masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2024 Cumartesi

on soruluk sohbetler 109: malin axelsson


Oyun yazarlığının özü sizce nedir?
Anlatmaya değer bir hikâyeye sahip olmak.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Sanatın hayatımızdaki belirli temalara ve sorulara dikkatimizi ve bakışımızı yönlendirebileceğine inanıyorum. İyi sanat anlaşılmaz olanı çerçeveleyebilir. Varoluşun en gizli kısımlarını vurgulayabilir. Sanat hayatımızdaki gizemlerin yakalandığı bir alan. Sanat gerçekten güçlüyse ve iyi yapılmışsa kendimizi bireysel ve kolektif olarak görmemizi sağlar.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?
Hayattan, meslektaşlarımdan, komşularımdan, anılarımdan, pop şarkılarından, şiirden, edebiyattan, filmlerden ilham alıyorum. Ben bilinçli/bilinçsiz ayrımını yapmayan bir tür olan gerçeküstücülüğün hayranıyım. Gerçeküstücüler gibi gerçeklik ile rüya arasında net bir çizgi çizmemekle ilgileniyorum.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Başlığa çoğunlukla yazma sürecinin başında karar veriyorum. 

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
Etkilendiğim ve ilham aldığım pek çok kişi var: Kathy Acker, Emily Dickinson, Simone de Beauvoir, Rachilde, Britney Spears, Roberto Bolaño, The Brontë Sisters, David Lynch, Virginie Despentes, Charlie Kaufman, Ann Radcliffe, Virginia Woolf, Alejandra Pizarnik, Christine ve Kraliçeler, Giorgos Lanthimos, masallar.

Sohbetin devamını okumak için tıklayın.

6 Şubat 2022 Pazar

on soruluk sohbetler 60: ayako takahashi

İstanbul'da gösteri sanatları sezonunun başlangıcını şenlikli bir hale getiren İstanbul Fringe Festival'in üçüncüsü, 18-26 Eylül 2021 tarihleri arasında Fiziksel, Çevrimiçi ve Dijital olmak üzere üç formatta sunulacak gösterilerden oluşan hibrit bir programla gerçekleşti. Ayrıca mevcut pandemi koşullarına da hızlıca adapte olan festival, tiyatro sezonuna yayılan Fiziksel formatındaki gösterimlerine devam ediyor. Bizler de festivalin Fiziksel başlıklı formatında, gösterilerini canlı sunacak sanatçılarla yaptığımız sohbetlere devam ediyoruz. Festivalin 2022’de ilk misafiri, ENKA Sanat’ın mekan sponsorluğunda İstanbul’a gelerek 23 ve 24 Ocak’ta Enka İbrahim Betil Oditoryumunda Japonya-ABD üretimi Pythagorean Peas (Pisagor Bezelyesi) adlı yapıtlarıyla sahne alacak olan Ayako Takahashi yönetimindeki Ayalis in Motion topluluğu. Bizim de Fringe serisinin devamındaki ilk konuğumuz, Grimm kardeşlerin Pamuk Prenses ve Kırmızı Başlıklı Kız gibi halk masallarından ilham alan karakterler aracılığıyla kendi kırılganlıklarımızla ve güçsüzlüklerimizle nasıl baş ettiğimizi vurgulamayı amaçlayan bu fiziksel tiyatro yapıtını sahneleyen Ayalis in Motion topluluğunun sanat yönetmeni Ayako Takahashi. 




Performansın özü sizce nedir? 
Benim için performansın özü, başkaları ile bağ kurmak; kendimle, diğer dansçılarla, seyircilerle ve çevreyle bağlantı kurmak. Performans gerçekleştirmeyi düşündüğümde, egomu en aza indirmek için genellikle şeffaf olmaya odaklanırım. Şeffaf olduğumuzda ve egomuzu küçülttüğümüzde, sahnedeki bedenlerimiz basit araçlar haline gelebilir. İzleyici bedenlerimize girebilir ve bedenlerimiz ile performanslarımız aracılığıyla kendi yolculuklarını deneyimleyebilir. Ben mesajlarımı iletmekle pek ilgilenmiyorum ama izleyicilerin bedenlerimizi kullanarak (şahitlik ederek) kendilerini deneyimleyeceğini umuyorum. Tabii ki yarattığım her parçada kendi motivasyonum ve temam var, ancak insanları benim inandığım şeyi anlamaya zorlamakla işim olmuyor. Benim ilgilendiğim şey, insanların (dansçılarım ya da seyirciler) kendileri hakkında bir şeyler hissetmelerini ve kendi hayatlarını gerçekten deneyimlemelerini sağlamak. Bedenlerimizle bağlantı kurarken, travmatik olaylardan tutun da neşeli durumlara kadar yaşam deneyimlerimiz somatik izler bırakır ve duruşlarımıza, fiziksel ifadelerimize yansır. Pythagorean Peas, özellikle ev dediğimiz fiziksel yerden uzaktayken, bedenlerimizde nasıl evimizde gibi hissettiğimizi araştırıyor. Nerede olursa olsun rahatlık ve güvenlik duygularına nasıl erişileceğini araştırırken, dansçılardan seyircilere kadar bedenlerde yankılanan güvenlik ve kırılganlığın kinestetik tezahürlerini bulabilmeyi ve paylaşmayı umuyorum.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Elbette sanatın dönüştürücü gücüne inanıyorum. Yarattığım işler genellikle politik meselelerden veya dünyamızdaki bir şeylerden ilham alıyor. Ancak, niyetim dünyayı doğrudan değiştirmek değil. Dansı propaganda veya başka bir şey olarak kullanmak istemiyorum. İşimi denizdeki bir kaşık şeker gibi hayal ediyorum. Denize bir kaşık şeker eklerseniz tadı hala tuzlu kalır, herhangi bir şekerli tat hissetmezsiniz. Ve bu benim için sorun değil. Bazı insanlar benim (bizim) hakkımda bir şeyler fark ediyor ve bir şeyler hissedip/düşünüyorlar. Bu önemli. Kızabilirler, mutlu olabilirler ya da üzülebilirler... Yaptıklarımı illa beğenmek zorunda değiller ama bir şeyler hissetmelerini istiyorum. Bir koreograf olarak işim dans üretmek değil, diğer insanları güçlü kılmak. Benim işim dansçılardaki ya da seyircilerdeki, yani diğer insanlardaki olasılıkları uyandırmak... Benim için başarının çok basit bir tanımı var. Başarı bence zenginlik, şöhret ya da güçle ilgili değil. Etrafımda parıldayan kaç tane göz olduğuyla ilgili. Gözleriniz parlıyorsa, ne yaptığınızı biliyorsunuz demektir. Dansçılarımın ve seyircilerin gözlerinin parlamasına odaklanıyorum. Ve dansın bunu yapacak güce sahip olduğuna inanıyorum.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
Hayatımdaki her şey yapıtlarımı etkiler (esin verir); deniz meltemi, bir kadeh kırmızı şarap, caddenin karşısında koşan siyah bir kedi vs. Bulutlardaki ritimleri görüyorum ve gün ışığındaki müziği duyuyorum. Her şeyden önce, sevginin yaratıcı motivasyonumun büyük bir özü olduğunu düşünüyorum. Aile sevgisi, romantik bir aşk, yaptığım işi sevmek, arkadaşlık, sadakât…. Rüyalar, çalışmalarımı bilinçsizce etkileyebilir, ancak rüyaları asla bilinçli olarak yaratıcı sürecin bir parçası olarak kullanmıyorum. O kadar derin uyuyorum ki uyandıktan sonra rüyalarımda gördüğüm her şeyi unutuyorum. 

"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz veya size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler? 
Günlük hayatta tanıştığım insanlar; dansçılar, öğrenciler, ailem, arkadaşlarım, müzisyenler, filozoflar, romancılar ve/veya sokaktaki rastgele insanlar. Birini seçemiyorum…

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın.