mehmet kerem özel'in hayata ve sanata dair yaşadıklarını, takip ettiklerini, tanık olduklarını ve izlenimlerini paylaştığı günlüğü. [for english version please visit danzon2017.blogspot.com.tr]
30 Nisan 2026 Perşembe
28 Nisan 2026 Salı
26 Nisan 2026 Pazar
25 Nisan 2026 Cumartesi
24 Nisan 2026 Cuma
steps! festivali'nden izlenimler - III : people watching'den "playdead"
Ruben Ingwersen, Jérémi Levesque, Natasha Patterson, Brin Schoellkopf, Jarrod Takle ve Sabine Van Rensburg’un 2020 yılındaki pandemi kapanması sırasında biraraya gelerek kurdukları People Watching, Montreal merkezli bir kolektif. Daha önce The 7 Fingers, Circa, Cirque du Soleil, Cirque Éloize gibi topluluklarda ve Broadway’deki gösterilerde çalışarak her biri kendi alanında kendini kanıtlamış bu altı çağdaş sirk sanatçısının hedefi, çağdaş sirk sanatını yeniden yorumlayarak kendilerine özgü bir dil yaratmakmış. Bunun için de yukarıda adını saydığım toplulukların işlerine hakim olan görkem ve yeteneklerin sergilendiği alışılagelmiş sirk rutinleri yerine çağdaş dans ve fiziksel tiyatrodan beslenen, üç disiplinin kesişiminde yapıtlar üretmek üzere yola çıkmışlar. Halen dünyayı gezmekte olan, 2023 tarihli ilk yapıtları “Play Dead” tam da bu minvalde, yetenek gösterilerinin birbiri ardı sıra dizilerek sergilenmesi yerine, -adeta teyel yapar gibi seyrek ve hafif bir şekilde birbirlerine tutturulmuş olsalar da- çağdaş sirkin fiziksel tiyatro ve dans ile entegre edildiği bir gösteri.
“Play Dead” içerik olarak ise, bir ev ortamındaki insanların arasında vuku bulan gündelik ve sıradan ilişkilerin ve karşılaşmaların içinde gizlenmiş küçük kıvılcımları, sürreal ve absürd durumları ortaya çıkarmaya yönelik, iç içe geçmiş ve mizah dolu kısa öykülerden oluşan bir anlatıya sahip. Bu anlatı doğrusal değil, aksine; tanıdık ve rahatsız edici, grotesk ve hassas anların akıcı bir sahne diliyle güçlü ve şiirsel imgelere dönüştürüldüğü bir mozaik sunuyor.
Bir evin salonunda birbirleriyle ve salondaki eşyalarla karşılaşan figürlerden ve durumlardan bazıları şunlar: Diğer dünyayla bağlantısı varmış gibi duran ağır, kunt bir gardıropla adeta güreşen ince, hafif bir kadın, bacakları kırılıp eğimli bir platforma dönüşen bir masada bıkıp usanmadan kayarak dans eden iki adam, kollarıyla bir perdeye asılıp sarkan kadın, S şeklindeki tête-à-tête koltukta kıvrılarak birbirleriyle etkileşime giren kadın ile adam, çubukların ucuna takıp döndürdüğü tabakları düşmesinler diye kovalayan adam, ardarda dizdiği şampanya şişelerinin ucuna basarak yürüyen adam… Sigara içmek için yakmaya çalıştığı çakmağı bir türlü yakamayan adamın o başarısız anda takılı kalan tekrarı… Adamın ona nefessiz kalırcasına anlattıklarından sıkılan kadının suratı adamı dinliyormuş gibi dururken iç dünyasının yansıması olarak bedeninin, geriye doğru kıvrılıp ondan uzaklaşmaya çalışan tepkisi… Sahne kapkaranlıkken seyirciye paralel hat boyunca iki yana sallanan ışık spotunun o sırada aydınlattığı sahne kısımlarında yapılan hareketlerin, ilişkilerin, karşılaşmaların o anda görünür olan halleri... Salınan spotun bir anda ipinden kopartılıp sahnedeki figürler arasında yakar top gibi paslaşılmasıyla, spot sahnede nereye tutulursa oranın seyirciye görünür kılınması…
“Play Dead” tam da “ölü taklidi yapmak” anlamına gelen adına öykünerek; oyun ile ölüm, neşe ile acı, sevinç ile hüzün, hafiflik ile geçicilik arasında sürekli gidip gelen ama hep de dengede, o ikiliklerin aralarında kalan anlarda asılı kalma duygusunu yaşatıyor seyirciye.
Kolektifin bu yılın sonunda prömiyer yapacak olan ikinci çalışmasını merakla bekliyorum…
Bütün fotoğraflar ve videolar Mehmet Kerem Özel'e aittir. (21.03.2026, Lokremise St. Gallen)
Bu yazının bir versiyonu Kineo Dergi'de yayımlanmıştır.
22 Nisan 2026 Çarşamba
steps! festivali'nden izlenimler - II : sharon eyal'den "ima"
GöteborgsOperans Danskompani’nin Double Bill’inin ikinci yapıtı eski Batsheva dansçısı ve artistik direktörü Sharon Eyal’in “ima”sıydı. “ima”, son yıllarda dünya çapında gerek kendi topluluğuyla, gerekse de davet edildiği sayısız toplulukla ürettiği yapıtlara büyük bir ilgi ve talep olan Eyal’in GöteborgsOperans Danskompani için tasarladığı dördüncü gösteri. GöteborgsOperans Danskompani Eyal’in, şimdiye kadar altı yapıt sahneye koyduğu NDT’den sonra en fazla işbirliği yaptığı topluluk. Dolayısıyla GöteborgsOperans Danskompani’nin dansçıları Eyal’in özgün koreografik dünyasına aşikar olmanın ötesinde alışıklar da. Yıllar içinde birbirini tanımış olmanın verdiği güven gerek koreografideki cesaretten gerekse de dansçıların bedenlerinden okunuyordu.
Yapıtları hakkında kaleme aldığım daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Eyal, güçlü bir bedenselliğin hakim olduğu çalışmalarıyla, günümüz dans sahnesinin bildik hareket dağarcığının yanısıra beden ifade biçimlerine de meydan okuyan ve bu haliyle, gerek hareket dili gerekse de estetik dili damga gibi ilk bakışta tanınabilen az sayıdaki koreograftan biri. Peki, Eyal’in yapıtlarının, onlarla nerede karşılaşsanız hemen tanımanızı, başka birininkiyle karıştırmamanızı sağlayan özellikleri neler diye sorarsanız, -kişisel cevabımı daha önceki yazılarımdan birinden aynen alıntılarsam- şöyle olur: “Eyal’in yapıtlarında odak tamamıyla dansçıların bedenlerindedir; bedendeki her bir tekil kas parçasının hareket olanakları sonuna kadar araştırılmıştır ve tüketiliyordur. Özellikle neredeyse bütün yapıt boyunca ayak parmakları üzerinde hareket etmek hem dans eden bedene hem de seyreden bedene müthiş bir enerji ve gerilim yükler. Biçimsel olarak ise onun yapıtlarında genellikle homojen bir genel izlenim yaratan ve minimal hareketlerden oluşan grup koreografisi, solo, duo veya trio danslarıyla ondan sıyrılan bireyler veya küçük gruplar için bir arka plan işlevi görür. Eyal’in yapıtları da bariz anlatılar içermezler; daha çok, insan varoluşunun temel koşullarını ele alan ruh hallerini ve duyguları ortaya sererler.” (“Bir akşam iki dünya prömiyeri”, unlimited, 6 Haziran 2023, https://www.unlimitedrag.com/post/bir-akşam-iki-dünya-prömiyeri)
15 dansçının icra ettiği yaklaşık 40 dakikalık “ima”; koreografik, biçimsel, strüktürel ve de seyircide uyandırdığı duygular açısından tam da böyle bir yapıttı. Adının İbranice'de “anne” anlamına gelmesi benim için seyrederken bariz bir anlam ifade etmedi, ki yapıtın solo, duo ve trio kısımlarında sonradan üç kadın dansçı öne çıkacak olsa da ilk kısmının koreografik olarak baskın figürü bir erkek dansçının solosuydu. Bu rolde Miguel Duarte’nin benzersiz olduğunu belirtmenin yanısıra, özellikle Frida Dam Seidel’in duygusuyla, anda var oluyor olmasıyla ve yüksek seviyede adanmışlığıyla üç kadın solo dansçı arasından sıyrıldığını söylemeliyim.
Bütün fotoğraflar ve videolar Mehmet Kerem Özel'e aittir. (19.03.2026, Kurtheater Baden)
Bu yazının bir versiyonu Kineo Dergi'de yayımlanmıştır.
20 Nisan 2026 Pazartesi
steps! festivali’nden izlenimler - I : tregarthen & raymond'dan "spirit willing"
19-21 Mart 2026 tarihlerinde festival dahilinde Baden ve St. Gallen şehirlerinde gerçekleşen gösterimleri takip etme imkanım oldu. Zürih’e trenle 20 dakika uzaklıktaki şirin kaplıca kasabası Baden'daki 1952 tarihli modernist mimarlık örneği Kurtheater'da İsveç'ten gelen GöteborgsOperans Danskompani (Göteburg Operası Dans Topluluğu)'ndan Double Bill* ve İsviçre’nin kuzeyinde, Barok dönemden kalma kütüphanesi ile ünlü St. Gallen'daki eski lokomotif garajından dönüştürülmüş Lokremise’de Kanada'dan gelen People Watching topluluğundan “Play Dead” adlı gösterileri seyrettim.
Festival sadece gösterilerden oluşmuyordu; amatörler veya profesyoneller için atölye çalışmaları, hip-hop all style dans maçı (dance battle), ilk- ve ortaokullara özel atölye çalışmaları ve gösteriler gibi yan etkinlikler de vardı. Bunlara ek olarak, her gösterim ardından fuayelerde bazen dansçıların, bazen koreografların, bazen de toplulukların genel sanat yönetmenlerinin katıldıkları, yaklaşık yarım saat süren söyleşiler planlanmıştı.
İlginç bir tanesi ise, 19 Mart akşamki gösteri öncesinde benim de katıldığım “Bewegte Einführung”** başlıklı etkinlik idi. Tiyatro binasının şehir parkına bakan bütünüyle şeffaf, adeta ideal bir yoga/dans stüdyosu karakterinde ve yalınlığında olan fuayesinde, gösterimin başlamasından bir saat önce, GöteborgsOperans Danskompani’den iki dansçı, Frida Dam Seidel ile Ursula Urgeles, 15-20 kişilik bir seyirci grubuyla yarım saatlik bir dans seansı gerçekleştirerek; mekana, bedenlerimize ve birbirimize olan farkındalığımızı arttırdılar. Bir dans gösterisi öncesinde, az sonra seyredeceklerimize dair sözel bir sunum dinlemektense, dans ile doğrudan ilişki kurmak özgürleştiriciydi. Bunu, hele de yarım saat sonra sahnede bizzat olağanüstü şekilde dans ettiklerine tanık olacağımız sanatçıların yönlendirmeleriyle yapmak keyifliydi de.
.
“Spirit Willing” GöteborgsOperans Danskompani’nin Steps! festivalinde sunduğu Double Bill programının ilk yapıtıydı. 17 kişilik kalabalık bir dansçı kadrosuna sahip, yaklaşık 30 dakika süren yapıt koreografik olarak kişinin hareket geçme konusunda bedeni ile psişik dünyası arasında yaşadığı tereddütten yola çıkmış: Kişinin psişik ya da bedensel yanlarından birinin içsel direnci onu geri tutup, harekete geçmesini engellerken diğer yanının hareket etme isteğiyle davranması, iki durum arasında, yani eylem ile eylemsizlik arasında sıkışıp kalma hali, azimle bu ara durumu aşma ve ileriye doğru hamle yapma dürtüsü, ve tek bir bireyle başlayan bu değişimin önce küçük, giderek büyüyen jest ve hareketlerle çoğalarak çevredeki diğerlerini de etkileme potansiyeli…
Tregarthen ile Raymond’ın koreografisi bütünüyle bu anafikir ve ondan yola çıkan sorular ve durumlar üzerine kuruluydu. Esas heyecan verici olan ise, ikilinin koreografiye bu anafikir üzerinden yaklaşarak oldukça farklı, yaratıcı, yenilikçi ve bunların sonucunda da etkileyici hareket formlarına ulaşmış olmalarıydı. Kişisel olarak beni daha da etkileyen ise yapıtı, çıkış noktasını gösteri broşüründen veya herhangi başka bir yerden okumadan seyredip, sadece koreografiden bu durumu fark etmiş, “okumuş” olmaktı. Dansçılarının bedenlerinin bazı parçaları, örneğin torsoları öne doğru hamle yaparken, başka uzuvları diğer yöne gitmeye çalışıyordu, ya da bedenlerinin bir uzvunun, örneğin bacaklarının aşırı şekilde bükülerek yükselmesi bedenlerinin diğer parçalarının örneğin başlarının savrulmasına neden oluyordu. Tabii ki bu ikili gerilim arasında kalan bedenlerin dengelerinin; her an bozulma ve her an farklı bir uzuvla tekrar sağlanma halleri de koreografinin çok bariz şekilde okunabilen taraflarından biriydi.
Koreografisinin yanısıra “Spirit Willing”in başka bir övgüye değer tarafı ise ışığıydı. James Proudfoot imzalı ışık tasarımı Tregarthen ile Raymond’ın anafikrine hizmet eder şekilde sahnede hareket eden figürleri sıkıştırıyor, rahatlatıyor, onlara alan açıyor, bazen de alan bırakmıyor, onları çoğunlukla üstten verilen ışıkla ya noktasal alanlarla ya da çizgisel yollarla kısıtlıyordu.
Bütün fotoğraflar ve videolar Mehmet Kerem Özel'e aittir. (19.03.2026, Kurtheater Baden)
Bu yazının bir versiyonu Kineo Dergi'de yayımlanmıştır.
4 Nisan 2026 Cumartesi
Günümüzün belirsizliğine geçmişin dehşetinden bakan sıradışı bir opera projesi
Akşamı hazırlayan ve iki yapıtı da sahneleyen kişi, 1974 doğumlu Belçika asıllı Lüksemburglu tiyatro/opera yönetmeni Stéphane Ghislain Roussel idi. Müzikoloji ve keman eğitimi almış olan ve tiyatro-opera yönetmenliğinin yanısıra sergi küratörlüğü de yapan Roussel aynı zamanda “En vertu de…”nin libretto yazarı.
Roussel Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne dayanan librettosunda Avrupa'da yükselen aşırı sağ, yabancı/göçmen düşmanlığı, İslamofobi ve ayrılıkçı terörizm biçimlerinde kendini gösteren aşırıcılık karşısında Avrupa Anayasası'nın anlamını ironi dolu bir dille sorguluyor. Besteci Birman’ın librettoya müzikal yaklaşımı da bu ironiyi özellikle yapıttaki tek karakter olan Konuşmacı’nın giderek sarkastik şekilde uzayan, esneyen ve deforme olan sesiyle duyulur hale getiriyor.
Roussel operayı Birleşmiş Milletler Ofisi’nin Toplantı Salonu'nda olağanüstü bir oturum formatında kurgulamış; eserin üç üflemeli çalgıdan oluşan müzisyen grubu toplantının podyum tarafında yerlerini alan başkanı ve yardımcılarını, orkestra şefi (ki akşamın ilerleyen dakikalarında “Atlantis'in İmparatoru”nu da o yönetiyor olacak) Marc Hajjar salonun ön tarafındaki konumunda ayakta durarak eseri yöneten olarak parlamento katılımcılarından birini, yapıtın tek insan sesi partisini icra eden bariton Michel de Souza da parlamento katılımcılarından söz alarak konuşma kürsüsüne çıkan Konuşmacı’yı canlandırırken, seyircilere de oturumun katılımcıları rolü veriliyor.
Besteci Ullmann ile libretto yazarı Peter Kien “Atlantis’in İmparatoru” adlı operayı, Nazi döneminde ikisi de Terezin Toplama Kampı'ndayken yaratırlar. Yapıtta, dünyanın büyük bir bölümüne hükmeden Atlantis İmparatoru Heryerde (Almancası “Überall”, İngilizcesi “Overall”) eski müttefiki Ölüm'ün yöneteceği ve dünyadaki herkesin katılarak sonunda kimsenin hayatta kalmayacağı şekilde birbirini öldüreceği bir savaşı ilan eder. İmparatorun küstahlığından rahatsız olan Ölüm başkaldırarak bundan böyle insanların ölmeyeceğini duyurur. Karşıt taraflardan bir asker ile bir kadın asker, savaşmak yerine bir aşk düeti söylerken, dünyada artık ölüm olmadığı için hasta ve acı çekenler kurtuluş bulamazlar. Ölüm tek bir şartla geri dönmeyi teklif eder: İlk ölen kişi imparator olmalıdır. İmparator bunu kabul eder ve veda şarkısını söylerken yapıt sonlanır.
Yapıt müzikal olarak, çeşitli tarzlardan beslenmiştir. Ullmann yapıtında konuşma bölümlerinin yanısıra, halk ezgilerinden ve ninnilerden esinlendiği melodileri ve dönemin popüler müziklerinden alıntıları Wagnervari aryalar ve kilise koro müziği ile iç içe geçirerek yüksek ile popüler kültürü harmanlayan bir ses peyzajı oluşturmuştur.
“… hükmüne göre”de oturum başlamadan önce Toplantı Salonu'na gelerek, önlerde kendilerine ayrılmış koltuklara oturan, 1940'lı yılları çağrıştıran kıyafetler (palto, şapka, kürk) içinde ve makyaj, saç ve sakal biçimleriyle Yahudileri temsil ettiklerini düşündüren kadınlı-erkekli altı figür, “Atlantis’in İmparatoru”nun -Nazi toplama kampı ortamını betimleyen- senografisi içinde de önce sahnede seyirci olarak yerlerini alacaklar, oyun-içinde-oyun mantığında sahnelenen yapıtı seyretmeye başlayacaklar ve ilerleyen dakikalarda darp edilerek, yerlerde sürüklenerek öldürülmeye götürüleceklerdir. Dolayısıyla bu altı figür aynı akşamda yan yana getirilen ve içerik olarak birbiriyle paslaşan iki yapıtı fiziksel olarak da birbirine bağlayan ana öğedir. Böylece, (ikinci yapıttaki) geçmişin dehşetleri ile (birinci yapıttaki) bugünün belirsizlikleri arasında güçlü bağlantılar kurulur, ve otokrasi karşısında demokrasinin kırılganlığı, ama bir yandan da acil olarak gerekliliği ortaya serilmiş olur.
Marc Hajjar yönetimindeki, Ensemble Contrechamps ile Lüksemburg Oda Orkestrası'nın solistlerinden oluşan orkestra, “Atlantis'in İmparatoru”nda sahne üzerinde seyirciye göre sağ tarafta konumlandığı yeriyle; hem yapıtın oyun-içinde-oyun mantığında toplama kampı ortamında sahneleniyor olma mizansenine yer yer bizzat da katılarak katkıda bulundular (ki bu yapıtın yazıldığı tarihlerde toplama kampında sahnelenmesine Naziler izin vermez), hem de yapıtın farklı müzik tarzları arasında gezinen yapısını nüanslı ve başarılı icralarıyla hayata geçirdiler.
“… hükmüne göre”de Konuşmacı'yı sadece ses oyunlarıyla değil, mimikleri ve beden diliyle de oldukça etkileyici şekilde canlandıran bariton Michel de Souza, “Atlantis İmparatoru”nda da İmparator Heryerde rolünde dengeli icrasıyla tam not aldı. Genç şancılardan; Ölüm rolünde bas Julien Segal ile Palyaço rolünde tenor Benjamin Alunni de gerek tiyatral yetenekleriyle, gerekse de Ullmann'ın zorlayıcı müzikal dünyasını icra etme konusunda gösterdikleri dinamik ve zengin vokal performanslarıyla övgüyü hak ederken, yapıtın üçüncü sahnesinde birbirlerine düşmanken aşkı seçen Asker ile Bubikopf rollerinde Pierre Arpin ile Sheva Tehoval de ikircikli ruh hallerinin müzikal icrasında tatmin ediciydiler.
Bu; müzikal, içerik ve lojistik açılarından cesaretli olduğu kadar güncel ve etkileyici proje için, mimarı Stephane Ghislain Roussel'i, yapıtlar arasında ve yapıtların kendi içlerinde ince ince dokuyarak kurduğu ilişkiler ve ortaya koyduğu bütünsel mizansen dolayısıyla kutlamak lazım. Son olarak, projenin başarısında emekleri olan; gerçekçilik ile hayal dünyası arasındaki ince çizgide dengeli bir şekilde salınan senografi ve kostüm tasarımı için Peggy Wurth'u ve titiz olduğu kadar detaycı ışık tasarımıyla Jean-Pierre Michel'i anmadan geçmemek gerektiğini belirtmeliyim.
----------------------------------------------
Bu yazıdaki bütün görseller Mehmet Kerem Özel'e aittir, 14.03.2026 tarihinde Cenevre'de Birleşmiş Milletler Ofisi’nin 1937 tarihli Toplantı Salonu’nda ve Comedie de Geneve tiyatrosunda çekilmişlerdir.
Bu yazı Andante Dergisi'nin çevrim içi websitesinde yayınlanmıştır. Ulaşmak için tıklayın.























































