taşkent etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taşkent etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2012 Cumartesi

özbekistan / yolda..

aynı bizde olduğu gibi otoyol kenarlarında meyva-sebze satanlar olduğu gibi, bazı rotalar belirli şeylerle özdeşleşmiş. örneğin, almalık-taşkent arasındaki bir saatlik yolda ayran satıcıları meşhur. yukarıdaki, onlardan birinde verdiğim moladan..

özbekistan içinde her türlü vasıtayı kullandım. taşkent-semerkand arasını (yaklaşık 280 km / 4 saat) taksiyle (kişi başı 15 dolar), semerkand-buhara arasını (250 km / 3 saat) sharq "doğu" treniyle (lüks mevkide kişi başı 15 dolar), buhara-hiva arasını (450 km / 8 saat) taksiyle (kişi başı 25 dolar), hiva-nukus gidiş dönüşü (360 km / 5 saat) yine taksiyle (kişi başı 10 dolar) ve hiva-taşkent (55 dak.) arasını özbek havayollarıyla (turiste 101 dolar, yerli halka yarı fiyatı) katettim.


özbek trenleri temiz, bakımlı, hızlı ve (her ne kadar gardaki elektronik saatler birbirini tutmasa da) dakik!
semerkand-buhara için doğu treninden son dakikada bilet aldığım için 1. veya 2. sınıf kalmamıştı. lüks mevki iki kişilik kompartımanda yatabileceğiniz birer sedir, televizyon, havalandırma ve portatif masadan oluşuyor. gündüz treni olduğu için yatmaya gerek olmadı ama insanın bacaklarını bir yere uzatması bile bir lükstü.
trenlerin 1. sınıf kısmı da bayağı konforlu. tek yönde yerleştirilmiş geniş koltuklar ve her birinin önünde sabit geniş masa. 2. sınıf vagonunu görmedim. trendeki lokantada maalesef sadece ayakta durulacak iki bar masası ve menüde bisküvi vardı.

taşkent'ten semerkand'a ispanyolların yaptığı hızlı tren çalışıyor. afrosiyob adlı tren özbeklerin (islam kerimov'un) gururu. tren iki şehir arasını 2.5 saatte alıyor.

semerkand-buhara arası

semerkand-buhara arası

buhara-hiva arasındaki kızılkum çölüne girerken.. kum daha kızıllaşmamışken..
sert rüzgarlar kumları yola taşıyıp kapatmasın diye yolun iki yanında geniş arazilere bitki ekilmiş; yine de başlangıçta kumlar yolu istila etmişti..

kızılkum çölünün kızılımsı kumları..


özbekistan'dan türkistan'a uzanan kızılkum çölünün ortasından amuderya nehri akıyor. 
nehir aynı zamanda iki ülke arasındaki sınırı çiziyor..
buhara-hiva, hiva-nukus güzergahlarında bir kaç kere nehri geçiyorsunuz. 


özellikle hiva-nukus arasındaki yoldaki köprü oldukça iptidai ve haraptı..

yine hiva-nukus arasındaki köy yolunun üzerindeki kasabalardan birinde böyle naif uygulamalara rastlamak insanı gülümsetiyor..

9 Eylül 2012 Pazar

özbekistan / taşkent


ülkenin başkenti.
özbekistan'ın sscb'ye katıldığı 1920'lerde semerkand'mış, 5-6 sene kadar; sonra taşkent devralmış.

kuş kapanı




  



2.2 milyon insan için oldukça yayvan gelişmiş bir şehir. bütün rus başkentleri gibi.
geniş sokaklar, devasa parklar. dağınık bir düzen, farklı dokular; bir yanda eski taşkent'ten kalan ama yüksek duvarlar ardına saklanmış geleneksel doku.
bütün özbekistan'da bu böyle. kentin içinden geçen yolların iki yanına yüksek ve sonsuz uzunlukta duvarlar örülmüş, arkalarındaki "düzensiz, pis, karışık, çirkin" kabul edilen dokuları gizlesin diye. bu duvarlar rus döneminden değil, şimdiki "diktatör" islam kerimov 'un marifeti. hele de onun kullandığı güzergahların iki yanı daha da sıkı bir şekilde "göz kirliliğinden" saklanmış.
kerimov'un gösterişli kitsch yapıları sarmış taşkent'i. [hiç fotoğraflarını çekesim gelmedi. seyahatte en az deklanşöre bastığım şehirdi taşkent; en az zaman geçirdiğim de aynı zamanda]
geceleri tarihi yapılar doğru dürüst aydınlatılmazken, uydurukça yapılmış yeni prestij yapıları apaydınlık.

...
 
özbekistan'da taksi, dolmuş var, ama arabası olan herkes taksi gibi çalışıyor. bir yere gidecekseniz sokağa çıkıp geçen arabalara el ediyorsunuz. durana gideceğiniz yeri söylüyor pazarlık ediyorsunuz uyarsa biniyorsunuz. şehirlerarası ulaşımda da benzer şekilde, üzerinde taksi ibaresi olmayan araçlar kullanılıyor. mesela, taşkent'ten semerkand'a gidecek arabaların yeri belli, oraya gidip bekleyen şöförlerle pazarlık ediyorsunuz.

sokaklarda  yeni model araba olarak sadece iki marka görülüyor: chevrolet ve daewood. ikisi de özbekistan'daki fabrikalarda sadece özbek alıcı için üretiliyormuş. bu iki markanın modelleri dışında, ruslardan/eskiden kalma lada'lar, '60'lardan kalma kamyon ve otobüsler var sadece caddelerde.
bmw, mercedes, audi, peugeot gibi markaların sadece yerel tv dizilerinde ve filmlerde görüldüğü söyleniyor.

...


bütün özbekistan'da müthiş bir güvenlik atmosferi hakim. her il sınırında kontroller var.
mimari olarak beğendiğiniz bir tren istasyonunu veya metro durağının fotoğrafını çekemiyorsunuz. yukarıdaki fotoğrafı, bu yasağı bilmeden çekmiştim ki yanımda bir polis bitiverdi ve onun gözleri önünde metroda çektiğim pozları silmemi istedi. sadece bunu kurtarabildim.
tramvay peronuna inen bu merdivenlerin sonundaki kulübeler içinde neden kadın görevlilerin oturduklarını, neyi kontrol ettiklerini anlamadım? biletinizi üst kotta zaten memur ve polisler kontrol ediyor.
sadece taşkent'te metro var. '60'lardaki büyük depremden sonra ruslar yapmış. moskova metrosu kadar etkileyici değil belki, ama o dönemi yansıtan bir taşra görkemine sahip.

...

turist vizesiyle ülkeye girdiyseniz, kaldığınız her geceyi otellerden alıcağınız damgalı-imzalı belgelerle kanıtlamanız gerekiyor ülkeden çıkarken; yoksa 1300 dolar ve 5 yıl ülkeye girmeme cezası var.
yok eğer, biri sizi davet etmişse ve onun evinde kalacaksanız, ki bu da üç geceden fazla olamıyor; o da ancak, size vize sırasında verilen bir telefon numarasını arayıp "kayıt" olduğunuz takdirde!
vize olayına hiç girmiyim; 160 dolar ve alması en az üç hafta sürüyor. talebiniz özbek dışişlerine gidiyor, ancak onalr onayladığı takdirde istanbul'daki konsolos imza atabiliyor.

...



bütün seyahat boyunca fark ettiğim üzere tarihi yapıların büyük bölümü ciddi restorasyon görmüşler. zira özbekistan tarih boyunca ciddi depremler geçirmiş.
işin üzücü tarafı tarihi bir yapıya baktığınızda neyin özgün kalmış parça, neyin 20. yüzyıl restorasyonu  olduğunu anlayamamanız. hem rus döneminde hem de 21 yıldır süren bağımsızlık döneminde yapılmış ciddi soru işaretleri taşıyan yanlış müdaheleler özgün bir ortamdan ziyade bir film platosunda geziyorsunuz hissini yaratıyor maalesef; ve tabii, bizde de olduğu gibi [edirne selimiye camisi, iznik yeşil camisi ilk aklıma gelenler], tarihi yapıların çevrelerindeki dokulardan kopartılıp (etraflarının temizlenip) parkların içinde tekil, yalnız, bağlamsız objeler olarak bırakılmış olmaları..

...

taşkent'te bir günden bir saat fazla kalmaya değmez. gezmeye değer tek müzesi devlet sanat müzesi. arkeolojiden etnografiye resimden heykele çağlar boyu bir retrospektif sergileyen biraz çıfıt çarşısı gibi bir müze ama değiyor.
sürpriz olarak bir jawlensky ve iki kandinsky tablosu barındırıyor.
benim için esas heyecan verici olan, 19. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl ortalarına kadar yaşamış iki özbek ressamı keşfetmekti: volkov ve nikolayev (usto-mumin). bu iki benzersiz sanatçıyla yolum, seyahatimin sonunda tekrar kesişecekti..

7 Eylül 2012 Cuma

özbekistan / yemekler..


özbek mantıları büyük büyük; ancak bir kaç lokmada mideye indirilebiliyor. içi kıyma ve soğanlı, üzerine de soğan kızartması konuyor. yoğurtsuz yeniyor.



taşkent'te milli taomlar (ulusal yemekler) adlı bir lokanta var, sirk binasının tam karşısında. ortam yemekhane gibi, sıra sıra masalar, floresan lambalar..
içerde kadınlar yan yana bir tezgaha dizilmişler ince ince kaşar peynir ve kurutulmuş at eti dilimliyorlar. sonra bunlar karıştırılıp "narin" adlı yemek oluyor. servis edilirken tabağa bir dilim at eti de konuyor, yanında et suyu veriliyor. suyu karışımın üzerine döküp ıslattıktan sonra yiyorsunuz.




  

 
özbekistan mutfağı et ağırlıklı. sebze diye bir şey yok. eti de tabii ki ızgara yapıyorlar. bütün lokantaların sokakta ızgaraları tütüyor. şaşlık en popüler et pişirme şekli.

kurt adlı bu küçük beyaz yuvarlaklar bizim tulum peynirinin tadına benzeyen ancak bayağı tuzlu olan bir peynirden yapılıyor. biranın yanında iyi gidiyor. özbek yerel biraları oldukça lezzetli.
özbek sarapları arasında en iyi olanları semerkand bağlarında yapılanları. [bu arada özbekçede bağ: bahçe anlamına geliyor. üzüm bağına ne diyorlar bilmiyorum] hiva şarapları bizim şirince şaraplarına benziyor, ev yapımı tadında. taşkent'inkiler orta karar.



özbek pilavına rusça plov, özbekçe deniyor. bütün lokantalarda en çok yenen, en çabuk biten yemek. sadece öğlenleri çıkıyor, akşam menülerinde yok. pirinç, havuç, nohut, kuru üzüm ve enfes baharatlardan yapılan müthiş lezzetli bir pilav, üzerine parça et yerleştiriliyor.
yukarıdaki fotoğraf taşkent'ten semerkand'a taksilerin kalktığı yerin yanındaki salaş bir bahçe lokantasında çekildi. pilav enfesti.

başka bir pilav çeşidi buhara'da yapılan vadi 'ı. içinde kuru üzüm yok, üzerine pişmiş parça sarmısaklar ve acı biber yerleştiriliyor.
hiva'nın 'ı ise türkiye'de pişen pilava çok benziyor; rengi beyaz, içinde nohut ve kuru üzüm yok, sadece havuç var. özbekistan'daki pilav çeşitleri arasında en lezzetsiz olanı. o yüzden fotoğrafı yok.



samsa da özbeklerin ulusal yemeklerinden biri. içi parça et ve soğanlı börek, bazen patateslisi de yapılıyor.
özbekistan'da en güzel samsa taşkent ile semerkand arasındaki bir şehirde, jizzax'ta (j: c olarak, x: h olarak okunuyor) yapılıyor. yukarıda fotoğrafları olan jizzax'ın şuhrat samsa'sı özbekistan'da yenen diğer samsalara benzemiyor. enfes lezzetli.

piti tandır eti, soğan, domates, biber ve sarmısakla yapılan bir çorba; tandır çorbası da deniyor. semerkand yöresinde meşhur.  
piti'yi geleneksel yeme şekli de ilginç: önce suyu bir kaseye boşaltılıp içiliyor, ardından etler çıkarılıp yeniyor. toprak kapta kalan sebzelere dokunulmuyor. ben gelenek dinlemeyip mükemmel pişmiş sebzeleri de mideye indirdim.

özbekistan'da amuderya nehrine kıyısı bulunan şehirlerde balık da yeniyor. hiva bunlardan biri.
ben kızılkum çölünü geçerken, yol üzerinde bir lokanta da yedim amuderya balıklarından: dolu tabakta sudak balığı, bitmiş tabakta yılanbaşı balığı vardı. ikisi de kızartma yapılmıştı ve yanında domatesli acı sosla servis yapıldı.

 taşkent pazarı

semerkand pazarı

ve tabii ki ekmekler. özbekistan'da ekmekler çok lezzetli.
her yörenin kendine has ekmeği var. taşkent ve semerkand'ınkiler dolu ve tıkız, buhara ve hiva'nınkiler daha ince, gözenekli [bizim pidelere benziyor].




yukarıdaki hiva'da ichan-kala (iç kale)'de ekmek yapan züheyla abla. tandır fırınından yeni çıkmış sıcacık ekmeğiyle o şekilde poz vermeyi kendisi istedi. çıtır çıtır ekmeğinin lezzeti enfesti, bir de yanında tereyağ veya özbeklerin enfes kaymağından olsaydı.
setin üzerinde duran tokmak gibi aletler ekmeğin üzerindeki desenleri yapmak için kullanılıyor; geniş tarafında demirden çubuklar var, hamura batırılınca şekil çıkıyor. [insan, her fırıncının damga gibi kendi özel deseni olsa gerek diye düşünüyor ama öyle değilmiş; hayal kırıklığı]


bütün yemeklerde mutlaka yeşil çay içilliyor. o etleri hazmetmek için de lazım zaten. [ben dokuz günde normalde iki ayda tüketeceğim et yedim. son günlerde gözüm et görmek, burnum kokusunu duymak istemedi.]

özbek geleneğinde hiç bir şekilde kahve diye bir şey yok. illa da kahve istiyorsan neskafe veriyorlar. dokuz gün türk kahvesiz zor geçti.

özbekistan'ın meyvaları da çok lezzetli, özellikle üzümlere bayıldım; az ve ince çekirdekli, müthiş aromalı.
incirleri ilginç; sarı renkli, az tatlı ve yassı; kabukları soyulmadan yeniyor.
kavun ve karpuzları lezzetli, sulu.

semerkand pazarı

hiva pazarı