29 Şubat 2024 Perşembe

29 ŞUBAT - 30 ŞUBAT


1712 isveç'te isveç takvimi'nden eski takvim sistemine geri dönebilmek için 29 şubat'ı 30 şubat takip etmiş

1940 hattie mcdaniel gone with the wind'deki rolüyle amerikan sinema akademisi ödülü oscar'ı alan ilk afrikalı amerikalı olmuş



1665 barok şair andreas gryphius 1663'te bitirdiği horribilicribrifax teutsch adlı komedisinin sonunda evlilik sözleşmesini 30 Şubat 1648 olarak tarihlendirmiş; sözleşmeden herhangi bir sonuç çıkmayacağını belirtmek için yapılan bir espri olarak...


28 Şubat 2024 Çarşamba

28 ŞUBAT



1700 isveç'te bugünden sonra 1 mart başlatılarak isveç takvimi işletilmeye başlanmış
   
1811 uruguay kurtuluş/özgürlük savaşı başlamış 

1835 elias lönnrots'un yazığı fin ulusal efsanesi kalevala yayınlamış

1933 bertolt brecht ile helene weigel prag'a iltica etmişler  

1935 dupont'ta çalışan bilimadamı wallace carothers naylonu icat etmiş 

1940 bir basketbol karşılaşması ilk defa televizyonda yayınlanmış

1953 james d. watson ve francis h.c. crick dna'nın çifte heliks strüktünü keşfetmişler

1954 ilk renkli televizyon satışa çıkmış

1970 simon & garfunkel bridge over troubled water ile billboard hot 100'ün zirvesine çıkmış ve burada altı hafta kalmış; ikilinin beşinci ve son stüdyo albümünün başlık parçası olan ve ikiliye beş grammy ödülü kazandıran balad, aralarında elvis presley, johnny cash ve aretha franklin'in olduğu bir çok şarkıcı tarafından yorumlanarak 20. yüzyılın en çok çalınan şarkılarından biri haline gelmiş

1980 endülüs referandumla otonomluk statüsünü aldı

1990 sovyetler birliğinde çiftçilerin toprak satın almasına ve miras bırakmasına izin verildi




27 Şubat 2024 Salı

Aurélien Bory’den İnvisibili: Ölüm’ü yüzyıllar arasında ilişkilendiren geçişler

gösterinin afişi, les abbesses - paris (mehmet kerem özel, 15.01.2024)

Gösterinin başlamasıyla birlikte sahne zemininde yatmakta olan üç kenarlı kalın siyah çerçeve geriye doğru yavaş yavaş yükselerek, ona tutturulmuş olarak yere serili duran bezi de kendiyle birlikte kaldırıp, beze basılı resmi biz seyircilere yavaş yavaş ifşa etti. Çerçeve dikildiğinde karşımızda bütün ihtişamıyla 6 metreye 6.5 metre boyutlarındaki Ölüm’ün Zaferi duruyordu. Özgün hali Palermo'daki bir müzede sergilenen, ressamı bilinmeyen ve 1440’lara tarihlenen Ölüm’ün Zaferi tablosu; içeriği, renkleri ve kompozisyonuyla Orta Çağ sanatının en etkileyici yapıtlarından biri. Yapıldığı tarihten yaklaşık yüz yıl önce, Sicilya’nın limanlarından girip bütün Avrupa kıtasını kasıp kavurmuş ve Kara Ölüm ismi verilmiş veba salgınını betimlediği düşünülen ve fresko tekniği ile yapılmış tablonun tam ortasında, iskelet şeklinde tasvir edilmiş devasa bir Ölüm figürü var. Ölüm dört nala ilerlemekte olan, yine iskelet şeklindeki bir atı sürmekte ve etrafındaki insanlara oklarını fırlatmakta. Tabloda sayısız insan figürü de resmedilmiş (sonradan öğrendiğime göre tam 34 tane); bazıları atın ayakları altında ölmüş yatmakta, bazıları ise ileride, oklar henüz kendilerine isabet etmemiş olduğundan eğlenmekte, dans ve sohbet etmekte, köpeklerini gezdirmekteler.

Tabloyla karşılaşmamız biter bitmez sağdan siyahi bir erkek girer sahneye; bir yandan tablodaki figürleri birinci tekil şahıs kullanarak ve İngilizce olarak sözle betimlerken, bir yandan da jestlerle tablodaki figürlerin duruşlarını ard arda kopyalayarak pozlar verir bize. Sonra bir anda resim dalgalanır; erkek kaybolur, üç kadın çıkar ortaya. Kadınlar tablodaki grup figürlerinin duruşlarını kopyalarlar. Resim tekrar dalgalanır; bir anda üç kadın kaybolur, gri kıyafetli bir kadın belirir. Bir sonraki dalgada üç kadın tekrar belirirler sahnede; grili kadını tablodaki belli figürlerin pozisyonlarında durmaya zorlarlar. İlerleyen bir sahnede grili kadının yerden ayağı kesilir, resim tarafından sarmalanır; adeta resimdeki Ölüm kollarıyla ona uzanmış, onu atın bağrına almıştır. Sonra o da havadayken bir anda ortadan kaybolur.

Başka bir sahnede kadınlardan biri İtalyanca olarak, tablodaki, köpekler dahil bütün figürleri kısa ses, sözcük veya cümlelerle dillendirir; o sırada hangi figürü seslendiriyorsa, o figür konturlarıyla ışıklanır. Bir zaman sonra 34 figürün neredeyse eş zamanlı konuşturulmaları bir kakofoniye dönüşür.
Gösteri boyunca sesler ve canlı icra edilen müzik, atmosferi yaratan en önemli öğelerden biri. Henüz daha ilk sahnede, bez yükselirken sahnenin sol kısmında saksafonla canlı çalınan melodinin, tablo bütünüyle karşımızda dikilmişken, dört nala gelip durmakta olan bir atın toynak seslerine dönüşmesi, ilk andan itibaren bizi bu gösteride olağandışı bir ses peyzajının beklediğinin habercisi zaten. İlerleyen sahnelerde bezin her dalgalanışının altını çizen rüzgarımsı ses, dans sekanslarından birine eşlik eden Bach’ın melodisinin saksafonla yorumu, siyahi performansçının harmonyumla çaldığı ve söylediği, nakaratına giderek haykırışlara dönüşen şekilde kadın dansçıların eşlik ettikleri Leonard Cohen’in Hallelujah şarkısı gösterinin karanlık atmosferine katkı yapmayı sürdürürler.

gösterinin başlamasını beklerken, les abbesses - paris (mehmet kerem özel, 15.01.2024)

Yaklaşık 70 dakika süren gösterinin çıkış ve odak noktası bütünüyle Ölüm’ün Zaferi tablosu. Gösterinin adı Invisibili (İtalyanca: Görünmeyen), yaratıcısı Aurélien Bory. 
1989’da bir davet neticesinde, dansçılarıyla birlikte Palermo’da vakit geçirdikten sonra Palermo Palermo isimli yapıtı yaratan ve Teatro Biondo’da sahneleyen Pina Bausch gibi Bory de, Teatro Biondo’nun sanat yönetmeni Pamela Villoresi’den 2020 yılında aldığı davetle şehirde belli bir süre geçirip Invisibili’yi ortaya çıkarır.
Bory Invisibili’nin başlangıç ve sonunda Bausch’a ve Palermo Palermo’ya selam çakmayı da ihmal etmez sanki. Bory Bausch’un Palermo Palermo’da kullandığı duvar fikrini tersine çevirir: Bausch Palermo Palermo’yu, sahne ağzını bütünüyle ördürdüğü duvarı arkaya, sahneye doğru yıkarak başlatır ve bütün gösteriyi sahneye o sırada saçılan gri büyük tuğlaların üzerinde oynatır. Bory ise, yukarıda da anlattığım gibi, baştan ters tarafıyla yere serili bir malzemeyi, bezi ayağa kaldırıp, arkada bize esininin yani tablonun tamamını ifşa ettiği bir duvar, ama esnek, hareketli, dalgalanan bir bez duvar ortaya çıkararak başlatır Invisibili’yi. Bory son sekansta bu sefer tabloyu ön yüzüyle yere serer ve aynı Bausch dansçılarının kırık tuğlaların üzerinde hareket etmeleri gibi, Bory de performansçılarını tablonun üzerinde hareket ettirir: Kadın dansçılar tablodaki figürlerin üzerlerine yatarak onları taklit ederler, bu sırada siyahi performansçının kamerasıyla canlı olarak kendi yüzünü ve onları kaydettiği siyah-beyaz hareketli görüntüler sahnenin arka duvarına yansıtılır; görüntüde en son, Ölüm’ün kafatası donup kalır.

gösteriyi alkışlarken, les abbesses - paris (mehmet kerem özel, 15.01.2024)

Bory, yapıtının merkezine yerleştirdiği Orta Çağ tablosu ile günümüz arasındaki coğrafi bağlantıyı, tablonun odağındaki ölüm fikri üzerinden kurar. Gösterinin kilit sahnelerinden birinde tablonun arkasından, Afrikalı mültecilerin Akdeniz’i geçip Sicilya’ya ulaşmak için kullandıklarına benzeyen gerçek bir bot çıkar; hem fiziksel hem de anlamsal olarak tablodaki Ölüm’ün yerini bot alır. İlerleyen bir sahnede; siyahi performansçı botun içinde ölüm-kalım savaşı verirken, kadın dansçılar botu alabora eden Akdeniz dalgalarına dönüşmüş olarak günümüzde insanlığın en trajik gerçekliğini hareketlerle tasvir ederler. Gösterinin son sahnesinde ise, botun üzerinde çok yavaş hareketlerle salınan, sanki denizin içinde dibe batmakta olan bir botun yolcuları olan insan (performançı) bedenleriyle sönen botun içindeki hava, az önce bir boruyla bota bağlanmış olan harmonyumda, otomatik olarak programlanmış müziğin çalmasını sağlar. Bu, Bory’nin sahnede hazırladığı, tiyatral olarak ince ve titizlikle tasarlanmış, eleştirel düşünce ürünü olduğu kadar duygusal olarak da seyirciyi can evinden vuran, iç acıtan bir düzenek. Avrupa’nın refahını, keyfini sağlayan Afrikalı hammadde tam da insana hayat veren ve yokluğunda yaşamasını engelleyen en temel unsur: Hava. Avrupa “havasını emdiği”, hammaddelerini sömürdüğü Afrika’ya yaşamak için hava bırakmazken, kendi hayatını refah içinde sürdürür.

[Yazının tamamını, gösteriden görseller eşliğinde okumak için tıklayın.]

27 ŞUBAT


1477 isveç'te uppsala üniversitesi kurulmuş; iskandinavya'nın hala var olan en eski üniversitesi

1693 dünyanın ilk kadın dergisi the ladies' mercury londra'da yayınlanmaya başlamış

1814 ludwig van beethoven'ın 8. senfoni'sinin dünya prömiyeri viyana'da gerçekleştirilmiş

1854 robert schumann ren nehri'ndeki intihar girişiminden kurtarılmış

1879 baltimore'daki john hopkins üniversitesinde sakarin üretilmiş

1907 carl jung ile sigmund freud ilk kez buluşmuşlar

1920 robert wiene'nin ekspresyonist filmi das cabinet des dr. caligari gösterime girmiş

1976 mao zedong ile richard nixon son defa buluştular

1997 boşanma irlanda'da yasallaştı






26 Şubat 2024 Pazartesi

26 ŞUBAT


1891 henrik ibsen'in hedda gabler oyununun dünya prömiyeri oslo'da gerçekleştirilmiş

1899 anton bruckner'ın 6. senfoni'sinin dünya prömiyeri gustav mahler'in yönettiği viyana filarmoni orkestrası tarafından graz'da gerçekleştirilmiş

1901 thomas mann'ın buddenbrooks romanı yayınlanmış 

1935 georges bizet'in 1855'te bestelediği do majör senfoni'sinin dünya prömiyeri felix weingartner yönetiminde basel'da gerçekleştirilmiş

1969 costa gavras'ın z adlı filmi paris'te gösterime girmiş



25 Şubat 2024 Pazar

25 ŞUBAT


1953 leonard bernstein'ın wonderful town müzikalinin dünya prömiyeri new york'ta gerçekleştirilmiş

1953 jacques tati'nin les vacances de monsieur hulot filmi gösterime girmiş

2022 hayran olduğum ispanyol flamenko sanatçısı israel galvan'ı ilk defa canlı seyredebildim; galvan'ın doğduğu ve yaşadığı şehir, flamenkonun beşiği sevilla'daki teatro central'da, nino de elche ile birlikte tasarladıkları mellizo doble'de 







24 Şubat 2024 Cumartesi

24 ŞUBAT


1607 ilk opera olarak kabul edilen claudio monteverdi'nin l'orfeo adlı yapıtının dünya prömiyeri gerçekleştirilmiş

1857 new orleans'ta ilk defa, bugün anlaşıldığı anlamda mardi-gras kıyafet balosu gerçekleşmiş

1871 charles darwin'in evrim teorisini konu ettiği the descent of man, and selection in relation to sex kitabı yayınlanmış

1876 henrik ibsen'in dramatik şiiri peer gynt, edvard grieg'in müzikleri eşliğinde oslo'da ilk defa sahnelenmiş

1938 amerikan firması dupont diş fırçalarında ilk defa fırça olarak naylon malzeme kullanmış

1979 alban berg'in friedrich cerha tarafından tamamlanan bitmemiş operası lulu'nun dünya prömiyeri paris ulusal operası'nda pierre boulez'nin şefliğinde gerçekleştirildi





23 Şubat 2024 Cuma

23 ŞUBAT


532 bizans imparatoru 1. justinian aya sofya'nın inşası için emir vermiş

1455 batı dünyasında basılı olan ilk kitap gutenberg incili basılmış

1898 émile zola j'accuse'ü yazdığı için hapse atılmış

2011 luz casal'i ilk defa canlı olarak konserde dinledim; konser aya irini kilisesi'ndeydi



22 Şubat 2024 Perşembe

22 ŞUBAT



1857 münih'te zum ewigen licht lokantasında konuklara ilk defa beyaz sosis servis edilmiş

1977 eagles hotel california'yı yayınladı



21 Şubat 2024 Çarşamba

21 ŞUBAT




1828 yerli amerikalılar tarafından çıkarılan ilk gazete cherokee phoenix cherokee halkının başkenti phoenix'te yayına başlamış

1848 karl marx ile friedrich engels komünist manifesto'yu yayınlanmışlar

1878 ilk telefon rehberi new haven, connecticut'ta yayınlanmış

1886 modest mussorgski'nin chowanschtschina operasının dünya prömiyeri ölümünden beş yıl sonra nikolai rimski-korsakov'un düzenlemesiyle st. petersburg'da gerçekleştirilmiş

1947 polaroid firması ilk anında fotoğraf çeken makinayı piyasaya sürmüş

1958 gerald holtom barışın simgesi cnd-sembolü'nü yaratmış

1962 friedrich dürrenmatt'ın fizikçiler oyununun dünya prömiyeri schauspielhaus zürich'te gerçekleştirilmiş

1991 dünya sineması'nda yücel erten'in yönettiği zuhal olcay, haluk bilginer, derya alabora ve ahmet leventoğlu'nun başrollerinde oynadıkları, willy russell'ın kan kardeşleri müzikalini seyrettim; heyecanla beklediğim gösterinin en çok yağmur sahnesinden etkilendim



20 Şubat 2024 Salı

20 ŞUBAT



1816 gioachino rossini'nin sevil berberi operasının dünya prömiyeri roma'da teatro argentina'da gerçekleştirilmiş

1872 new york'ta metropolitan sanat müzesi açılmış

1877 peter ilyiç çaykovski'nin kuğu gölü balesinin dünya pröimyeri moskova bolşoy tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş

1909 filippo tommaso marinetti'nin kaleme aldığı fütürist manifesto le figaro'da yayınlanmış

2018 silvia perez cruz'u ilk defa canlı olarak konserde dinledim; konser işsanat'taydı



 



19 Şubat 2024 Pazartesi

19 ŞUBAT


1931 georg wilhelm pabst'ın yönettiği die dreigroschenoper filmi berlin'de gösterime girmiş

2021 milo rau'nun grand theatre geneve yapımı olarak sahneye koyduğu wolfgang amadeus mozart'ın la clemenza di tito operasının sadece internetten yayınlanan dünya prömiyerini izledim







18 Şubat 2024 Pazar

18 ŞUBAT


1884 rus polisi leo tolstoy'un neye inanıyorum kitabının tüm kopyalarına el koymuş

1885 mark twain'in huckleberry finn'in maceraları adlı kitabı yayınlanmış

1893 paris'te ilk defa konser formatında seslendirilmesinden 46 yıl sonra hector berlioz'un la damnation de faust operasının sahnelenmiş dünya prömiyeri monte carlo operası'nda gerçekleştirilmiş

1965 gambiya ingiltere'den ayrılarak özgürlüğünü kazanmış

1979 sahara çölü'nün güney cezayir'deki bölümünde tarihe kayıtlı ilk ve tek kar yağışı gerçekleşti

2011 kayhan kalhor'u ilk defa canlı dinledim; grubuyla birlikte cemal reşit rey konser salonu'nda bir konser verdi






17 Şubat 2024 Cumartesi

17 ŞUBAT



1600 giordano bruno roma engizisyonu tarafından sapkınlıktan suçlu bulunarak roma'daki campo de' fiori'de diri diri yakılmış

1852 st. petersburg'daki ermitaj müzesi resim galerisi ziyarete açılmış

1855 franz liszt'in 1 numaralı piyano konçertosu, kendisinin solistliğinde ve hector berlioz'un şefliğinde ilk defa seslendirilmiş

1859 giuseppe verdi'nin maskeli balo operasının dünya prömiyeri roma'da apollo tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş  

1904 giacomo puccini'nin madama butterfly operasının dünya prömiyeri milano'da teatro alla scala'da gerçekleştirilmiş  

1972 luciano pavarotti new york metropolitan operası'ndaki la fille du régiment performansından sonra 17 kere selama çağrılarak rekor kırdı 

1972 vosvos 15.007.032 kere üretilerek, ford'un t modeli'ni de geçerek dünyanın en çok üretilen arabası ünvanını aldı

1996 garri kasparow ibm tarafından geliştirilen satranç bilgisayarı deep blue'ya karşı, 9 şubat'ta başladığı maçı kaybetti




16 Şubat 2024 Cuma

16 ŞUBAT


1923 tutankhamon'un mezarı açılmış 

1991 simpsonlar do the bartman ile birleşik krallık single listesinde 1 numaraya çıktı; michael jackson ve bryan lorenand tarafından yazılmış olan şarkıyla simpsonlar, archies'in 1969'daki sugar sugar'dan bu yana bir numara olan ilk çizgi film karakterleri oldu

2005 küresel ısınmaya karşı kyoto protokolü yürürlüğe girdi

2009 ilk defa altıdan sonra tiyatro topluluğunun bir oyununu seyrettim; rumeli apartmanı'ndaki oyuncular sahnesi'nde yiğit sertdemir'in yazıp, gülhan kadim'le oynadıkları, yaman ömer erzurumlu'nun yönettiği  444 oyundan çıktığımda kar başlamıştı, gayrettepe'ye geldiğimde ise kardan göz gözü görmüyordu




15 Şubat 2024 Perşembe

15 ŞUBAT



-399 sokrates, atina şehri tarafından dinsizliği ve gençlerin zihinlerini yozlaştırdığı nedeniyle ölüm cezasına çarptırılmış

1665 molière'in don juan ou le festin de pierre oyununun dünya prömiyeri paris'te théâtre du palais royal'de gerçekleştirilmiş

1864 22 yaşındaki gerhard adriaan heineken, amsterdam'da de hooiberg adlı bir bira fabrikasını satın almış ve heineken birasını üretmeye başlamış

1867 oğul johann strauss'un an der schönen blauen donau valsinin dünya prömiyeri koro valsi olarak viyana'da wiener männergesang-verein tarafından gerçekleştirilmiş

1903 ilk teddy bear (oyuncak ayı) brooklyn'deki şekerci dükkanı sahipleri rose ve morris michtom tarafından piyasaya sürülmüş; michtom'lar washington star gazetesinin ünlü siyasi karikatüristi clifford berryman'ın, abd başkanı theodore roosevelt'in bir ayıyı vurmaması olayına gönderme yaptığı karikatüründen ilham almışlar

1941 maria callas atina'da olympia tiyatrosu'nda franz von suppé'nin boccaccio adlı yapıtındaki beatrice rolüyle profesyonel kariyerine adım atmış

1965 bernd alois zimmermann'ın die soldaten operasının dünya prömiyeri köln'de gerçekleştirilmiş

1998 antony gormley'in 20 m uzunluğundaki çelik heykeli the angel of the north kuzey ingiltere'deki gateshead'e yerleştirildi

2005 youtube yayına başladı






14 Şubat 2024 Çarşamba

14 ŞUBAT



1876 alexander graham bell, elisha gray'den iki saat önce başvurarak amerikan patent dairesi'nden telefonun patentini almış

1895 oscar wilde'ın the importance of being earnest adlı komedisi londra'da büyük bir başarıyla sahnelenmeye başlanmış

1927 alfred hitchcook'un, "ilk gerçek filmim" diye nitelendirdiği the lodger adlı sessiz filmi londra'da gösterime girmiş

1931 tod browning'in yönettiği, başrolünde bega lugosi'nin oynadığı korku filmi dracula new york'ta gösterime girmiş

1984 jayne torvill & christopher dean çifti sarajevo olimpiyat oyunları'ndaki bolero gösterileriyle hem ailecek televizyonun başında olan bizleri büyülediler hem de ingiltere'ye altın madalya kazandırdılar

1985 zehra yıldız'ı ilk defa seyrettim; istanbul devlet opera ve balesi yapımı, giusepper verdi'nin la traviata operası'nda

1991 thomas harris'in kitabından uyarlanan, yönetmenliğini jonathan demme'nin yaptığı, başrollerinde jodie foster ve anthony hopkins'in yer aldıkları kuzuların sessizliği filmi abd'de gösterime girdi

2004 fatih akın duvara karşı adlı filmiyle berlinale'de altın ayı ödülünü aldı






13 Şubat 2024 Salı

13 ŞUBAT



1881 feminist gazete la citoyenne paris'te hubertine auclert tarafından yayınlanmış

1895 lumière kardeşler paris'te cinématographe'ın patentini almışlar 

1914 new york'ta american society of composers, authors and publishers derneği, üyelerinin haklarını korumak için yayın hakkı sistemini geliştirmiş

1963 federico fellini'nin yönettiği, başrollerinde marcello mastroianni, anouk aimée ve claudia cardinale'nin başrollerinde yer aldıkları filmi italya'da gösterime girmiş

1972 bob fosse'nin yönettiği, john kander ile fred ebb'in aynı isimli müzikalinden uyarlanan, başrollerinde liza minnelli, michael york ve joel gray'in yer aldığı cabaret'nin film uyarlaması gösterime girdi

1985 özgün haline sadık kalınarak yeniden inşa edilen, dresden'deki semperoper, 1944'te bombalanma sonucu kapatılmadan önce sahnelenen son yapıt olan carl maria von weber'in der freischütz operasıyla yeniden açıldı



12 Şubat 2024 Pazartesi

Hafızanın katmanlarını görselleştiren bir tiyatral seyir deneyimi

gösterinin başlamasını beklerken, 13.01.2024 théâtre l’odeon, paris (fotoğraf: mehmet kerem özel)

80 yaşındaki ünlü Leh tiyatro ustası Krystian Lupa’nın, sahneye koyduğu şimdilik son yapıtı “Les Emigrants” (Göçmenler), 2023 yılının ikinci yarısından itibaren kamuoyuna da yansıyan sancılı bir süreçten sonra nihayet 13 Ocak 2024 tarihinde Paris’te, Théâtre l’Odeon’da seyirci karşısına çıktı. Kamuoyuna yansıdığı için, sancılı geçen yaratım sürecinden bahsetmeden olmaz, ama önce, dünya prömiyerine tanık olma şansına erdiğim yapıt hakkındaki izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Lupa Göçmenler’i, Avusturyalı yazar W. G. Sebald’in aynı adlı kitabından uyarlamış. Kitap dört uzun anlatıdan oluşuyor. Anlatılar, birinci tekil şahıs olarak anlatıcının yolunun kesiştiği dört kişinin hayatları hakkında, gerçek ile kurmaca arasında bir yerde duran birer biyografi denemesi. 
Anlatıcı bu dört kişinin hayatını; onlarla kendi karşılaşmalarını, onların günlüklerini, fotoğraf albümlerini, akraba ve arkadaşlarıyla yaptığı konuşmaları ve yaşadıkları yerlere yaptığı ziyaretleri temel alarak ortaya koymuş. Anlatıcı metinlerde bütün bu kaynaklardan da bahsediyor; dolayısıyla bu anlatıların birer meta-metin örneği oldukları söylenebilir. Sebald bazı yerlerde hayatını anlattığı kişinin doğrudan kendisinin veya akraba-arkadaşlarının sözlerini veya günlüklerdeki metinleri anlatılara dahil etmiş. Dolayısıyla malzemenin kullanılma yöntemine bir tür kolaj veya birkolaj tekniği olarak bakılabilir. Sonunda ortaya çıkan anlatılar farklı perspektifler barındıran, çok katmanlı portreler. 
Sebald’in diğer kitaplarında olduğu gibi bunda da metine kendi çektiği veya arşivlerden bulduğu fotoğraflar eşlik ediyor; bu bir katman daha ekliyor. Ancak bu anlatılar çok katmanlı ve çoklu bakış açısına sahip olsalar da, metinlere Sebald’in diğer yapıtlarından aşina olduğumuz, ona özgü bir sesin ve atmosferin hakim olduğunu söylemek yanlış olmaz; sakin, meditatif, kesintisiz, travmatik ve hüzünlü.
Bu dört anlatı tabii ki tesadüfen bir araya getirilmemişler; anlatıların kahramanlarının ortak noktası, Sebald’in kendisi gibi, göçmen olmaları. Göçmenlik fiziksel olanını içermesinin yanısıra, kişilerin içine doğdukları ve içinde yaşadıkları topluma yabancılaşmaları, ötekileştirilmeleri üzerinden ruhsal dünyanda göçmen olma fikrini de barındırıyor.

Lupa dört metinden ikisini seçmiş: Paul Bereyter ve Ambros Adelwarth hakkında olanları. Bu iki metnin ortak noktası, diğer iki metine nazaran, hikaye ettikleri kişilerin hayatlarına dair daha fazla boşluk, belirsizlik barındırması. Zaten Sebald, Paul Bereyter hakkındaki metninin başlangıç kısmında “… onunla ilgili olarak anımsadığım güzel anılarımdan yola çıkarak onun bilmediğim öyküsünü yazmaya karar verdim” diyerek metnin kendi anıları kadar kurgu da barındıracağının ipucunu verir, ki anıların, hafızamızın bize oynadığı oyunlardan dolayı, ne kadarı gerçektir, tartışılır. Dolayısıyla Lupa’nın tam da Sebald’in, hayatlarının peşine düştüğü gerçek kişiler hakkında kurgusal bir anlatı ortaya koyma esnekliğinden esinlendiğini, Sebald ile aynı minvalde davrandığını düşünebiliriz.
Bereyter ile Adelwarth anlatılarındaki boşlukların içeriği de ortak: Boşluklar, ikisinin de hayatlarını değiştirecek kadar sevdikleri kişiler ile olan ilişkileri hakkında. Okuyucu olarak bu boşlukların arkasında neler olabileceğini, anlatılardaki imalardan seziyoruz; Sebald’in anlatısında Paul Bereyter’in Helen‘e olan hayranlığını ve tutkusunu tek cümlede bile yakalayabiliyoruz, ve Ambros Adelwarth ile Cosmo Solomon arasındaki ilişkinin dostluktan öte olduğunu ve eşcinsel olduklarını da seziyoruz, ama Sebald anlatının hiçbir noktasında bunların adını koymuyor, bunları bariz şekilde söze dökmüyor, muğlak bırakıyor. Lupa ise, tam da Sebald’in boş bıraktığı bu noktaları, yani Bereyter ve Adelwarth’ın hikayelerinde aşk ilişkilerini ön plana çıkarıyor ve bunları sezgilerimize bırakmayıp detaylı bir şekilde ve titizlikle ortaya seriyor.

Sahnede üç tarafı duvarla çevrili bir iç mekan var. Duvarlara kapılar ve pencereler yerleştirilmiş. Duvarların insan boyunun üstünde kalan kısımları ise yıkılmış ya da tamamlanmamış hissi verecek şekilde yükseliyorlar. Mekanın yıkık olma hali hikayenin içeriği açısından anlamlı, çünkü hikayede harap kentlerden bahsediliyor. Mekanın tamamlanmamış olma hali de anlamlı, çünkü Sebald ele aldığı kişileri kendi hatırladığı ve sohbet ettiği yakınlarının hatırladıkları üzerinden anlatıyor; doğası gereği her anı eksik, hiç bir anı tam değil.

Lupa tiyatrosunun alamet-i farikası olan projeksiyon kullanımı nedeniyle gösteri sırasında sık sık sahnenin önüne, mekanın dördüncü duvarını oluşturan bir beyaz perde iniyor ve kalkıyor. Lupa bu ön katmandaki projeksiyonla yetinmeyip, bazı sahnelerde iç mekanı çevreleyen üç duvara da projeksiyon yansıtarak ikinci bir katman oluşturuyor, bazense ışık tasarımı yoluyla mekanın duvarlarını şeffaflaştırıp arkalarındaki mekanları görünür kılarak üçüncü bir katman daha yaratıyor. Yansıtılan görüntüler de çeşitli; Sebald’in anlatısından birebir alınmış siyah beyaz fotoğraflar, kitaptakilerden yola çıkılarak yeniden üretilmiş fotoğraflar, dış mekanlarda çekilmiş renkli veya siyah beyaz hareketli görüntüler, sahne mekanında canlı çekilen görüntüler… Lupa projeksiyon çeşitlerini ve içeriklerini bazen teker teker kullanıyor, bazense ikili üçlü, bazense hepsini bir arada. Katmanların çoğaldığı sahneler görsel olduğu kadar anlamsal olarak da güçlü ve etkileyici; farklı zamanlardan, mekanlardan, anılardan gelip aynı anda hafızada canlanan geçmişin görselleştiği, sahne mekanının çok katmanlı ve palimpsestik bir nitelik kazandığı benzersiz seyir anları sunuyorlar.
Lupa’nın sahnede görsellik yoluyla usta işi bir Sebald atmosferi yarattığını düşünsem de, son kertede gösterinin geneli için bu kadar olumlu bir görüşe sahip değilim. 15 dakika ara dahil 4.5 saat süren gösteride kanımca Lupa en çok, Sebald’in boş bıraktığı yerleri doldururken bocalıyor; iki bölümde de aşıklar arasında anlamsız, uzun sessizlikler içeren ve hiçbir yere varmayan diyaloglar beni gösterinin atmosferinden kopardı. Sahnenin önüne yukardan bazen tam, bazen yarım inen beyaz perdenin sıklıkla çok kısa zamanlar için kullanılıp tekrar kaldırılması da gösterinin temposunu yavaşlatıyor ve seyrini yoruyordu. Aynı şekilde ışık tasarımı da yorucu olarak decerede aşırı detaylıydı. Örneğin pencerelerin çevrelerindeki led ışıklar arka arkaya gelen sahnelerde kısa sürelerle mavi, sonra sarı, sonra tekrar mavi oluyordu. Bunun gibi birçok sahne ne bir etki yaratan ne de anlam içeren, sadece Lupa’nın bilebildiği nedenle yapılmış gibi duran ışık ve projeksiyon seçimleriyle doluydu. Halbuki Lupa gösteride ışığı, özellikle de loşluğu o kadar iyi ve yalın bir şekilde kullanıyordu ki, bu kadar komplike ve yorucu bir ışık tasarımına gerek var mıydı diye düşünmekten kendimi alamadım. Örneğin; sadece ona ışık tutulmuş Sebald’in/anlatıcının (benzersiz Pierre Banderet) sahnenin loşluğunun ön kısmında ilkokul öğretmeni Paul Bereyter (etkileyici Manuel Vallade) hakkında konuşuyorken, Bereyter’in aynı mekanın, loşluğun iyice kesifleştiği en dibinde duvara dayalı bir silüetten, hafızadaki bir gölgeden ibaret olarak hareketsiz durduğu sahne gerek görsellik, gerek anlamsal, gerekse de tiyatral olarak gösterinin bir çok sekansına değerdi.

gösteriyi alkışlarken, 13.01.2024 théâtre l’odeon, paris (fotoğraf: mehmet kerem özel)



İşte bu nokta tam da gösterinin kamuoyuna yansıyan tarafıyla ilişkili. Comédie de Genève’nin teknik ekibi, oyunun geçtiğimiz yılın Mart ayından Mayıs’ına süren çalkantılı prova sürecinin ardından, Haziran ayına sarkan prömiyerine bir hafta kala Lupa’nın onlara davranışından rahatsız olduklarından dolayı çalışmayacaklarını duyurmuşlardı. Bu yüzden gösteri iptal edilmek zorunda kalınmış ve o tarihte açıklanmış olan Avignon Festivali’nin programından, biletleri satışa çıkmış olmasına rağmen çıkarılmıştı. Comédie de Genève kurumu iptal duyurusunda teknik ekip ile Lupa arasındaki "çalışma felsefesi" ve "değerler" konusundaki farklılıklara değinirken, Le Temps gazetesinde yer alan bir makalede, Lupa'nın prova sırasındaki tutumu nedeniyle teknik ekibin "zihinsel ve fiziksel olarak yorulduğu" yazıyordu. Lupa Libération'da yayınlanan yanıtında provalar sırasında yaşanan iki şiddetli çıkışından dolayı özür diledi, ancak teknisyenlerin bir yönetmenin yaratıcı sürecine "en azından uyum sağlamaya çalışması" gerektiğini savundu. Bunun üzerine Comédie de Genève teknik ekibi kamuoyuyla paylaştıkları uzun mektupta "çok sayıda saygısızlık, azarlama, alay etme, sarhoşluk ve aşağılamanın yanı sıra sürecin kaotik bir şekilde planlanmış olmasından" bahsederek yanıt verdi. Aynı tarihlerde yapımın dokuz oyuncusu ise basınla, uğraşlarının neticesini sahnede sunmaktan mahrum kalmanın üzüntüsünü paylaşmışlardı. Projenin ortak yapımcılarından biri olan ve gösteriyi 2023-2024 sezon programına almış olan Odéon - Théâtre de l'Europe sanat yönetmeni Stéphane Braunschweig, son 20 yılda yönettiği kurumlarda 10 Krystian Lupa gösterisini misafir etmiş bir tiyatrocu olarak kendi teknik ekibini devreye sokarak, provaların sorunsuz yürütmesi için yönetmen, oyuncular ve tiyatronun tüm ekibiyle bir protokol imzalanmasını sağladı ve maliyeti 930.000 avro olan Göçmenler nihayet sahne yüzü görebildi, ancak gösteri için şimdilik Odéon’da sahnelendiği 13 Aralık 2023 – 4 Şubat 2024 tarihlerinin ötesinde herhangi bir turne programı açıklanmış değil. Prömiyer akşamındaki selamda Lupa’nın teknik ekibin tamamını sahneye çağırması ve onları defalarca sahnenin en önüne doğru itmesi, sürece bütün detaylarıyla hakim olan, aralarında ağırlıklı olarak Fransa tiyatrosunun, Isabelle Huppert gibi kalburüstü oyuncularının, eleştirmen ve sanatçılarının bulunduğu seyirci için anlamlıydı, teknik ekibin üyeleri ise şaşkın ama neşeli gözüküyorlardı.

[Bu yazının gösteriden fotoğraflar eşliğindeki versiyonu 09 Şubat 2024 tarihinde Tiyatro Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.]

12 ŞUBAT




1914 cecil b. de mille ile oscar apfel'in yönettikleri, hollywood'da çekilen ilk uzun metrajlı film the squaw man gösterime girmiş

1924 george gershwin'in rhapsody in blue adlı yapıtının dünya prömiyeri new york'ta aeolian hall'de gerçekleştirilmiş

1990 zuhal olcay'ı ilk defa konserde dinledim; bir yıl önce piyasa çıkan ilk albümü, sözleri mehmet teoman'a ve zuhal olcay'a, müzikleri ve düzenlemeleri vedat sakman'a ait şarkılardan oluşan küçük bir öykü bu albümünden şarkılar seslendirdi, konser ses tiyatrosu'ndaydı

2005 christo ile jeanne-claude new york'taki central park'ta the gates adlı yerleştirmeyi açtılar





11 Şubat 2024 Pazar

11 ŞUBAT



-660 japonya imparator jimmu tarafından kurulmuş

1903 anton bruckner'in tamamlanmamış re minör 9. senfoni'sinin dünya prömiyeri ferdinand löwe tarafından revize edilmiş versiyonuyla viyana'da gerçekleştirilmiş

1916 emma goldman doğum kontrolü hakkında bilgi verdiği için tutuklanmış

1963 the beatles grubu ilk albümleri please please me'nin tamamını 10:30 ile 23:00 saatleri arasında kaydetmiş

1990 nelson mandela 27 yıllık tutukluluğunun ardından hapisten çıktı



10 Şubat 2024 Cumartesi

10 ŞUBAT


1605 william shakespeare'in venedik taciri oyunu londra'da kral I. james'e oynanmış

1673 moliére'in, aynı zamanda başrolünde oynadığı hastalık hastası komedisinin dünya prömiyeri paris'te gerçekleştirilmiş; moliére bir hafta sonraki dördüncü temsil sırasında vefat etmiş
 
1881 jacques offenabach'ın hoffmann'ın masalları operasının dünya prömiyeri, ölümünden dört ay sonra paris'te opéra-comique'de gerçekleştirilmiş

1942 ilk altın plak ödülünü bir milyon kopya satan glenn miller'in chattanooga choo choo'su aldı 

1949 arthur miller'in satıcının ölümü oyununun dünya prömiyeri broadway'de elia kazan'ın rejisiyle gerçekleştirilmiş




9 Şubat 2024 Cuma

on soruluk sohbetler 111: Kristofer Blindheim Grønskag




Oyun yazarlığının özü sizce nedir?
İyi oyun yazarlığı, dünya hakkındaki farklı gerçekleri keşfetmenin yolu. Hangi biçim ve üslup olursa olsun, bir hakikati bulmak ve ona tutunmak. 

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?
Akademik geçmişim hem absürd akım hem de gerçeküstücülükten çok ilham almasına rağmen, rüyalar benim için o kadar önemli değil. Yoğun yazı yazdığım dönemlerde her zaman çok okumaya çalışıyorum. Genellikle oyun yazarları ve aynı zamanda diğer yazarların işlerini. Bir araya topladığım ilhamlar ve kendi düşüncelerimden ortaya çıkan imgeler sıklıkla aklımda yer ediyor. Beni bırakmayan imgeler. Bu, bir dondurma kamyonunda elleri kanlı oturan birinin resmi olabilir ya da cenaze günü şiddetli yağmur nedeniyle açık bir mezara kayan birinin resmi. Bu imgeler benim işlerimde genellikle büyük önem taşıyor. Rüya gibi ve gizemli görünseler de onlara güvenmeyi öğrendim.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Duruma bağlı. Benim için başlık, konunun benim için netleşmesiyle ilgili bir şey. Ve ayrıca bu konunun oyunun biçimi veya hareketi ile nasıl bağlantılı olduğu. Bu bağlantı benim için açık olduğunda, çoğu zaman başlık da ortaya çıkıyor.​

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
Yolculuğum boyunca yanımda bulunan pek çok küçük ve büyük yardımcıya borçluyum. Ama sanırım oyun yazarı Dennis Kelly'yi ilk okuduğumda bir tür benzerimi buldum. O dönemlerde benim için onun oyunları güzel şekillerde hareket ettirme yeteneğiyle birleşen keder, öfke ve sevgi dolu karanlık ve açık biçimde tanımlanmış durumları büyük bir ilham kaynağıydı. Hâlâ ara sıra yazılarını tekrar okuyorum.

Sohbetin devamını okumak için tıklayın.

09 ŞUBAT



1893 giuseppe verdi'nin son operası falstaff'ın dünya prömiyeri milano'daki teatro alla scala'da gerçekleştirilmiş

1960 joanne woodward hollywood walk of fame'deki ilk yıldız olmuş

1982 alman trio grubu'nun da da da ich lieb dich nicht du liebst mich nicht aha aha aha şarkısı yayınlandı ve bütün yıla damgasını vurdu

1995 riverdance gösterisi ilk defa sahnelendi; dublin'deki gösteride baş dansçı michael flatley idi







8 Şubat 2024 Perşembe

08 ŞUBAT


1874 modest mussorgsky'nin boris godunov operasının dünya prömiyeri st petersburg'daki mariinsky tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş

1915 d. w. griffith'in ırkçı filmi the birth of a nation adlı sessiz filmi los angeles'ta gösterime girmiş; sessiz sinema döneminin gişe geliri açısından en başarılı filmi olmuş

1965 the supremes'in stop in the name of love adlı single'ı yayınlanmış

1976 martin scorsese'nin yönettiği, başrollerinde robert de niro ve jodie foster'ın yer aldığı taxi driver new york'ta gösterime girdi

1986 atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettiğim okan demiriş'in  karyağdı hatun operası'nda çok sıkıldım



7 Şubat 2024 Çarşamba

07 ŞUBAT


1668 hollanda prensi III. william ballet de la paix'nin dünya prömiyerinde dans etmiş

1845 british museum'a gelen sarhoş bir ziyaretçi m.ö. 1. yüzyıla ait olduğu düşünülen portland vazosunu kırmış; 80 parçaya ayrılan vazo restore edilip tekrar sergiye konmuş

1857 gustave flaubert, madame bovary romanında ahlak ve dini ihlal ettiği suçlamasıyla açılan ceza davasından beraat etmiş

1935  masa oyunu monopoly icat edilmiş

1940 walt disney'in ikinci uzun metrajlı animasyon filmi pinokyo gösterime girmiş

1944 bing crosby swinging on a star şarkısını kaydetmiş

1991 taksim sahnesi'nde semih fırıncıoğlu'nun istanbul devlet tiyatrosu'nda sahneye koyduğu ve sahne tasarımını yaptığı danton'un ölümü'nü seyrettim; rüçhan çalışkur, nihat ileri, taner birsel oyuncular arasındaydılar





6 Şubat 2024 Salı

on soruluk sohbetler 110: Marie Bjørn


Oyun yazarlığının özü sizce nedir?
Oyunun ya da gösteriminin hemen oraya ait olduğunu hissettiğimde ve zamanı unuttuğumda. Kendimi dahil edilmiş, yansıtılmış, gizli ve neredeyse kutsal bir şeyin parçası hissettiğimde. Şaşırdığımda ve iyi bir hikâye anlatımı için oyun yazarlığı becerileri ve taktiklerini unutacak kadar baştan çıkarıldığımda. Kelimelerin arkasında birini veya bir şeyi hissedebildiğimde ve kelimelerin yaşanmış bir şeyden, üzerinde düşünülmüş bir şeyden ve hâlâ soru sormaya cesaret eden ve savunmasız birinden geldiği hissine kapılabildiğimde. Bu bakımdan, iyi bir oyun güzel bir arkadaşlık ve kendinizi yalnız hissettiğinizde gidilecek yer demek.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Beyazların üstünlüğü, kapitalizm ve ataerkillik tarafından yönetilen ve harap edilen bir dünyada sanatın bir şeyler yaratabileceğine ve düşüncelere, gözyaşlarına ve değişimlere yer açabileceğine çok inanıyorum. Sanatın varoluşumuza, geleceğimize ve hayallerimize dair duygu ve tepkilere yer açma ve tutma potansiyeline sahip olduğuna inanıyorum ve özellikle dünyadaki çatışma ve felaketlerin - bizi bir araya getirmek yerine insanları ayıran şeyler - bu kadar yoğunlaştığı bu dönemde sanatı son derece gerekli buluyorum. En önemlisi, sanatın seyirciyle benzersiz bir şekilde yüzleşmenin yollarını içerdiğini düşünüyorum. Sahne için yazarken sıklıkla tiyatronun bir spor olarak ne kadar ekstrem bir şey olduğunu düşünürüm. Yani saatlerce kendimizi bir kara kutuya kilitliyoruz, hatta parasını bile ödüyoruz ve çoğu zaman koltuklar o kadar da rahat değil ve performansın tamamını uzaktan izlemek biraz zor olabiliyor. Sanat formunun içindeki bu rahatsızlık katmanını kesinlikle seviyorum. Sanki seyircinin kendisini riske atması gerekiyor ve bu fikir hoşuma gidiyor. Tiyatroyu, tam karşımızda oturan, aynı anı paylaştığımız, yaşayan, nefes alan, düşünen bir grup insanın önünde sahnelediğimizi unuttuğumuzda, tiyatronun çok sıkıcı olabileceğini düşünüyorum. İzlediğim en dokunaklı oyunlardan biri Forced Entertainment'ın altı saatlik And On the Thousand Night performansıydı. Bunu çok iddialı görünmek için söylemiyorum, çünkü normalde dikkatim çabuk dağıldığı için parçaların 1,5 saat civarında olmasını tercih ederim. Ama bu oyunda beni gerçekten terk etmeyen, derinden hissedilen bir şeyler vardı. Performansçılar bize hikaye anlatmak için mücadele etti. Bize yeni duydukları, buldukları hikayeleri ya da hayatları boyunca yanlarında taşıdıkları hikayeleri anlattılar. Oyunun belirli bir olay örgüsünü hatırlamıyorum ama odada oyunculardan, seyircilerden ve kendimden gelen bir duygu denizini hatırlıyorum. Seyirciler arasında tek bir kelimeyi bile kaçırmamak konusunda çok etkileyici bir odaklanma vardı. Bu eseri 2016 yılında oyun yazarlığı eğitimi alırken gördüm ve bana hikaye anlatma sanatının sunduğu tonlarca fırsatı asla ama asla unutmamam gerektiğini hatırlattı. Hikâye anlatıcılığı propaganda, manipülasyon ve dönüşüm için kullanılabilir, dolayısıyla evet sanatın gücüne inanıyorum.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?
Her zaman, hem bastırılmış hem de ifade edilen, kolektif ve bireysel duygulardan ilham aldım. Ben her zaman son derece hassas oldum, ki pek çok yazarın da öyle olduğunu düşünüyorum (dünyadaki diğer tüm canlılar gibi, bizim de ifade etme ve başa çıkma yollarımız farklı…). Her zaman kolayca bunalıma girdim ama küçük yaşlardan itibaren yazmayı kendimi ifade etmenin bir yolu olarak keşfettiğim için şanslıydım ve bu bana çok fazla rahatlama ve anlam kazandırdı. 6 yıldan fazla bir süredir rüya günlüğü tutuyordum ve bundan önce de sıklıkla rüyalarımı yazılı olarak yazıyordum ya da bir rüyayı bir sahne ya da diyalog için başlangıç noktası olarak kullanıyordum. Yaratıcı yazarlık öğretiyorum ve öğrencilerimi her zaman hayallerine ve bilinçaltına büyük önem vermeye teşvik ediyorum. Hem çünkü bu, kendi kalıplarınızı daha iyi anlamanın bir yolu hem de bunu yaptığınızda, bu kavrayışınızı yarattığınız karakterlerde daha iyi kullanabilirsiniz. Dahası, bir rüyayı veya bilinç akışını yazarken, çoğu zaman yazdıklarınız konusunda kendinizi yargılamaktan özgür olursunuz. Sadece yazarsınız, nefes alırsınız, yaratırsınız ve beyninizdeki ve bedeninizdeki sezgisel kası takip edersiniz, ki bu çok nadir görülen ve tutunmanız gereken çok önemli bir şey. Kendi sisteminizde ve kolektif sistemlerimizde, sizi sanat yaratmanın zaman kaybı olduğuna ikna etmeye çalışacak tonlarca başka 'kas' var, ama aslında - işte iyi saklanan bir sır: sanat yaratmak zamanı çalmanın ve açmanın bir yoludur. Bu, zaman yolculuğunu deneme şansı ve anılarla yaşamanın, yenilerini icat etmenin ve sırları keşfetmenin bir yoludur. Çok yalnız ve mutsuz (ve sıklıkla aşırı sarhoş) yazar fikrine inanmıyorum. Yazmayı etrafımızdaki dünyaya katılmanın, düşüncelerimizi, sorularımızı ve işte! duygularımızı kanalize etmenin bir yolu olarak görüyorum.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Başlıklar en zor şey… Keşke aynı başlığı tekrar tekrar kullanmak daha rahat olsaydı… çünkü düşündüğünüzde, genellikle tekrar tekrar dönüp baktığınız şeyler aynı temalar oluyor. Umarım bu sorunuza cevap verir…

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
Yaşamakta olan ve ölmüş, ayrıca henüz doğmamış pek çok kişi var. Her sanat eserinin başka bir sanat eserinin devamı niteliğinde olduğu, üçüncü bir sanat eserine tepki olarak yaratıldığı, yazar ve sanatçılardan oluşan devasa bir koronun parçası olması fikri hoşuma gidiyor. Bu koroyu, dünyada şimdi, geçmişimizde ve geleceğimizde olup bitenlere bağlayıcı kolektif bir yanıt olarak hayal etmeyi seviyorum. Bu koro bize aynı döngülerin, aynı gezegenin parçası olduğumuzu ve dahi diye bir şeyin gerçekte var olmadığını, bunun sadece daha fazla güç, statü ve etki elde etmek için insan yapımı bir olgu olduğunu hatırlatıyor. İnsan yapımı fenomenlerden bahsederken, size neyin ilham verdiğini sormak yerine her zaman 'size kim ilham veriyor' diye sormaya yönelik ilginç bir eğilim var; ya da yaratmaya devam etmek için ilham ve enerjiyi nereden buluyorsunuz sorusu sorulabilir. Bu sorunun cevabı şöyle olacaktır: Güç yapıları bana ilham veriyor, normalleştirilmiş şiddet bana ilham veriyor. Gezegenimizin, evimizin normalleşmiş yıkımı bana ilham veriyor. Aşk bana ilham veriyor, keder bana ilham veriyor, stres, öfke ve protestolar bana ilham veriyor. Queerlik bana ilham veriyor. Olağandışı kabul ettiğimiz şeyler bana ilham veriyor. Kadın bedeninde büyümek bana ilham veriyor, utanca ve suçluluğa çok aşina olmak bana ilham veriyor. Öfke bana ilham veriyor. Anlam özlemi bana ilham veriyor. Aşka duyulan özlem bana ilham veriyor. Dinlenme özlemi bana ilham veriyor. Çürüme bana ilham veriyor. Umut bana ilham veriyor, kapitalizmin umutsuzluğu bana ilham veriyor, devrim her yerde bana ilham veriyor. Bu kadar. Denizanası bana ilham veriyor ve dünyadaki pek çok canlının olağanüstü olmalarına yeterince itibar etmiyoruz. ​

Sohbetin devamını okumak için tıklayın.

06 ŞUBAT


1851 robert schumann'ın 3. senfonisi "rhenisch"in dünya prömiyeri düsseldorf'ta gerçekleştirilmiş

1921 charlie chaplin'in ilk uzun metrajlı filmi the kid gösterime girmiş 

1947 magnum photos robert capa, henri cartier-bresson, george rodger ve david seymour tarafından paris'te kurulmuş

1988 ilk defa verda erman'ı canlı olarak dinledim; atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde istanbul devlet senfoni orkestrası'nı petr vronsky yönetiyordu







5 Şubat 2024 Pazartesi

05 ŞUBAT



1852 dünyanın en büyük ve en eski müzelerinden biri olan st. petersburg'daki hermitage müzesi halka açılmış

1887 giuseppe verdi'nin otello operasının dünya prömiyeri milano'da teatro alla scala'da gerçekleştirilmiş

1897 marcel proust ile jean lorrain tabanca düellosu yapmışlar

1909 belçikalı kimyager leo baekeland dünyanın ilk sentetik plastiği olan bakalit'i yaratmış

1916 hugo ball zürih'te dadaizmin doğduğu mekan olan cabaret voltaire'i açmış

1919 charlie chaplin, douglas fairbanks, mary pickford ve d. w. griffith, bağımsız film yapım stüdyosu united artists'i kurmuşlar

1927 buster keaton'ın the general adlı filmi gösterime girmiş

1936 charlie chaplin'in modern times aslı filmi gösterime girmiş 

2005 madredeus'u ilk defa konserde dinledim, işsanat'taydı