
"Havalanan uçaklar, karanlık denizin üzerinde alçaktan uçuyordu. Üniversiteli bir grup genç, çakıl taşlarından bir şeyin üzerine oturmuş bira içiyorlardı. Bilgiç ve cilveli bu gençler, bağırıp çağırarak kent sahilinde bir yaz gecesinin tadını çıkartiyorlardı.
Her şey onlar için çok yeniydi. Yeni işler. Yeni fikirler. Yeni arkadaşlıklar. Yeni aşklar. Isabel ise yolun yarısında, neredeyse elli yasındaydı. Onu dünyanın acı dolu köşelerine sürükleyen işi nedeniyle sayısız katliama ve savaşa tanık olmuştu. Neyse ki, soykırımla ilgili haber yapması için onu Ruanda'ya göndermemişlerdi. Onun kadar sanşlı olmayan iki meslektaşı ise alt üst olmuş bir halde geri dönmüşlerdi. Isabel'e, akıl almaz boyutlardaki insan kıyımını anlatırken, karşılaştıkları yetimlerin gözlerindeki dehşet dolu şaşkınlık gelip onların gözlerine de yerleşmişti. Açlıktan ölmek üzere olan köpekler insan eti yemeye alışmışlardı. Dişlerinin arasında ceset parçalarıyla amaçsızca tarlalarda dolaşan köpekleri görmüşlerdi. Ruanda'daki dehşete birebir tanıklık etmemiş olsa da, dünyanın kederinden payına düşeni zaten fazlasıyla almıştı Isabel. Her şeye sıfırdan başlamak için artık çok geçti. Eğer, onu olgunlaştırmış olması gereken onca şeyi unutup hayata sil bastan başlamak elinde olsaydı, hiç düşünmeden yapardı bunu.
Dünyadan bihaber ve umut dolu bir kadın olarak yine evlenir, yine çocuk yapar ve gencecik yakışıklı kocasıyla gece vakti bu kent plajında bira içerdi. Önlerinde uzanan yaşamın sihriyle büyülenmiş, yıldızların altında öpüşen genç bir çift olabilirlerdi yeni baştan. Hayatta olabilecek en güzel şey de buydu zaten."
- Deborah Levy
(Çeviri: Elvan Kıvılcım)
Everest Yayınları
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder