belgesel tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
belgesel tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2026 Pazar

Venedik’in hafızasına labirentvari bir yolculuk: “Promemoria”

"Promemoria"yı beklerken

Festivalin bu yılki programında deneyimlediğim en ilginç ve duygusu yoğun gösterilerden biri, İtalyan yönetmen Davide İodice’nin “Promemoria” (Hatırlatıcı) adlı çalışmasıydı. 1991 yılında Roma’daki Silvio D’Amico Ulusal Drama Sanatı Akademisi’nden yönetmen olarak mezun olduğundan günümüze gerek tiyatro gerekse sinema, edebiyat gibi diğer sanat alanlarında çok yönlü üretimler gerçekleştiren İodice özellikle farklı dezavantajları olan gruplarla, örneğin Roma’daki S. Maria della Pietà Psikiyatri Hastanesi, Volterra, Giudecca ve Nola’daki ıslah kurumları, Napoli’deki devlet yurdu ve Secondigliano OPG (Yüksek Güvenlikli Psikiyatri Hastanesi)’ndeki sakinlerle yaptığı çalışmalarla tanınıyor.

Venedik’in turistik nirengi noktalarından uzakta, bir yaşlı bakım evi olan Centro Servizi San Giobbe’de gerçekleşen “Promemoria”ın ilk bölümünde, 30 kişilik seyirci topluluğu üçe kola ayrılıp binanın içinde yolculuğa çıkarılıyor. Bu yolculuk sırasında uğradığımız duraklarda bakım evinin yaşlı sakinleri ile karşılaşıyoruz, onların hikayelerini onların ağızlarından dinliyoruz. Bakım evi görevlileri kılığındaki genç oyuncuların yaşlı sakinlerle aylarca süren birlikte çalışma süreci sonucunda onlara rehberlik ettikleri, bazen onları yönlendirdikleri, bazen onların aklına hemen gelmeyen bir sözcüğü onlara hatırlatarak kesintileri giderdikleri bu uğraklar sırasında; fizyoterapi salonunda bir hareketin icra edilmesiyle, ortak alanda ikram edilen kahvenin içilmesiyle, el işi atölyesindeki soru-cevaplarla seyirciler olarak bizler de orada gerçekleşen duruma, olaya veya sohbete dahil edilerek, sadece seyreden/izleyen konumumuzdan çıkıp, adeta yakınını ziyarete bakım evine gelmiş kişilere dönüştürülüyoruz. 

Hepsi Venedikli olan sakinlerin yaşanmışlıklarından, geçmişlerinden, anılarından süzülerek yeniden gün yüzüne çıkan hikayeler bizi hem kişisel olarak hikayeyi anlatanın hafızasıyla, hem de genel olarak Venedik’in kolektif belleği ile kenetliyor. 
 Sosyal merkezin koridorlarında, mekanlarında yaptığımız inişli çıkışlı, kıvrımlı, labirentvari yolculuk; başta ayrılan üç seyirci grubunun, bütün oyuncuların ve yaşlı sakinlerin bir araya getirildikleri merkezin büyük salonu Sala del Mosaico’da, kanatları kağıttan bir meleğin eşliğinde müziğin, dansın, farklı yüzeylere süperpoze edilerek yansıtılan projeksiyon görüntülerinin ve seslerin birleşimiyle, iyi ile kötü anıların üst üste bindiği, adeta karnavalesk bir parti atmosferi ile kolektif belleğin kıvrımlarında sonlanıyor.

"Promemoria" bitince

 Bütün fotoğraflar Mehmet Kerem Özel'e ait. (9 Haziran 2026 - Centro Servizi San Giobbe, Venedik)
 
 Bu yazının gösteriden yayın haklı görsellerinin kullanıldığı bir versiyonu Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.

18 Mayıs 2023 Perşembe

on soruluk sohbetler 86: silke huysmans & hannes dereere

Belçikalı genç ikili Silke Huysmans ve Hannes Dereere’nin Cennet Ada performansı yarın Kundura Sahne’de izleyiciyle buluşuyor. On soruluk sohbetler serisi kapsamında ikiliye sorularımızı yönelttik.
Fotoğraf: Bart Dewaele

Tiyatronun özü sizce nedir?
Eğer böyle bir şey varsa, bu öz muhtemelen insanların bir arada olması, düşünce ve imge alışverişinde bulunması, fikirlere meydan okuması ve dünyaya yeni ve farklı bakış açılarını uygulamasında yatıyor. Dünyadan kısa bir kaçış ve onu farklı bir şekilde deneyimlemek için bir yer.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Evet ve hayır. Hayır, çünkü tiyatronun dünyayı değiştirebileceğini düşünmek aptallık olur. Ancak insanlar değiştirecek. Ve bu insanlar bir tiyatro binasını ziyaret edebilirler. Dolayısıyla bizim için tiyatro, birçok diğerleri gibi, kolektif bilincin dokusuna müdahale etmenin bir yolu. İnsanların etraflarındaki dünyaya bakma ve yorumlama biçimleriyle etkileşim kurmak. Yani adım adım, evet.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu? 
Ana ilham kaynağımız, araştırmamız sırasında konuştuğumuz insanlar ve yaptığımız sohbetler. Bunun dışında bir eser üzerinde çalışırken pek fazla gösteri ya da film izlemiyor ya da sergileri ziyaret etmiyoruz çünkü kendi işimize odaklanmak istiyoruz. Ancak çok müzik dinliyoruz. Son işimiz Out of the Blue, Emahoy Tsegué-Maryam Guèbrou'nun The Song of the Sea adlı piyano parçasıyla bitiyor. Bunu çok güzel buluyoruz.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Tiyatrolar broşürlerini basmak istediğinde ve bizim hala bir başlığımız olmadığında. O sıralarda bir anda. Başlıklarda hep geç kalıyoruz. 

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
Pek çok insan, ama özellikle herhangi bir kişi değil..

Geri kalan beş soruyu ve cevaplarını merak ediyorsanız tıklayın.

11 Mayıs 2023 Perşembe

cennet ada'nın cehenneme dönüşümü, huymans ile dereere ikilisinden etkili bir belgesel tiyatro örneği: pleasant island

© Vlad Sokhin 

bu akşam beykoz'daki kundura sahne'de yine etkili bir yabancı gösteri izledim. sezon içinde yine orada izlediğim rimini protokoll'ün "konferenz der abwesenden" (namevcut konferans) ve manuela infante'nin "como convertirse en piedra" (taşa nasıl dönülür?) gösterilerinden de etkilenmiştim, bu akşam izlediğim "pleasant island" (cennet ada) da çıtayı düşürmedi, sezon sonunun sürprizi oldu. istanbul seyircisini sezon içinde bu nefes kesici gösterilerle ihya ettiği için beykoz kundura'nın kültür sanat direktörü buse yıldırım'a ne kadar teşekkür etsek az.

öncelikle kundura sahne taaa beykoz'da, ne kadar uzak, istanbul'un bir ucu, nasıl gidilir, o kadar yolu otobüstü trafikti, işkence çekerek gitmek ızdıraplı olur diye endişelenmemek gerektiğini belirtmeliyim. ne otobüs, ne trafik; üsküdar'dan anadolu kavağı'na giden şehir hatları motoruna binildi mi, 75 dakikada boğaz'ın yalılarını, hisarlarını, korularını seyrede seyrede beykoz iskelesine, oradan da yürüyerek 10 dakikada kundura'ya varılıyor. dönüşte ise kundura'nın üsküdar-kadıköy ile beşiktaş-taksim'e ücretsiz servisleri var. 
önümüzdeki sezon kundura sahne'nin programını takip etmenizi ve kendinize boğaz sefalı, bol iyotlu bir tiyatro/dans günü hediye etmenizi öneririm.

geleyim bu akşamki gösteriye:
belçikalı genç belgesel tiyatrosu ikilisi silke huymans ile hannes dereere'nin elinden çıkma "pleasant island" (cennet ada) pasifik okyanusu'nun ortasındaki nauru adısını konu ediniyor. yüzyıllar önce avrupalı kaşifler tarafından keşfedildiğinde "cennet ada" olarak adlandırılan nauru, yine avrupalı sömürgecilerin fosfat rezervi bulmasıyla madenciliğe kurban giden, bağımsızlığını kazanması 1968'i bulan, 70'lerde dünyanın en zengin ülkesi ünvanını alan, yaklaşık 5000 nüfuslu bir ada ülkesi. ancak rezervin bitişiyle birlikte ekonomik olarak yoksullaşan, madencilikten geri kalan alanlarında tarım yapılamayan, madencilik dışında kalan çepeçevre sahil şeridi dışında yeşil ve yaşama alanı olmayan, zamanla adeta cehenneme dönüşmüş bir ada nauru.

huymans ile dereere'nin yolunu nauru'ya düşüren ne peki? ikili, huymans'ın çocukluğunun geçtiği güney brezilya'daki madenciliği konu alan ilk gösterileri "mining stories"in yaratım sürecinde denk gelmişler nauru'nun hikayesine ve bir sonraki yapıtlarının nauru hakkında olmasına karar vermişler. 
girmek için çok zor izin ve vize alınabilen nauru'ya sanatçı olmaları sayesinde girebilmişler, bir ay kadar kalmışlar. bu süreçte nauru'nun başka bir sorunuyla da yüzleşmişler: nauru meğerse avustralya'nın kabul etmediği mülteciler için toplama kampına dönüşmüşmüş ve nauru devleti bu iş için avustralya'dan yüklüce bir para tahsil ediyormuş. yani fosfat madenciliği, gösteri sonrasındaki söyleşide hannes'in dediğine göre "nauru'ların deyişiyle mülteci madenciliğine" dönüşmüş. 

gerek mülteci kampları gerekse de fosfat madenciliği konularında hükümetin alehine konuşanların pasaportlarına el konulduğu, dolayısıyla adayı terk edemedikleri bir ortamda huymans ile dereere adadaki araştırma ve belgeme sürecinde mikrofon ve kamera ile kayıt alamayacaklarını fark edince, cep telefonlarını kullanmaya karar vermişler. bir ay içinde güvenlerini kazanıp da söyleşi yaptıkları nauruluların ve mültecilerin görüntülerini değil, sadece seslerini kaydetmişler.

© Shun Sato

© Shun Sato

içerik olarak hikaye ne kadar can alıcı ve -pek bilinmediği için- şaşırtıcı da olsa, benim için gösterinin  heyecan verici özelliği anlatının biçimiydi: huymans ile dereere adadaki belgelemelerinde sadece cep telefonu kullandıkları için, gösterinin anlatısını da seyirciye cep telefonu yoluyla aktarmayı seçmişler. yani, yapıtın biçimi gelişigüzel bir tercihten kaynaklanmıyor, veya her yapıtlarında kullandıkları bir araç değil cep telefonu, buna özel. 

sahnede sadece iki devasa ekran var. huymans ile dereere dev ekranların yanlarında duruyorlar. ellerindeki cep telefonlarının görüntüleri canlı olarak birebir ekranlara aktarılıyor. gösteride telefonlarında kayıtlı olan; adada yaptıkları söyleşilerin ses kayıtlarını, arabadan çektikleri manzara görüntülerini, telefonlarındaki çeşitli uygulamaları (notlar'ı, çeşitli müzik besteleme uygulamalarını, resim çizme uygulamalarını) ve canlı olarak internete girerek youtube'dan veya başka sitelerden buldukları videoları kullanıyorlar, haliyle arada reklamlar da çıkıyor doğal olarak.
huymans ile dereere'nin cep telefonları; bugünün tarihini gösteriyor, elektriğe bağlı oldukları için gösteri sırasında şarj seviyelerinin arttığını fark edebiliyoruz, bir belgeden diğerine geçerken telefonlarındaki diğer uygulamaları, silke whatsapp'ta iranlı mülteci leyla ile yaptığı mesajlaşmadan bölümleri paylaşırken silke'nin whatsapp hesabındaki/sohbetindeki diğer kişilerin adlarını görüyoruz. şimdi ve buradayız. huymans ile dereere de şimdi ve buradalar. her şeyi canlı olarak yapıyorlar; biri bir video paylaşırken, diğeri söyleşi yaptıkları bir kişinin ses kaydını başlatıyor, biri 1960'lar-'70'lerden gazete küpürleriyle nauru'nun ne kadar zengin bir ülke olduğunun belgelerini arka arkaya sunarken, diğeri telefonunun müzik uygulamasından ritimleri üst üste ekleyerek adrenalin yükselten bir müzik bestesi yaratıyor, biri google haritasında dünyanın uzaydaki görüntüsünden mavi okyanusla çevrili nauru adasına yaklaşırken, diğeri telefonundaki stres atma uygulamasında mavi fonda tam da adanın grafik lekesine benzer bir lekeyle oynuyor, biri adada çektikleri yatay elektrik telleri arasında yusyuvarlak ay görüntüsünü paylaşırken, diğeri dikey çalgı telleri arasında büyük sarı bir yuvarlak ile müzik yapıyor. anlayacağınız, huymans ile dereere iki ekranda içerik örtüşmesi kadar, görsel/grafik etkiye de önem vererek kurgulamışlar yapıtlarını.

huymans ile dereere'nin 60 dakikalık gösteri boyunca yapmadıkları tek şey konuşmak. iyi ki. zaten, gösteri sonrasındaki sohbette söylediklerine göre, önce konuşarak denemişler, powerpoint sunumu gibi olmuş, vazgeçmişler. iyi ki. konuşmuyorlar ama, telefonun notlar uygulamasını kullanarak söylemek istediklerini yazarak aktarıyorlar bizlere.

© Shun Sato

© Shun Sato

pleasant island'da bana göre tek sorun, ilerleyen dakikalarda odağın madencilikten mülteci sorununa kayıyor olması. gösteri sonrasındaki sohbetten öğrendiğimize göre huymans ile dereere adaya gidene kadar adadaki mülteci-toplama kampı olgusunu bilmiyorlarmış. orada geçirdikleri süre zarfında öğrenmişler. dünya kamuoyu da zaten tam da o dönemde nauru'daki durumdan daha bilinçli şekilde haberdar olmaya başlamış, çünkü 2017'ye kadar nauru'da cep telefonu kullanmak yasakmış. huymans ile dereere'nin nauru'da bulundukları tarih de 2018 zaten. dolayısıyla yapıtın içeriğinin madencilik-yoksullaşma-mülteci katmanlaşması belgeleme sürecinin doğal bir sonucu. bunu anlıyorum, ancak mülteci-toplama kampı konusunun nauru'nun esas sorunu olan avrupa/ingiliz sömürgeciliği ve bununla çok yakından ilişkili madencilik odağını zayıflattığını düşünüyorum. kaldı ki aslında avustralya'nın orada parayla toplama kampı kurmaya cüret etmesi de, ingiliz sömürgeciliğinin fosfat rezervinin %80'ini çıkardıktan sonra bağımsızlığını kazanan adanın madenden geriye kalandan elde ettiği zenginliğin kısa zamanda bitmesiyle ortaya çıkan yoksullaşma sonucu gerçekleşebilmiş bir durum. dolayısıyla esas odak sömürgecilik-madencilik ekseni olmalıymış.
tabii mülteci konusu yapıta, özellikle silke'nin leyla ile kurduğu mesajlaşma ilişkisi sayesinde kişisel ve duygusal bir damar kazandırıyor. hatta bence huymans ile dereere bu damarı o kadar önemsemişler ki gösteri leyla'nın silke ile bir mesajlaşma sırasında paylaştığı hâfız'ın şiiri ile başlıyor. ayrıca gösteri boyunca ara ara tekrar dönülen silke-leyla mesajlaşması da huymans ile dereere tarafından yapıtın omurgasına dönüştürülmüş. 
açıkcası, leyla-silke mesajlaşmasının yanısıra, yine adlarından iranlı olduklarını zannettiğim diğer iki mülteci ile yapılan görüşmelerin içerikleri de naurulular ile yapılanlarınkinden çok daha etkili, duygulu ve can yakıcı. naurulular sanki hallerini kanıksamış, ya da yukarıda bahsettiğim korkularından dolayı huymans ile dereere'ye çok da içlerini açamamış gibiler. 

huymans ile dereere yakın zamanda prömiyerini yaptıkları yeni işleri "out of blue"da, "pleasant island" sırasında karşılaştıkları ve kısaca yer verdikleri derin deniz madenciliği konusuna odaklanmışlar. böylece genç ikili ilk üç işleri ile madenciliğe odaklandıkları bir üçlemeyi tamamlamışlar. umarım beykoz kundura üçlemenin diğer bölümlerini de bizlerle buluşturur.