27 Aralık 2011 Salı
TEB oyun 11, güz 2011

- Koşun... hepinizi kurşun eritmeye çağırıyorum, Üstün Akmen
- Editör yazısı, Tijen Savaşkan
DEĞERLENDİRME
- Çıplak gerçeğe uyanmak, Dikmen Gürün
ELEŞTİRİ
- Kevin Spacey'in III. Richard'ı, Özdemir Nutku
- Kırmızı'da kırmızı yoktu, Hasan Anamur
- Ölüm ve suçluluk üzerine görkemli bir gösteri, Zehra İpşiroğlu
- Felsefe, aşk ve siyaset üçgeninde Aşkın Sıradanlığı, Metin Boran
- Hiçlikte biten merdivenler ya da oyunun gerçekliği, Selen Korad Birkiye
DANS/PERFORMANS
- Paris izlenimleri, Kerem Özel
- iDANS festivali, Eylül Akıncı
SÖYLEŞİ
- Engelsiz Hamlet, Tijen Savaşkan
ANILAR
- Ordu'da tiyatro yapmak!, Ali Dilber
DOSYA
- Beklan Algan vizyonu, Cüneyt Yalaz
- Beklan Algan için dahilden gazel, Macit Koper
- Beklan Algan ve Deneme Sahnesi, Tijen Savaşkan
KİTAP TANITIMI
- Tiyatro gemisinde kaptanın tutturduğu doğrultu: "Seyir Defteri-2", Üstün Akmen
ANMA
- Dame Ninette de Valois Madam ve Türk Balesi, Osman Şengezer
- Madam'ı torunları andı, Üstün Akmen
ARDINDAN
- "Bana Seni Gerek Seni" Sanat dünyasından bir yıldız kaydı: Esin Afşar
HABERLER
- Paris'te tiyatroya saldırı
- Georges Banu'nün Robert Sturua üzerine mektubu
- Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Tüyap Paneli "Hem Düş Hem Gerçek Tiyatro"
- Bolşoy Tiyatrosu yeniden açıldı
26 Aralık 2011 Pazartesi
25 Aralık 2011 Pazar
24 Aralık 2011 Cumartesi
20 Aralık 2011 Salı
uzak durulası: "carnage/acımasız tanrı"

yönetmen koltuğunda roman polanski.. dört oyuncudan biri, merly streep'den sonra en çok sevdiğim amerikalı kadın oyuncu jodie foster.. uyarlandığı oyunun yazarı ve filmin polanski ile birlikte senaristi yasemin reza.. dört oyuncudan erkek olan diğer ikisi, christopher waltz ve john c. reilly de fena değildirler.. bu film kötü olabilir mi; olur.. oldu!
nerede geçen yıl istanbul devlet tiyatrosu'nda celal kadri kınoğlu'nun rejisiyle sahneye konan ülkü duru, zerrin tekindor, zafer algöz ve işdar gökseven'li muhteşem "vahşet tanrısı"! nerede; bir taraftan kasıklarımıza kadar güldürürken, bir taraftan da bütün satıraralarını fark etmemizi sağlayan kınoğlu rejisiyle gözlerimizn önüne serilen muhteşem "uygar insan eleştirisi" oyun!
jenerikler dahil 79 dakikalık film için girdiğiniz sinemada yarım saat reklam seyretmek de cabası!
"carnage" büyük bir hayalkırıklığı!
kırmızı eşofman-üstü giyenlerin hikayesine devam...

dardenne kardeşlerin her filmini banko severim diyemem. bazıları içime dokunur, bazıları biraz teğer geçer. "söz" ve "çocuk"ta çarpılmıştım, "oğul" ve "lorna'nın sessizliği" çok etkilememişti beni. dardenne'lerin son filmi, cannes'da "bir zamanlar anadolu'da" ile büyük ödülü paylaşan "bisikletli çocuk" (le gamin au vélo) içime dokunanlardan oldu. sanki "çocuk"daki bebeğin ergenliğe ayak basmadan önceki halini çekmişler dardenne'ler.
senaryoda, görüntü yönetiminde, kurguda yine abartısız, süssüz, çıplak gerçekçilik; doğal, belki de amatör oyunculuklar; kahramanları yakından izleyen kamera; basit, gündelik bir hikaye.
beethoven'in 5 numaralı imparator lakablı piyano konçertosunun adagio bölümünden alınmış kısacık pasajlarla bölünmüş cyril'in hikayesi neyse ki tünelin ucundan görünen ışıkla bitiyor. şahsen, bazı ken loach ve dardenne filmleri gibi karanlık, çıkışsız bir sona tahammül edemezdim; bence filmdeki cyril ile samantha da. film sonları sözkonusu olunca öyle "pollyannacı" değilimdir ama film boyuca hikayesine ortak olduğunuz 8-10 yaşlarındaki cyril'in nefes almasını daraltan çemberi yırtmasını diler, ister ve tanık olur olmak istiyorsunuz. dardenne'ler de sağolsunlar, bu sefer bunu seyirciden esirgemiyorlar.
19 Aralık 2011 Pazartesi
zehra yıldız'ı bir kere daha, aryalarla andık...

aramızdan ayrılışının 14. yılında zehra yıldız'ı andık dün akşam. bu sefer, istanbul'da sahneye çıktığı son salondaydık; cemal reşit rey konser salonunda.
eski yıllardaki kadar kalabalık değildik sanki; belki duyurusu mu yeterince yapılamadı... 17 milyonluk istanbul'da 600 kişi çıkmadı demek ki, türkiyeli opera sanatçılarının en iyilerini bir gala konseri mantığında bir araya getiren bu konseri merak eden ya da zehra yıldız'ı anmak isteyen...
salonda 600 kişi değildik, biletler kapışılmamıştı, kapıda karaborsa bilet arayan yoktu ama içerde dünya operalarında sahneye çıkan şancılarımız vardı: bas burak bilgili, soprano hale soner, tenor murat karahan ve bariton kartal karagedik. ayrıca; leyla gencer yarışmasında ödül almış mezzosoprano anna lapkovskaya ve piyanoda sergey gavrilov.
gecenin yıldızları bilgili-soner-karagedik üçlüsüydü. gerek ikili gerek sololarında, müzikal kalitelerine tiyatral kabiliyetlerini de katarak müziği seslendirmekten öte canlandırdılar.
"italya'da bir türk" düetinde soner ve bilgili, "don pasquale" ve "i purtiani" düetlerinde bilgili ve karagedik, "şen dul" düetinde soner ve karagedik hem başarılı yorumlarıyla kulaklarımıza hem de küçük tiyatral jestlerle gözlerimize ziyafet çektiler. hele, bilgili ile karagedik'in don pasquale - malatesta düeti piyanisti de içine alan dinamik, yaratıcı ve komik buluşlarla zenginleştirilmişti.
hale soner ilk yarıda bernstein'in "candide" operasından eğlenceli ve neşeli "glitter and be gay" aryasında ve ikinci yarıda "la traviata"dan violetta'nın aryasında, anna lapkovskaya "samson ve dalila"dan ünlü aşk aryası "mon coeur s'ouvre a ta voi"da, murat karahan falvo'nun ünlü napoliten şarkısı "dicitencello vuie"de parladılar.
gecenin en dokunaklı, duygulu aryasıysa burak bilgili'nin muhteşem yorumundan dinlediğimiz verdi'nin "don carlo"sundan "ella giammai m'amo" (o beni hiç bir zaman sevmedi) idi.
dolu dolu iki saat süren anma gecesi, her zamanki gibi zehra yıldız'ın görüntüleriyle başladı; bu sefer, 1989'daki bir televizyon kaydından, rossini'nin "2. mehmet" operasından bir aryada izledik yıldız'ı. yıldız'ın görüntüsü de bütün gece boyunca, sahnenin arkasındaki perdeden bizleri ve "zehra'nın genç solistleri"ni izledi.
sahnenin kenarında hazırlanmış köşede yıldız'ın resminin etrafını çevreleyen çiçekler, gece sonunda genç solistlere verildi; sanki zehra yıldız takdim etti o çiçekleri sahnedeki genç sanatçılara, sanki çiçekler ondandı...
önümüzdeki yılki zehra yıldız anma gecesinde daha kalabalık olmak dileğimle...
18 Aralık 2011 Pazar
rus esintileri

istanbul'da havalar daha adamakıllı soğumadı ama, rusya üzerinden müzikal esintiler şehrin sınırlarından girdi ve ocak'ın ilk günlerine kadar devam edecek.
16-17 aralık cuma-cumartesi akşamlarında ankara'nın özel orkestrası bilkent senfoni sadece rus bestecilerden oluşan programıyla lütfi kırdar'da konuğumuzdu. cumartesi akşamki konseri izleyebildim. kallavi bir programdı: önce mussorgsky'den moskova nehrinde tan, ardından emre elivar'ın solistliğinde rachmaninov'dan 3. piyano konçertosu, elivar'dan biri bach diğeri mozart'tan iki bis ve ikinci yarıda çaykovski'nin 5. senfonisi.
konser olağanüstü değilse de, iyiydi. abartısız ve "beyefendi" şef ışın metin yönetimindeki orkestra doyurucuydu. elivar'ın solistliği etkileyici, bisleri sevimliydi. (elivar meğer bu konçertoyu 11 yıl önce ilk defa bilkent senfoni eşliğinde yorumlamış. o zaman verdiği bisin aynısını çalacağını söyledi.)
ne yazık ki salon boştu. istanbullular borusan filarmoni olmadı mı ya da konser işsanat'ta gerçekleşmedi mi pek rağbet etmiyorlar. istanbul'da konsere gitmek "sanatsal" değil, sosyal bir etkinlik olduğundan belki de.
umarım bu durum bilkentlilerin moralini bozmaz, sezon içinde istanbul'a turneye gelmekten çekinmezler.
[yıllar önce başka bir ankaralı organizasyon, gezici festival, ilk defa düzenlenirken istanbul'a da uğramıştı. kentimizin "vakıf"ı kendilerine pek konuksever davranmamış, hatta o zamanlarki fısıltı gazetesine göre "kösteklemek" için elinden geleni yapmıştı. ne yazık ki sinemaseverlerimiz de, bir-iki seans (trier'in "krallık"ı mesela) hariç, ilgilenmemişti gezici festival ile.
onlar da bir daha uğramadılar zaten; onlara kucak açan başka kentlerde, sinemaya hasret anadolu kentlerinde gezinir oldular.]
lütfi kırdar'ı dolduramayanların çoğu da ne yazık ki konser adabından nasiplerini almamış "kentlilerimiz"di. hiç bir bölüm arasını kaçırmadan canla başla alkışladılar. kendilerini kutluyorum.
[acaba artık istanbul'da klasik müzik konserlerinde sadece tek bölümlü yapıtlar mı çalınsa; üvertürler, senfonik şiirler, aryalar. böylece "arada alkış" stresinden kurtulmuş oluruz!]
rus esintisinin devamı 20-21 aralık salı-çarşamba yine lütfi kırdar'da bu sefer borusan filarmoni eşliğinde fazıl say'dan çaykovski 1. piyano konçertosuyla devam edecek.
28 aralık'ta cemal reşit rey konser salonun'da çaykovski senfoni orkestrası vladimir fedoseyev şefliğinde stravinski'den "petruşka" ve çaykovski'den "fındıkkıran bale süiti"ni yorumlayacak.
03 ocak 2012'de, yeni yılın ilk günlerinde, valery gergiev yönetimindeki mariinsky tiyatrosu senfoni orkestrası'nın işsanat'taki konseri rus esintisini fırtınaya çevirecek. bu sefer daniil trifonov çaykovski'nin konçertosunu yorumlayacak; programda ayrıca wagner'den üvertür ve berlioz'dan "fantastik" var.
[son dört konserin biletleri "tükendi" deniyor! anlaşılan, ruslara ve borusancılara gösterdiğimiz ilgiyi ankaralılardan esirgemişiz...]
17 Aralık 2011 Cumartesi
kategorisiz* filmlerim

la chasse aux papillons, otar iosseliani (1992)

kaos, paolo & vittoria taviani (1984)

mystery train, jim jarmush (1989)

les deux anglais et le continent, françois truffaut (1971)

rashômon, akira kurosawa (1950)

la nuit de varennes, ettore scola (1982)

yer demir gök bakır, zülfü livaneli (1988)

muhsin bey, yavuz turgul (1987)

eternal sunshine of the spotless mind, michel gondry (2004)

chungking express, wong kar-wai (1994)

fallen angels, wong kar-wai (1995)

exotica, atom egoyan (1994)

distant voices still lives, terence davies (1988)

tess, roman polanski (1979)

the dead, john huston (1987)

kafka, steven soderbergh (1991)

last night, don mckellar (1998)

mon oncle, jacques tati (1958)

playtime, jacques tati (1967)

being there, hal ashby (1979)

lost in translation, sofia coppola (2003)

gizli yüz, ömer kavur (1991)

annie hall, woody allen (1977)

lenny, bob fosse (1974)

naked, mike leigh (1993)

la reine margot, patrice chereau (1994)

short cuts, robert altman (1993)

paradise now, hany abu-assad (2005)

pulp fiction, quentin tarantino (1994)

lola rennt, tom tykwer (1998)

trainspotting, danny boyle (1996)

25th hour, spike lee (2002)
*2011 süresince yayınladığım "filmlerim" serisi sinema'nın doğumgünü 28 aralık'ta "sinema filmlerim" ile sonlanacak. ondan önce son bir defa, herhangi bir kategoriye sokamadığım, belki de kategorileştirmeye kıyamadığım filmlerden oluşan bir liste yapıyorum.
"filmlerim" listeleri yaşadığım ve bu blogu devam ettirdiğim sürece beni etkileyen filmlerle gelişmeye devam edecekler...
Etiketler:
akira kurosawa,
atom egoyan,
filmlerim listesi,
jacques tati,
jim jarmusch,
mike leigh,
otar iosseliani,
robert altman,
roman polanski,
sinema,
spike lee,
tom tykwer,
wong kar-wai,
woody allen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







