bela tarr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bela tarr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2011 Pazar

film festivali 30, izlenim 01: uzak durulasılar


haftasonu seyrettiğim yedi filmden ["pina"yı iki kere seyrettiğim için sekiz seans ediyor] dişedokunur olanı pek azdı.
olur da gitmeyi planlayanlar olabilir diye, en azından bir fikirdir niyetiyle, uzak durulası olanları belirtmek isterim ki, zaten seçmek zor, bir de benim gibi taşa vurmuş olmayın!

.przemyslaw wojcieszek imzalı "polonya yapımı" belki polonya için yeni bir söz söylüyordur (değil mi ki bir yandan avrupa birliği'ne yeni girdiler, diğer yandan globaleşmenin amerikan etkisini görmeye başladılar); ancak dünya bu konuları (siyasi, dini ve sosyal gidişatın punk-rock eleştirisi) ve bunların veriliş biçimini aşalı çok oldu!

.yıllar yıllar önce "yağmurdan önce" ile bir çok insan gibi beni de derinden etkilemiş milcho manchevski, son filmi "anneler" ile bendeki kredisini tüketti. "yağmurdan önce"den sonra çektiği her filmi ("dust" dahil olmak üzere) sırf "yağmurdan önce" hatırına seyrettim, her seferinde hayalkırıklığına uğradım. bundan sonra venedik'te büyük ödül bile alsa herhangi bir manchevski filmine gitmeme kararındayım. bu kadar mı yapay, zorlama, dağınık ve "çektim oldu" bir film olur!

.rus filmi diye umutla gittiğim alexey uchitel imzalı "kray" ancak lokomotiflere ve ifrat derecesinde kullanılan buharlı görüntülere meraklıysanız dayanabileceğiniz nitelikte. tabii bir de kulaklarınızın hafif sağır olması lazım, yoksa filmdeki "gürültüye" katlanmak bir zaman sonra işkenceye dönüşüyor. trenlere ve lokomotiflere sempati duyduğumu zannederken, bu filmden sonra bir süre onlarla karşılaşmamayı diliyorum.

."kray" ve "anneler" hezimetinden sonra şuna karar verdim: bundan sonra, yabancı film dalında kendi ülkelerinin oscar aday adayı olan filmlere zinhar gitmeyeceğim!

.kaçak göçmenler, -her anlamda- "sınır"da olma hali, yoksunluk gibi temaları daha canalıcı şekilde beyazperdeye taşımış olan filmler varken, marian crisan'ın "yarın"ı (morgen) bende pek bir etki bırakmadı. festivaldeki film kalabalığında "yarın"a bir seans harcamak yazık!


.haftasonumu şenliğe dönüştüren filmler de olmadı değil: carlos saura'dan, tam bir doygunluk hissi vermese de bir dereceye kadar tatmin eden "flamenco flamenco", bela tarr'dan saf sinema deneyimi "torino atı", ve "helal olsun sana wim wenders!" dedirten "pina 3d"!


."pina"yı hem fitaş'ta hem citys'de seyretmiş biri olarak; fitaş'taki gösterimin 3 boyut ile yakından uzaktan alakası olmadığını söylemeliyim! "pina"yı fitaş'ta seyredenler bilet paralarını geri isteseler haklarıdır!
"pina"yı bu akşam citys'de sanki ilk defa seyrediyor gibiydim; bambaşka ve büyüleyici bir deneyimdi! yazısı en yakın zamanda...

1996 / 15. istanbul film festivali


.39 film

.bilet fiyatları: tam 300.000 tl, öğrenci 200.000 tl

.yarışma jürisinde eleni karaindrou da vardı. yıllar sonra istanbul'a konser vermeye de gelecekti, ama o sıralar sadece angeloupolos filmlerinin müziğiyle istanbuL'da tanınıyordu. emek'te bir yarışma filmi öncesinde yanına gidip müziklerinden çok hoşlandığımı söyledim ve yanımda getirdiğim albüme imza atmasını istedim. çok şaşırdı, sevindi; beni nereden tanıyorsunuz, ne iş yapıyorsunuz diye sorarak biraz sohbet etti. mimar olduğumu söyleyince yüzünde hoş bir gülümseme belirdi.

.emek’te jim jarmush toplu gösterisi: ilk dönem siyah-beyaz’ları ve gülmekten katıldığım “dünyada bir gece”

.festivalde çok iyi ilk filmler: robert lepage’dan “günah çıkarma”, hirokazu kore-eda’dan “maborosi” ve martin sulik’ten “bahçe”

.louis malle’in son filmi: “vanya 42.cadde’de”

.bir geceyarısı sineması seansında wong kar-wai ile tanışma: “chungking ekspresi”nde ayık kalabilme ama ikinci film “fallen angels”da kuzen volkan’ın yanında uyuyakalma. bir daha da geceyarısı sineması seanslarına bulaşmama.

.yunan filmi “okyanusta bir damla”, belçika filmi “işeyen çocuk”, hollanda filmi “küçük kızkardeş”, kanada filmi “güneş tutulması” bu festivalde gözdelerim. ne yazık ki, bu kadar yıldır bu filmlerin yönetmenlerinin yeni filmlerine denk gelmedim.

.bela tarr’ın “şeytan tangosu” maratonu: kardeşimle alkazar’ın rahatsız koltuklarında 7.5 saatlik film tecrübesi. hipnotize olmuş şekilde çıktık; neyse ki değdi.

.dünya sineması'nın küflü salonunda tsai ming-liang'dan "yaşasın aşk"! salondan kaçan kaçana; filmi bitirebilen çok az kişiyiz, ama mutluyuz; film çok çok iyi.

.not defterimden:
2. gün: "emek'in kedisini bilirdik, alışmıştık da, fakat eski dünya - yeni fitaş 1 sinemasının da böyle bir evcil hayvanı olduğunu "uçan hollandalı" filminin gösterisi sırasında öğrendik, zira ikinci bölümde filmin gösterisi devam ederken sinemaskop perdede filmin üzerinde dev bir kedi silueti belirdi ve birkaç dakika kadar miyavlayarak, zaten farklı bir atmosferi olan filme renk kattı. muhtemelen makinist odasını salondan atıran küçük pencerenin önünde arz-ı endam ediyordu."
12. gün - 10 nisan: "uzun bir aradan sonra yeniden içimden yazmak geldi. fun, night on earth, fallen angels, dead man, a drop in the ocean ve nihayetinde bugünkü little sister. son ikisi festivalin en iyileri. 10 üzerinden 10. ilki yunan filmi enfes mavi görüntülerle imkansız ibr aşkın öyküsünü tarih ve tiyatro ile de yoğurarak kadın gözünden anlatıyor. ikincisi hollanda filmi ise çağımızın hastalığı -sinemanın doğasında varolan- röntgenciliğe en büyü ktabulardan ensest ilişki temasını da katarak zaman zaman komik bazen de trajik olan fakat tempoyu hiçbir zaman düşürmeyen, "bir film son jeneriği ile birlikte seyredilir" fikrini kuvvetlendiren dolu bir 90 dakika yaşatan enfes bir filmdi."