heiner müller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
heiner müller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Mayıs 2025 Cuma
27 Mayıs 2025 Salı
26 Mayıs 2025 Pazartesi
25 Mayıs 2025 Pazar
14 Mayıs 2025 Çarşamba
30 Mayıs 2024 Perşembe
30 MAYIS
1962 benjamin britten'in war requiem adlı yapıtının dünya prömiyeri coventry katedrali'nde gerçekleştirilmiş
1967 gabriel garcia marquez'in yüz yıllık yanlızlık adlı romanı buenos aires'te yayınlanmış
1992 marcel marceau'yu istanbul'da atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim
1997 heiner müller rejisiyle berliner ensemble'dan bertold brecht'in arturo ui'nin önlenebilir yükselişi adlı oyununu istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim
2003 pina bausch'un istanbul'dan esinlenerek tasarladığı nefes adlı gösteriyi, davetliler için sahnelenen istanbul prömiyeri sonrasındaki akşam istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da büyük bir hayranlıkla seyrettim. nefes'in ilerleyen iki akşamki gösterimlerine de gittim. daha sonra 2004'te wuppertal'de bir kere ve 2010'da avrupa kültür başkenti olduğunda istanbul'da iki kere daha, toplamda altı kere seyrettiğim nefes pina bausch'un topluluğundan en çok seyrettiğim yapıttır
2004 istiklal caddesi üzerindeki narmanlı han'da emre koyuncuoğlu'nun home sweet home adlı yere özgü gösterisini seyrettim
2008 istanbul atatürk kültür merkezi'nde, yaklaşık 13 yıllık çürümeye terkedilişi öncesindeki son gösteri olarak büyük salon'da kirsten dehlholm'un yönettiği atmosferik operation: orfeo adlı gösteriyi seyrettim
2013 ballet russes tarafından ve nijinsky koreografisiyle ilk sahnelenişinin 100. yılında, ilk sahnelendiği paris'te théâtre des champs-elysées'de, bu sefer mariinsky tiyatrosu balesi tarafından rekonstrüksiyonu ve sasha waltz'in yeni koreografisi aynı akşamda arka arkaya sahnelenen igor stravinky'nin kült yapıtı le sacre du printemps'ı arkadaşlarım burcu, gizem, ayşe ve selim'le seyrettim
2014 sidi larbi cherkaoui'nin milonga adlı gösterisini zorlu performans sanatları merkezi'nde seyrettim
Etiketler:
ballet russes,
benjamin britten,
dans tiyatrosu,
emre koyuncuoğlu,
heiner müller,
kirsten dehlholm,
le sacre du printemps,
marcel marceau,
mim,
pina bausch,
sasha waltz,
sidi larbi cherkaoui,
tarihte bugün
17 Kasım 2023 Cuma
Atina-Epidavros Festivali 2023'ten İzlenimler II - Frank Castorf'tan "Medea"
epidvros yolu üzerinde
Frank Castorf’un Yunan oyuncularla bir Atina-Epidavros Festivali yapımı olarak Epidavros Antik Tiyatrosu’nda sahnelediği “Medea” ise bu yılki festivalin en merakla beklenen gösterilerinden biriydi.
epidavros antik tiyatrosu
Gündüzki 40 derece sıcağın etkisinin devam ettiği ve tek bir esintinin bile olmadığı bir geç Temmuz akşamında, 13000 kişilik Epidavros Antik Tiyatrosu’nun seyirci alınan kısımlarında iğne atsan yere düşmeyecek sıkışıklıkta (9000 seyirci) ve sıcağı emmiş taş sıralarda oturarak arasız 3.5 saat süren, İngilizce yanyazılı Yunanca ve arada Fransızca, az Almanca bir gösteriyi seyretmenin bende haz almak ile işkence çekmek arasında salınan bir ruh haline tekabül ettiğini saklamayacağım. Bu seferki deneyimim, Epidavros Tiyatrosu’nda daha önce iki gösteri, ilki 2008’de Pina Bausch’un “Orfeus ve Euridike”sini, diğeri 2019’da Robert Wilson’ın “Oedipus”unu keyifle seyretmiş biri olarak, aşırı sıcağın ve uzun sürenin seyrettiğim gösteriyi alımlamamda ve neticesinde ondan aldığım hazda önemli etkilerinin olduğuna kanaat getirmemi sağladı.
Castorf metni Euripides’inkindeki temalardan esinlenerek, içine Heiner Müller’in Medea esinli metinlerinden bölümler ve bir Arthur Rimbaud şiiri katarak baştan yazmış. Gösteri tanıtımlarında; Euripides’in adı “esinlenme” veya “uyarlama” olarak bile anılmıyor ve “dünya prömiyeri” deniyor.
gösteriyi beklerken
Antik tiyatronun orkestrası çöplerle, boş plastik su şişeleriyle, market arabalarıyla ve ucuz mülteci çadırlarıyla kaplı, skene’sinin olduğu yere devasa bir ekran kurulu, ekranın üstündeki neondan Coca Cola yazısının Co la’sı ayrık ve sarkıyor (senografi: Aleksandar Denic). Ekrandan distopik bir tonda günümüz metropollerinin, fabrikalarının ıssız görüntüleri geçiyor. İlerleyen sahnelerde Castorf’un alameti farikası, canlı kamera çekimlerinin görüntüleri de bu ekrandan verilecek (video tasarımı: Andreas Deinert). Böylece öndeki bu dekorun arkasında bir de kapalı kırmızı bir odanın olduğunu anlayacağız. Oyunun kadrosunda sekiz oyuncu var; beş kadın oyuncu Medea’yı, üç erkek oyuncu da oyundaki erkek rollerini paslaşarak canlandırıyorlar.
Post-dramatik tiyatronun babalarından anarşist ve marksist Castorf 2008-2009 sezonunda Volksbühne Berlin’de sahnelediğinden sonraki bu “Medea”da da yine açık biçimi ve yapısökümü kullanarak ve farklı zamanlar ait metinlerin arasında dolaşarak, bir kadın protagonist olarak Medea’nın politik, sosyal ve psikolojik boyutunu ortaya serdi ve ezilen, ötekileştirilen, yabancı/şeytan/barbar addedilen bir özne olarak Medea çağımızda başkaldırdığında neye benzer, nasıl davranır, nasıl konuşur sorularını sordu.
Castorf trajediyle fars arasında salınan “Medea”sında bir yandan kişisel ve toplumsal protestoyu bütün sertliğiyle ve çıplaklığıyla ortaya koyarken, bir yandan kendi kendiyle dalga geçen bir eğlencelik yaratıyor (gösterinin süresine, hala seyircinin kalıp kalmadığına dair şakalar yapan oyuncular), bir yandan da yaklaşık her 15 dakikada bir, seyrettiğimizin bir gösteriden başka bir şey olmadığını ve tiyatralliğini vurguluyordu (oyuncular kendi repliklerini tekrar ettiler, birbirlerinin repliklerini tekrar ettiler, Heiner Müller’in Medea ile ilgili metinlerinin başlıklarını söylediler, Medea’lar Mısırlı revü kızları gibi gösterişli, payetli, tüylü kostümler giyiyorlardı). Ama sanki Castorf mesajlarını verme şeklinde biraz kolaya kaçmıştı bu sefer; kapitalizm, tüketim toplumu, otoriter rejim, militarizm ve metalaşan beden eleştirilerini pek bir doğrudan dillendirmişti ve belki de bu yüzden bütün bunlar gösteri ilerledikçe tekdüzeleştiler ve etkilerini yitirdiler. Castorf’un alameti farikası olan canlı video çekimlerinin sahnedeki büyük ekrandan gösterilmesi de bu sefer maalesef gösterinin tekdüzeleşen özelliklerinden birine dönüştü, çünkü Castorf beş oyuncuya canlandırtdığı “Medea”lara bıraktım renk farkını, nüans, ton veya tını farkı bile atfetmemişti; beş oyuncu da Medea’yı aynı ifadeci tarzda yorumluyor, aynı abartılı tavırlı öfkeli kadını canlandırıyorlardı.
gösteriyi alkışlarken
İlk yarım saatinden itibaren sürekli bir akışla tiyatroyu terk eden seyircilerden geriye kalanlar müthiş bir tezahüratla oyuncuları, yönetmeni ve sanatsal ekibi ayakta alkışladılar. Bir Frank Castorf deneyimi daha sonlanmış oldu. Antik bir tiyatroda, Epidavros’da gerçekleşmiş olması tiyatral deneyim açısından bir fark yaratmış mıydı, hayır. Bildik, kapalı bir çerçeve sahneye daha mı yakışırdı, sanırım…
bütün fotoğraflar: mehmet kerem özel, 21.07.2023
[Bu yazının bir versiyonu tiyatro tiyatro dergisi'nde yayınlanmıştır.]
9 Kasım 2023 Perşembe
on soruluk sohbetler 97: theodoros terzopoulos
Tiyatronun özü sizce nedir?
Tiyatronun çekirdeği, dönüşüm süreci, sürekli değişim, öteki benliğimizi ve kolektif oluşu arayıştır. Ama her şeyden önce tiyatronun özü, bir çekirdeğin gelişmesidir. Bu çekirdek sürekli kanayan bir yara olabilir; psikolojik, ontolojik ve aşkın boyutta bir yara.
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Elbette, dönüşüm kavramına inanıyorum. Heraklitos τα πάντα ρει der, yani "her şey akar", güneş her gün yenidir. Her şey değişir, dönüşür, her ne kadar biz aynı kaldığımızı düşünsek de. Değişim, dönüşüm, yeniden doğuş, rönesans. Bu nasıl başarılabilir? Tüm duyuları tetikte tutarak, uyanık olarak, empati göstererek; "öteki"ni, farklı olanı hissetme , dinleme, görme yeteneğini sürdürerek, Öteki'nin bizi dönüştürmesine ve değiştirmesine izin vererek.
Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?
İçime ve dışıma bakarım; tüm uyaranlar duyularımı besler. Özgürce işlev görmeleri ve bilinçaltını, rüyaları, hatta kabusları özgürleştirmek için duyuları açık tutmaya çalışırım.
Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Bazen başlık bir çıkmazdan, var olmayan bir şeyden, anlatılamaz olandan ortaya çıkar. Bazen de bir oyuncunun bir jestinden ya da bir leitmotif gibi tekrarlanan bir kelimeden ortaya çıkar, örneğin Alarme’deki gibi. Nora ve Io'da iki kadın figürüne odaklandım: Nora'da kahramanın ve onun çıkışının (Exodus) trajik boyutuna dikkat çektim. Io'da savaşın avladığı bir kadına odaklandım. Sonuçta tiyatronun maskesi kadın maskesidir.
Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
Akıl hocam ve çalışma arkadaşım olan Heiner Müller ile tanışmam beni derinden etkiledi. Aslında In the Labyrinth: Theodoros Terzopoulos meets Heiner Müller (Labirentte: Theodoros Terzopoulos, Heiner Müller ile Buluşuyor) başlıklı bir kitap var ve bu, Müller’in benim çalışmalarım ve çoğunlukla da düşünce tarzım üzerindeki etkisine tam olarak gönderme yapıyor. Müller bana, klasik ile klasisizm arasındaki farkı ve kabusla bile olsa mit ile olan derin bağlantıyı öğretti.
Söyleşinin devamını okumak için tıklayın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











