29 Mart 2021 Pazartesi
Robert İcke’ın yorumuyla Sofokles’in Kral Oidipus’u
23 Mart 2021 Salı
söz konusu ırkçılık ise sanat henüz son sözü söylemedi!
20 Mart 2021 Cumartesi
on soruluk sohbetler 31: murat ali cengiz
16 Mart 2021 Salı
belçika'nın faşizmle valsi
14 Mart 2021 Pazar
on soruluk sohbetler 30 : umut sevgül & metehan kayan
Performans sanatçısı Marina Abramović ve kurucusu olduğu Marina Abramović Enstitüsü’nün (MAI) Sakıp Sabancı Müzesi’nde 31 Ocak 2020’de açılan Akış / Flux sergisi pandemi nedeniyle uzun bir süre kapalı kaldı, daha sonra alınan önlemlerle, lakin insanların bir mekanda toplanmaya ve bir topluluk oluşturmaya daha temkinli yaklaştığı bir dönemde yeniden ziyarete açıldı. Sergide Abramović’in performanslarının dokümantasyonlarının yer aldığı ana bölüme eşlik eden canlı performans programına, yapılan açık çağrı sonrasında Türkiye’den 12 sanatçı davet edildi. Biz de sergide hem pandemi öncesi hem de pandemi esnasında ‘canlı’ performansları ile yer almış bu sanatçılarla On soruluk sohbetler serimize devam ediyor ve sıradaki sohbetimizde, Dikine performansını birlikte gerçekleştiren Umut Sevgül ile Metehan Kayan’ı misafir ediyoruz.
Performansın özü sizce nedir? Performansı günümüzde nasıl tanımlarsınız?
Umut Sevgül: Mekanda/zamanda zihne dolaylı ya da doğrudan temas eden eylemlerin, imgelerin üretimi. Günümüzde yaratım biçimlerinin sınırında bulunan mekanı/zamanı düşünmedeki, ele/eyleme almadaki farklar tanımlanmaya çalışılıyor. Beden odaklı sanat üretim pratikleri üzerinden kabul edilegelmiş, kurumlarca statikleştirilmiş tanım ve kavramlar evrensel düzlemde eriyor. Doğası gereği dinamik olan kavram ve bedenin hareketliliğinin dikte edilen koşullardan özgür olduğunu düşünüyorum.
Metehan Kayan: Bedensel bütünlüğümüzün derimizin sınırlarının da ötesinde olduğunu düşünüyorum. Beni ne durdurur? Dans ederken size söylenildiği gibi durmaz, dinlemez ve hareket etmezsiniz. Eşyanın tabiatına göre eyler, hakikat olanı düşlersiniz. Bu durum hiç de ruhani değil basbayağı gerçektir. Performans anı gibi… Beden kendi manifestosunu açıklar ve ne isteyip-ne yapacağını, nasıl düşündüğünü ilan eder. Bu bir eylem çağrısıdır, katılan herkes kendinden sorumludur. Nasıl yapılacağı öğretilemez, olur ve geçer. Harekete kimse mani olamaz. Beni ne durdurur? Hiçbir şey.
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
US: Kontrol edilemeyen, öngörülemeyen, beklenmedik durumlar/karşılaşmalar dönüştürücü olana giden yolları görünür kılıyor. İnancın da ötesinde, yolu yürüme cesaretiyle gerçekleşecek olan değişimi arzuluyorum.
MK: Dönüştürücü gücüne inanıyorum ama o gücün kimin elinde olduğuna göre değişir.
Size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
US: Üretim sürecinin her aşamasında beni düşüncesi, yazısı, sorusu, varoluşu, gözü, eli, eylemi ile besleyen dostlarım.
MK: Dikine’nin birbirine ilham veren çeşitli disiplinlerden sanatçılarla bir bağı var. Fotoğraf sanatçısı, kardeşim Barbaros Kayan’ın estetik dilinden ilham alıyorum. Ekip arkadaşım ve aynı zamanda bir yeşil parmak olan Umut Sevgül, yazar Medine Mayıs Akın, bio hacker Serhan Hasdemir, müzisyen Aydın Akın, mimar ve sirk sanatçısı Özgür Kavurmacıoğlu, koreograf Aydın Teker son zamanlarda beslendiğim-ilham aldığım kişiler.
Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
US: Dokularındaki geçirgenliğiyle bir mekan olarak bedenim. Paylaşılan, saklanan, dışında tutulan, bilinmeyen, girilmeyen, içinden çıkılmayan mekanlar... Yeryüzünden yükseğe, yeryüzünün dibine yönlenen, değişen, yol alan, şimdi burada olan, geçmişte olmuş, yokmuş gibi, varmış gibi yapılan mekanlar... Kaynaktan hareketle çıkar, düşünceden göç ederim.
MK: İş üretirken her şeye gözlemci olarak yaklaşırım. Hayatın ve doğanın mekanik işleyişi bana ilham verir. Son zamanlarda göstergebilim, mimari ve beden üzerinde temellendirdiğimiz bir çekim merkezimiz var. Fizik ve biyoloji içine dalmaktan zevk aldığım konular. Anatomi ve sinir sistemi okumaları bana mikro bir coğrafyayı haritalamak gibi hissettiriyor. Bilmediğiniz bir şeyi rüyanızda göremezsiniz. O yüzden daha çok işlerimin rüyalarıma etkisi oluyor.
Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
US: Başlamayan ya da bitmeyen bir soruya işaret ediyorsa; iş bittikten sonra bile.
MK: O gelir ya da sen onu bulursun. İlla ki olur ama. Uzun zamandır Umut ile beraber Dikine isimli devam eden projemizde yolculuk yapıyoruz. Dikine nereye gidecekse o zaman düşünüyoruz.
Söyleşinin devamını okumak için tıklayın: unlimited
6 Mart 2021 Cumartesi
on soruluk sohbetler 29: ilyas odman
Performans sanatçısı Marina Abramović ve kurucusu olduğu Marina Abramović Enstitüsü’nün (MAI) Sakıp Sabancı Müzesi’nde 31 Ocak 2020’de açılan Akış / Flux sergisi pandemi nedeniyle uzun bir süre kapalı kaldı, daha sonra alınan önlemlerle, lakin insanların bir mekanda toplanmaya ve bir topluluk oluşturmaya daha temkinli yaklaştığı bir dönemde yeniden ziyarete açıldı. Sergide Abramović’in performanslarının dokümantasyonlarının yer aldığı ana bölüme eşlik eden canlı performans programına, yapılan açık çağrı sonrasında Türkiye’den 12 sanatçı davet edildi. Biz de sergide hem pandemi öncesi hem de pandemi esnasında ‘canlı’ performansları ile yer almış bu sanatçılarla On soruluk sohbetler serimize devam ediyoruz.
Türkiye gösteri sanatları dünyasının l’enfant terrible’ı İlyas Odman uzun zaman sonra yeni yapıtı Yolluk ile 2019 sonbaharında sahneye çıktı. Çağdaş dans ile performans arasında salınan Odman’ın sanatı meydan okuma, törensellik ve kırılganlık eksenlerinde ilerliyor. Odman’ın Akış / Flux sergisi kapsamındaki One for the road adlı performansı da bu halkaya eklendi. Bu vesileyle sıradaki sohbetimizde İlyas Odman’ı misafir ediyoruz.
Performansın özü sizce nedir? Performansı günümüzde nasıl tanımlarsınız?
Empati. Ateşin başında oturup hikaye anlatıcısını dinleyen ve anlatıyı hayal ederek olmayan nesne ve canlılarla “empati” kuran ve de bu şekilde kuşaklarca hayatta kalan atalarımız ile günümüz seyircisi arasında çok fark görmüyorum… Aynı ilkel dürtü…
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Sanat ürününü bir tür cep evren gibi düşünüyorum, üreticinin kurallarını belirlediği bir paralel kurgu. Buna şahit olan, deneyimleyen kişinin dönüşmesi sanırım bizzat bu kurguyu üretenin bu üretimle dönüşmesinden geçiyor. Üreticisini olduğundan başka bir şeye evriltmemiş bir işin dönüştürücülüğüne inanmıyorum pek.
Size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
İş üreticisi olarak hep çizgi romanlardan ve onların kurgu biçimlerinden etkilendim; Neil Gaiman, Dave Mckean… Yaratmaya ve her performansta tekrar dönmeye çalıştığım sahne personası için Safiye Ayla’dan Tori Amos’a Sandman’dan Mecusilere bir çok farklı “hikaye anlatıcısı”ndan çaldım.
Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
İş üretmek benim için gerçek hayatımda İlyas kişisi ile altından kalkamadığım “gerçek” bir sorun olunca başlıyor; bir kayıp bir ayrılık bir kafa karışıklığı ya da aniden beliren bir mutluluk. O anda o sahne personası ile o sorunu tekrar ve tekrar hem yaşayıp hem de dışarıdan bakabileceğim bir alt evren yaratırım. İş, esasında benim için o noktada bir ritüele dönüşür. Evet, rüyaları severim, beni götürdükleri yerlerden cebim dolu dönerim :)
Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Yapıtı üretmeye başlamadan çok önce kafama takılmış “isim”ler aniden yerlerini bulurlar genelde.
Söyleşinin devamını okumak için tıklayın: unlimited
28 Şubat 2021 Pazar
on soruluk sohbetler 28: bahar temiz
Performans sanatçısı Marina Abramović ve kurucusu olduğu Marina Abramović Enstitüsü’nün (MAI) Sakıp Sabancı Müzesi’nde 31 Ocak 2020’de açılan Akış / Flux sergisi pandemi nedeniyle uzun bir süre kapalı kaldı, daha sonra alınan önlemlerle, lakin insanların bir mekanda toplanmaya ve bir topluluk oluşturmaya daha temkinli yaklaştığı bir dönemde yeniden ziyarete açıldı. Sergide Abramović’in performanslarının dokümantasyonlarının yer aldığı ana bölüme eşlik eden canlı performans programına, yapılan açık çağrı sonrasında Türkiye’den 12 sanatçı davet edildi. Biz de sergide hem pandemi öncesi hem de pandemi esnasında ‘canlı’ performansları ile yer almış bu sanatçılarla On soruluk sohbetler serimize devam ediyor ve ilk sohbetimize Bahar Temiz ile başlıyoruz.
Fransa’da yaşayan koreograf, dansçı ve çağdaş dans eğitmeni Bahar Temiz İstanbul’da, Akış / Flux sergisindeki BUZ adlı performansı öncesinde en son 2018’deki 22. İstanbul Tiyatro Festivali’nde Marc Vanrunxt’un onun için tasarladığı White on White adlı solo yapıtı sunmuştu. Temiz iki yıllık bir hazırlık sürecinden sonra Ekim 2020’de, Platform 0090 ile KVS (Kraliyet Flaman Tiyatrosu) ortak yapımı olarak Brüksel’de KVS BOX’da ICE adlı solo yapıtının prömiyerini gerçekleştirdi. Temiz ICE’ta Antarktika’ya yapılan keşif seyahatlerinden ve Rebecca Solnit’in The Faraway Nearby isimli kitabından esinlenerek insanın bir yandan dünya/doğa ile, bir yandan da kendi doğası/dünyası ile yaşadığı bitmez-tükenmez mücadelesini bedenselleştiriyor.
Performansın özü sizce nedir? Performansı günümüzde nasıl tanımlarsınız?
Bence performansın işlevi, izleyicilerin katılımıyla, o an orada olması haliyle, izleyiciyi hayatlarındaki nesnellikten çıkarıp kendi içlerine sokuyor olması. Ve hatta bu düşünceyi bir adım daha ileri götürüp, bir tür özneler arası iletişim yarattığını söyleyebilirim. Orada gerçekleşene tanık olan bireylerin toplamının ötesinde, bir topluluk oluşuyor. Bu durum, tabii ki performans sanatının kavramsal ve çağdaş boyutuyla kısıtlı da değil; kökleri Yunan tragedyasına ve belki daha öncelere dayanan tarihsel ve törensel bir olgu. O anda orada olma halini paylaşmak. Her şey basit, kendiliğinden ve doğal bir şekilde gerçekleşiyor gibi görünse de, bu doğallık ve buradalık hissi büyük bir hazırlık ve kararlar sürecinden geçiyor. Ve bu yüzden de, bir sanat pratiğinden ve işi sanat olan kişilerden bahsediyoruz. Yani performans denince, herhangilikten çıkıp tam olarak da bu diyebilen ve kendini sorgulayan bir buradalık hali söz konusu bence.
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Sanatın bedenselliğine ve bedenselliğin dönüştürücü gücüne inanıyorum. Yani evet!
Size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
Dans alanında, Merce Cunningham’ın çağdaşı birçok sanatçı ile ortaklaşa yaptığı çalışmalar beni çok heyecanlandırıyor. Onun sanatında, estetiğin ötesinde bir düşünme sürecini görebiliyorum. Beraber çalışma şansım olan insanları da saymak isterim. Marc Vanrunxt, Pol Matthé ve Charo Calvo beraber çalışmaktan büyük haz ve ilham aldığım sanatçılar. Son olarak da, sanırım bir alan belirtmem gerekirse; görsel sanatlar izleyiciye (ya da katılımcıya) özgürlüğünü verirken, bir yandan da bedeni içine alan mekanlar yaratmasıyla bence en güçlü formlardan bir tanesi. Bu alanda aklıma gelen ilk isimler: James Turrell, Jeanne-Claude ve Christo, Olafur Eliasson ve Francis Alÿs.
Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
Rüyalarımı kendim için yazıyorum ama proje yapmak için fazla kişisel bulduğum bir materyal. Yaptığım araştırmalar, benim için sadece bir ekiple gerçekleştiklerinde anlamlı. Ve bunun için de, ortak bir dil bulmak en önemli husus. Amacım her zaman, ortak referanslar bulup fikirlerimi paylaştığım kişilerle, beraber bir hayal kurmak. Bir iş üretirken, tek bir fikirden sonsuz sayıda yeni dala atlıyor, filmler, tarihi veriler, felsefe, edebiyat, bilim, google, youtube, wikipedia, bulabildiğim her tür kaynaktan yararlanıyorum. Saf bir dil yaratmaya çalışsam da, üretme sürecinde biraz fazla dağıldığımı ve toparlanmakta zorlandığımı söyleyebilirim.
Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Ad verme meselesi, beni en zorlayan şeylerden bir tanesi. ICE’ta isim sürecin ortalarında, bir Rebecca Solnit kitabından geldi. Ondan öncesinde 1,5 sene boyunca başka bir başlık altında çalışmıştım. Şu an çalıştığım PUNKT ise, daha fikir ortaya ilk çıktığında, ICE’ın prömiyerinden az önce, Pol, Charo ve Marc’a danışarak en baştan belli oldu. Değişeceğini de açıkçası düşünmüyorum. ZEE’yi yaparken sanırım 5 farklı isimden sırasıyla geçtik. Bayağı yıpratıcı bir dönem oldu. Çünkü isim oturunca artık ne yaptığımı biliyor oluyorum.
Söyleşinin devamını okumak için tıklayın: unlimited
20 Şubat 2021 Cumartesi
on soruluk sohbetler 27: ekin bernay
Dünyada birçok yerde halen müzelerin fiziken gezilemediği şu pandemi günlerinde, Londra’nın ‘boş bir mekana’ dönüşen görkemli Tate Modern müzesinde ve fiziken gezilemeyen ancak çevrimiçi hakkında bilgi edinilebilen Bruce Nauman sergisi paralelinde, TERRA American Art Foundation desteği ile 4 Şubat-4 Mart tarihleri arasında çevrimiçi olarak önceden kaydedilmiş performansların izlenebildiği Resilient Responses (Dirençli Yanıtlar) etkinliği ‘ziyarete açık’. Annie Bicknell ile Ese Onojeruo’nun küratörlüğündeki ve Tate Modern’de karantina zamanında boş ‘Tank’larda kamera için canlı olarak gerçekleştirilen ancak bugün izleyicinin kayıtları aracılığıyla erişebildiği bu performansları, performans, dans ve müzik alanında çalışan, aralarında uluslararası performans sanatı platformu Performistanbul sanatçısı Ekin Bernay’ın da bulunduğu sanatçılar gerçekleştirdiler. Biz de bu vesile ile Ekin Bernay’ı On soruluk sohbetler'imizin birinde misafir ettik.
Fotoğraf: Guillaume Valli, Tate Modern
Performansın özü sizce nedir? Performansı günümüzde nasıl tanımlarsınız?
Özünde sanat ve yaşam arasındaki boşlukta, hatta üst üste bindikleri noktalarda ortaya çıkan yaratımlar benim için. Bazen bir aksiyon, bazen bir aksiyonsuzluk. Mekanla ilişki, kurulan veya seçilen yaşam alanı ona destek olan önemli öğeler. Performans yaşayan bir şey; kendine ait bir kalp atışı, kendine ait bir nefesi var. Bu bazen sanatçı üzerinden, bazen katılımcı üzerinden canlı kalıyor. Bazen bir çekmecede yıllarca birkaç cümle halinde uyuyor.
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Sanatın dönüştürücü gücü, benim en çok inandığım şeylerden biri. Güneş kadar ortada benim için sorgulanamaz bile varlığı. Belki de sanatın yapabileceği en önemli şey dönüştürmek. Düşüncelerimizi, duygularımızı, bakış açımızı, hayatı deneyimleme şeklimizi her şeyi değiştiriyor. Her duyumuzu tetikleyebilir, geçmişle yüzleşmemize yardım edebilir, sevgiyi doğurabilir. Sanat bize yaşadığımız hayatı sürekli tekrar tekrar anlatan, en kıymetli aynamız. Benim için tüm anlam sanatın içinde gömülü.
Size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
Çok insan hatta çok varlık bana ilham veriyor. Bir isim söylemek her şeyi silmek gibi geliyor şu an. Belli dönemlerde takıldığım konular ve kişiler oluyor. Tabi bir de sürekli takılı kaldıklarım var...
Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
İlham konusundaki yelpazem çok genişledi. Rüyalarımın mutlaka etkisi olmuştur. Bazen fikrin kendisi kaynakları belirliyor. Bazen izlediğim, okuduğum bir şey aniden bir şimşek çakıyor aklımda. Yolculuk yapabildiğimiz zamanlarda yolculuklar bunun için bana çok iyi gelirdi. Yolda olma hali bazı kanalların açılmasına çokça aracı oldu. Kendimi yatağıma kapatıp, koza gibi battaniyelerin altında zorladığım süreçler de oldu. Genelde karanlık, sessizlik ve gece saatleri yardım ediyor.
Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Genelde adı artık paylaşılacağı zaman belli oluyor. Üretim sürecinin sonlarına doğru. Tam olarak şekillendirmeden adını vermektense, neredeyse doğduğunda diyebilirim.
Söyleşinin devamını okumak için tıklayın: unlimited
24 Ocak 2021 Pazar
9 Ocak 2021 Cumartesi
dolunaya övgü : tonada de luna llena
siz siz olun, akademik bir makaleye çalışırken, sözlü şarkı dinlemeyin.. spotify'da "haftalık keşif" açıktı, sıradaki şarkı çalmaya başladığında, melodisi tanıdık geldi: adını ezbere bilmiyordum ama şarkının her viraj alışına çok iyi aşinaydım.
evet, tanıyordum bu şarkıyı, hatta çok da seviyordum.. şarkı dikkatimi ilk, bir kaç yıl önce işsanat'ta silvia perez cruz konseri sırasında çekmişti. cruz'un bu şarkının da içinde olduğu albümünü defalarca dinledim; yerel ispanyolca şarkılara yaylı çalgılar eşliğinde yaptığı cazvari yorumu çok yakıştırdım. cruz'un mezzo ve puslu sesine de hayran kaldım.. yukarıda ilk paylaştığım video, istanbul konserindeki kadroyla arles'da roma uygarlığı'ndan kalma bir açıkhava tiyatrosunda verdiği konserden..
akademik makaleyle uğraşmak pek keyifli bir şey değildir, en azından benim için. o yüzden, çalışırken, her an kaçacak/kaytaracak yer ararım. bu sefer bir şarkıya sığındım. spotify'a şarkının adını yazdım: "tonada de luna llena". "tüm şarkıları gör" listesindeki sayısız yorumu arka arkaya dinledim. farklı yorumlardan da olsa aynı şarkıyı arka arkaya dinlemekten bırakın sıkılmak o kadar keyif aldım ki bir de şarkının adını verdiğim çalma listesi yaptım, sevdiğim yorumları oraya sıraladım. merak edenleriniz tıklasın.
yetinmedim tabii, şarkıyı araştırmaya başladım. önce sözlerini merak ettim, ispanyolcasını bulup google translate'te ingilizceye çevirdim. luna'nın ay olduğunu biliyordum, tonada de luna llena ise "dolunayın sesi"ymiş meğer. şarkının sözleri dolunaya bir övgü adeta, ama tabii dolunayın getirdiği her türlü hisle birlikte; esriklik, haşinlik, tutku, hayranlık, gizem.. ekşisözlük'te birisi can yücel vari serbest bir çeviri yapmış, hiç fena değil. merak edenleriniz tıklasın.
yine ekşisözlük'teki yazılardan şarkının almodovar'ın "a flor de mi secreto" (sırrımın çiçeği) filminde kullanıldığını öğrendim. o filmi izlerken fark etmemiştim, halbuki almodovar filmlerinin müziklerinin sıkı takipçisiyimdir, bu aradan kaçmış.
bir şarkının isminde "ay" geçer de pina bausch bir yapıtında kullanmaz mı. tabii ki kullanır. pina, abd'deki üç üniversitenin ortak yapımcılığıyla 1996'da gerçekleştirdiği "nur du" (ünlü "only you" şarkısının almancası) isimli yapıtında simon diaz'ın bu şarkısının yanısıra, adında yine ay geçen "luna de margarita"yı da kullanmış. "nur du"yu 2012'de wuppertal'de seyretmiştim, bu şarkılar hatırımda yer etmemiş. yapıta dair o zamanki izlenimlerimi merak edenleriniz tıklasın.
ve yine ekşisözlük'ten caetano veloso'nun o tüyler ürpertici güzellikteki istanbul açıkhava konserinin bis parçısının bu olduğunu öğrendim. o konserdeydim, ama bundan ziyade başka şarkıları kaldı aklımda..
her şeyin -kıymetini anlamanın- bir zamanı var, bu şarkının kıymetini anlamak için de silvia perez cruz'u beklemeliymişim.. bu sefer caetano veloso'nun yorumuyla gelsin şarkı:
"tonada de luna llena" çok ünlü bir venezuela şarkısıymış. spotify'daki sayısız yorumundan belli ne kadar ünlü ve sevilir olduğu. bir yerde "venezuala'nın dna'sına sinmiş ilahi bir marş" olarak tarif edilmiş hatta.
şarkı simon diaz'a aitmiş. diaz venezuela'nın en ünlü halk müziği bestecisiymiş, hatta yerel venezuela müziği musica llanera'yı yeniden canlandıran kişi olarak kabul ediliyor. diaz ile ilgili ingilizce bulabildiğim en kapsamlı kaynak, 2014 yılında öldüğünde guardian'da çıkan bir anma yazısı. bu yazıyı merak edenleriniz tıklasın.
1973'te bestelediği şarkının orjinal halini dinlemeyip, simon diaz'a bir selam göndermeden olmaz:
kendimi alamayıp internetin gayya kuyusunda araştırdıkça, şarkıyla ilgili başka güzellikler keşfettim. mesela barselona'lı bir ilüstratör alejandro alonso şarkının sözlerinden yola çıkarak bir booklet tasarlamış, tumblr sitesine koymuş, indirip, basıp kendinize bir tane yapabiliyorsunuz. merak edenler tıklasın.
şarkının, tüylerimi zevkten ürperten başka bir yorumuyla yazımı bitiriyorum; öyle böyle değil, döndürüp döndürüp dinlemelik.. ama masaüstünün diğer ekranında makale de bekliyor uzun zamandır.. ne yapmalı..


























