nesrin kazankaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nesrin kazankaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2012 Salı

kasım günlüğü



yoğun bir zamandan geçiyorum; çok sevdiğim bloguma yaz(a)mıyor olmam, vakitsizliğimin en bariz göstergesi.. tiyatro, konser, dans; yoğun bir şekilde arka arkaya bir sürü iş izliyorum, ama haklarında yazacak vakit yaratamıyorum. hayatımın diğer parçaları, sanat olaylarını ancak takip etmeme zaman tanıyorlar; haklarında yazmama değil!

bir boşluk buldum değerlendiriyorum; işte kasım ayım:

01.11.cantuaria quartet ve 02.11.trio joubran ile kasım'a caz'la sıkı bir giriş. 03.11.dördüncü kardeşlerin stravinski akşamı.

05.11.yaka beyaz ve 06.11.parti, tiyatro sezonuna sahnehal'de balıklama atlayışım; ekip'in cem uslu imzalı ve rejili parti'si 2.5 saatlik süresine rağmen sıkmayan, gerilimi her an tetik üstünde, ülkenin şimdisi'nden insan portrelerini polisiye bir tatla sunan iyi bir oyun, keşke oyuncular canlandırdıkları karakterlerden genç ve deneyimsiz gözükmeselerdi.

07.11.ateşli sabır, geçen senenin ödüllü şehir tiyatrosu yapımlarından; silüetlerin dansı biraz naif değil mi; hayranı olduğum mert turak ne yazık ki şaşırtmıyor; çoğu rüştünü ispatlamış oyuncu gibi tek viteste.

08.11.ak indo fb eauty, new york'ta yaşayan ve çalışan koreograf-dansçımız korhan başaran'ın dans topluluğuyla çoktandır beklenen istanbul ziyareti; hayal kırıklığı; halbuki geçen sene aksanat'ın küçük sahnesindeki sunumunda ne kadar yoğun ve etkiliydi.

09.11.flamenco hoy, carlos saura'nın kendi filmlerinden uyarladığı tek sahne gösterisi; filmde görüntü yönetmeni vittorio storaro'nun gölgeleri ve yansımaları kullandığı sinematografisi alçakgönüllü de olsa sahneye taşınabilmiş; dansçı ve müzisyenler filmdeki kadar creme de la creme ol(a)masalar da, görselliği ön planda, kalburüstü bir flamenko gösterisi.

10.11.lorin maazel yönetiminde amsterdam concertgebouw kraliyet orkestrası'nın iksv'nin 40., hollanda-türkiye ilişkilerinin 400. yılı kutlama konseri.

11.11.ah symrna'm güzel izmir'im, nesrin kazankaya ve tiyatro pera ekibinden yunan-türk savaşı'nın ve izmir'in yakılışının sonrasına farklı bir bakış; sahnede bolca rumcayı duymak, sirtakiyi izlemek ne kadar duygulandırıcı; ancak, oyunun kalitesi için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

12.11.yokuş aşağı emanetler, altıdan sonra tiyatro'dan kentin sokaklarına, kamusal alana taşan sıradışı bir proje.

13.11.macbeth, demet evgar'ın pangar'ından tutkuyla ve müthiş bir özenle sahneye konulduğu belli, ancak reji ve oyunculuk sorunları olan bir shakespeare uyarlaması.

14.11.albert long hall'de brahms akşamı; violacı ruşen güneş neden o kadar asık suratlıydı, neden etrafındaki gençlerden bir gülümsemeyi bile esirgedi, bilinmez; akşamda oda müziğinin sohbeti eksikti.

15.11.bernarda alba'nın evi, oyunbaz'dan enfes bir lorca uyarlaması; az, öz, grotesk ve vurucu; şarap tadında tiyatro keyfi.

16.11.yalnızlar kulübü, ikinci kat'tan ikinci sami berat marçalı imzalı ve rejili oyun; pınar çağlar gençtürk parlıyor.

17.11.kadir has üniversitesi'nde yeni seyir halleri toplantısı; alternatif tiyatrolar neden alternatif; tiyatrocular ve seyirciler karşılıklı içlerini döktü..

19.11.lullabay bir cihangir hikayesi, pangar'dan bir oyun daha; zuhal gencer'i özlemişim, "ıssızlığıın ortasında"da uğur polat'la ne ikili olmuşlardı! ne kadar iyi bir uyarlamaydı; okan uysaler'e selam. lullabay ise tam pişmemiş sanki; çıkış noktası ve bazı sahneler iyi, oyunun sırıtan tarafları ise işi bozmuş.

20.11.iksv salon'da üçlü piyano akşamı: tınıları uzun süre kulaklarımda kalan enfes bir dizi-konser: hauschka, o'halloran, johannson.

21.11.midori ile özgür aydın'dan crr'de olağanüstülüğü olmayan bir performans.

22.11.büyük usta nusrat fateh ali han'ın öğrencisi asif ali han ve ekibinden enfes bir konser; kavvali müziğinin ritmiyle havalandığımız ve bir daha yere inmek istemediğimiz istisnai bir 90 dakika.

23.11.dar ayakkabıyla yaşamak, şehir tiyatrolarında kovaçeviç-tuncer üçlemesinin "şimdilik" son halkası; halkanın en güçlüsü.

24.11.borusan müzik evi'nde berlin radialsystem V'den 20:00'den 24:00'e radikal bir müzik şöleni.

25.11.üç oyunluk maraton pazarı: üsküdar tekel'de gürman'dan çehov makinası, garajistanbul'da arslan'dan oda ve adam, bomonti'de countdown.
çehov makinası, devlet tiyatrolarının bu seneki çıtaüstü oyunlarından; çehov'un metinlerini bilenler için ayrı bir keyif; sahneleme çok özenli, aynı "macbeth" gibi tutkulu bir sahne tasarımı; bu kadar abartmaya gerek var mıydı; döner sahne rejiye ne kadar hizmet etti.
mesut arslan'ın oda ve adam'ı bu yılın en iyi oyunlarından biri; metin çok iyi, hepileri ve öztürk çok çok iyiler, sahne tasarımı olağanüstü; reji ise mükemmel; bir de keşke seyircilere "işte seyredeceğiniz budur" diyen bir sayfalık dramaturji metni dağıtılmasaydı; bir sanat ürününün yaratıcıları yaptıkları iş hakkında bu kadar açık ve net bir şekilde "konuşmalı" mı; seyirciye açık kapı hiç bırakılmamalı mı!
içlerinde ilyas odman'ın da bulunduğu dört performansçıdan perform2012 projesi countdown itiraf ve iktidar üzerine çok basit ama çok güçlü ve samimi bir iş; seyretmesi zaman zaman çok keyifli zaman zaman iç burkucu.

27.11.extremadura'lı ispanyol diva luz casal'in istanbul'da ikinci konseri; geçen seferki yarısı dolu aya irini'nin aksine bu sefer işsanat tıklım tıklım; sesinin ve bedeninin her daim kırılgan bir güzelliği olan alçakgönüllü luz yine büyüledi beni..

28.11.barselo, ikinci kat'ın "aut" ekibinin (kul & uçaray) yeni oyunu; bu sefer yeraltının başka delhizlerine girmeyi denemişler ancak "aut" kadar etkili değil; biraz tekrar hissi.

29.11.disosya, ikinci kat'ın, geçen seneki sahnehal versiyonunu yenileyerek ikinci kat'a taşıdığı neilson uyarlaması; mekan kullanımı, özellikle de prolog bölümünde çok iyi; yönetmen marçalı bence istanbul'da mekanı en iyi kullanan yönetmenlerden biri. pınar çağlar gençtürk mükemmelötesi.

18 Ocak 2009 Pazar

istanbul'da bir kabare ve bir dava

bir garajistanbul projesi: "istanbul'da bir dava" ve bir tiyatro pera oyunu: "rahat yaşamaya övgü! (brecht kabare)". haftasonu bu iki oyunu tesadüfen üstüste izlemem, ister istemez aralarında paralellikler kurmama neden oldu. ne de olsa birinin başlığında "kabare" terimi vardı diğeri için yönetmeni "şarkılı, danslı, eğlenceli bir gösteri" tanımlamasında bulunmuştu. biri sapına kadar kabare olmayı başarmıştı, diğeri ise ne yazık ki ne yeterince eğlenceli, danslı ve renkli olabilmiş ne de yine yönetmenin kendi sözleriyle "kafka'da aslında varolan kara mizahı" hakkıyla kullanabilmişti.

kerem kurdoğlu - naz erayda ikilisinden "fayton soruşturması", "haritadan naklen yayın" gibi yaratıcılık ve zeka bakımından benzersiz kalitede oyunlar seyretmiş biri olarak "istanbul'da bir dava"nın bunların çok altında bir yerlerde durduğunu görmek üzdü beni.
kerem kurdoğlu'nun yazdığı enfes diyaloglar ve pırıltılı kurgulama yeteneği, naz erayda'nın "fayton souşturması", "canlanan mekan" ve "kim o?" gösterilerindeki mekanı kullanmak ve dönüştürmekteki yaratıcılığı neredeydi! sahne tasarımının temelini oluşturan "hareket eden platformlar" fikri çok çiğnenmedi mi; hele de bu fikrin bu topraklarda uygulandığı en görkemli ve kullanıldığı oyunun içeriğiyle örtüşen en uygun örneğinin mustafa avkıran'ın "geyikler lanetler" rejisi olduğu düşünülürse.
şarkıların çok önemli bir yer tuttuğu oyunda (müzik: imre hadi) canlı çalan küçük bir orkestranın bile olmaması çok yadırgadıcıydı. bir başka gariplik ise, oyunun el ilanındaki afişte oyuncularla birlikte, hem de en önde kerem kurdoğlu'nun kendisini görmek oldu. ne zamandan beri bir oyunun rejisörü bu kadar "meta" haline geldi, hele de rejisörün kendisi el ilanına eşlik eden bir sayfalık metinde "sahnede göreceğiniz parlak mizansen fikirlerinin çoğu oyuncuların kendisine aittir" derken. aslında böyle kendi kaleminden çıkma uzunca bir metni yayımlamak ta rejisörün egosu konusunda fikir vermiyor değil! (bu aşamada küçük bir gözlemimi aktarmak istiyorum: gerek ilerde bahsedeceğim tiyatro pera'nın oyun broşürlerinde gerekse yurtdışında seyrettiğim oyunlara eşlik eden kitapçıklarda hiç bu kadar uzun rejisör yazısı, hatta çoğu zaman hiç rejisör yazısı görmediğimi, daha çok oyunun alt yapısını kuran metinlerin yayımlandığını belirtmenin yerinde olacağını düşünüyorum. ayrıca tiyatro pera'yı, ülkemizde hazırlanan en titiz, en detaylı ve en ucuz oyun kitapçıklarından dolayı kutlamak isterim.)


"istanbul'da bir dava"nın yarattığı hayalkırıklığına karşılık ertesi akşam nesrin kazankaya bir kere daha hayran etti beni kendisine. yıllardır o elverişsiz mekandaki her yeni oyunla harikalar yaratan tiyatro pera/nesrin kazankaya bir kere daha mekanı çok ustaca kullanmak, ve aslında "tekrar tanımlamak" konusundaki becerisini gösterdi. belki de, basık tavanlı mevcut mekan kendisine en uygun tiyatro şeklini nihayet bulmuştu: kabareyi.
renkli ampüller ve rengarenk ışık kullanımı (aynı rengarenk ışık tasarımını kerem kurdoğlu'nun "ışıkla boyama" tabiriyle "istanbul'da bir dava" için de yapmış olan yüksel aymaz), müzik (ahmet kara - ezgi kasapoğlu), kostümler (nilüfer moayeri), thonet sandalyeler, kırmızı kadife perde (dekor: vecdi sayar); bu öğelerin hepsi kabare mekanını yaratmakta çok başarılıydı. ancak bana kalırsa tek bir şey eksikti atmosferde: kesif bir sigara dumanı.
mutlaka "kesif" olması da gerekmezdi, yeter ki başak mete'nin bazı sahnelerde ağzında tuttuğu puro ve sigaralar gerçekten yakılmış olsaydı da mekana zarif bir sigara dumanı yayılsaydı. oyun öncesi, arası ve sonrasında fuayede brecht-weill kayıtları çalınan ute lemper'in istanbul'daki ilk konserinde ses tiyatrosu sahnesinde uzun ağızlıkla bir sigara tüttürüşü vardı ki ve bunu şovunun bir parçası haline getirişi, hala gözlerimin önündedir. (hazır lafı açılmışken, ute lemper'in önümüzdeki aylarda şehrimizi bir kere daha şereflendireceğini meraklılarına haber vermiş olıyim.)


"rahat yaşamaya övgü"ye dönersek; nesrin kazankaya tarafından brecht'in üç sahne yapıtından ve yazılarından kolajlarla oluşturulmuş ve yönetilmiş bir kabare.
yaklaşık 2.5 saat süren gösteride ilk yarı "schweyk ikinci dünya savaşı" ve "arturo ui'nin önlenebilir yükselişi" oyunlarıyla, ikinci yarı ise tümüyle "üç kuruşluk opera" ile kurulmuş. oyunun ana temasını oluşturan (aynı zamanda 2009 eylül'ünde açılacak 11. istanbul bienali'nin de ana teması olan) "insan neyle yaşar?" sorusunun/şarkısının cevabını arama/verme konusunda ilk iki oyundan yapılan alıntılar ne kadar isabetliyse, ikinci yarıdaki "sıkıştırılmış" "üç kuruşluk opera" versiyonu o kadar gereksizce uzatılmıştı bana kalırsa. ya ana tema brecht'in başka sahne yapıtlarından alıntılarla daha da pekiştirilebilirdi ya da, bu kadar başarılı bir ekiple göz kırpmadan "üç kuruşluk opera"nın bütünü sahnelenebilirdi.

başarılı ekip demişken: hem genel olarak oyuncular hem de orkestra çok iyiydi. 5 kişilik orkestrada ezgi kasapoğlu hem piyanodaydı hem kabaretist olarak bazı şarkıları seslendirdi, hem de gösterinin vokal yönetmeniydi. bazı eleştirmenleri rahatsız ettiği gibi beni rahatsız etmedi soprano yorumu, "rahat, rahat" keyifini çıkardım.
oyunculardan özellikle levent öktem mükemmeldi; oyun boyunca sırasıyla schweyk, ui, peachum ve brown oldu, her birini tanımlayan farklı bir ses tonu yaratmıştı, üstüne üstlük bir de ikinci yarıda kabaretist olarak ezgi kasapoğlu'na şarkılarda eşlik etti. okuduğum diğer eleştirilerdeki aynı cümleyi yazmak zorundayım: "levent öktem hem etkileyici bir brecht yorumcusu hem de başarılı bir müzikal oyuncusu".
gösteri boyunca farklı rollerde karşımıza çıkan başak mete ve aynı zamanda dans düzenini hazırlayan erdinç anaz çok başarılıydılar; karakterlerini, hep bir-iki nüans katarak kanlı-canlı hale getirdiler, kabarenin içerdiği grotesk mizahı yakaladılar.
maalesef, oyun boyunca hem küçük/kısa karakter rollerini hem de ikinci yarıda sustalı mack'i oynayan volkan aktan ne sesini ne de bedenini kullanmakta yeterince iyi değildi. polly'de linda çandır da ne ünlü şarkısında ne de oyunculuk anlamında doyurucuydu.


toparlarsam; yer yer orkestra üyelerinin de oyuna dahil edildiği, enstrümanların ustaca ses efekti olarak ta kullanıldığı, az ama öz akrobatik hareketlerle, toplu danslarla ve özellikle de thonet sandalyelerin kullanıldığı koreografiyle kabare havasının yaratıldığı, ama herşeyden öte oyunculuk gücünün en üstte tutulduğu başarılı bir kabare "rahat yaşamaya övgü".
sezonun tartışmasız en iyi oyunlarından biri!