savina yannatou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
savina yannatou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2024 Pazar

01 ARALIK


1903 ilk western filmi büyük tren soygunu gösterime girmiş

1953 hugh hefner, marilyn monroe'nun derginin ilk orta sayfa güzeli olarak yer aldığı playboy dergisinin birinci sayısını yayımlamış

1982 sydney pollack'ın yönettiği ve başrollerini dustin hoffman ve jessica lange'in paylaştığı tootsie gösterime girdi

1986 gae aulenti'nin paris'te eski tren garından dönüştürdüğü musée d'orsay açıldı

2013 wuppertal'de skulpturenpark waldfrieden'da savina yannatou'yu dinledim

2014 ceren ercan'ın yönettiği ve gülce uğurlu ile birlikte yazdığı istenmeyen adlı oyunu iksv salon'da seyrettim



12 Kasım 2024 Salı

12 KASIM



1780 almanya'nın hallertau bölgesindeki bir köy olan wolfersdorf'ta dört köylü genç dans yasağına karşı gelmiş ve böylece zwiefacher halk dansı ilk kez mahkeme kayıtlarında belgelenmiş

1859 jules léotard, paris'teki cirque napoléon'da trapezden takla atan ilk kişi olmuş ve böylece havada uçan trapez ip gösterisi doğmuş

1936 eugene o'neill nobel edebiyat ödülü'ne değer görülmüş

1966 buzz aldrin gemini programı sırasında uzayda ekstraveziküler aktivite gerçekleştirirken ilk 'uzay selfie'sini çekmiş

1991 atatürk kültür merkezi konser salonu'ndaki konserde el duo flamenco'yu dinledim

2002 edip cansever ben ruhi bey nasılım adlı yapıtını taksim aziz nesin sahnesin'de seyrettim; cüneyt çalışkur'un rejisini yaptığı istanbul devlet tiyatrosu yapımında uğur polat, rüçhan çalışkur ve taner birsel başrollerde oynuyorlardı

2004 mahler'in 9. senfonisi'ni ilk defa canlı dinledim; atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde istanbul devlet senfoni orkestrası'nı alexander schwink yönetiyordu

2004 savina yannatou'yu ilk defa canlı dinledim; primavera en salonica'nın eşlik ettiği konser yeni melek'teydi

 

5 Aralık 2013 Perşembe

NRW055 savina yannatou & primavera en salonico konseri




dünya çok küçük; konserde arkamda oturan alman hanım, benim bu yaz midilli'de bir günle kaçırdığım molyvos kalesi’ndeki savina yannatou konserine gitmişmiş meğer.
yannatou’yu ilk defa o akşam molyvos’ta dinlemiş, hayran olmuş; PINA40 etkinlikleri kapsamında wuppertal’e, açık hava heykel parkına (skulpturenpark-waldfrieden) geleceğini duyunca çok sevinmiş.
hanıma pina bausch’u sorduğunuzda ise; bausch’un hiç bir yapıtını izlememiş olduğunu öğreniyorsunuz. ne garip!
belki yannatou referansıyla, bir pina yapıtına gitmeyi de düşünür ilerde…

savina yannatou’yu yaklaşık 20 senedir dinliyorum. yıllarca istanbul’da konser verse diye iç geçirdikten sonra, 2005’te pera festivali kapsamında yeni melek’te, primavera en salonico topluluğu ile enfes bir konser vermişti; salon boştu, sadece tanıyanlar oradaydı. konser sonrasında cd imzalatmaya kulise gittiğimde yannatou benim kadar çok heyecanlanmış ve istanbul’da hayranları olduğuna şaşırmıştı. benzer şekilde; yunan bariton spyros sakkas konserinden sonra da kulise cd imzalatmaya gittiğimde sakkas çok şaşırmış, onu nereden tanıdığımı, elimdeki hacıdakis cdlerini nereden bulduğumu sormuştu heyecanla.
savina yannatou’yu, spryos sakkas’ı ve bir çok diğer yunan sanatçıyı tanımamı sağlayan kişi manos hacıdakis’ti. onun izini sürerek diğerlerine ulaştım yıllar boyunca..
yannatou 2010’da da istanbul’da bir konser vermişti; şehrin konser-dans etkinlikleri düzenlenen en kötü salonundaydı maalesef: istanbul kongre merkezi’nde.



yannatou ile primavera en salonico’yu bir hafta önce susanna baca’nın bir peri gibi salındığı, ormanın içindeki camdan pavyonda, müziğe saygı duyan, müzik dinleme adabını bilen bir toplulukla izlemek çok keyifliydi.

tanztheater wuppertal pina bausch’un, artık kadimleşmiş dansçılarından daphnis kokkinos sundu yannatou’yu bizlere: pina savina’yı ilk defa yirmi yıl önce, savina wuppertal’de peter kowald ile ikili bir proje yapmak amacıyla konaklarken, akşam buluştukları bir lokalde biraraya geldiklerinde dinlemiş. savina o akşam bir sefarad ninnisi söylemiş: “durme, hermoso hijico. o sırada pina “danzon” yapıtının üretim sürecindeymiş ve savina’dan dinlediği bu ninniyi yapıta dahil etmiş. savina, pina’nın hayattayken düzenlediği festivallerden ikisine konuk da olmuş. yıllar sonra topluluk atina’da turnedeyken bir akşam yemeğinde pina ile savina yine beraberlermiş; ayrılırlarken pina savina’yı gösterek daphnis’in kulağına fısıldamış: “o bir melek”.

savina da, bizi müzikle akdeniz kıyılarında gezdirmeden önce, yıllar önce wuppertal’de tanık olduğu, pina’nın etrafına topladığı dansçılar ve sanatçılarla birlikte bir arada yaşayarak, tartışarak, yemek yiyerek, sohbet ederek ortaya çıkardığı üretimin çok değerli olduğunu; o günleri unutamadığını; o günlere tanık olduğu ve pina’yı tanıdığı için kendini çok şanslı gördüğünü söyledi.

75 dakika sürmesi öngörülen, ancak dinlemeyen alkışlara yannatou ve ekibinin verdiği üç bisle 90 dakikayı aşan konser çok güzeldi; ermeni ağıtı, arap duası, sicilya, güney italya şarkıları, bulgar ezgisi, izmir havası, girit lehçesiyle yunan şarkısı ve daha bir çok parçadan sonra; savina yannatou’nun eşliksiz olarak ve sonuna doğru mikrofondan da uzaklaşarak söylediği istanbul kaynaklı sefarad şarkısı konserin en duygulu anıydı.




ve savina yannatou'dan en çok sevdiğim hacidakis yorumlarından biri: ferte mou ena mandolino

4 Aralık 2010 Cumartesi

arianna, savina ve maria


akdeniz'den üç kadın sanatçı, toplulukları ile birlikte istanbul'daydılar; bol bol akdeniz şarkıları söylediler.

dün akşam boğaziçi üniversitesi'nin sıcak ve samimi mekanı albert long salonu'nda jordi savall ile monserrat figueras'ın en az onlar kadar yetenekli ve zarif kızları arianna savall, beşlisi ile birlikte bir konser verdi.
savall'in iki albümünden, "bella terra" ve ağırlıklı olarak "peiwoh"tan oluşmuş program, şarkı aralarında norveçli sevimli tenor petter johansen'in yaptığı açıklamalarla zenginleşti.
norveçlileri ağustos sonu, eylül başı gibi etkisi altına alan, geçmiş güzel yaz günlerinin anılarıyla gelecek soğuk kış günlerinin beklentisini harmanlayan melankolik ruh halini anlatan şarkı, kışı artık gelsin diye dört gözle bekleyen biz istanbulluları ne kadar hüzünlendirdi bilinmez, ama ceren necipoğlu'nun anısına çaldıkları ilahi beni derinden etkiledi.

bu akşamsa, savina yannatou ve maria del mar bonet konseri, istanbul'da en olmayacak mekanda gerçekleşti: istanbul kongre merkezi!

geçen haftaki "pink floyd balesi" rezaleti vesilesiyle, yapının içinin, en az taş döşeli üstü kadar ölçeksiz, oransız ve boyutlarının haddini gereksiz yere aşmış olduğunu deneyimlemiştim. bile bile ladesti!
zaten savina yannatou'nun istanbul'dan yana en büyük şanssızlığı konser vermek zorunda bırakıldığı salonalr. daha önceki gelişinde, pera fest kapsamında sevimsiz, soğuk, portable koltuklu yeni melek gösteri merkezi'nde vermişti konserini. o konseri de bunu da düzenleyen sayın vecdi sayar, aldığı mimarlık eğitiminin hakkını, istanbul'a getirdiği benzersiz sanatçılara mekan seçerken de devreye soksa keşke! ne bileyim; ses tiyatrosu olabilir, yazın olsaydı rumelihisarı olabilir, ya da şimdi bile, biraz üşümeyi göze alırdık, aya irini.
istanbul kongre merkezi savina yannatou'nun hem müzikal tarzı, hem hayattaki duruşu hem de istanbul'daki hayran sayısı (ne kadarız acaba) açısından çok çok yanlış bir seçimdi. keza maria del mar bonet için de aynı şeyler söz konusu.
zaten, ikisinin ismi -birleşince bile- yetmedi, değil salonu doldurmaya, dolu göstermeye bile. ne kadardık, 200-300 mü! bari, cemal reşit rey konser salonu'nda olsaymış, en azından ortam daha bir sıcak, "cozy"!




şehrimize kış daha gelmemiş, akşam akşam sokaklarda bir gömlekle bile dolaşılabilirken, kongre merkezinin salonunda esen şiddetli poyrazlar eşliğinde (herhalde aya irini bile daha sıcaktı bu akşam!), soğuk algınlığından muzdarip, yine de elinden geleni yapacağını söyleyen savina yannatou'yu dinledik önce.
rumca, ermenice, türkçe, italyanca, judeo-espanyol ve akdeniz'in çeşitli adalarının dillerinde şarkılar söyledi de savina yannatou, 2005'teki konserinde olduğu gibi tek bir manos hadjidakis bestesi icra etmedi. halbuki, bence en iyi albümü hadjidakisleri yorumladığı...

maria del mar bonet ise; adını duyduğum, şarkılarına rastladığım, sesini ve tarzını uzaktan tanıdığım bir sanatçı. ilk defa bu akşam canlı olarak izledim. zülfü livaneli ile yaptığı ortak çalışmaları, onun şarkılarını söylediğini biliyordum. biraz da mekanın soğukluğundan olsa gerek, müziğine çok ısınamadım ama kendisinin sıcak davranış ve sözleri salonda esen poyrazı yumuşattı: "zülfü bana bir keresinde "akdeniz tek bir ülke" demişti, şimdi ben de bir istanbullu olmaktan çok mutluyum" diyerek başladığı konserin sonunda uzakta oturan bizlere elleriyle uzandı, selam verdi. [bu akşam vip koltuklarını kaldırmış oldukları için, sahnenin önünde kocaman bir boşluk vardı ve biz sayılı seyirci o boşluğun arkasında oturuyorduk, dolayısıyla, en önde oturanımız bile ancak dürbünle sahneyi net görebilecek uzaklıktaydı. herhalde sahneden de bizler farklı gözükmüyorduk: "uzakta!"]
maria del mar bonet'le, tercihen bir yaz akşamı yeniden karşılaşmak ümidiyle...