece bu uyarı bile yetiyor heyecanlanmaya. evet, biletini yaklaşık bir yıl önce aldığım yapım hakkında sadece altı saat sürdüğünü biliyordum ve tabii ki yönetmeninin, daha önce 4-5 oyununu canlı seyrettiğim ve hayran olduğum ivo van hove olduğunu.

oditoryuma girdiğimde herhangi bir tiyatro salonundan farklılaşacak hiç bir olağandışılık görmedim. seyirciler parterde veya balkon-localarda kendilerine yer seçiyorlardı. sahne tarafında ise; perde açıktı, sahne yükseklik olarak portal ağzının yarısı yani yaklaşık 4-5 metreyle sınırlandırılmıştı, alan olaraksa; yan sahnelere kadar uzayan, gri rengin hakim olduğu, üçlü koltuklardan, platformlardan, bir kaç masadan ve podyumdan, farklı büyüklükteki bir çok ekrandan oluşan bir peyzaj hazırlanmıştı. sahnenin yan iç kısımlarından birine konumlandırılmış makyaj masası gözüküyor ve oyuncular son rötuşlarını yapıyorlardı, oyunculardan biri ise öndeki koltuklardan birine uzanmış seyircilere bakıyordu. sahnenin üst kısmı ise bütünüyle sağır bir duvarla kaplıydı. alt ile üst kısım arasında kırmızı led yazı geçen ince bir bantta (hani borsalarda veya ünlü times square görüntülerinde haber başlıklarının geçtiği bir bant vardır, onun gibi); oyun başlamadan önce oyunun hashtag'leri, oyun sırasında içki ve yemeğin serbest olduğu gibi bilgiler geçiyordu. aynı bantta bir kaç dakika sonra ise; coriolanus'tan başlayıp kleopatra'ya kadar oyundaki protagonistlerin ölmesine kaç dakika kaldığı bilgisi geçti..
sahne ile oditoryum arasındaki, müzikal gösterilerde orkestranın yerleştiği alçak yere ise altı saatlik oyunun şahane müzik peyzajını (eric sleichim) canlı olarak icra edecek olan iki müzisyen yerleşmişti, mekan tasarımı ise ivo van hove'nin her zaman birlikte çalıştığı usta sahne tasarımcısı jan versweyveld'e aitti.

(fotoğraf: mehmet kerem özel, 16.06.2018, koninklijk theatre carre, amsterdam)

oyun başlayınca anladım ki, sahnenin üzerinde büyük sağır alan meğer canlı olarak sahne üzerinde kaydedilen görüntülerin yansıtıldığı ekran görevi üstlenmiş.
sahneye daha alıcı gözle bakınca da; bir tv stüdyosu, otel veya bir iş merkezinin giriş lobisi gibi durduğunu fark ettim.
oyun başlayalı yarım saat olmuşken, sahne ışıkları söndü, salonun ve sahnenin bütün ışıkları yandı, o sırada kırmızı yazılı bantta "sahne değişimi" bilgisi geçiyordu. sahneye görevliler girip eşyaların yerlerini yeni sahneye göre değiştirmeye başlarken, ekranlarda 5 dakikadan geriye doğru sayan saat görüntüsü, ve bir spikerin seyircileri sahnedeki koltuklara davet bilgisiyle bir anda bir çok seyirci yerinden kalktı ve yan basamaklardan sahneye çıkarak koltuklara oturmaya başladı.

altı saat boyunca bir kere 10, üç-dört kere de 5'er dakikalık olmak üzere, sahne değişimi nedeniyle verilen aralarda seyirciler istedikleri gibi bu peyzajda konumlarını değiştirdiler, daha önce oditoryumda oturan birileri sahneye çıkıp yer aradı, orada oturmaktan vazgeçenler oditoryuma geri indiler. ben de oyunun sonuna doğru verilen bir arada sahneye çıkıp, arkalarda kendime bir yer buldum ve oyunu oradan seyrettim.
o zaman fark ettim ki; peyzajın yan sınırlarında; sahnenin bir tarafında video montaj masası, makyaj masaları ve seyircilerin oyun sırasında ve aralarda içki ve yemek satın alabildiği bar, diğer yanında ise topluluk hakkında bilgi alabildiğiniz bir stand ve yine bir bar varmış. hatta bu alanların üzerine konan tabelalarla da işlevlerinin baştan seyircilere gösterildiğini fark ettim.
yani başta sahne alanını tarif etmek için kullandığım "peyzaj" tabiri yanlış değil, hatta "peyzaj" kelimesi durumu çok iyi tarif ediyor. o peyzajda "yaşama alanı"/"gerçek alan" ile "oyun alanı"/"kurgu alan"ın sınırları müphemleşiyor; o peyzaj ikisi arasındaki ayrımın ortadan kaldırıldığı bir mekansal düzenleme yaratıyor.
oyuncular oyun sırasında rolleri olmadığında da seyircilerle aynı peyzajın içinde bulunuyor, oturuyor, bir sonraki sahnedeki konumlarını almak üzere hareket ediyorlardı. beş dakikalık aralar dışındaki sahne değişimleri için sahne görevlileri oyun sırasında sessizce sizi oturduğunuz yerden kaldırabiliyor, siz de oyun sırasında canınız istediği gibi kalkıp, bara gidip, bira alıp yerinize dönebiliyor, ya da başka bir açıdan oyunu seyretmeye devam edebiliyorsunuz; eğer bulunduğunuz konumdan oyuncular gözükmüyorsa, mutlaka size dönük bir ekran bulabiliyorsunuz oyunu takip edecek.

ivo van hove'nin "roma trajedileri"; roma döneminde geçen; aşk, entrika ve savaşın yanısıra; hükümranlık, iktidar, politika, yönetici-toplum gerilimi ve toplumun katmanları arasındaki ilişkiler gibi konuları deşen shakespeare'in bu üç oyununun; günümüze taşınmakla kalınmayıp, tam da seyircilerin ortasında/arasında oynanarak, sadece oynanmakla da kalınmayıp oynananların canlı yayınla ekranlardan verilmesiyle ve görüntü kadrajlarının içine sadece oyuncuların değil, etrafta oturmakta olan seyircilerin de girmesiyle; yukarıda saydığım temaların "şimdi ve burada", "günümüzde ve çağımız toplumunda" da sürmekte olduğunu tartışmaya açan, sorgulayan bir uyarlamasıydı. "roma trajedileri" diğer yandan da, erk ve aşk oyunlarının; günümüz konutunun demirbaşı televizyondaki "haberler"den ve "soap-operalardan" izlendiği, "ekranlara bağımlı" günümüz toplumuna tutulmuş bir aynaydı. örneğin; "coriolanus"ta menenius, brutus ve sicinius'un roma'daki bir meydanda marcius/coriolanus hakkında yaptıkları konuşma televizyonlardaki tartışma programları formatında sahnelendi, "jül sezar"da brutus ile marcus antonius'un jül sezar'ın ölümü ardından halka yaptıkları konuşmalar seçim zamanı kürsü arkasından açıklama yapan politikacıların televizyondan naklen yayınlanan programlardaki görüntülerinin formatında sunuldu.

"roma trajedileri" 2007 yılında prömiyer yapmış. o zamandan beri (belki daha eskiden beridir) sahne üzerinde canlı kayıt yapılıp bu kaydın aynı anda sahnedeki ekranlardan izlenebildiği bir çok tiyatro yapımı sahnelenmiş olmalı.
ünlü tiyatro adamı frank castorf video görüntülerinin sahnede canlı kullanılması konusunda başı çeken yönetmenlerden biri. castorf'un volksbühne'den "atılmadan" önceki son işi "faust" da biçimsel olarak bu fikir üzerine kuruluydu. ama doğrusu, bu fikrin/uygulamanın içerik ile bu kadar iyi örtüştüğü ve ustaca yapıldığı çok az örnek olsa gerek tiyatro tarihinde.

2009 ve 2017 yıllarında iki kere olmak üzere shakespeare'ın vatanı londra-barbican'a turne yapmış ve müşkülpesent ingiliz eleştirmenlerden beşer yıldız almış olan ivo van hove'nin "romeinse tragedies"i sahnelere veda etmeden önce, son kez önümüzdeki temmuz ayında paris-theatre national de chaillot'da beş gösterim yapacak; yolu o tarihlerde paris'ten geçecek olanlar kaçırmasınlar!